Matmazel Noraliya'nın Koltuğu

·
Okunma
·
Beğeni
·
16043
Gösterim
Adı:
Matmazel Noraliya'nın Koltuğu
Baskı tarihi:
1978
Sayfa sayısı:
335
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Baskılar:
Matmazel Noraliya
Matmazel Noraliya
Matmazel Noraliya
Matmazel Noraliya
319 syf.
·11 günde·9/10
Öncelikle bu inceleme diğer incelemelerime nispeten biraz daha uzun olacak, şimdiden okuyacak olanları uyarmakta fayda görüyorum. Zira kitap dolu doluydu ve birçok şey üzerinde düşünmemi sağladı. Bu yüzden biraz edebiyata dair görüşlerimi de içerisine katarak sohbet havasında bir şeyler yazmak istiyorum. Ancak sohbet ederek ve üzerine konuşularak bu eserin değerini anlayabiliriz diye düşünüyorum. Ayrıca kimilerine göre "Spoiler" özelliği olan bir inceleme olacağı için o konuda da önceden uyarıda bulunayım. Bana sorarsanız, bu tür bir kitapla ilgili spoiler olmaz. Zira ben de kitabı okumadan önce bir takım yazılar okudum ve bu yazılar kitabın lezzetini azaltmadı, bilakis artırdı. Neyse, şimdiden sonumuz hayrola.

Matmazel Noraliya'nın Koltuğu, okuduğum en kaliteli edebi romanlardan biri oldu. Buram buram kalite kokuyordu. Peyami Safa ise muhteşem bir yazar... Gerçekten de edebiyat dünyamızda çok değerli yazarlarımız mevcut aslında. Biz bilmiyoruz. Gerekli değeri vermiyoruz onlara. Kendi coğrafyamızda yaşayan veya yaşamış cevherleri göz ardı ederek dünya edebiyatının vasat denebilecek yazarlarına koşarcasına hücum ediyoruz. Oysaki insanın kendi ana dilinde okuduğu bir kitabın verdiği hazzı hiçbir çeviri roman veremeyecektir. Biliyoruz aslında; ama buna rağmen kıymetli yazarlarımıza sırtımızı dönmekten de bir türlü vazgeçmiyoruz.

Peyami Safa'nın üç romanını okudum şimdiye kadar ve belki de şu an piyasada en çok satanlar arasında dolaşan birçok kitabı cebinden çıkaracak kadar üst seviye romanlardı bunlar. Buna karşın ne Matmazel Noraliya'nın Koltuğu'nun ne de Peyami Safa'nın hakkının yeteri kadar kendilerine teslim edildiğini düşünüyorum. Maalesef gereken saygıyı görememiş durumdalar. Aslında bunda ana neden olarak biraz da Peyami Safa'nın siyasal/ideolojik duruşunun etkisi olduğunu göz ardı etmemek gerekir. Fakat ben bu tarz düşüncelere karşıyım. Zira edebiyat bir sağ-sol meselesi değildir. Kaliteli edebiyat, bir sağ görüşlü yazar tarafından yazılsa da bir sol görüşlü yazar tarafından yazılsa da kalitelidir. Bizi bir edebi romanı okumaya iten ana neden, yazarın siyasi/ideolojik görüşü olmamalıdır. Örneğin, Peyami Safa'nın bu eserinde vermek istediği mesajlar ve siyasi/ideolojik görüşü benim görüşlerime ve inancıma terstir; ancak kitap muhteşem bir kitaptır. Bunun aksini iddia edemem. Eleştirme hakkım her zaman vardır. Peyami Safa'yı tabii ki eleştiririm. Düşüncelerine katılmadığımı söylerim. Fakat yazdığı bu edebi eserine dil uzatamam. Çünkü çarpılırım. Gerçekten Peyami Safa çok kaliteli bir yazar. Keşke sağ görüşlü insanlar tarafından daha çok sahiplenilse. Sonuçta edebiyatımızda tek sağ görüşlü yazarımızın Necip Fazıl olmadığı gibi, tek sol görüşlü yazarımız da Nazım Hikmet değildir. Bu yazarların/şairlerin taşıdığı flamaların arkasına geçmek mecburiyetindeymişçesine iki yazarımızdan/şairimizden birisini tercih ediyoruz. Oysaki diğer yazarlarımızı görmezden gelmek ne kadar doğrudur? Siyaseti ve ideolojileri edebiyata yahut şiire alet etmek bize ne kazandırır? Durun ben söyleyeyim, ayrıştırmaktan başka hiçbir şey...

Peyami Safa'nın müthiş bir yazar olduğunu ifade etmiştim. İkinci değinmek istediğim konu ise, yazarın muazzam geniş kelime zenginliği ile lezzetli bir edebi dile sahip oluşudur. Safa'yı okurken yepyeni kelimeler öğrenebildiğimiz gibi, bir cümle içerisinde kullanılabilecek en doğru kelimeyi seçebilme yeteneğini de açıkça görebiliyoruz. Nasıl anlatsam size? Hani bazı cümleler vardır. İçerisinde barındırdığı bir kelime o cümleye o kadar yakışır ki, hayranlıkla birkaç kez o cümlenin içerisindeki o kelimenin duruşunu izlersiniz... İşte Peyami Safa da böyle bir yeteneğe sahip. Açıkçası daha önce yalnızca bir yazarın cümlelerini, adeta bir resim tablosuna bakar gibi, seyretmekten zevk almıştım. O da Sabahattin Ali idi.

Kitaba dönecek olursak, kitap iki ana bölümden oluşuyor. Kahramanımız Ferit isimli, nihilist denilebilecek bir genç. Aslında Ferit, biraz Sigmund Freud biraz da Friedrich Nietzsche özellikleri gösteren bir karakter. Özellikle ilk bölümü okurken bu özelliklerini gayet net bir şekilde görebiliyorsunuz. Hatta Ferit isminin Freud'den alınma bir isim olduğunu bile düşünüyorum. Zira kitabın ilk cümlesi bile "Ferit, Ferid, it, id, t, d, t..." şeklinde. Bu başlangıçta "id" kelimesi de boşuna kullanılmış bir kelime değil...

Ferit 4. senesinde Tıp fakültesinden ayrılıp Felsefe'ye geçen birisi. Peyami Safa'nın Ferit için seçtiği bu bölümler de elbette tesadüfen seçilmiş olamaz. Ferit'in karakterini ve düşünce yapısını önümüze sunabilmek için güzel bir ayrıntıdır okuduğu bölümler... Ferit'in iç dünyası ise oldukça karmaşık. Ruhsal bunalımlar, sinir krizleri ve bir çeşit panik ataklar ile hayatı sarılmış bir durumda. Buna rağmen bütün olaylara materyalist, bilimsel ve pozitivist felsefe çerçevesinden bakmaya çalışan Ferit, mantığını en son zerresine kadar kullanmayı tercih ediyor.

Kitabın yan karakterlerinden biri olan Selma ise Ferit'in sevdiği kadındır. Değişik ve ilginç bir ilişkileri var. Günümüz tabiri ile "kaçan kovalanır" oynuyorlar adeta. Ferit'in yukarıda anlattığım maddeci, bilimsel ve pozitivist bakış açısı ilişkisinde de kendisini gösteriyor. Bu noktada Peyami Safa, materyalist, bilimsel ve pozitivist bakış açısının insanı bencilliğe yönelttiği savını önümüze sunuyor ve Ferit'i tam bir bencil karakter olarak gösteriyor. (İlerleyen bölümlerde neden böyle yaptığını daha iyi anlıyoruz) Yine bu noktada Peyami Safa'nın kitabın sonunda vermek istediği mesaja ulaşabilmek için materyalist, bilimsel ve pozitivist düşünceyi fazla yerdiğini ve bu derece bencilliğe sürüklediği konusundaki görüşlerine katılmadığımı peşinen söylemeliyim. Zira bütün kitap bu düşünce üzerine kurulu.

Neyse, Ferit isimli arkadaş, Selma ile yolda yürüdükleri bir gün onu bir apartmanın karanlık köşesine doğru çekiyor ve zorla öpmeye çalışıyor. Neymiş efendim, Selma kırmızı ruj sürmüş, bacakları açıkmış, neden kendisine bir öpücük vermesinmiş... Selma tarafından pek tabii reddedilen Ferit, bu durumu mantıksız buluyor. Selma'yı akılsızlıkla suçluyor. Hatta günümüz tabiri ile Selma'ya "Kezban" yaftasını vuruyor. Bu noktada Ferit, "İştah niçin aleni de şehvet gizli?" diye soruyor bizlere. Yani hayvani isteklerini dizginleyemeyen Ferit bu isteklerini alenen tatmin etmenin hiç de ayıplanmaması gereken bir şey olduğunu söylüyor.

Kitabın ikinci bölümünde ise, Ferit bir anda adeta 180 derece değişiyor. Değişimin sebebi olarak kitapta, ilahi varlığın tecellisi gösteriliyor. Çünkü yaşadığı ruhsal bunalımlar, sinir krizleri ile bir takım tesadüflere materyalist/bilimsel açıdan cevap arayan Ferit büyük bir değişim geçiriyor ve yaşadıklarını ilahi bakış açısı ile yorumlamaya ve doğru yolu bulmaya başlıyor. Bu şekilde hareket ederek bencillikten de uzaklaşıyor ve bencillikten uzaklaşması onu Allah'a daha çok yakınlaştırıyor.

Peyami Safa, Ferit'in hayata bakış açısının değişmesiyle davranışlarının da değişmesini çok güzel bir şekilde tasvir etmiş, bunu açıkça kabul etmek gerekir. Hatta daha önceden tamamen cinsel bir meta, yatakta kullanılması gereken bir alet olarak gördüğü Selma ile evlenmek aklının ucundan bile geçmezken ona aşık olur ve onsuzluğu hayal dahi edemez. Bu noktada Ferit kendisini Allah'a adamaya başlamışken Selma çıkar gelir ve Ferit ile birlikte olmak istediğini söyler. Hatta Ferit'in yatağına kadar girer. Ancak kendisini Allah'a ve iç huzuruna adama yolunda adımlar atmaya başlayan Ferit ise Selma'yı reddeder ve ironik bir durum ortaya çıkar. Yani Ferit, başta sadece cinsel güdülerle hareket eden bir ''hayvanken'' Selma ruh peşindedir. Daha sonra ise roller değişir, Selma ''et parçası'' olmayı kabul ederken Ferit ''ruh'' istediğini söyler. Roller değişmiş olmasına rağmen sonuç değişmez,ilk seferinde kaçan Selma yine kaçar. Ferit ise daha sonra bu hareketinden pişman olur, kahrolur ve sahile bira içmeye gider. Yine bu noktada kendisini imana yönlendirmiş bir genç olan Ferit'in Selma'yı reddettikten sonra Selma'nın bacaklarını düşünerek bira içmesi eleştiriyi hak eden bir konudur. Sanırım Ferit tam bir ikizler burcu erkeği. Bence bunun başka açıklaması olamaz.

Nihayet gelelim "Matmazel Noraliya'nın Koltuğu"na... Peki ama bu koltuk nedir? Bu koltuk Ferit'in iç huzurunu, dolayısıyla imanlı bir gence dönüşmesinin yolunu açan, bencilliğini terk ederek onu Allah'ı düşünmeye sevk eden koltuk olarak tasvir edilir kitapta. Sembolik bir anlama sahip yani.

Kitabın sonlarına doğru bir diğer yan karakter Aziz ile Ferit arasındaki sohbet ise muazzam lezzetlidir. Sanırım Peyami Safa düşüncelerini ve inancını Aziz karakteri ile okuyucunun önüne sunmuş ve gerçek düşüncelerini tam olarak ifade etmiş. Sadece bu konuşmalar için bile kitabın okunması gerekir diye düşünüyorum.

Kitabın vermek istediği mesaj kaygısı olmasaydı efsane bir esere dönüşebilirdi diye düşünüyorum. Ayrıca Ferit'teki değişimlerin 6 ile 10 gün gibi kısa bir süre aralığında gerçekleşmesi, kitabın inandırıcılıktan uzaklaşmasını ve asıl amacın Peyami Safa'nın mesajlarını vermek olduğunu düşündürtüyor. Yine de bütün eleştirilerime ve karşı çıkışlarıma rağmen eserin çok kaliteli bir edebi eser olduğunu açık yüreklilikle söyleyebilirim. Keşke 700-800 sayfalık bir eser yazarak daha doyurucu bir kitap yazsaydı Peyami Safa diye düşünmeden edemiyorum.
319 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
İş bu inceleme dostlarıma bir ince sitemimdir.

Merhabalar,
Bu incelemeye kendimi kınamakla başlamak istiyorum, yıllar var bu kitabı alalı ve Peyami Safa’nın kişiliğinden pek hoşnut olmadığım için önyargılı davranıp hiç okumaya niyetlenmedim, he neden aldın derseniz o zaman ismini ve içimde geçen bi alıntıyı beğenmiştim. (evet kapağına, ismine bakıp kitap almayı severim)

Neyse, ne diyorduk, önyargılar. Hayatta belki de gözden, elden kaçırdığımız her şeyin müsebbibi önyargılarımız, he kimi filozof bunu iyi yorumluyor, kimi tükaka diyor, bakışaçısı size kalmış. Ben önyargılarım yüzünden Peyami Safa gibi, bence Türk edebiyatının en iyi edebiyatçılarından biriyle bu yaşımda tanıştım. Bu nasıl bir dünyevi bakış açısı kuvvetidir, bu nasıl bir edebi kalem kuvvetidir, bu nasıl bir insan, ruh, felsefe, metafizik tasavvurudur, ben okurken büyülendim. Dedim ya hiç ummadığım bir yazarın beni böylesine çılgına çeviren, ruh halimi deveran eden satırlarını okumak bende kısa bir şok etkisi yaratmadı değil. Hayatımın karmaşık bir döneminde hayatımın en güzel eserlerinden birini okudum. Yani bıraksanız burda sabaha kadar kitabı övebilirim ama konumuz bu değil.

Bir ay kadar sonra bu sitede 3. yılımı dolduracağım, hiç hakkını yiyemem çok güzel insanlar tanıdım. Sıradan hayatımda karşılaşamayacağım kadar iyi okurlarla oturdum, kalktım, hasbihâl ettim. Yalnız bu sitede ve hayatın genelinde karşıma okurların bir noktadan sonra, en çok, en iyi, en edebi, en sular seller gibi, en, en, en.... dalgasına kapılıp kibirden burnunun ucunu göremez hale geldiklerine şahit oluyorum. Önceleri inanın bu umrumda olmazdı çünkü ben pek insanları umursamam. Ama iş öyle bir raddeye ulaşmış ki, sevdiğim insanların bazı yorumladığını gördükçe gittikçe anlamsız bir kaygıya dönüşmüş okuma hallerine şahitlik ettikçe, hayretler içinde kalıyor ve üzülüyorum. Kimse bir yazarın karakterini sevmek zorunda değil, herkes her yazarı okumak zorunda değil, hele hele edebiyattan anlarmış gibi ortayolculuk yapmak hiç hoş değil, geçenlerde Yaşar Kemal, Orhan Pamuk kıyası yapılan bir yorum gördüm, ( edebiyat bilen biri, Yaşar Kemal’in eserlerinde edebi bir kaygıdan çok toplumcu bir yazar olduğunu, hayatının temel taşının mücadele olduğunu, Orhan Pamuk’un postmodern bir yazar olup her romanını ayrı bir teknikle yazdığını, hayatınızda hiç bi döneminde mücadele etmemiş sadece edebiyat için yaşamış bir burjuva olduğunu bilir. Bu kıyas cahil işidir, ya da kibir.)

Her okur elbet kendi eleştirisini getirmelidir okuduğu bir kitaba, ama şimdi çıkıpta hem altını dolduramayıp, hem yancı bulup bir yazarı kötülemecilik okunan onca kitabın kusura bakmayın bir b*ka yaramadığı anlamına gelir. Bunu burda sevdiğim insanların yapması beni üzdüğü için bu yorumu yazma gereği duydum. Neyi, ne kadar, ne sürede okuduğunuz kimsenin umrunda değil, burda kitap sayısı peşinde koşmanız anlamsız ve beyhude, iyi edebiyat birazda okuduklarından ne süzdüğüne bağlıdır. Bazen koca kitapta tek bir satır, bazen incecik bir kitapta onlarca satır. Bu kadar kibire hiç gerek yok, insanız ve öleceğiz.

Kendinize gelin!
312 syf.
Peyami Safa...
Okudukça eserlerini; iyi ki bizden, iyi ki bizim diyorum. Bilgisine, uslubuna her dem hayran kaldığım bir yazar...
Edebiyat dünyasına psikoloji, sosyoloji, felsefe inceleme, deneme gibi çeşitli alanlarda eserler bırakan değerli bir yazarımız Peyami Safa...
Matmazel Noraliya' nın koltuğu kitabına gelirsek yoğun bir psikolojik roman olmasına rağmen dönemin toplumsal yapısına da değinen bir kitap. Açık söylemek gerekirse kitabın adına yönelik merakım oldukça fazlaydı. Ve hikayesini de öğrenince merakıma değdi doğrusu.
Roman iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde çeşitli sebeplerden ötürü buhranlar yaşayan , ana karakter Ferit'i ve çevresindeki insanları çok az diyaloglar, bol tespit ve psikolojik tahliller eşliğinde tanıyoruz. Materyalist ve hedonist düşünce yapısıyla insanlara yaklaşan Ferit romanın ikinci bölümünde, yaşadığı büyük değişimle insanları önemseyen, değer veren "ruh"çu bir şahsiyete bürünür. Ve bu değişim sürecinde de Matmazel Noraliya'yı tanıyoruz.
Olayların odak noktası Ferit olduğu için Olay örgüsüne bağlandıkça Ferit'in gözlerinden görmeye başlıyorsunuz her şeyi. Bu yüzden romanda geçen o yoğun parapsikolojik olaylar sizi etkisi altına alabilir. Ferit'in kendi karanlık duvarını yıkıp benliğini bulma yolundaki adımları güçlendikçe de hikayedeki o yoğun sisin dağıldığını yani Ferit karakterindeki ruhsal iyileşmeyi hissedebiliyorsunuz.
Psikolojiye hükmeden ayrıca düşündüren eserler okumayı seviyorsanız, listenize ekleyin.
320 syf.
·7 günde·9/10
Öncelikle böyle bir eseri kendi dilimizde okumanın büyük bir şans olduğunu düşünüyorum. Edebiyatımızın nitelikli, dili yetkin kullanan yazarlarının olduğunu görmek mutluluk verici. Peyami Safa'da bu kitabında mükemmel bir anlatımla ve psikolojik analizle ortaya güzel bir eser çıkarmış. Gayet keyif verici bir kitaptı.
319 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
O BİR OCAKLI!!


Büyü gibi yemyeşil gözleri ve sıcacık sesiyle hoşgörünün diğer adı. Genetik olarak geçen bazı özellikler yanında çok şey öğrendim kendisinden.

O bir ocaklı!
Babaannem.
Birine el vermesi gerekiyordu.
Ve bana el vermediğine göre kime el verdi acaba diye de düşünmeden edemiyorum. Ama mevzu bu değil tabi. :))

Muhtemelen ırsi bir hastalıktan dolayı, doğurduğu ikiz çocuklardan biri hep ölen, bu şekilde üç çocuğunu toprağa vermenin acısıyla omuzları çöken bir kadın. Çevresinde ocaklı olarak bilinirmiş. Bir nevi alternatif tıp profesörü. :)

Mide ağrısından baş ağrısına pek çok hastalığa dokunarak şifa verdiğine inanılmış. Senelerce hasta insanların kapısını aşındırdığı bir insan olup çıkmış sonunda.

Ve Nuriye, nam-ı diğer Noraliya.

Sessiz sakin okurken kitabımı, bu büyük benzerlik dikkatimi çekti.
İkisi de hastaları tedavi eden, fakirlere yardım eden, merhamet timsali insanlar. Evliya gibi kadınlar, yazarın deyimiyle.

Ama kendi içlerinde, hiçbir şey arzu etmedikleri için keder de duymayan, hiç saadet yaşamamış, YALNIZ, YALNIZ, YALNIZ kadınlar.

Bir kişiyi güzelleştirmenin bir nesil güzelleştireceğine inanan, bir iyiliğin onlarca kişiye fayda sağlayacağına inanan insanlar.
Hani, sen bu dünyadan değilsin sanki, deriz ya, işte öyle.

Peyami Safa 'nın söylediği gibi ;
"Aranırsa dünyanın başka bir köşesinde böyle gizli azizler hâlâ bulunur."

Matmazel Noraliya' nın Koltuğu.
Özellikle psikolojik tahlillerin zirve yaptığı ve değinilen sosyal konularla, bir bütün olarak, okunması gereken bir eser.

Üç kısıma ayırmak mümkün.
Ferit ve pansiyondakiler.
Ferit ve arkadaşları.
Ferit ve Matmazel Noraliya.

Belirsiz bir zaman içerisinde ve zaman olgusunun üzerinde çok fazla durulmadan yazılmış.
Psikolojik tahlillerin yanı sıra aidiyet duygusuna ilişkin yaptığı yorumlar ve anlatımlar oldukça cezbedici.

Bu tahlillerin en kuvvetlilerinden biri de bir komünistin bakış açısıyla yazılan ;
"Ben Türk değilim, tıbbiyeli değilim, hayvan değilim, zengin değilim, fertçi değilim, cemiyetçi değilim, milliyetçi değilim.."
şeklinde devam eden kısımdır.
Özellikle sona doğru, milliyetçilik, sosyalizm, komünizm ve dinler perspektifinden 'ben' i ve liberalizmi sorguluyor.
Dünya düzeni ve insana dair farklı fikirler beyan ediyor.

Gerek olay örgüsü gerekse temalarıyla, aşk da dahil, muazzam bir kompozisyon oluşturulmuş.

Attığı ustaca düğümler ve her düğümün çözülüşündeki ekstra ehliyet hemen göze çarpıyor.

Maddeyi aşan gerçek bir var oluşla bitiyor hikaye.

Önce şiddetli bir isyan.
Sonra kendi kabuğu içine çekilen, kendini sorgulayan, suçlayan, yargılayan ve en sonunda kendini affeden ve böylece yokluğunu kabullenip kendinden kurtulan bir insanın hikayesi.

Hürriyet budur belki de.
Kendi destanının kahramanı olmak.

'İpek çorabın içinden ruhu avuçlamak..'
Aşk bu muydu peki?
Ruha o kadar çabuk ulaşılabilir miydi?
Sadece bedene atfedilen bir arzuya aşk denir miydi?
Ruh neydi peki?
İnsanı insan yapan şeydi muhakkak.
Bedenin ötesinde nefes alınan dünyaydı.
Ve bir sırdı, nefessiz bırakan..

Madde ve mana arasında savrulup duran, ruhu allak bullak olmuş bir gencin hikayesi.

Ve bir koltuk..
Bir gecede bir insanı baştan aşağı değiştiren bir oda.
Ve Matmazel Noraliya..

Mutlaka tanışmalısınız.

Keyifli okumalar.. :)
319 syf.
·16 günde·10/10
Zor bir kitaptı ve yine anladım ki zor olan herşey çok güzel.
Kitabın yaklaşık ilk 50 sayfasını 3 defa okudum ve bu durum baya zamanını aldı diyebilirim. Sonra kitabı yarım bırakmak aklımdan geçti, ama kendime ve kitaba bu saygısızlığı yapmak istemedim. Tekrar başladım kitaba. Evet başlarda çok zor bir kitap gibi göründü gözüme.
Tekrar okudum bir insanı anlamaya çalışır gibi okudum. Çünkü bazı insanlar vardır anlaşılması güçtür ama anlaşılınca, yani o düğüm çözülünce bir ferahlık hissi verir. Bu kitapta da bu hissiyatı yaşadım.
Aslında Matmazel Noraliya' nın Koltuğu adlı bu kitap bizim kendi yaşamımız.
Yeri gelir Ferit gibi psikolojik sorunlar yaşarız, yeri gelir Selma gibi kaçarız gerçeklerden, Eda hanım gibi çırpınır, Nilüfer gibi hayata tutunuruz, Zehra gibi konuşmak isteriz ama konuşamayız. Ve en sonunda Noraliya gibi bir köşeye çekilip, oturup koltuğa bir düşünce dünyasında kayboluruz.

Peyami Safa, teşekkür ederim bu eseri bizlere sunduğun için .
319 syf.
·9/10
Peyami Safa’nın okuduğum ikinci kitabı fakat sanki diline ve fikir dünyasına evvelden aşina olduğum bir yazar. Çünkü çoğu yazarın her kitabını aynı beğeniyle okumuyorum. Ahmet Hamdi Tanpınar, Samiha Ayverdi, Nazan Bekiroğlu gibi kalemini sevdiğim yazarlardan oldu Peyami Safa.

Bu kitaba gelirsek; ruha dair tahlilleri, betimlemesi, olayların kurgusu, kullandığı kelimelerin kuvveti ve tesiri cihetiyle yine harika yine eşsiz bir yapıttı.
Hem sanat eseri, hem düşünce kitabı olmayı başaran, insanı içine çeken ve düşündüren, kitabın içinde yaşatan nadir eserlerden olduğunu düşünüyorum. Yazarın da en sevdiği kitabı olması haysiyetiyle Peyami Safa’yı tanımak isteyenlere tavsiye edilebilecek harika bir eser. :)

Kitapta kendi ruhi bunalımlarıyla kafası dağınık, bu sebeple tıp fakültesini bırakarak felsefe bölümüne geçen fakat okuluna da düzenli gitmeyen bir gencin hayat hikayesi anlatılıyor. Kaldığı pansiyondan, tanıştığı kişilere, ailedeki yetişme tarzına ve fikirlerine kadar. Tabi bu fikirlere en çok tesir edenlerden biri de pansiyonda tanıştığı Aziz bey ve onun tavsiyesiyle taşındığı adada gelişen olaylar. Bu olaylar, Ferit’in (hikayemizin kahramanı:)
pansiyondan ayrılarak kalmaya başladığı adada kiraladığı ev ile başlar. Bu ev Matmazel Noraliya adındaki Doğu- Batı, Müslümanlık-Hristiyanlık sentezinde garip hayat hikayesi olan bir hanımefendiye aittir. İlginç bir şekilde Ferit’in hayata dair olan inançlarını temelden sarsar ve değişimine sebep olur.

Güzel, etkileyici, okunası bir roman. Bol istifadeli okumalar :)
319 syf.
·Puan vermedi
Küçük yaşlardan beri çalışmaya ,kalemiyle geçinmeye mecbur kalan Safa bu eserde; çağının meselelerine uzak kalmamış hem de romana bir takım yenilikler getirmiştir.Modern roman özelliği taşıyan bu eser ,bütün eserlerinde olduğu gibi Doğu /Batı sentezini savunur. Peki Doğu/Batı sentezi nedir ?Ona göre;Doğu ruh,Batı maddedir.Ve insan tek başına ne ruh ile ne de madde ile var olabilir.O halde ikisinin sentezidir ideal olan.Bu kurguyu eserde Ferit üzerinden kurar,tıp öğrencisi olan Ferit parapsikolojik olaylar yaşar,krizler geçirir.Ve bunları akıl ile çözemez.Aslında roman mistik dünya görüşünün savunulduğu ilk eserdir.Yazarın savunduğu tez ise tek başına madde yetmez ,ruh da gerekli hatta mecburdur.Eser okuyucusu dil yönünden biraz yorabilir çünkü sanatçı edebiyatımızda tahlil yönünden güçlü bir isim .Birkaç Safa kitabı okuyan kişinin mutlak kelime hazinesi genişleyecektir.Son olarak da bu esere gerekli ün verilmeli.
319 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Yılın ve benim ilk incelemem.

Bu kadar geç kaldığım için çok üzgünüm. Okuldu, derslerdi, sınavlardı derken ilk incelemem bugüne nasipmiş :)

Peyami Safa' nın okuduğum dördüncü kitabı.

Kitaplarının bazı yerlerini soluksuz okurken, bazı bölümlerde adeta zaman duruyor ve hiç geçmiyor.

Ama bu kendine has tarzı seviyorum ve Peyami Safa okumak yavaş yavaş bir ihtiyaç haline geliyor. Okuduğum kitaplarında kahramanların iç dünyasına, psikoljisine çok fazla yer veriyor.

Bu kitabımızı ele alacak olursak Ferit isimli ana kahramanımızdan başlamalıyız tabi ki.

Ferit bir tıp öğrencisi. Ancak tam da hayatı, dünyayı sorguladığı bu yaşlarda, kazandığı tıp fakültesinin dördüncü senesinde felsefeye geçiş yapıyor. Bu alana geçmesi onu daha sorgulayan ve daha derin düşünen biri yapıyor. Özellikle geceleri gelen buhranlar, ateşli nöbetler, halüsinasyonlar onu çok yoruyor. Bu olayların anlatıldığı bölümler, kitabı psikolojik bir roman yapıveriyor. Daha fazla ayrıntı vermeden ikinci kısma geçeyim :))

İkinci kısma yani Ferit' in Matmazel Noraliya ve koltuğu ile tanıştığı bölüme gelecek olursak;

Matmazel Noraliya kim diyeceksiniz bana? İnanın bunu benim anlatmamla anlamazsınız. Okuyup görün derim sadece sizlere :))

Yine bir gece gelen nöbetler sayesinde tanışır bu koltuk ile kahramanımız. Ardından da Matmazel Noraliya'nın hakkında daha fazla bilgi öğrenir, günlüklerinin birkaç sayfasını okumak aslında onu anlamaya yeter. O koltukta ise bir şeyler vardır. Sözcüklerle anlatamaycağım fakat insanı rahatlatan bir şeyler... Bunu da okuyunca anlayacağınıza eminim :)

Selma'yı atlamamak gerekir. Onu da tanıma fırsatınız olacaktır. Ferit Selma' yı anlattıkça daha iyi tanıyacaksınız hatta :d

Kitabın sonu belki daha farklı olabilirdi ama yerinde bir son olmuş mu işte bu tartışılır...

Her şeye rağmen iyi ki okumuşum dediğim kitaplardan

Sizler de bu kitabı bir elinize alın derim

Keyifli okumalar..
319 syf.
·Beğendi·7/10
İdeolojisini güzel bir şekilde okuyucuya aktarmış olan Peyami Safa, romanında Ferit’in iç dünyasına derinlemesine iner. Psikolojik bir roman olan kitabın gotik bir tarafı da var. Her insanın hayatında dönüm noktaları, bazı değişimleri olmuştur. Ferit’in değişimide Peyami Safa’nın fikrince batıdan doğuya doğru yön değiştirir. Maddeden ruha geçerken maneviyatı hisseder. Anlatımı güzel bir psikolojik roman, okuması zevk verici.
319 syf.
·9 günde
Son dönemde Peyami Safa'nın üç kitabını (9. Hariciye Koğuşu, Fatih Harbiye, Sözde Kızlar) üst üste okumuştum ve şimdilik bu kadar yeter diye düşünürken 1000kitap İstanbul okuma grubunun temmuz için bu kitabı seçtiğini gördüm. Hadi dedim kendime bunu da oku...

Matmazel Noraliya'nın Koltuğu iki kısımdan oluşuyor. Kitabın baş kahramanı Ferit, tıp fakültesini bırakmış ve felsefe bölümüne geçmiş. Bir pansiyonda kalmaya başlıyor ve başına olağanüstü olaylar geliyor. Yaşadığı akıl dışı olaylar, bunu kendi materyalist kafa yapısıyla açıklayamaması, kız arkadaşıyla yaşadığı kavga, geçmişinden gelen bazı korkular derken tam bir psikolojik bunalımda. Olaylar ilginç bir şekilde devam ediyor ve Ferit'in pansiyon hayatı bitip adada Matmazel Noraliya' nın evine yerleşmesiyle ikinci kısım başlıyor. Burada tanıştığımız Noraliya'nın hayatı ise bir o kadar ilginç. Ferit'in hayatında da derin değişiklikler oluyor ve bunları okuyup görmeniz gerek.

Peyami Safa gerçekten edebî olarak bizi doyuran bir yazar, sadece mesaj verme kaygısı kitaplarında hissediliyor. Dili çok güzel kullanıyor ve okunası romanlar yazıyor. Genel olarak psikolojik tahlilleri çok iyi ve aralarda müthiş alıntılanacak tespitleri var.
319 syf.
·Beğendi·10/10
"Koruk yeşili gözlerinden ekşi bir ruh sızıyordu." Eseri okumuş olmasaydım,sırf bu cümleyi duymak bile okumama vesile olurdu.Okumadıysanız en kısa zamanda okumanızı tavsiye ederim.
"Delilik varolmuş bir zekanın yok oluşudur; Aptallık, varolmamış bir zekanın varolmamaya devam edişidir.
*Deliliğin hiç olmazsa mazisi şanlı. Aptallığın şerefli bir tarihi bile yok!... "
"Kendi merkezi etrafında hergün biraz daha süratle dönmekten başka bir şey yapmayan insan, atlı karıncada gözlerini kapayan çocuğun kilometrelerce uzaklara gitmesi hayaline benzer bir ilerleme vehmi içindedir..."
"İnsan hür doğmaz. Eğer kendi ben'i ile mücadeleye başlayan bir irade destanının kahramanı değilse, eğer kendi nefsine galebeden ve kendi ihtiraslarına hakimiyetten başlayan bir hürleşmeye doğru merhale merhale yol almıyorsa, eğer hürriyeti şahsiyetiyle beraber gelişmiyorsa, insan, en hür nizam içinde hür değildir. Doğarken hürriyetimize de, şahsiyetimize de sahip olamayız. İkisini de, yaşadıkça ve liyakatimiz nispetinde kazanırız.. "

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Matmazel Noraliya'nın Koltuğu
Baskı tarihi:
1978
Sayfa sayısı:
335
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Baskılar:
Matmazel Noraliya
Matmazel Noraliya
Matmazel Noraliya
Matmazel Noraliya

Kitabı okuyanlar 2.096 okur

  • Aslı Aşcıoğlu
  • Aslı Aşcıoğlu

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları