• PEDRO PARAMO
    Yazar: JUAN RULFO
    Çeviri: SÜLEYMAN DOĞRU
    DOĞAN KİTAP 3. BASKI


    *** İYİLİĞİN KARŞITININ HİÇBİR GERÇEKLİĞİ YOKTUR.

    ÖKLİD

    130 Sayfalık bir kitap Pedro Paramo. Kitabı okunmaya bitirdiğimde aklıma ilk gelen şu oldu: iç içe olan 3 öyküyü içeren 130 sayfalık dev bir roman ve acaba kaç yazar bu kadar kısa sayfaya bu kadar olay kurgusunu bu kadar anlatıcı ve zamana sığdırabilirdi. Kitabı elime alıp okumaya devam ettikçe karşıma zamanın, anlatıcıların ve mekanların değiştiğini gördüm ve ister istemez notlar alıp okumaya devam etmek zorunda kaldım. Kitaba olan hayranlığım her sayfasını çevirdikce artarak devam etti. Juan Rulfo ya hayranlığım kitabı 2. kez okuduğumda bir kat daha arttı. Çünkü farklı anlatıcılar farklı zamanlar ve iç içe geçen 3 öykü...
    Juan Rulfo Pedro Paramo kitabında bazı cümleler varki anlattığı mekanın fotoğrafını öyle bir çekmişki anlatısında tek bir toplu iğne başı kadar ışık dışarı sızmıyor bana göre.
    Yüzyıllık Yalnızlık kitabının yazarı Gabriel Garcia Marquez, yoksulluk içinde yazdığı Yüzyıllık Yalnızlık kitabının yazılış sürecini daha sonraları anlatırken, edebiyat çevrelerinden bir dostunun bir gece evine geldiğini ve “Sen yazı yazdığını sanıyorsun. Al da bunu oku.” diyerek Marquez’in önüne bir kitap attığını anlatır. Arkadaşı gittikten sonra Marquez kitabı büyük bir şaşkınlık ve hayranlıkla okur. Bitirir ve yeniden bir kez daha okur. Kitabı bıraktığında tanyeri ağarmaktadır. Kitap Juan Rulfo’nun “Pedro Paramo” sudur. Marquez kitaptan o denli etkilenmiştir ki Yüzyıllık Yalnızlık eserinde Pedro Paramo’dan bir cümle alarak Rulfo’ya bir selâm gönderir. Susan Sontag’a göre Marquez, Pedro Paramo’yu ezbere bilir. Pedro Paramo’nun hayaletlerle dolu kasabası Comala, Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık eserindeki Macondo kasabası için bir esin kaynağı olmuştur. (ALINTIDIR.)
    Juan Rulfo Pedra Paramo; umarım ki romanın roman tadında nasıl olabileceğini, roman kurgusu, romanın anlatıcıları, mekan ve zaman geçişlerini daha iyi anlamak ve hissetmek adına 130 sayfaya bunları sığdırabilmenin muhteşemliği gözden kaçırmadan okunması gerektiğine inancımı bu kitap perçinlemiştir.

    *** Kitabı okumayanların bu noktada sonra okuyup okumaları kendi tercihleridir.

    *** Bu noktada sonra yazacaklarım tamamen 3 kurgu ve öyküyü sayfa sayıları ile anlatmaktadır.

    Bana göre kitap muhteşem bir girişle başlıyor.

    Comala’ya geldim, çünkü bana babamın burada yaşadığı söylendi, Pedro Paramo adında biriymiş. Bunu bana söyleyen annemdi. Ben de o öldükten sonra babamı görmeye geleceğime söz verdim. Bunu yapacağımın bir kanıtı olarak da ellerini sımsıkı tuttum, zira o sırada annem ölmek üzereydi ve ben de her türlü sözü verebilecek durumdaydım. ‘’ Onu ziyaret etmeyi sakın ihmal etme – diye nasihat etti bana-. Bu isimle ve başka isimlerle tanınıyor. Seni görmekten mutluluk duyacağına eminim. ‘’ O anda bunu yapaçağımı söylemekten başka bir şey gelmezdi elimden ve bunu o kadar çok tekrarladım ki, ellerimi onun ölü ellerinden uzun uğraşlar sonucu kurtardıktan sonra bile aynı şeyi tekrarlamaya devam ediyordum. Sayfa:7
    Bana göre roman adına muhteşem bir giriş paragrafı ile başlıyor roman. Şimdiki zaman ve geçmiş zaman dilimini içeren bir anlatıcı ve bu anlatıcı Pedro Paramo isminde bir babanın oğlu ve annesi ölmek üzere iken ona söz vermiş hiç tanımadığı babasını bulmak adına Comala’ya geldiğini söylüyor bize.
    Juan Rulfo romanını öyle incelikle dokumuş ki; Pedro Paramo isminde hiç tanımadığı bir babayı Comala’ya aramaya giden anlatıcının ismini karşımıza Sayfa:63 Sayfa:65 ve Sayfa:81 de aşağıdaki şu paragraflar da hem ismi hemde ölmüş olarak çıkarmaktadır. ))
    *** Seni öldürenin havasızlıktan boğulma olduğuna mı inandırmak istiyorsun beni, Juan Preciado? Seni köyün meydanında, Donis’in evinden çok uzakta buldum; o sırada yanımda o da vardı ve senin ölü numarası yaptığı söylüyordu. İkimiz birlikte seni gölgelik bir yere sürüklediğimizde, korkudan ölenlerin öldüğü gibi kasılmış ve kaskatı kesilmiştin. O bahsettiğin gece soluyacak hava olmadığı için, seni taşıyacak ve sonra da gömecek gücü kendimizde bulamamıştık. Ve gördüğün gibi, şimdi seni gömüyoruz. Sayfa 63
    *** Bunu sana da aha ilk başt söylemiştim. Babam olduğu söylenen Pedro Paramo’yu bulmaya geldim. Beni buraya bir hayal getirdi.
    ***Burada sırtüstü yatmış, yalnızlığımı unutmak için o günleri düşünüyorum, çünkü buraya sadece bir süre için yatmış değilim. Ayrıca yattığım yer annemin yatağının üzeri değil, ölüleri gömmek için kullandıkları türden siyah bir tabutun içi. Çünkü ben ölüyüm. Sayfa 81

    Pedro Paramo’nun hikayesi ile başlamak istiyorum ve kitap da şu cümleyi paylaşmadan başlamak istemedim.

    ***Bana kalırsa, o kötülüğün ta kendisi. Pedro Paramo işte bu.
    Pedro Paramo kesinlikle kurnaz bir adam ve kendi çıkarları adına her yolu tercih eden her yol kendince kullanan bir adam. Borçlarından kurtulmak adına toprak ağasının ölmesiyle birlikte her şeyin tek sahibi olan Dona Dolares’ e evlenme teklifi etmiş ve evlenmiştir. (Dona Dolares Juan Preciado annesidir.) Bunun ile birlikte tüm mirasın tek başına Pedro Paramo’nun hakimiyetine geçmiştir.
    *** Dolares’i ikna etmek çok kolay oldu. Hatta teklifi duyunca gözleri parladı ve suratı allak bullak oldu. Sayfa:43
    Bir yıl sonrasında Pedro Paramo’dan nefret etmeye başlayan Dona Dolares oğlu Juan Preciado’yuda yanına alarak bir daha geri dönmemek üzere kızkardeşi Gertrudis’in yanına gider. Sayfa:22-23
    Yıllar sonra ölmek üzere iken oğlu Juan Preciado ( giriş paragrafdaki anlatıcı) vasiyet etmiştir.
    *** Gidip ondan bir şey isteme sakın. Bizim olanı talep et. Bana vermek zorunda olduğu ama asla vermediği şeyi… Bizi unutmuş olmasını ona pahalıya ödet, oğlum. Sayfa:7
    Pedro Paramo için her şey kendi çıkarları içindir.
    1926-1929 yılları arasında ki iç savaş sırasında devrimcilere vaade bulunmuş hiç birini yerine getirmemiş kendi adamlarını göndermiş avukatı bile gitmek istediğinde hiçbir ödemesini yapmamış parasının tamamını bile yatırımlarda olduğunu söyleyecek kadar utanmaz bir kurnazlık sergilemiştir. Sayfa 103-110

    Tüm Media Luna Pedro Paramo’nun hakimiyetinde acımasızca hüküm sürmektedir.

    ***Şu tarafa bakın dedi katırcı birden durarak bana. Domuz mesanesini andıran şu tümseği görüyor musunuz? Media Luna işte onun hemen arkasında. Şimdi şu tarafa dönün. Şu tepenin doruğunu görüyor musunuz? Oraya bakın. Ve şimdi de şu tarafa dönün. Şu çok uzakta olduğu için zar zor seçilen doruğu görüyor musunuz, peki? Güzel, işte bir uçtan diğer uca tamamı Media Luna. Bir başka deyişle, göz alabildiğine uzanan arazinin tümü. Ve bütün bu topraklar ona ait. Gerçek şu ki, biz Pedro Parama'nun çocukları olmamıza rağmen analarımız bizi bir hasırın üzerinde doğurmuşlar. Ve işin en gülünç yani bizi vaftiz olmaya o götürmüş. Siz de bunun aynısı yaşamış olmalısınız değil mi? Sayfa 10-11
    Bu arada başka karakterlerde var devam eden Pedro Paramo’nu Hikayesinde. Ölen oglu Migael Paramo.
    *** Hepsi Miguel Paramo’yla başladı. Öldüğü gece ( Tüm roman kahramları ölüdür aslında ) Sayfa:25
    *** Eduviges Dyada & Kardeşi Maria Dyada& Daminia Cisneas& Peder Renteria& Pederin Yeğeni Ana….


    Pedro Paramo’nun çocukluk aşkı Susana

    *** Seni düşünüyordum, Susana. Yemyeşil tepelerin üzerinde rüzgar çıkınca kağıttan uçurtmaları uçurduğumuz o günleri. Tepenin üzerindeyken aşağından gelen köyün sesini işittik; derken birden rüzgar şiddetlenir, kınnap elimizden kaçacak gibi olurdu. Susana, bana yardım et. Ve yumuşacık eller bizim ellerimizi sıkıca tutardı. Sayfa 17

    Çocukluk aşkı Susana Babasına mektuplar yazar Babasına çiftliğin kahyalığını teklif eder sırf onu görmek yanında olmak için Susana ‘nın babası Bartolome ise bırakın okumayı mektupları alır almaz yırtıp atar. Safya:82 Madenci olan babası Bartolome den tek istediği en değerli en güzel yaptığınız şey kızınız der.

    *** Bartolome San Juan , ölü bir madenci. Susana San Juan, La Andromeda madenlerinde ölmş bir madencinin kızı. Her şey apaçıktı. ‘’ oraya ölmeye gidiyorum ‘’ diye düşündü. Sayfa:90

    Juan Preciado ise Pedro Paramo ile Dona Dolares’in Oğlu. Romanın ilk anlatıcısı; Juan Rulfo Pedro Paramo kitabında değerli cümleleri ve Comala köyündeki anlatılarını yazmadım tasvirlerini okumak anlatılarında ki değerli cümlelerini de Romanı okumak isteyenlerin zevkine bırakarak yazmıyorum. Perspektifin düzleme indirgendiğinde mükemmellik insanüstü bana göre...

    *** Hayali kötülük denen şey romantik ve çeşitlidir. Gerçek kötülük kasvetli, monoton, boş ve sıkıcıdır. Hayali iyilik sıkıcıdır. Gerçek iyilik ise daima yeni, muhteşem ve baş döndürücüdür. Dolayısıyla ‘’ hayali edebiyat’’ ya sıkıcıdır ya ölümsüz, ya da ikisinin bir karışımı
    SIMONE WEIL
  • Spoiler var. Ama siz bilirsiniz.

    “Hayat efsaneyi tekrar eder! dedim, heyecanlanarak “Siz de öyle düşünmüyor musunuz?” syf. 191

    Yazmamayı düşünüyordum ama yukarıdaki sözden sonra ben de efsaneyi tekrar etmeye karar verdim. İlk defa bir efsanenin ya da kitabın yeniden yazıldığını okumuyorum. Calvino okumuştum mesela. Don Kişot yeniden yazılıyordu. Alain Robbe Grillet’in Silgiler’ini okudum. Orada da Oidipus yeniden yazılıyordu. Flaubert Madame Bovary’le yine Don Kişot’u yazmış. Orhan Pamuk da Oidipus’u yeniden yazmış. Yazar son cümlesine noktayı koyduğu anda bir metni tamamlanmış saymak çok normal olabilir. Ama böyle kitaplar bize ‘başlayan ama bitmeyen öyküler dünyasında yaşadığımızı’ gösteriyor.

    Oidipus’u hatırlamak için: #30619141

    Silgiler incelemesinde de (#31017839) şöyle iki cümle kurmuşum: “Metinlerarasılık kuramına göre, bir metin başka bir metne alıntılama, anıştırma, gönderge gibi pek çok biçimde çağrışımda bulunabilir. Silgiler kitabı metinlerarasılık bakımından incelendiğinde çok eski ve ünlü bir mitoloji hikâyesi olan Oidipus’un modern bir çeşitlemesi olarak görülebilir.” Bir inceleme tekrarlanıyor şimdi de: Kırmızı Saçlı Kadın kitabı metinlerarasılık bakımından incelendiğinde çok eski ve ünlü bir mit olan Oidipus’un modern bir çeşitlemesi olarak görülebilir. Sadece bu açıklama bile bir inceleme sayılır okur için. Çok tekrara düşmemek için sadece mekan ve romanın yapısı ile ilgili bir iki şey söyleyeceğim.

    Önce Kırmızı Saçlı Kadın’daki mekanın Oidipus’taki mekana hangi açıdan benzediğine bakalım. Thebai kentinin kuruluş hikayesinde bize yol gösterecek bir kısım var: “Bu şehrin ilk kurucusunun Kadmos olduğu söylenir. Şehri sonradan ele geçiren Amphion ve Zethos kardeşler şehri büyütmüşlerdir. Kadmos kız kardeşinin başına gelen felaketi aydınlatmak için bir rahibeye başvurur. Rahibe bunun imkânsız olduğunu bir düvenin peşinden gitmesi ve düvenin durduğu yerde bir şehir kurmasını söyler. Kadmos çaresiz buna uyar, takip eder ve düvenin durduğu yerde şehri kurmaya hazırlanır. Ama şehre su kaynağı sağlayacak kaynaklar bir ejderhanın kontrolündedir. Savaşır ve yener…” Şehre ejderhanın yenilmesiyle su geliyor. Yani meşakkatli bir iş ejderhayı yenip su kaynağını kurtarmak. Kırmızı Saçlı Kadın kitabında ise Mahmut Usta Öngören’de bir kuyu kazdırılmak için çağrılıyor. Su bulmak için çok çaba sarf ediyor(“Ertesi gün Mahmut usta hiç beklemediği kadar sert bir kaya ile karşılaşınca…”). Yani kuyudan su çıkarmak Thebai kentiyle alakalı olabilir. Ejderhadan suyu alınınca Thebai gelişip büyüyordu. Öngören’deki arazide su bulununca öyle olmadı mı? Öngören isminin de bilinçli seçildiğini düşünüyorum. Okur Oidipus mitini biliyorsa dikkatli olmalıdır, bu kitapta da neler olabileceğini ön-görmelidir, demek istemiş bence Pamuk. Okur dediğin öyle olmalı zaten sadece metni okuyup bitirmeyle kalmamalı.

    Şimdi de giriş cümlesine bakalım. “Aslında yazar olmak istiyordum. Ama anlatacağım olaylardan sonra jeoloji mühendisi ve müteahhit oldum.” Bazılarınız ne gerek var metnin yapısına şekline, ne anlatıyor onu söylesen yeter okuru olduğunuz için(Orhan Pamuk açıksözlülüğü var bende) önemsemiyorsunuz bu tür şeyleri. Kitabın giriş cümlesiyle üstkurmaca okura hissettirilir. Yani metnin yazılış süreci metnin içine konumlandırılır. Son paragrafta da şunlar yazar: “Pazartesi gene geleceğim" dedim gülümseyerek. Çantamdan çıkardığım Dante Rossetti’nin yırtılmış, yapıştırılmış kırmızı saçlı kadın resmini verdim. “Romanını yazacağını bilmek ise oğlum, çok mutlu etti beni!” dedim. “Bitince kapağına bu resmi koyar, biraz da güzel ananın gençliğini anlatırsın. Bu kadın, bak, biraz benziyor bana. Tabii romanına nasıl başlayacağını sen daha iyi bilirsin ama kitabın, benim son sahnedeki monologlarım gibi hem içten hem de bir masal gibi olmalı. Hem yaşanmış bir hikâye gibi sahici, hem de bir efsane gibi tanıdık olmalı. O zaman yalnız hâkim değil herkes anlar seni. Unutma, aslında baban da yazar olmak istemişti.” Yani şimdi Cem Bey yazar olamadı mı? Yapmayın lütfen Orhan Bey. :) Kaymak gibi üstkurmaca.

    Böyle bir romanı kim yazabilir? Elbette, ‘okura okuduğu metnin kendisinden nasıl bir okur olmasını istediğini sorduran ve kendisine adım adım gideceği yolu gösteren, nasıl ilerlediğini keşfettirmek isteyen örnek bir yazar’ yazabilir. “Harika kitapları, onlardan zevk alıp mutlu olmak için değil, bir işe yarasın diye okumayı alışkanlık edinmiş ve okuryazarların halkın geri kalanına hizmet etmesine koşullanmış fakir bir ülkede (hatırlattığım için özür dilerim) yaşadığımı sık sık hatırladığım için kitapları okura sevdirmenin kolay, ama aldatıcı bir yolunu bulurum: Bu da, işte kitapların okura öğreteceği şeylerden başlamaktır” diyen bir yazar yazabilir. Okuruna küçük postmodern oyunlar oynayan bir yazar yazabilir. Yani Orhan Pamuk yazabilir.

    Orhan Pamuk’u çok bilmiyorum daha. Sadece gördüğümü yazabilirdim. Öyle yaptım. #35053256 etkinliği kapsamında okudum. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
  • Kitabımız 724 sayfa ,üstelik içerik ve yapı olarakta çok farklı olunca tek bir paylasim  yetmez diye düşündüm.Şöyle bir toparma yapıp kitap üzerine biseyler yazmak istedim.Haddime değil tabi bu eser üzerinde benim edebi yorumlarda bulunmam.Ama icimden geldiği gibi kendi ufak tefek düşüncelerimi aktarmak istiyorum buraya.Sıcağı sıcağına kafamı bu denli meşgul etmisken Tutunamayanlar.
    ____________________________________________
    Baştan söyleyeyim bu yazacaklarim spoiler olur mu olmaz mı bilmiyorum ona göre şöyle bi göz atınız Kitap önsözlerini saymaz isek kitabimiz Turgut'un Selim Işık 'in ölüm haberini almasıyla başlıyor.Kitaplara meraklı insanlar bu gibi karakterleri ömrü boyunca unutmaz buna inanıyorum.Ah bi de Olric var.Ilk başlarda 3 iyi arkadaş olarak düşünüyordum ama Olric Turgut'un iç sesiymis meğer.Kitabın geneli Turgut'un ic sesiyle konuşmasından oluşuyor.

    Turgut'u Selim'in neden intihar etmis olabilecegi dusuncesi onu büyük araştırma içerisine sokar.Selim'in birbirinden farklı arkadaşlarına ulaşır ve onlarla kimi zaman sohbet ederek, kimi zaman Selim'in yazdıklarından olusan deste deste kağıtları okuyarak çözmeye çalışır.

    Süleyman Kargı 'nın evinde Dün, Bugün, Yarın adli 600 Mısralık bir yazı ile karşılaşır.Kitabın ilk bölümü bu misralarin açıklamalarıyla geçmektedir.Gözünüzde buyumesin diyeceğim ama tek bir misranin açıklaması sayfalarca sürebiliyor. Misra 61_68 Evin Arka Bahçesi Kutlug Dandini _ Farcus Dastana Kardeşler Mısra 101 Hegel'in hikayesi ilgi çekici. Ikinci Şarkı_ Orta Asyadaki Düzgün Silik başta olmak üzere 7 arkadasin oluşturduğu günlükler ,Orkan'la Salgan arkadaslarin basladigi 77 bolumden olusan ilmihal ______

    Tutunamayanlar bu sekilde devam ederken Turgut arayışlara devam eder .Önce Metin sonra Esat 'in peşine düşerek ortak arkadaşları Selim 'in yönlerini anlamaya çalışır. 
    _______________1970 TRT Roman Ödülünü kazanan ilk romanımız Tutunamayanlar adlı eseri okumuş olmanın mutluluğu ile kitabimla ilgili son paylasimımi yapıyorum.
    Hepimizin gözünde büyüttüğü ,okuyabilirmiyim diye düşündüğü kitapta bizi ürküten sayfaların çokluğu değil kitabın içeriği ,anlatımı ,yazılış tarzı.
    Ben de okumaya ilk başladığımda puzzle parçalarını birlestirircesine tutundum kitaba. Size Oğuz Atay'in 1972 yılında Yeni Ortam da yayınlanan Pakize Kutlu röportajından ufak bir kesitten bahsetmek istiyorum.Romanın anlatım ozelligindeki değişikliklerin okurun romana girmesini güçleştirmiyor mu? sorusuna Oğuz Atay ~~~"Okuyucuyu yeteneksiz sayarak yazmak istediklerini sadelestirme cabasina girisenlerin de neden oturup yazdığını anlamıyorum. "Demiştir.
    Ve bununla bağlantılı olarak kitaptan bir alintiyi yazmak istiyorum size yorum size kalmış artık!!!
    "Insan beyninin böyle farklı güçte olması,birinin yazdığını, ötekinin okuyacak kadar bile bir zekaya sahip olmaması çok üzücü.Kelimeleri herkes biliyor.Bilmedikleri de bildiklerinin yardımıyla ogretilebilir onlara." Kitabı okurken Oğuz Atay ve dahası pek cok yazarın buna yazarın hayranı olduğu hepimizinde sevdigi Dostoyevski ,Tolstoy ,Kafka, Oscar Wilde ,Nabokov gibi yazarların zekalarina hayran olmamak mümkün degil. Tutunamayanlardan sonra okumak istediğim iki kitap 1.Oblomov 2.Dorian Gray'in Portresi
    Tutunamayanlar kelimesi kitap kahramanı Selim Işık 'in unutamadığı bazı insanları birlestiren bir kelime.Son söz olarak gelin siz Tutunamayanlar a bir Tutunmaya çalışın .
  • ...çok güvendiğim inatçılık ve sabrıma rağmen bazan kitabın hiç bir yere gitmediğini, yazdığım bütün o sayfaların ne beni ne de okuyucuyu kitabın kendi karmaşıklığından başka hiç bir yere götürmediğini korkuyla hisseder, derin bir maneviyat bozukluğuna kapılırdım.
    Orhan Pamuk
    Sayfa 419 - YKY
  • "Senin düşünemeyeceğin kadar kadar yalnızdım ben. Yük ağırdı. Sokağımın insanları kayboluyorlardı. Gözleri, büyülenmiş gibi maddeye dikilmiş, geçip gidiyorlardı önümden. Bir kuş sesini, bir asma yaprağının, 'dur gitme bana bak' haykırışlarını duymuyorlardı. Gönülleri ve gözleri güzellikten kopuyordu. Gerçek ihtiyaçlarının ötesindeki şeylere gidiyorlardı koşarak."

    Sonu Olmayan Bu Eser Hakkında:
    Bazı bireyler yanıma gelip 'Yaşadığımız yüzyılda insanı nasıl tanımlarsın, senin gözünde insanlar nasıldır?' diye sorsalar galiba onlara verebileceğim tek cevap SOKAKTA adlı eseri okumaları olacaktır. Çünkü şuna inanıyorum; bu romanın insanlara, insanlık namına benim veremeyeceğim birçok cevabı verecektir.

    Polisiye bir kurguyla toplumun değişimini anlatılan bu eserde bir 'sokakta' öldürülen yaşlı bir kadının hikayesi üzerinden toplumda görülen değişim irdelenmiştir. Roman, olaylardan daha çok vermek istediği mesajlar bağlamında ele alınmalıdır.

    1975'te yazılmış olan bu eser, günümüz dünyasını o kadar güzel bir şekilde gözler önüne seriyor ki bu eserin yazılış tarihine bakmadan okuyan bir kişinin düşüneceği ilk şey bu romanın 2000'li yıllarda yazılmış olması ihtimalidir. Niye diye soracaksanız, okuduğunuzda şu anda yaşadığımız dünya düzeninde yazarca yanlış olduğu düşünülen materyalist felsefeye insan olarak ne kadarda bağlandığımızı fark edeceksiniz. Evet hepimizi teknolojinin, akıllı telefonların, hızın, tüketmenin esiri olmuş durumdayız. "Bir fikre adanmamış, sadece yemek, içmek, uyumak ve mülk sahibi olmak için yaşanmış hayat, sorarım size hayat mıdır?" diyerek bizlerin bir asalaktan farklı yaşamadığımızı gözlerimizin içine sokuyor resmen. İnsanlar için artık doğanın, maneviyatın, hayal etmenin, çabalamanın bir önemi yoktur. Sadece sosyal medya hesaplarında oluşturdukları sahte insan profilleri vardır. Kendisi için, yaşadığı toplum ve insanlık için hiçbir faydası olmayan ama yine de mutlu gözüken sahte insan profilleri...



    (Ötüken Yayınları 5. Baskı) s. 24,30,31,33,111,115,122,130-131,146,150-154
  • Dostoyevski’nin; “İnsan düşüncesinin son ve en yüce sözcüğü” olarak tanımladığı, Miguel de Cervantes’in hapishanede kaleme aldığı Don Kişot adlı eser, 1605 ve 1615’te iki bölüm halinde yayımlanmıştır. Cervantes, Dünya edebiyatının başyapıtları arasında yer alan “Don Kişot’u, o günlerde çok tutulan şövalye romanlarına bir yergi olarak yazmıştır.
    Ayrıca modern romanın ilk örneği sayılan “Don Kişot”, 17. yüzyılda çökmeye yüz tutan İspanyol feodal toplumunun eleştirel çözümlemesini de içerir. Şövalye öykülerinin komik bir birleşimi olarak tasarlanan “Don Kişot”, bu serüvenleri okumaktan aklı karışmış yaşlı şövalye olan “Don Kişot’un, atı Rosinante ve gerçekliğe bağlı uşağı Sancho Panza ile birlikte geçirdiği serüvenleri gerçekçi bir dille anlatıyor. Aynı zamanda yazılış amacı toplumun Don Kişot’a deli gözüyle bakması, aslında delinin o toplum olduğunu karmaşık bir anlatımla dile getiriyor. Sevdiği ve uğruna yel değirmenlerine saldırdığı Dulsinya, aslinda fakir bir köylü kızıdır ama Don Kişot onu asil bir hanımefendi olarak görür. Yıllarca sadece bir şövalye hikayesi olarak değil, Cervantes’in yaşadığı çağın eleştirisini yaptığı bir felsefe kitabı olarak da görülmüştür eser. Yel değirmenleri sistemin çarkları, Dulsinya ise Don Kişot’un uğruna savaştığı davasına taktığı addır. Aradan bunca yüzyıl geçmesine, yazıldığı dönemde henüz birtakım yazım teknikleri denenmemiş olmasına rağmen, “Don Kişot” hem içerik hem de biçimsel yönlerden çağdaş bir metindir. Bugüne dek, Dostoyevski’nin “Budala”sı Prens Mişkin’den, Flaubert’in “Madame Bovarys”ine, oradan Kafka’nın Bay K.’sına kadar pek çok roman kahramanına bulaşmıştır Don Kişot’luk. Hatta romanlardan gerçek dünyaya taşmış, umutsuz mücadelelere girişen kişilerin nitelemesi olmuştur.

    /Alıntı