• Insanın kendi başına olmasi herkesten herşeyden belli bir süre uzak kalması -bu çılgın görünmek bilinmek Kemal Sayarin deyimiyle var olduğunu hissetmek istenilen çağda-kendisine yapabileceği en güzel iyilik sanırım. Sosyal medya hesaplarımı whatsapp dahil silebiliyor kendi başıma kitaplarımla ailemle kendimle vakit geçirebiliyorum artık. Başlarda epey zorlasa da beni bu uygulama o sakinliğe o huzura alışınca şimdi whatsappi instagrami indirsem de telefonumu değil beynimi kalbimi kalabalık etmişim boş yere işgal etmişim gibi geliyor ki öyle pek fazla yazanim edenim rahatsız edenim olmamasına rağmen böyle bu. Ve ben normalde bu mecralara bu tür yazıları da yazmam ama belki birilerinin kalbine dokunurum düşüncesi ile dökülüyor kelimeler.. (Bunu da aman Verâ ne gereksiz bir yazı deyipte silmezsem tabi) Ilk girdiğim zamanlar burası kitap üzerine değil miydi ne kadar çok laf kalabalığı var demiştim. Umarım öyle olmamıştır ve kendimizle çelişen olmayız..
  • Güneş batmayan ülke olan İngilterenın görülmeyen tarafları ve gerçeklerini çok gUzEL BIR SEKILDE DILE GETIRIYOR medeniyetin sürekli geliştiği bir dünyadayız ve daima medeniyet Gelişmekte her zaman artmakta Sanayi Teknoloji daima Gelişmekte bunlar geliştikçe insan ihtiyaçları artıya mı Bunları karşılamak için de her zaman bir ilerleme söz konusu İngiltere Güneş batmayan ülke olarak biliniyor Hani sömürüden dolayı emperyalizm zenginliğinden dolayı ama doğu tarafında insanların bile bilmedikleri şeyler var Batı yakasındaki insanlar Doğu yakasında ne insanlar olduğu nasıl şeyler olduğunu bile bilmiyorlar tam ile tehlike gözüyle bakıyorlar yoksulluğun dibini yaşıyorlar Çünkü İngiltere gibi bir ülkenin bu kadar yoksulluğu önleyebilecek güce sahipken bu kadar milyon insanın bunları yaşamasını ele alan bir kitap çok güzel dile getirmiş bu bunu nasıl arka yüzünü göstermeye çalışıyor ve bunu yaz Tamam ile kendisi O insanlara karışarak o insanlarla aynı duyguları paylaşarak kanıtlamaya çalışıyor ve o duyguları yaşayınca asıl gerçeği görüyor Çünkü bir insanın sadece yazması ve yaşayarak yazması ayrı şeylerdir Cenk London bunu harika bir şekilde dile getirmiş ve harika bir şekilde yaşamış
  • Ne çok insan var. Her çeşit, her ırktan insan. Ne yaparlar, nereye giderler? Sonuçta hepsinin ortak bir yanları var; hepsi de sevmenin ne olduğunu biliyor, aşkın ne olduğunu da. Bilmezler mi, çaresizlik, kanadı kırıklık nedir, yüreğe düşen köz nedir, hüzün nedir? Evet, insan olan bilir bunları. İnsan, duygu ustası... Aynı şekilde nefes alır, aynı havayı solur. O vakit herkes aynılaşır. Peki neden bu insanı insandan uzaklaştıran ayrılıklar, bütün bu sınırlar?
    Mehmed Uzun
    Sayfa 72 - İthaki Yayınları
  • "Zır cahil anam bile "4 yaşlarındaydım" demez. "4-5 yaşlarındaydım" der. "Öğretmenlerimden bir tanesi" gibi bir kullanım olabilir mi? Leblebi mi sayıyorsun? Öğretmenlerimden birisi diyeceksin. "Konuya vakıf olduk." yazmış. E önce dernek olsaydın.. Hani a'nın üzerinde şapka?" (H.A.T.)

    Diyelim böyle bir kitapla karşılaştın, içine çekmedi, hoşlanmadın, hatalar yazarlığa yakışmayacak hatalar. Yarım mı bırakırsın yoksa yazar emek verip yazmış diye devam mı edersin? Peki okurken bizim harcadığımız emek? Vakti heba etmek olmuyor mu bu da? Seçici olacağız o hâlde. Hasan Ali Toptaş okumak konusunda seçici olun der. Çünkü ömür kısa, sandığımızdan çok daha kısa.. Bırak, yarım bırak, çeyrek bırak.. Öbür türlüsü vaktini -vakit derken aslında hayatını- heba etmektir, olmaz.
    İşte bu seçicilik eleğinin hep üstünde kalacak bir isim Hasan Ali Toptaş. Yazım, imlâ ve anlatım konusunda ayrı bir hassasiyeti var. Tam bir edebî metin okuyorsunuz bu yönüyle. Ayrıca samimiyeti her cümlesine sızmış, sular seller gibi de akıyor kitabı.

    Heba'nın kahramanları hep bir yönüyle boşa gitmişler. Bir zalim eliyle yahut kendi elleriyle, eline güç geçmiş adaletsizler ve vicdansızlar eliyle, dedikodu ile iftira ile.. Her birimiz gibi yani. Hebayız..

    Birbirine bağlı 7 bölümden oluşuyor kitap.

    Anahtar: Ziya ev sahibesi Binnaz hanıma anahtarını teslim edip şehir hayatından kendini kurtaracakken anahtar teslimi hüzünlü bir törene dönüşüyor. Çünkü anahtar sadece bir metal parçası değildir; anılardır, hayatlardır. Bu bölümden sonra kendimi biraz kandırılmış hissettim.

    (7 bölümü tek tek yazarsam çok uzun olacak.)

    Rüya, Huzur ve Yazıköy bölümlerinde köyü, köy halkını, köy halkının "zürriyetsiz" damgası yapıştırdığı Kenan'ı, bilge karakter Hulki Dede'yi ve diğerlerini tanıyorsunuz.

    Sınır; başlı başına bir uzun hikaye sayılabilecek kadar sağlam. Kitapta en uzun anlatılan bölüm burası. Ziya'nın askerlik yıllarını anlatıyor burada yazar. Ama ne anlatmak.. En ağır hâlleriyle. Yaşıyormuş gibi. Bu bölüm hakkında yazılacak çok şey var ama o donanım bende yok. Adı bile bir inceleme konusu.

    Son iki bölüm Minnet ve Fenâ. Burada artık kalp ritmi ve tedirginlik artıyor. Beni en çok etkileyen kulübenin yazar tarafından açıldığı o son iki sayfalık kısım oldu.

    "Kalkıp açtım."

    Neydi o öyle.. Düş ve gerçek iç içe. Yazar ve Ziya göz göze..

    "Beni buldular."

    Beynim bulandı benim.

    Son olarak; şehirlere, nesnelere, insanlara anlam yüklemek gibi bir huyum var. Bir yıl kadar yaşamak zorunda kaldığım Denizli'yi -Hasan Ali'nin doğup büyüdüğü bu şehri- Hasan Ali Toptaş'ı o dönemler tanımış olsaydım, sadece onun için sevebilirdim. Hatta Zafer gazozunu, meydandaki o horoz heykelini bile sevebilirdim. Gerçekten.

    Yazıyı sonuna kadar okumuş birileri var mıdır bilmiyorum ama -varsa selam olsun -Hasan Ali Toptaş hâlâ hayattayken okumakta geç kalmayın, düşünenler varsa ertelemesin hiç.

    Keyifli okumalar.
  • -Ne yani! Adam Tanrı'ya inanmıyorsa ona Allah sız denmez mi?
    - Denmez. Söyledim ya denemez. Çünkü onun da Allah i var. Kabul etmese de onu da Allah yarattı. Ama o inanmıyor. Inanmaması onun Allah sız yaratıldığını göstermez.
  • Haklı olmak ile nazik olmak arasında seçim yapmanız gerektiğinde nazik olmayı seçin.

    Eylemleriniz anıtlarınızdır.

    Talih cesurdan yanadır.

    Hiç kimse kendi başına bir bütün, bir ada değildir.

    Tüm cevapları bilmektense, bazı soruları bilmek daha iyidir.

    Bu dünyada bugün var, yarın yok olmamız çok garip.

    Yeryüzünden epey yüksekte dünya masmavi görünüyordu ve yapabileceğim hiçbir şey yoktu.

    Bazen kafamın içi hayallerle dolup taştığı için bu kadar büyük olduğunu düşünüyorum.

    Evren bir piyangodur ama eninde sonunda karşılığını verir.

    İnsan ne yaman bir yapı insan! Akıl gücüyle ne soylu bir varlık! düşünme yetenekleri ne sonsuz! Duruşu kımıldanışı ne anlamlı ne güzel! Ne melekçe davranışları ne tanrıça kavrayışları var! Evrenin gözbebeği insan..

    Pek çok güzel şe görebileceğimi unutmuştum hayatın sunabileceklerini keşfetmeye ihtiyaç duyabileceğimi unutmuştum.

    Göğe erişeceksin..uç....güzel çocuk

    Hayata yeni bir kural koyalım mı? ... Şöyle olsun, daima gerektiğinden biraz daha nazik olmaya çalış..

    Ayrıca karlı bir güne uyanmak dünyada en çok sevdiğim şeydir. Sabah gözünüzü ilk açtığınızda her şeyin neden normalden farklı göründüğünü bilememe hissine bayılıyorum. Ardından gerçeği bir anda çakıyor, her yerin sessiz olduğunu fark ediyorsunuz. Korna sesi yoktur. Sokaktan otobüs geçmiyordur. Sonra pencereye koşar ve dışarısının tamamen beyaza büründüğünü görürsünüz;: kaldırımlar, ağaçlar, sokaktaki arabalar, pencere pervazlarınız. Böyle bir şey hafta içi olduğunda ve okullanrın kapandığını öğrendiğimdeyse..şey, kaç yaşında olursam olayım bunun her zaman dünyanın en güzel hissi olduğunu düşüneceğim, ve asla kar yağdığında şemsiye açan şu yetişkinlerden biri olmayacağım.. Asla...
  • Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
    ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
    budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
    Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
    Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
    Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
    koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
    Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
    Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
    Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
    Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u.
    Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
    Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.