selam da selam meraba da meraba
Bütün mevsim boyunca, her gün tekrarlanan bir selamlaşma beni bir yere götürmezdi.
Sayfa 401
Alıntı
Kent güvenliği ve aidiyet burada kilit bir başlıktır. Güvenlik yalnızca daha fazla kamera ya da daha fazla polis anlamına gelmez. İnsanlar yaşadıkları yere ait hissettiğinde, çevre tanıdık bir ritim kazandığında, kamusal alanlar erişilebilir olduğunda, sokaklar aydınlık ve canlı olduğunda, mahallede selamlaşma yeniden mümkün hale geldiğinde... görünmez bir kolektif dikkat ağı oluşur. Bu ağ, gündelik kaygıyı azaltır ve kriz anında topluluğun daha hızlı örgütlenmesini sağlar. Birinin düşüp düşmediğini fark eden, yaşlı komşusuna bakan, çocukların sesini tanıyan, birbirinin yokluğunu hisseden bir topluluk, güvenin somut dokusudur. Güven bazen devasa kurrumların diliyle değil; bir sokak lambasının çalışmasıyla, bir parkın bakımlı kalmasıyla, komşunun “İyi misin?” diye sormasıyla, köşedeki bakkalın yüz tanımasıyla kurulur. Bunlar küçük ayrıntılar gibi görünür. Oysa sinir sistemi için şu anlama gelir: “Burada bir ağ var.”
Sayfa 154·Kitabı okudu
1000Kitap
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Merhaba:
Merkeb: Eşek. Binilen vâsıta. Binilen şey... Merkab: Gözetleme yeri... Merkûb: Üzerine binilen hayvan veya nakil vasıtası. Üzerine binilmiş, bindirilmiş... Mergub: Rağbet edilmiş. Beğenilmiş. Çok kıymet verilen. Çokları tarafından istenen... Merhûb: Korkulan ve kendisinden kaçılan şey. Aslan... Merheb: Kaçacak yer... Merhabâ: Şâdlık, neşeli oluş. Genişlik, vüs’at... Merhaba: Müslümanlar arasında bir nevî selamlaşma kelimesi olup, “rahat olunuz, serbest olunuz, hoş geldiniz” mânâsında söylenir. Nazımda medholunan kimseye hitâb olarak kullanılır.
Vâridât: Nasreddin Hoca’nın Eşeği, ″NASREDDİN HOCA’NIN HİMMETİ″ başlıklı bölüm, İBDA Yayınları
Lûgatçe
Miraç
İşte Cenâb-ı Fahr-i Ålem, bu makamdan geçip cihetsiz âlemde tecelli ederek Zât-ı Ehadiyyet Cenâb-ı Ahmediyyete feth edilerek bir selâmlaşma olmuştur. Tecelliyyât-ı cemâl-i İlâhînin karşısında Cenâb-ı Fahr-i Âlem, derhal (Ettehıyyâtü lillâhi vessalâvâtü vettayyibât) ya'ni: «Tehiyyât ve salâvât, tayyibât, hürmet ü ibâdât; Allah'ın zât-ı ulûhiyyetine mahsusdur» diyerek selâm verince, Vâcib Teâlâ Hazretleri: (Esselâmü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi ve berekâtühû): «Ey zâtımdan zâtıma tecellî etdiğimde zuhûr eden, zulmetin mukabili olmayan nûrü'l-envâr Peygamber-i Zi-şânım! Allah'ın rahmeti, âtıfeti, selâmeti senin üzerine olsun» diye mukabele-i selâmda bulundular. O; ümmetinin şefi'i olan, ednâyı a'lâ yapan, düşmanına dahi merhamet elini uzatan ve âlemlere rahmet bulunan Nebiyy-i muazzam hemen: (Esselâmü aleynâ ve alâ ıbâdillâhissâlihıyn) diyerek selâm-ı ilâhîyi kabûl etdi ve ibâd-ı sâlihıyn (sâlih kullar)'i de içeriye sokdu, hissedâr etdi. Allahü Teâlâ Hazretleri: «Habîbim, buraya ne bir melek-i mukarreb ve ne de bir nebiyy-i mürsel giremezdi. Sen sevdiklerini de sokdun. Biz de kabûl etdik. Sen râzı oluncaya kadar sana her şey'i i'tâ edeceğim (vereceğim)» buyurdu. Bu tecellî karşısında Cibrîl : (Eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne muhammeden abdühû ve resûlühû): «Ma'bûdün bilhak olan Allah'a, Ondan gayrı ilâh olmadığına ve O'nun abd-i hâssı, resûlü bulunan Muhammed'e şehadet ederim» diye mukabele etmişdir. Cenâb-ı Fahr-i Âlem bu makamda sessiz, sözsüz, bizsiz, sizsiz doksan bin kelimât konuştu. Ve Hak'dan bize müjdeler getirerek hâne-i Ümmühânî'ye teşrîf etdiler.
Sayfa 464 - Yaylacık Matbaası 1984 Baskısı·Kitabı okuyor
Ebu Hüreyreden (ra) rivayet edildiğine göre Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: Müslümanın müslüman üzerinde beş hakkı vardır . Bunlar ; selam almak ,hastayı ziyaret etmek,cenazeye iştirak etmek ,davete icabet etmek , aksırana yerhamükallah (Allah sana rahmetiyle sağlık ve afiyet versin.) demektir .