·
Okunma
·
Beğeni
·
1810
Gösterim
Adı:
Kadim Denizcinin Ezgisi
Baskı tarihi:
Ocak 2010
Sayfa sayısı:
103
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753902618
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Rime of the Ancient Mariner
Çeviri:
Tuğrul Türkkan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
E Yayınları
Baskılar:
Yaşlı Gemici
Yaşlı Denizcinin Ezgisi
Yaşlı Denizci
Kadim Denizcinin Ezgisi
İngiliz edebiyatındaki çok az şiir, dünyevi olmayan güzellik ve dehşeti, 'Kadim Denizci' kadar etkileyici bir biçimde ortaya koyabilmiştir. Şiiri okurken, okuyucunun zihninde, gerçek olamayacak kadar güzel ve dehşetli sahneler ardı ardına canlanır: zümrüt yeşili dev buz dağları, çatırdayan, homurdayan, kükreyen buzullar, uçsuz bucaksız okyanus üzerinde, boyanmış bir gemi resmi gibi hareketsiz kalan yelkenli, lambada bembeyaz dümencinin korku dolu çehresi, ayışığının altında oynaşan deniz yılanları, rüzgarın etkisiyle saz kamışları gibi iç çeken yelkenler, sarp yarlardan fışkıran sular gibi çakan şimşek, hareketsiz rüzgargülü, kan rengi güneş, boynuzlu ay, güvertede kadim denizciye bakan ölü denizcilerin taşlaşmış gözleri, iskelet gemi, ölüm perileri, ruhsuz ölü bedenler ve hepsinin ötesinde, kaderin çizdiği yolda, acılar içinde sürüklenen 'yalnız, yalnız, hep hep, yalnız' göz kamaştırıcı 'Kadim Denizci'... Kadim Denizci, insan zihninde yarattığı bu eşsiz imgelemlerle edebiyat tarihinde ölümsüzleşmiştir.
235 syf.
·16 günde·Puan vermedi
İnanılmaz beğendim.. Lanetli okyanusun bağrından melekleri ile bize göz kırpan.. inanılmaz hikayesini bizimle paylaşan yaşlı gemicimize hayran kaldım. Yüreğindeki tarifsiz külfeti limanlarımıza boşaltırken, bir anlığına da olsa rahatlıyor Gemicimiz. Albatros ile başlayan gece , dev dalgalar ile adeta bir beşik gibi sallıyor bizi küf ve irin dolu okyanusta.. Bitsin istemiyor insan bu tekinsiz , tuhaf, ölüm kokan masal...
235 syf.
Yazdıklarım inceleme değil,yorumlarımdır. Kitapla ilgili spoiler içerebilir şimdiden uyarayımda benden günah gitsin... Başlayalım bakalım yorumlamaya..

Öyle kalakaldı Düğün konuğu,
Dinledi üç yaşında bir çocuk gibi:
Gemici alt etmişti onu.

Şiirin neyle ilgili olduğunu emin değilim fakat sanki okurla alay edercesine basit yüzeyinin altından derin bir acı yatıyor gibi...

"Yalnızdım, yalnızdım, yapayalnızdım!
Uçsuz bucaksız bu denizde" ;
Öyle Issız bir yerdi ki orası
...

anlatılması gereken bir "hikaye" var gibi geliyor,bu hikaye büyük bir günahın işlenmesiyle ve sonra da bu günahtan kurtulmak için yapılanla ilgiliydi, söz konusu günahın ne olduğunu ve olup bitenler arasındaki sebep-sonuç ilişkileri bütünlüğüyle çıkarılmıyor.Emin olunan tek şey şiirin sonuna doğru dindar mesajın temel olarak bir "alay" olduğunu veriyor gibi bizlere...

"Her şey diz çöküp birlikte dua etmekle çözülebilecekse Gemici neden hâlâ yalnızdı ve işkence çekiyordu?"

Yazar metnin kıyısına koyduğu açıklayıcı notlarda böyle her şeyin ne kadar güzel,ama aynı zamanda da ne kadar uzak ve "Kendi dünyasında"olduğunu mesajını veriyordu yazar bu bölümlerde sanki...


"Yaşlı Gemici" nin ne anlama geldiği, Coleridge'nin bu hikayeyle ne demek istediği konusunda sayısız yorum yapılmış, bazıları şiiri, ruhsal bir yolculuk olarak Coleridge'nin hayatına benzetmiş, bazıları da hiç anlam verememiş yazarın yazdıklarına.

Birazda hakkında bilgi veriyim sizlere.. Orhan Pamuk'un sevdiği yazarlardan biriymiş açıp açıp okuduğu yazardan, hem yazar eline hangi kitap geçse okurmuş, onun için kitap değilde, içindekiler önemliymiş, ilginç bir bilgi daha sizlere yazar kitaplarını afyon içerek yazarmış, bende diyordum ki bu yazar ne içmiste bu kitabı böyle yazmış. Neyse ama siz sakın içeyim demeyin. Sakin kafayla okuyun kitabı,eğer içip okursanız artık yazar gibi böyle hikâye mi yazarsınız yoksa bir şeyler mi?olur bilemedim artık.. velhasıl kelam kitabı beğendim sizde okumak isterseniz tavsiye bir çırpıda okumayın güne yayarak okuyun derim...
235 syf.
"...
Water, water, everywhere,
Nor any drop to drink."
Bu dizeleri ilk duydugumda universite birinci sınıf öğrencisiydim. Garip bir yanılsamayla F.Drake ile ilişkilendirdim. Yıllar sonra kitabı okuyunca bu aptallığıma gülümsedim. illüstrasyonlara goz atinca basit bir eser oldugunu dusunerek esere haksizlik etmisim biraz. cocuk kitabi gorunumlu bu manzume hayati kutsal bir donguyle anlatan antik bir Sisifos soyleni. nedir bu kadar abarttigin derseniz kisaca bahsedeyim. yasli bir gemicinin siradisi yolculugu aslinda bizim siradan hayatlarimizin ozeti. kitap anlatici ve dinleyen arasinda geciyor. kararsiz bir dugun konuguna hikayesini aktaran denizcinin agzindan dinliyoruz yasami. Ve denizden dogar oyku.

“Rıhtımdan uğurlandık, sefere yollandık,
Çıkıp limandan açtık yelkenleri,
Ardımızda kaldı kiliseyle tepe,
Ardımızda kaldı deniz feneri.

Güneş doğdu sol yanımızdan,
Doğdu içinden denizin;
Işıdı var gücüyle ve ateşten yüzüyle
Battı sağda içine denizin.

Tırmandı daha yükseğe her gün,
Ta ki öğle vakti geldiğinde - ”

Bir muddet sonra bir kuş misafir dahil olur sefere: albatros. Getirdigi ruzgarlarla tayfalarin gonlunu kazanip kutsallastirilir.

"Gemiciler onu çağırdığında.

Sis, bulut demedi, direğe tünedi,
Geldi dokuz akşam geminin peşinden
Ve gece boyu, sis varken koyu,
Bembeyaz ışıdı Ay, beyaz sisin içinden"

ancak nedendir bilinmez yasli gemici olduruverir kusu ansizin.“Kaptım oklu tüfeği, çektim hemen tetiği /Aldım albotrosun canını." Bu olay pek cok ugursuz hadiseye yol acar. Peki gemici albatrosu neden oldurdu? İlk aklimizda kivilcimlanan soru bu olur. Velakin kitabi bitirdikten sonra albatrosa donusup kosar adim beni katletmeye calisan ic sesimden kacan ben şu soruyu düşünmeye başladım: gemici albatrosu neden öldürmesin ki?edebiyatın her alanında yer edinen kuşlar özgürlüğü ve insanı aşan pek çok duyguyu simgeler. Yazdıgım dönemlerde alegorik bir hikayemde ben de faydalanmıştım kuşlardan. "..kuşu öldürdüler içinden avuç avuç kanat fışkırdı." diyerek saçmalamıştım biraz. :) peki gerçekten kuşun niyeti uçmak mıydı insancıl olmayan göklerde? Cemil Kavukçu bir hikayesinde kuşlar için; "Şairlere, yazarlara, bestekarlara, senin gibi duygusallara ilham veren o kuşlar hiç de masum değil. Denizlerde balık mı kaldı? Ne bulsa yiyor canavarlar. Onlara kefen giymiş çöplük kargaları diyorum." der. Gene insaflı olup masum görelim onları ama er ya da geç albatros öldürülmeli ve kendi elimizden olmalı ölümü. Kuşu göğüs kafesimize alarak tekrar soralım ; icinde suruklendigimiz adina beden dedigimiz bu gemide bir anda karsimiza bizden daha yuce bir dalgalanmayla cirpinan bir yaratik cikiyor ve onu bogazliyoruz. Ne canice değil mi? Oysa hikayenin aslı bu değil. Kuşcağıza saygı gösterip avucumuzda besleriz güzelliğini. O tombul kuş güçlendikçe bağrımızda zehirli bir ok saplanmaz mı her kanat çırpışında. Tüylerindeki çiğ aydınlıktan sarhoş olmakla gecen ömrümüz dingin bir hayaldir artik. Peki ya bu devingen saadetin arkası? Boşlukta süzülen bu kuşu zifiri karanlığa yollamanın vakti degil midir? Albatrosun katran karasına bulanmış tüylerinden kendi esaretimizi söküp almalıyız. Bu bir kıyım ritüelinden çok sonsuzluğa dumen krma denemesi. yasamda olumu, olumde yasami kanatlandirabilmek adina. gemicimiz de bu asamadan sonra tanik oldugu hadsiz tehlikede bunu yasama huzuru bulur. simdi adamin basina gelmeyen kalmadi neresi guzel bunun diyeceksiniz talihsiz okuyucu. ancak oku ceken sonsuzluga tesne el durtmustu gemiciyi, beni ve sizi de.

"Ah, Düğün Konuğu, bil ki ruhum
Yalnızdı uçsuz bucaksız bir denizde;
Öyle ıssız bir yerdi ki orası
Yoktu neredeyse Tanrı bile."

Gemici, ruhunun issizliginda yureginde gunahinin agirligi boynunda hac misali sallanan kurbaniyla kimi zaman olumle karsilasir, kimi zaman icindeki seslerle. Gokyuzu ve denizin ortasinda dunya denen gokkusagina dahil olmusur. Bu onun icin bir ayrilis degil kesiftir. Albatrosunu uzanip gogsune hapsetmis arayisini heybesine atmistir.

"Su, su, nereye baksan yalnızca su,
Ama hiçbir yerde yok içecek bir damla"

Bu dize arayisin ve ruhun derinliklerine seruvenin gerekliligini niteler. Gemicinin yolculugu ruhani boyutta ulasir ve hepimiz gibi bu sefere cikmaya can atar.
"Güç bulamadan gülmeye, feryat etmeye
Kaldık o kuraklıkta sesimiz çıkmadan.
Isırıp kolumu emdim oradan kan,
Haykırdım ‘Gemi geliyor!’ diye."

Olumun ziyaretinden sonra vuku bulan olaylar katatonik tayfalar, mekanik calisma ilkeleriyle hareket eden bedenler ve digerleri Sisifosun kayasini tasimaya ilk elden gonullu olanlar. Kusu oldurdugu icin gemici bu cezadan azat mi edilmistir? Hayir, onun yükü daha ağırdır. Ölümle kucaklaşmış bir ruhta çürümüş bir hikayeyi taşımak.
"Korkuyorum o kor gibi gözlerinden,
Korkuyorum o sıska, boz elinden de.”
“Korkma, Düğün Konuğu, korkma hiç;
Bil ki ölmedi bu gördüğün gövde.

Yalnızdım, yalnızdım, yapayalnızdım
Uçsuz bucaksız bir denizde
Ve işkence içindeki ruhuma
Merhamet etmedi çıkıp bir aziz de.
...
Gece gibi ülkeden ülkeye geçerim;
Garip bir söz gücüm vardır;
Yüzünü gördüğüm anda anlarım,
Beni dinleyecek kimseyi tanırım:
Bu hikâye hemen ona anlatılır."

Evet bu manzume ilk çağ hikaye anlatıcıları kadınların eğirdikleri ip gibi döner dolaşır tinden tine. Gemicinin dediği gibi garip bir ağla avlar bizi. Belki bir albatrosla. Dikkatimi çekenler üzerinde durdum daha çok ancak yetkin bir göz alegorik numayisleri goz onune alirsa okunacak daha cok sey var eserde. simdilik albatrosumu avlamakla yetinecegim. bir sonraki okumada pesine takilma firsati bulurum belki.
164 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Doré’nin harika tasarımlarıyla süslü, İngilizce metnin de eklendiği bir kitap. İngilizceden okununca ayrı bir lezzetli oluyor. Yaşlı bir gemicinin ağzından anlatılan olaylar dizini sanki biraz da metafiziksel illüstrasyonlar içeriyor. Tek söyleyeceğim şey şiiri orjinal dilinden okumanızdır. Çünkü şiirde maalesef kafiye düzenini korumak için orjinal metinde oynamalar olabiliyor. Okurken bir klasik müzik açarak istifadenizi arttırabilirsiniz. Saygılarımla...
235 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Anlaşılmayan kitaba anlaşılır bir inceleme yazmayı isterdim ama pek olmadı galiba.

Kitap, bir geminin sürüklendiği girdabı, yaşanan garip şeyleri ve yaşlı gemicinin ülkesine dönüşünü anlatıyor..

Kitabın destansı bir havası var, nasıl anlatsam şiir ama roman gibi bir şiir..

Yaşlı Gemici ”nin bu kadar sevilmesinin, İngiliz dilinin ölmez eserlerinden biri olmasının nedeni, yalnız şiirin çocuksu basitliği ve güzelliği değil, içindeki pek çok şeyin ne anlama geldiğinin kesin olmaması, yoruma ve yeniden okumaya hep açık olmasıdır.

Anlatıldığı kadar anlaşılmaz bir kitap, yaşlı gemici, ALBATROSUN canını alıyor ama neden aldığı bilinmiyor.

Anlatacaklarım bu kadardı okumak isteyenlere keyifli okumalar...
235 syf.
·Beğendi·9/10
Ölümsüz Coleridge'in ölümsüz eseri... Gustave Dore'un resimleriyle ve Tiger Lillies'in bu şiiri dark caberet yaptığı albümüyle birliktte keyifle okudum. Sadeliğin içinde yoğun ve çok katmanlı imgelemler, beni çok etkiledi. Şiirin bu yoğunluğunun başına Orhan Pamuk'un önsözü ve sonuna Şavkar Altınel'in sonsözü de eklenince çok güzel bir kitap ortaya çıkmış.
235 syf.
·Puan vermedi
Kitaba yazdığı önsöze Orhan Pamuk “Kar” romanında Şair Ka ile Coleridge arasında kurduğu bağlantıyı hatırlatarak başlar ve yazıda iki husustan bahseder: Coleridge sevgisi ile şiir ve roman.

Coleridge, Pamuk için Dostoyevski ya da Borges gibi dönüp dönüp okuduğu, tüketemediği ve hakkında yazılmış bütün kitapları edindiği bir isimdir. Coleridge’in Edebi Biyografi’sini, not defterlerini arada bir gelişigüzel bir yerinden okumayı çok sever. Bitmek tükenmek bilmez bir entelektüel enerjisi vardır Coleridge’in: çok okur, durmadan okur, en tuhaf, en ilgisiz, en ücra konularda. Eline ne geçerse okuyan tiplerdendir. Bu okuma merakı dünyayı bilip anlamaya yöneliktir. Kitap okuyarak, düşünerek, tek başımıza yaratıcı bir şekilde ve özgürce kafamızı kullanarak dünyayı kavrayabileceğimize ilişkin iyimser inanç, modern edebiyatın ve bireysel özgürlük duygusunun da başlangıcıdır.
Yazımın tamamı için: https://karakugublog.wordpress.com/2016/09/08/yasligemici/
235 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Okurken kendimi fantastik ögeler içeren bir macera filmi izler gibi hissettim. Yedi bölümden oluşan manzum eserde; gemisi denizde fırtınaya tutulan yaşlı bir gemicinin başından geçenler ve memleketine nasıl döndüğü anlatılıyor. Anlatım uygun resimlerle de renklendirilmiş.
235 syf.
·Beğendi·10/10
Yaşlı Gemici, bir gemicinin başından geçen tuhaf olayları bir düğün konuğunu durdurup ona anlatması ile ilerleyen bir kitap. Gerek Salinger'in ön sözü gerek Gustave Dore'un o muazzam resimleri kitaba öyle güzel bir atmosfer katmış ki.. Coleridge ingiliz romantik şiirinin kurucularından sayılan bir isim. Bütün külliyatı çok önemli kabul ediliyor. Kendisi afyon bağımlısı ve bunun etkilerini kitapta görebiliyorsunuz. Kesinlikle okumalısınız. Bu arada İletişim Klasikleri muazzam bir seri olmuş bir yandan türkçe okurken diğer sayfada orjinal dilinden de okuyabiliyorsunuz şiiri. Şiddetle tavsiye edilir.
164 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Anthony Burgess'in yazarı, çizeri, dönemi anlamamıza yardımcı olan şahane sunuşu ile başlayan, Coleridge'nin tadına doyamadığım şahane şiiri. Geceden şimdiye değin okudum. İngilizce kısmını, Türkçe kısmını, o güzel çizimlerin detaylarını, sırayla ve sindire sindire.
.
Her şeyden önce kitabı elinize aldığınız zaman bilin ki bu yazar bir devrin içinde yüzen bir yazar değil, bir devir açmış bir yazar. Düşünsenize Burgess diyor ki: " Yaşlı Denizci ortaya çıktığında, edebiyatta ona benzeyen hiçbir şey yoktu..."
.
Sevginin gücü ana teması içinde yazılmış bu şahane eserde Coleridge'nin derin hayal gücüne de şahit oluyoruz. İçerisinde birden fazla fantastik olgu barındırıyor satırları. Ve yavaş yavaş Yaşlı Denizci'nin hikayesi örülüyor. .
Yaşlı Denizci hikayesini seçtiği birine anlatmak zorunda olduğunu söylüyor, hep anlatmak zorunda. Bakın nereden anlıyoruz bunu:
.
" O gün bugün beklenmedik anlarda, Yoklar beni o ıstırap, Ve korkunç hikayem anlatılana dek, Yanar durur bu kalp.
.
Since then, at an uncertain hour, That agony returns: And till my ghastly tale is told, This heart within me burns."
.
Masal gibi, tatlı bir efsane gibi, dizeleri rüya içinde dolaşır gibi... İyi ki bu güzel eseri katmış bize İş Bankası. Severek okudum ve elbette en güzel önerilerim arasında yer alacak artık ️
.
Kitabı @hunharcaokuyanlarkulubu
müzün ocak ayı için son seçimiydi.
.
#ayınhunharcadunyaklasigi #okudumbitti #kitapyorumu #kitap #book #booksofbetinönerileri #booksofbetblog #booksofbetinkitapları
.
Şiir tadında bir hafta sonu olsun
164 syf.
·2 günde·8/10
Yaşlı Denizcinin Ezgisi 62 sayfadan oluşuyor ama bakmayın öyle olduğuna. Gerçekten size farklı duygular yaşatıyor. Öncelikle Otomatik Portakal’dan tanıyacağınız Anthony Burgess’in sunuşu var onu da es geçmemeli kesinlikle, çok değerli bilgiler içeriyor. Yazardan ve eserden ön bilgi için böylesine güzel bir yazardan sunuş kısmı düşünülmesi gerçekten çok hoş olmuş. İllistrasyonlarla dolu bir eser. Her sayfadan sonra resimler gerçekten çok düşündürücü ve imgelemlerle dolu. Çeviri ise mükemmel. Kitap her sayfasının karşılıklı olarak İngilizce ve Türkçe olarak çevirisi yer alıyor. İngilizcesi biraz olanların daha da benimseyecek ve seveceklerini düşünmekteyim. Çünkü bir tık da olsa İngilizce kelimeleri kazandırabilir size.

Yazarın dili gazel tipinde gibi. Örneğin Fuzuli diline benzer , Mevlana’nın Mesnevi’si gibi bir hikaye anlatılmış yazar. Bir kişi de olsa ona anlatması gereken bir hikayesi var. Denizde geçen bir hikayenin karaya vurmasını anlatıyor yazar. İngiltere’de romantizmin kurucusu olarak tanılıyor S.T. Coleridge.
Masalımsı, şiirimsi, efsane anlatırcasına çeşitli bölümlerle bize kazandırılmış güzel bir eser sizleri bekliyor.
235 syf.
·Beğendi·8/10
Şiirin estetiği ile hazin bir hikayenin buluştuğu kitap...
Rüya olmasın, uyanık olayım, Tanrım,
Ya da uyuyayım sonsuza kadar....
Herkese iyi pazarlar, kitap okumanız bol olsun dostlar...
O let me be awake, my God!
Or let me sleep alway..


Rüya olmasın, uyanık olayım, Tanrım!
Ya da uyuyayım sonsuza dek..
Yüzünü gördüğüm anda anlarım,
Beni dinleyecek kimseyi tanırım:
Bu hikâye hemen ona anlatılır.
Samuel Taylor Coleridge
Sayfa 153 - İletişim Yayınları, epub
Gelin salona attı adımını
Bir gül kadar kızarmıştı
Önünden gidiyordu o şen şakrak çalgıcılar
Sallayarak başlarını
En iyi dua eden sevendir en yürekten
büyük,küçük tümünü canlıların
Çünkü bizi de seven sevgili Tanrı.
Yaratmıştır ve sever hepsini onların.


He prayeth best, who loveth best
All things both great and small;
For the dear God who loveth us,
He made and loveth all.’
Samuel Taylor Coleridge
Sayfa 75 - İletişim Yayınları, e-kitap

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kadim Denizcinin Ezgisi
Baskı tarihi:
Ocak 2010
Sayfa sayısı:
103
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753902618
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Rime of the Ancient Mariner
Çeviri:
Tuğrul Türkkan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
E Yayınları
Baskılar:
Yaşlı Gemici
Yaşlı Denizcinin Ezgisi
Yaşlı Denizci
Kadim Denizcinin Ezgisi
İngiliz edebiyatındaki çok az şiir, dünyevi olmayan güzellik ve dehşeti, 'Kadim Denizci' kadar etkileyici bir biçimde ortaya koyabilmiştir. Şiiri okurken, okuyucunun zihninde, gerçek olamayacak kadar güzel ve dehşetli sahneler ardı ardına canlanır: zümrüt yeşili dev buz dağları, çatırdayan, homurdayan, kükreyen buzullar, uçsuz bucaksız okyanus üzerinde, boyanmış bir gemi resmi gibi hareketsiz kalan yelkenli, lambada bembeyaz dümencinin korku dolu çehresi, ayışığının altında oynaşan deniz yılanları, rüzgarın etkisiyle saz kamışları gibi iç çeken yelkenler, sarp yarlardan fışkıran sular gibi çakan şimşek, hareketsiz rüzgargülü, kan rengi güneş, boynuzlu ay, güvertede kadim denizciye bakan ölü denizcilerin taşlaşmış gözleri, iskelet gemi, ölüm perileri, ruhsuz ölü bedenler ve hepsinin ötesinde, kaderin çizdiği yolda, acılar içinde sürüklenen 'yalnız, yalnız, hep hep, yalnız' göz kamaştırıcı 'Kadim Denizci'... Kadim Denizci, insan zihninde yarattığı bu eşsiz imgelemlerle edebiyat tarihinde ölümsüzleşmiştir.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0