• 256 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    "Insan derdinin üstüne kapanıp oturursa deli olur." #sabahattinali
    .
    .
    Daha önceden okumak için başlamış ama devam edememiştim çünkü ilk sayfalarda dili ağır geldi bana ama sonradan akıcı bir hâl aldı. Nasipte yeni baskısı ile okumak varmış. Yine büyük bir heyecan ve tutku ile başladım kitaba. Evet ilk sayfalarda biraz bocaladım ama sonrasında âşık oldum kitaba. Sabahattin Ali ne de büyük bir üstat! Ayrıca ben baskıya da bayıldım. Puntoları çok küçük değil ve tıklım tıkış da değil yazılar.
    .
    .
    Ah o Yusuf'un başına gelenler. Çocuk âdeta felâketler silsilesi yaşıyor. Kaymakam üzerinden devlet, yolsuzluk vs gibi konular üzerine eleştiri mevcut. Doğa tasvirleri oldukça çok. Edremit'i öyle merak eder oldum ki. Ve yine günümüz gerçeğini de Sabahattin Ali bu eserine çok güzel işlemiş. Zengin koca arayışı. Kitapta Muazzez karakterinin annesi, kızını zengin biri ile evlendirme derdinde. Bu durum maalesef günümüzde de kök salmış vaziyette. Para, mal, mülk neye yarar bir parça huzur olmadıktan sonra. Kitabın sonu ise cidden felâket durumda bitti ya.
    .
    .
    Kürk Mantolu Madonna ile tanıdık yazarı evet ama bence bu kitap onu sollar. Hatta Içimizdeki Şeytan da benim için bir tık ilerideydi. Roman olarak üç kitabını da okumuş bulundum ama Kürk Mantolu Madonna'yı tekrar okuyacağım. Kesinlikle de bu güzel kitabı okuyun lütfen. O betimlemelerin tadı damağımda kaldı. Keşke daha fazla eser bıraksaydın üstat!
    #parlakmeltemkitapligi #altınkitaplar
  • 140 syf.
    ·2 günde·Beğendi·8/10
    Sabahattin Ali'nin Değirmen adlı öykü (hikaye) kitabı 3 bölüm 16 öyküden oluşuyor. Bunlardan bazılarını çok genç yaşta yazdığını ve acemilik dönemi olarak nitelendirip, esasında o zaman (yani eski Türkçe ile) yayımlamasam şimdi bunları tekrar yayımlamazdım diyor ama peşinden de ekliyor. "Bir kere okuyucuyla buluştu, o yüzden onlara da sahip çıkıyorum" diyerek kitabın "önsöz"ünde bir açıklama da bulunuyor.

    S.Ali'yi okuyanlar onun bizden hikayeler yazdığını hemen anlar. Öyle uçuk kaçık şeyler yok. Anadolu, halk, memurlar, gelecek, köylü, yaşam, yol, ayrılık, gurbet, imkansızlık gibi o dönemde gördüğü ya da duyduğu şeylerin yazıya dökülmesini okuyoruz. Hatta Anadolu'nun bir resmini çekmiş, onu masa üzerine sermiş ve bize anlatıyor. Biz de dinliyoruz. Evet, dinliyoruz. Çünkü hep bir şeyleri anlatır, onun nasıl oluştuğunu anlatır. Bize de çoğu zaman bu hikaye niçin bitti diyeceğimiz düşünceyi bıraktırır. Masal gibi anlatır ve sevdirir de anlatımı. Bu öykülerinde de çoğu zaman bizi dertlendirir, üzüntüye sevk eder....

    Kitaba adını veren Değirmen'de kitabın birinci öyküsü olarak karşımıza çıkıyor. 1929 yılında geçiyor.
    Bir çingene genci, bir kız ve değirmenin öyküsü ya da masalı mı desek...Masal gibi anlatır bize...

    Aşk, ölüm, ayrılık temalı öyküler arka arkaya sıralanır. Biri bitince diğer hüzne, o bitince diğer ayrılığa
    o da bitince büyük ayrılığa yazılmış nağmeleri okuyoruz. Okuyoruz da, içten içe saran bir duygusallıkla
    kaybettiklerimizi düşledikçe, artan hüzünle, hüzne karşılık veriyoruz. Samimi, candan haykırışla içimizi dağlıyoruz.....Tabii benim gördüklerim bunlar ya da benim o masaya serilen resimden anladığım bu şekilde.

    Benim için apayrı bir kitap oldu ve özellikle birinci kısım. Bu kadar da beklemiyordum. Ölüm, ayrılık, vuslat keşke biraz da uzun uzadıya anlatılsaydı.

    S.Ali okuru yormaz, zorlamaz, kelime fantazisi yapmaz, anlaşılmaz cümleleri arka arkaya sıralayıp "bakın ben
    neler biliyorum" siz de bunu okuyun demiyor. Hayatın içinden, kendi dağarcığından bizlere bir şeyler sunuyor.

    Kitabın özellikle birinci bölümü daha da güzel ama genel olarak da beğendim...Tavsiye ederim. Tarihe
    ışık tutacak nitelikte bizi 1920'lere 30'lara götürüyor ya da daha doğrusu biz o döneme gidiyoruz. O dönemin
    tarzına, türüne gidiyoruz ve okuyoruz. Çünkü O, oradan geliyor, biz buradan oraya bakıyoruz....
  • 164 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Selam. Eğer bugüne kadar Kürk Mantolu Madonna'yı okumadıysanız yarın hemen gidip alın ve okuyun. Çünkü ben bu kadar geç okuduğum için çok pişmanım. Her şey bir gün Raif Efendi'nin bir resim sergisinde Kürk Mantolu Madonna tablosunu görmesiyle başlıyor. Kitabı kapattığınızda içime oturan yumruyu anlatamam. Bir gece tek oturuşta bitirdim kitabı ve o gece yattığımda rüyalarımda Maria Puder ve Raif Efendi yanıbaşımdaydı. Bu yaşımda, biraz olgunlaşınca yani, okuduğum için mutluyum aslında. Birçok yerin altını çizdim, kendi düşüncelerimle karşılaştırdım, tartıştım, güldüm. Uzun zaman sonra bir kitap karakteriyle oturup sohbet etme özlemini yaşadım. Bir insanın gerçekten ruh eşi olabilir mi? Gerçek aşk diye bir şey var mı? Sabahattin Ali bize aşkın var olduğunu, yaşadığını sonuna kadar savunuyor ve müthiş bir dille aktarıyor. Kitabın sonundaysa tahmin ettiğim gerçek olduğu için sarsıldım. Mutlaka okuyun dostlarım, Maria Puder'i tanımanız, Raif Efendi'nin hislerini, yaşadıklarını öğrenmeniz lazım.
  • 164 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    Sabahattin Ali
    Neyi nasıl yazması gerektiğini bilen, olay örgüsünü bildiğimiz halde bizi şaşırtan bir yazar. Onun eserlerini okuyup etkilenmemek elde değil. Sabahattin Ali övgülere layık bir yazar ve ben bu övgüleri onun diğer eserlerini okuyarak yapacağım.

    Kürk Mantolu Madonna'ya gelecek olursak kısaca şu şekilde özetleyebilirim.
    Raif bey ve Maria Puder. Kürk Mantolu Madonna benim için Raif bey ve Maria Puder demek, onların acılarla dolu aşkları demek.
    Raif bey daha tanımadan aşık oluyor. Hemde bir tabloya. Günlerce ayrılmıyor tablonun önünden. O kadar güzel seviyorki Maria'yı kendini herşeyden soyutluyor.

    Raif bey bütün önyargıları alt üst eden bir adam. Dışardan bakıldığında sade, hiçbir şeyden anlamayan bir adam gibi görünse de içerisinde kocaman bir dünya yaşatıyor. Marie Puder ise tam olarak anlayamadığım bir karakter bunun nedeni romanda ikinci planda kalması olabilir. Yinede çok güçlü bir kadın, kocaman bir sırrı tek başına omuzlayacak kadar güçlü ve cesur.

    "Ah Maria, niçin seninle bir pencere kenarında oturup konuşamıyoruz? Niçin rüzgarlı sonbahar akşamında, sessizce yan yana yürüyerek ruhlarımızın konuştuğunu dinleyemiyoruz? Niçin yanımda değilsin?"

    Maria, Raif beyin etrafına ustaca ördüğü duvarları nasıl da yıktı, onu nasılda hayata döndürdü, ona nasılda yaşamayı öğretti.
    Mutlaka okuyun ne demek istediğimi anlayacaksınız.
  • 276 syf.
    Sabahattin Ali'nin öykülerindeki gözlem gücünü Necati cumalı'nın bu kitabında da görüyoruz. S. Ali sınıf bakış açısıyla öykülerini yazarken ; Cumalı'nın öykülerinde sadece insanı görürsünüz. Etiyle, kemiğiyle ve en önemlisi yanılgılarıyla sadece insanı...
    Kahramanlarıyla okuyucu arasına girip ahkam kesmiyor , yargılamıyor.

    'acı' kitabın en hüzünlü öyküsü...

    Ağdalı cümlelerle dolu zorlama düşünce derinliğiyle yazılmış kitaplardan sıkıldıysanız Necati Cumalı' yı okuyun derim.
  • Dün derste edebiyat hocası Kürk Mantolu Madonna'yı okuyan var mı aranızda dedi. Önden birisi Hasret okudu hocam dedi. Ben soruyu anlamadığım için bişey diyemedim. Anlamadım hocam dedim. Kürk Mantolu Madonna'yı okudun mu dedi. Evet dedim. Şarkıcı Madonna'dan mı bahsediyor dedi 😬. Bir edebiyat öğretmeninin Sabahattin Ali okumamış olması hele ki Kürk Mantolu Madonna'yı koskoca 26 kişilik sınıfta sadece benim okumuş olmam üzücüydü. 😕
  • 102 syf.
    ·10/10
    Tekrar selam beybisiler .. Sahaftan topluca aldığım Yaşar Kemal kitaplarını yavaş yavaş hatmetmekle geçiyor günlerim bu sıralar işyerinde Çankırı ve Çorumlular rahat verdiği müddetçe... Bugün kısa diyerek elime aldığım bu kitabıyla bir başka darbe daha yedim Yaşar Kemal' den.. Siyasi tarih ve tarih üzerine okuduğum yıllarımı sorgulatır oldu bu sene bana Cengiz Aytmatov , Cengiz Dağcı ve Yaşar Kemal .. Umarım ömür yeter de külliyatı okuyup çaktırırız tabutumuza çivileri .. Fazla zamanınızı almayayım diyorum .. Lafı dolandırmadan konuya giriyorum ..

    Bugün bu kitabı bitirdikten sonra Yaşar Kemal' in hayatına da bakayım dedim .. Bir 50 60 sayfa kadar da onu okudum .. Çocukluk , yani ortaokul yıllarına kadar geldim .. Ve bu kitabıyla örtüşen bazı noktalar gözüme çarptı .. Sizler de bilin istiyorum .. Okursanız ne ala .. OKUMAYANIN EVİNE BOMBA DÜŞE ..

    Yaşar Kemal, 1915 ' te Rusya' nın Osmanlıyı püskürtmesiyle yerinden yurdundan olan bir aileden geliyor .. Önce Van' a ordan türlü türlü yerleri geçip , çöller aşıp Çukurova' ya kadar geliyorlar .. Yolda geçirilen türlü badireleri buraya yazsam ne bende derman kalır, ne sizin gözünüzde yaş .. İnanılmaz zorluklarla yerleşiyorlar Çukurova' ya .. Bilenler biliyordur da bilmeyenler için söyleyeyim , bu adamın işi gücü Çukurova..Malzemesi kırsal yaşam , çimentosu ezilen köylü - işçiler ve yaşamları , çektikleri sıkıntılar , halkın cehaleti ve uygulanan akla mantığa uymayan örf ve adetler ..Biliyorum çok "ve" kullandım .. Atlatıcaz bunları da yaza yaza =)) (Bu örf ve adetler + cehalet kısmını sağ cebine koy ilerde lazım olacak .. ) Payı da paydası da hep ezilen kesim..Bunu da hiç dolandırmadan , "Sonradan ben SOSYALİST savaşıma girdiğimde hiçbir kasaba soylusu , zengini benimle konuşmazken ... " diyerek açık açık belirtiyor verdiği röportajında .. Saflar belirlenmiş yani sizin anlayacağınız tee o dönemden .. Bu kısa ama içi baya zehir zemberekle sıvanmış öyküyü okurken birşeyi daha fark ediyorsunuz ki bu ADAMdaki betimleme ve hayal gücünün ucu bucağı yok.. Nükleer reaktör gibi .. Her satırı , satırdaki her nesneyi öyle güzel işlemiş , öyle güzel tasvirini yapıp önünüze koymuş ki film gibi akıyor okurken anlatılanlar.. Bir ara ÖREN BAYAN LOGOSUNA dönüştüm mü acaba diyip aynaya baksam mı diye durup düşünesim geldi.. Oya gibi işliyorsunuz .. Kitap okumak denmez buna .. O kadar diyim sen anla canım kardeşim .. Anlatım demeyim ama cümle yapısı itibari ile tam olarak kendisi ile henüz ileri düzeyde haşır neşir olamadık .. Alışma safhasındayız..Ama bu bile yetti... Hem de BAYA BAYA !! Bu kopukluk , kullandığı yöre ağzından kaynaklanmıyor pek tabii.. Çünkü Fakir Baykurt' tan şive ve ağız yapılarına , Aziz Nesin' den de o dönem yazarlarının kullandığı kelimelere aşinayım .. Nasıl ki Fakir Baykurt ve Kemal Tahir diyalogların , Aziz Nesin abzürtlüklerin ve yapılan ince göndermelerin , iğnelemelerin , Sabahattin Ali de o dönemin aynasıysa ,Yaşar Kemal de betimlemelerin şahı benim gözümde .. Sevenleri kızar mı bilmem ama bunu bir yergi cümlesi olarak almasınlar mümkünse .. Ben bazı yerlerde Sabahattin Ali etkisini baya baya hissettim .. Zaten kendisi de " Ben KUYUCAKLI YUSUF okumasaydım , Teneke ' yi yazamazdım da demiş .. Ulan kısa yazam dedim yine bir dünya yazmışız ..

    DİKKAT SPOILER LI ALAN!

    Kısa keselim ve kitaba gelelim .. İlk kez okuyacaklar bu ne biçim inceleme diyebilirler ... İncelemelerimde normalde spoiler vermem .. Güle oynaya okur bitiririz .. Lakin bu incelemede mecburen spoiler veriyorum .. Bağlayacağım nokta itibari ile vermek zorundayım .. Zaten kitabın arka kapağında yazmışlar çatır çutur ama yine de taksiratımız affoluna..

    Biliyorsunuz ki halkımızın bugüne dek başındaki en büyük baş belası CEHALET ve buna bağlı olarak toplumumuzun , özellikle kırsal bölgelerimizde yaşayan halkımızın genlerine kodlanmış , artık yaşamlarımızın bir parçası olmuş örf ve adetler .. Şimdi kalkıp Türk dediğin ananesi ile yaşar kıvamında yorumlar etmeyesiniz diye örnek de veriyorum .. Misal kan davası ..Misal kız kaçırma !! Kitap bu iki adı batasıca olgunun etrafında şekilleniyor .. Doğuya gitmeye gerek yok .. İç anadoluya gidin .. HALEN DAHA evleneceği kişinin kararını kendisi veremeyen genç insanlar göreceksiniz .. Birbirlerini nikahta gören ve buna görücü usülü diyen insanlar var bu ülkede hala .. Hiç sevmediği insanlarla yaşayıp , hiç sevmediği insanlardan çocuk sahibi olup , hayatını doğmuş çocuğuna adamış , kocasının kölesi olan insanlar var halen .. Kitabımızın başlıca iki kahramanı işte bu saydığım şahıslardan .. Esme isimli bir ana ve oğlu .. Ve sonrasında yaşananlarla olayın bir kan davasına evrilmesi anlatılanlar .. Olay öyle bir raddeye geliyor ki artık köy halkı bu oğlana ÖZ ANASINI öldürtüyor .. Bu bağlamda , bu romanı bir TURKISH Kırmızı Pazartesi DİYE ADLANDIRSAM sanırım cuk oturur.. Çünkü söz konusu köyde bu cinayetin işleneceğini köylüleri geçtim ,öldürülecek kadını da geçtim , horoz ve tavuk ahalisinden kelli kümes eşrafı dahi biliyor .. İŞTE BU ROMANDA ÖYLE BİR CEHALET , ÖYLE BİR YOZLAŞMIŞLIK , ÖYLESİNE BİR YOLDAN ÇIKMIŞ İNSANOĞLU okuyacaksınız ..

    İnceleme burada bitti bitmesine ama biz bu dramı bir yerden daha biliyoruz ..STAR WARS FANLARI TOPLAŞIN!!!! =)) Tam olarak bu şartlar altında oluşmasa da biz bu yoldan çıkmışlığı, Galaksiyi titreten ve esiri olduğu nefreti ile canından çok sevdiği Padme' yi ölüme yollayan DARTH VADER 'dan da biliyoruz ... Kitabı bitirince geçenlerde çevirdiğim bir alıntı geldi direkt aklıma .. Buyrun okuyun ..

    Not : Kitabı okuyup , YILANI ÖLDÜRENLER çok daha iyi anlamlandıracaklardır aşağıda geçen metaforları ..

    Karanlık CÖMERTTİR... Sunduğu İLK hediye "gizliliktir" : gerçek yüzlerimiz tenimizin altındaki karanlıkta saklanır, gerçek kalplerimizse daha derinlerdeki gölgelerde.Ama en büyük sırrımız GİZLİ DOĞRULARIMIZI korumaktan değil, diğerlerinin doğruları BİZDEN SAKLAMASINDAN kaynaklanır.

    KARANLIK BİZİ , BİLMEYE CÜRET EDEMEYECEĞİMİZ ŞEYLERDEN KORUR.

    İkinci hediyesi rahatlatıcı yanılsamadır ..Gecenin kucağındaki hoş rüyaların gevşekliği , günün haşin ışığının geri çevirdiği hayal gücünün güzelliği...Ama en büyük tesellisi , karanlığın geçici olduğu yönündeki yanılsamadır: her gecenin sonunda yeni bir gün doğar.Aslında GEÇİCİ olan gündüzdür. Gündüz bir yanılsamadır.

    Üçüncü hediyesi ışığın kendisidir: günler kendilerini bölen gecelerle , yıldızlar da içinde devindikleri sonsuz siyahlıkla tanımlanırken , KARANLIK IŞIĞI KUCAKLAR.Onu kendi benliğinin merkezinden çekip çıkarır .Işığın her zaferinde asıl kazanan KARANLIKTIR.

    Karanlık CÖMERT ve SABIRLIDIR..ADALETİN İÇİNE ACIMASIZLIK TOHUMLARINI EKEN, MERHAMETİN İÇİNE HORGÖRÜ VE NEFRET DAMARLARINI SIZDIRAN ve sevgiyi şüphe tanecikleri ile ZEHİRLEYEN şey , KARANLIKTIR .Karanlık SABIRLIDIR.Çünkü en ufak bir yağmur damlası bu tohumların filizlenmesine neden olacaktır.Karanlık sabrını korur ve tohumlar filizlenir, çünkü onların büyüdüğü toprak , üzerlerini örten bulutlar, onlara ışık veren yıldızların ardında bekleyen karanlıktır...Karanlığın sabrı sonsuzdur . Eninde sonunda, "YILDIZLAR DAHİ SÖNER."

    Karanlık CÖMERTTİR ,SABIRLIDIR ve her zaman GALİP GELENDİR: HER ZAMAN GALİP GELİR çünkü HER YERDEDİR..Şöminende yanan odunun içinde ve ateşin üstünde kaynayan suyun içindedir ; sandalyenin ve masanın ayağının , yatağının üstündeki çarşafların altındadır..Gün ortasında güneş altında yürürken kendi ayaklarına tutunan karanlık seninle birliktedir.EN KARANLIK GÖLGEYİ, EN PARLAK IŞIK DÜŞÜRÜR..

    Gelgelelim karanlık CÖMERTTİR, SABIRLIDIR ve her zaman GALİP GELİR "ama" gücünün yüreğinde zayıflığı yatar ...Onu durdurmak için tek bir mum yeterlidir. Sevgi bir mumdan fazlası demektir ve sevgi , yıldızları yeniden alevlendirebilir..

    İşte böyle KOKOCAMBOLAR .. DEMEK Kİ NEYMİŞ ? Star Wars elinde lazer tabancası, efenime söyliyeyim FLORASANLARLA (HAY BUNU BANA DİYEN DİLİN KOPSUN SENİN BEAA!!) ile cenk eyleyen zibidileri anlatmıyormuş ..

    KARANLIĞA SELAM OLSUN !!

    Geçen biri soruyordu bu ışın kılıcı renklerinin manası ne diye .. Yeri geldi cevaplayayım ..

    MOR : Bilgelik
    Yesil : Çeviklik
    Kirmizi : Öfke
    Sarı : HASRET !!!! NE O ? BEĞENEMEDİN Mİ?!?! =))

    Esen kalın İŞSİZ KALIN !!!