"Sefiller"; bireysel acıları, toplumun vicdanını, adalet kavramının çürümesini ve insan ruhunun karanlıkla aydınlık arasındaki gelgitlerini devasa bir anlatı evreni içinde işleyen bir insanlık panoramasıdır. Jean Valjean karakteri, sistem tarafından ezilmiş bütün insanları temsil eden sembolik bir figürüdür. Bir parça ekmek çaldığı için, yıllarca kürek mahkûmu olarak yaşamak zorunda kalan Valjean’ın dönüşümü, romanın psikolojik damarını oluşturuyor. Hugo suçun bireysel değil, toplumun yarattığı eşitsizliklerden doğduğunu bu şekilde gösteriyor. Jean Valjean’ın sürekli geçmişiyle savaşması, iyilik yapmaya çalışırken bile kendini affedememesi, onun psikolojik derinliğini olağanüstü bir noktaya taşıyor. Özellikle Piskopos Myriel’in ona merhamet göstermesiyle başlayan vicdani kırılma, romanın ahlaki omurgasını oluşturuyor; Hugo bu sahnede hukukun cezalandırdığı yerde, merhametin insanı yeniden doğurabileceğini anlatıyor. Buna karşılık Javert karakteri katı düzen anlayışının somutlaşmış hâlidir. Javert için yasa mutlak bir gerçektir; insanın değişebileceği fikri onun bütün zihinsel sistemini çökertir. Javert’in yaşadığı iç çatışma hukuk ile vicdan arasındaki tarihsel çatışmanın psikolojik bir yansımasıdır. Fantine karakteri ise toplumun kadın üzerindeki acımasız baskısını temsil ediyor. Yoksulluk nedeniyle bedenini, saçlarını ve sonunda insanlığını kaybetmeye zorlanan Fantine’in trajedisi, Hugo’nun dönemin sosyal düzenine yönelttiği en sert eleştirilerden biridir. Cosette’in çocukluğundaki korku dolu yalnızlık, sevginin insan ruhunu nasıl iyileştirdiğini gösterirken; Marius karakteri gençliğin idealizmini ve devrimci romantizmini temsil ediyor. Romanın arka planında yer alan Paris ayaklanmaları, tarihsel bir olaydan öte halkın bastırılmış öfkesinin sembolüdür. Hugo devrimi