Roman tam bir insanlık aynası gibiydi…
Zola burada sadece bir kadının hikâyesini değil, bütün bir toplumun çürümüşlüğünü anlatıyor bu sayfalarla…
Nana’yı okurken onun yükselişini, ihtiraslarını, zaaflarını görüyorsun ama aynı zamanda dönemin erkek egemen dünyasının nasıl bir ikiyüzlülükle işlediğine de şahit oluyorsun.
Zola’nın dili öyle canlı ki, sanki o salonlarda dolaşıyor, o gösterileri izliyor gibi oluyorsun.
Eksileri ise; Kitap ağır ilerliyor, Zola ayrıntıyı çok seviyor.
Bazen “hadi artık” dediğin yerler oluyor.
Yine de bu detaylar sayesinde karakterler ve ortam inanılmaz gerçekçi geliyor.
Sonunda fark ediyorsun ki, Nana sadece bir kadın değil; aslında toplumun açgözlülüğünün, zaaflarının, tutarsızlıklarının bir sembolü!!
O yüzden biraz sabırla okunduğunda çok şey düşündürüyor ve etkisi uzun süre kalıyor. Keyifle oku