Ceylan Çabas, bir alıntı ekledi.
 8 saat önce · Kitabı okuyor

Vicdan- Önyargı
Vicdan. İnsan daha önce vicdanın eylemi ayıpladığına dair bir sonuç çıkartıyordu; dolayısıyla bu eylem de ayıplanacak bir şeydir. Aslında vicdan bir eylemi uzun zamandır ayıplandığı için ayıplıyordun Yalnızca tekrarlar, yeni değerler yaratmaz. Geçmişte belirli eylemleri ayıplamaya karar veren vicdan değil, onların sonuçlarının iç yüzünün kavranmasıdır (veya sonuçlarına karşı önyargıdır).

Güç İstenci, Friedrich Nietzsche (Sayfa 210)Güç İstenci, Friedrich Nietzsche (Sayfa 210)
Bilal Kavak, Ulusların Düşüşü'ü inceledi.
13 saat önce · Kitabı okudu · 22 günde · Beğendi · 7/10 puan

Gerçekten çok emek verilerek derlenmiş ve yorumlanmış bir kitap. Geçmişten önemli dersler alınması gerektiğini güzel bir şekilde vurgulayıp, gelecekte nasıl bir toplum olunması hakkında iyi bir sosyo-ekonomik dersler içermektedir. Altı çizilerek, not alınarak okunması gerekli olduğunu düşünüyorum..
Ancak sık sık gereksiz tekrarlar ve kanımca üzerinde fazla durulmaması gereken konuların çok uzatılması kitabın olumsuz yönlenrinden. Kitaplığında yeralmalı...

Emin Akın, Bülbülün Kırk Şarkısı'ı inceledi.
Dün 23:20 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Siyeri farklı bir bakış felsefi dille anlatan müthiş bir kitap ayrıca kitabın bülbülün aşkıyla ve Resûlullahın üzerinde yazılan naatlarda kitaba ayrı bir güzellik katmış.Kitabin biraz kusuru tekrarlar biraz fazladır.

Ozgur Dinc, bir alıntı ekledi.
Dün 15:10 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Hepimiz aynı televizyon programlarını izliyoruz, diyor dudak. Radyoda aynı şeyleri duyuyoruz, birbirimize aynı şeyleri söylüyoruz. Hayatın hiç sürprizi kalmadı. Hep aynı şeyler olup duruyor. Tekrarlar... Çok yakında aynı anda aynı şeyleri düşünmeye başlayacağız. Mükemmel bir uyum içinde olacağız. Senkronize. Birleşmiş. Eşit. Kati. Karıncalar gibi. Böcekler gibi. Koyunlar gibi.

Gösteri Peygamberi, Chuck PalahniukGösteri Peygamberi, Chuck Palahniuk
Melike, Zamanın Kıymeti'yi inceledi.
 23 May 18:58 · Kitabı okudu · 15 günde

Kitabın isminden de anlaşılacağı üzere ömrümüzde en kıymet verilmesi gereken ikramdır ‘Zaman.’ Vakit. Süre.Müddet. İsmi ne olursa olsun ondan bağımsız olduğumuzu düşündüğümüz zaman farkında olmadan geçip gidiyor . Onu geri getirmek mümkün değil .Peki ne yapmalıyız ? Cevap tıpkı kitapta denildiği gibi “ Her bir kalp atışıyla geçen vakit durdurmak mümkün olmadığından zamanı düzenlemek elimizdeki tek çare gibi görünüyor.”
Kitap bu konuda gerek sahabenin hayatında zamana verilen değere gerekse günümüzün vakit ile olan sıkıntılarına değinerek zamanı değerlendirmek adına çeşitli önerilerde bulunarak okuyucuyu sıkmadan , yer yer tekrarlar olsa dahi akıcı üslubuyla oldukça yarar sağlamaktadır . İçinden neredeyse her sayfada notlar alarak okuduğum bu kitabı okumanızı tavsiye ederim .
Son olarak kitaptan bi alıntıyla bitirelim “ Her bir gün yeni bir başlangıçtır ,yeni bir imkandır insanoğluna verilen. Yeni bir hafta ,yeni bir ay ve yeni bir yılda böyledir. Her biri bembeyaz bir sayfa da en güzel amellerin yazılması gereken. İnançla ,ibadetle ,ilimle, ahlakla, iyiliklerle ,güzellikle geçirilen. Karalanmamalı ,karartılmamalı , öldürülmemeli ,tembelce ,hoyratça harcamamalıdır.”

Elif Peksöz, Ermeni Kızı Kürt Anası'ı inceledi.
21 May 17:54 · Kitabı okudu · 3 günde · Puan vermedi

1. Dünya Savaşı esnasında osmanlıya karşı yabancı devletlere yardımda bulunan ve ülke içinde karışıklığa sebep olan bir kısım Ermeniler yüzünden suçlu ya da suçsuz tüm Sivas Ermenilerinin güneye tehcir edilişini anlatıyor yazar. Hacı Osman amca örneği ile bir dönem senin-benim kapışmaları olmadan nasıl da içiçe,biz bize yaşadığımızı gösteriyor. Tehcir esnasında ve sonrasında yaşananları anlatırken dürüstlüğün,merhametin,vicdanın dini ve ırkı olmadığını;her dinden her ırktan insan iyi veya kötü,doğru veya yanlış olabilir. İçerik olarak tatmin edici olsa da dil kullanımı,üslup ve anlatım tarzı olarak tatmin edicilikten çok uzaktı. Aynı ya da benzer cümleler ile sürekli yapılan tekrarlar,olay bütünlüğünden kopularak verilen siyasi ve tarihi bilgiler bütünlüğü ve akıcılığı bozuyordu. Aralıklı sürede okuyanlar için rahatsız edici olmayabilir ama bir solukta okuyanlar için hayli sıkıcıydı. Okumak mı?size kalmış ️ Kitapla kalın.

Fatma Çatal, bir alıntı ekledi.
17 May 00:23 · Kitabı okuyor

Ben derim: sana olmak, seni duymak, seni yürümek
Besbelli seni büyümek kendimde
Ellerim kendini tekrarlar sen deyince.

Sonrası Kalır 1, Edip Cansever (Sayfa 128 - YKY-2007)Sonrası Kalır 1, Edip Cansever (Sayfa 128 - YKY-2007)
S. Ali, Hançer'i inceledi.
16 May 15:33 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 8/10 puan

Normal şartlar altında bir günde okunup, bitirilecek kitabı ancak iki günde bitirebildim. Notlar aldım, önemli yerleri çizdim, düşüncelerimi yazdım, yazara kendimce okurken sorular sordum ve bu şekilde bitti.

Okuduğuma değdi. Zaman kaybı olarak nitelendirilemeyecek kadar güzel bir kiap. Kitabı bitirmeye yakın şunu da düşündüm. Mutlaka devamı olmalı yani bir seri niteliğinde.

Önce kitabın kapağından başlayalım. Oldukça dikkat çekici bir niteliğe sahip bir resim var. 'Hançer' birliğinin bayrağı. Siyah arka plan ve beyaz yazı karakteri ile uyumlu bir çalışma ama keskin olmayan yazı karakteri ile yazılsa belki görsel olarak daha da hoş görülebilirdi diye düşünüyorum. Kapak sloganı ise 'Gökte Allah, yerde Hitler, Allahüekber'. Başka söze gerek yok.

Yakın zaman Türkiye'sini görüyoruz.

Zafer, görsel medyanın en önemli ayağı olan televizyonda başarılı işler çıkaran ve yaptığı haberlerle yerini iyice perçinleyen genel yayın yönetmeni. Aranan, istenen ve çoğu kişi tarafından da yerinde olmak için can atılan bir mevkiye sahip. Halkın nabzını iyi tutan haberlerle diğer kanallara fark atan ve ekibi ile iyi işler çıkaran ve reytinglerde hep başta olan bir kişi. Fakat kendi içi dünyasında fırtınalar
kopan, televizyondaki o başarıyı özel hayatına yansıtamayan ama çoğu kadının da gözü üstünde olan bir kişi.

Bir gün iş çıkışı arabasına binmeye çalışırken, yanına yaklaşıp, bir şeyler söylemek isteyen bir kadının bir anda yere düşmesi, apar topar hastaneye götürülmesi, kadının daha sonra kızıyla ilgili bir şeyler anlatması ve yardım istemesi üzerine gelişen olayları okuyacağız. Konunun dikkate değer olması ve kadına özel olarak yardım etmek istemesi bunu da ancak elinde bulunan televizyon sayesinde yapacak olması yüzünden, birden hiç beklemediği şeylerle karşılaşmasını okuyacağız. Gelişen olaylar neticesinde bir yerlerden tehdit edilmesi; gazetecilik aşkı ile konuyu daha da derinliğine araştırmak istemesi, olayları farklı boyutlara taşıyor.

Görsel ve yazılı basın içinde yaşanan, söylenen ve duyulan haberlerin akışı içinde bir 'kayıp kadın'ı bulma çabalarına tanıklık edeceğiz. Medya-hükümet ilişkilerine yakından şahitlik edeceğiz. Şu anda da hala etkisini yitirmeyen medyadaki
tasfiyeleri, atamaları ve birilerinin adamı olma peşinde koşanları okuyacağız.


Tanınan bir gazeteci hiç tanımadığı bir kişiye, kızını bulması için yardım edecek mi? Kadının kızı seçilmiş mi? Yoksa istemeden bir şeyler mi gördü? Gazeteci Zafer bu işi çözebilecek mi? Anasıyla kızı tekrar buluşacak mı? Kız nerede kayboldu? Bugünle dünü birleştiren nedir? Ya da birileri mi kaçırdı? gibi sorularla devam eden bir konuyu okuyacaksınız. Bir kaybolma olayı, iki kadın, bir olay ve bunları birbirine bağlayan nedir?


Gelen mesaj bir çığlık mı? Mesaj da yazan 'hançer' de nedir? Bu zaman diliminde kaç kişi 'hançer' kelimesini kelime anlamıyla biliyor ya da çağrıştırdığı siyasi anlamı?

Gazeteci Zafer, tutkulu ve kırık bir aşk hikayesiyle hayatını yaşarken bir anda karşısına çıkan olayları nasıl çözecek. Sevgili 'Gözdem' ile hayatın griliğine renk katan Zafer, bu tutkulu aşkı ne kadar devam ettirecek gibi soruların birbirini takip ettiği roman içinde dün, bugün ve yarın üçgeni altında yaşananlar anlatılmaya çalışılıyor. Medyanın bir takım eller elinde nasıl yozlaştırıldığından tutun da, gazeteci olmayan ama gazeteci kimliğini bir şekilde alıp ve bir yerlerin tetikçiliğini yapmak için dünyanın parasını alanların kısa da olsa bir hikayesi de var burada.

35.sayfadan itibaren konu bir anda başka bir boyuta geçiyor. Hitler, Himmer, Ribbentrop, Von Papen gibi kişilerde dünden gelip bugünün içine dahil oluyor.
2.Dünya savaşı, Almanya, Hitler ve adamlarını bu kitaba dahil eden şeyleri ilerleyen sayfalarda okuyacağız. Sonra bir bakacağız Müslüman nazi birlikleri kavramıyla karşılaşıp bunu çözmeye çalışacağız. Gerçek ile kurgunun iç içe geçtiği kimin kurgu kimin gerçek olduğunu sorularla çözmeye çalışacağımız bir bulmacanın içinde ilerleyeceğiz.


Medyanın kendi içinde yaşadığı sıkıntıları, içerden bir sesin dışarı aktarımı şeklinde okuyacağız. Acaba bu sıkıntıların sebebi tam ve özgür olamamasından mı yoksa
patron kavramından mı kaynaklanıyor? Eğer gazete ya da TV sahibi devletle iş yaparsa, bu bağlamda özgür haber nasıl olacak? Hükümetlerin ya da bir takım çıkar gruplarının istemediği haberler gazete sayfalarında ya da TV ekranında olacak mı? Zor.

Zafer de 'kayıp kadın' haberini yapmasıyla, hem içerden hem de dışarıdan gelen baskılar altında kendini ifade etmeye çalışırken, ağır baskılar
neticesinde kendi kalemini kendi kırmak zorunda bırakılışının hikayesiyle birlikte bir medya panoramasını da görmüş oluyoruz. Zamanla aykırı sesler veya farklı düşünceler yerine hep 'sahibinin sesi' olan kişi veya kurumların görüşlerinin 'genel düşünce' olarak yansıtılmasını hem kurgu hem de gerçekte okuyacağız.

Hitler ve ekibi. Hançer, Hançer kardeşliği gibi kavramlar, ilerleyen sayfalarda daha ayrıntılı bir şekilde karşımıza çıkıyor. Bir genel kültür ve tarih bilgisi vererek, dünden bugüne bir köprü kurmaya çalışıyor. Dün bunlar vardı bugün bunlar var ve yarın isim değiştirseler de yine bunlar olacak diyor.
Dün şu kurumların içinde olanlar bugün farklı kurumların içinde ismi İslami de olsa ama hizmet etikleri yerin bu topraklar dışında olduğunu sıradan vatandaş
bilmese de onlara hizmet edenlerin çoğu bunun farkında, bilincinde diyor yazar.

Ortada kaybolan bir kadın ve onu arayan bir anne ve bunu çözmeye çalışan bir gazeteci. Hançer'de bir medya mensubunun içerden yaşadıklarının resmedilmesi yer alıyor. Bunu yaparken de 'kaybolan kadın' karakteri olayın ortasına oturtulup, etrafı dolduruluyor.

Okunması kolay, günümüz dili kullanılmış, akıcı, düşündürücü bir kitap. Tavsiye edilir. İlginç bilgilere rastlayacaksınız. Tarih ve siyasetle ilgili yayınları takip etmiyorsanız belki anlatılan dolaylı kavramın hayal mahsulü bir şey olduğunu sanabilirsiniz ama tamamen gerçektir.

Kaybolan kadını ararken siyasetin karanlık yüzüyle karşılaşmalar, dünden bugüne gelen siyasi atmosfere göndemeler yapıyor.

Hançer'den bahsedilmişken El-Hüseyni'den bahsetmeden geçilmez ve öyle de olmuş. Ortadoğu tarihi içinde mutlaka bu isim geçer. Filistin'de, İsrail'de, Ürdün'de, Suriye'de, Irak'ta yani kısaca bu coğrafyada adı sürekli geçen bir kişidir, el-Hüseyni. Osmanlı devrinde İstanbul'da askeri okulda okumaya gelen ve savaş çıkınca tekrar geri dönen, bir zamanlar Osmanlıcı sonradan İngiliz sevdalısı ve daha sonra da Alman sevdalısı olma sürecinde yaşananlara da kısaca değiniliyor. Ama bu kısım başlı başına bir konudur.

Kitapla birlikte İstanbul'un çeşitli semtleri arasında dolaşıp, tarihi, turistlik yerler olmasa da yine de İstanbul'un hatta artık eski İstanbul diye tarif edeceğimiz yerlerinde bulunan çeşitli mekanlara girip çıkacağız.

Kitap bittiğinde şunu düşündüm. Güzel bir çalışma ve hatta biraz daha uzatılabilirdi. Yani uzatmadan kasıt, tekrarlar değil, bazı yerler biraz daha ayrıntılı işlenebilirdi.
Dini siyasete alet edenlerin bir örneğidir esasında 'hançer'. Yani bu fikriyat, dış devletlere doğrudan veya dolaylı gönül bağlılığın bir sembolü de sayılabilir.


Medya dünyasında yaşanan olaylardan küçük kesitler sunuyor bize yazar. Mustafa Hoş bu kitabıyla Abluka, Çığlık, Big Boss kitaplarını harmanlayıp,
bir çatı hikayeyle siyasal islamcıların küçük bir kesitinden bahsetmiş diye düşünüyorum. Abluka kitabı ile medya dünyasında hem işletmelerin hem de kişilerin nasıl el değiştirdiğini görebiliyorduk. 'Tek Adam' sevdalısı bir takım kişilerin ülkeyi 'tek ses'e çevirmesinin de hikayesini burada okuyacağız.

Mustafa Hoş'un eline sağlık. Big Boss'u okuyup beğenmiştim. Abluka'ya şöyle bir üstten bakmıştım, Çığlık'a ise daha başlamamıştım ama yakın zaman da o iki kitabı da okuyacağım.

Ezcümle: Alın, okuyun ve okudukça şaşıracağınız bol miktarda konu olacağını da bilmenizi isterim. Ayrıca bu kitaptan sonra kendinizi bazı araştırmalar içinde de bulabilirsiniz.
Örneğin ben bu kitaptan çok çok önceleri Serdar Akinan'ın
Buzdağı Buzdağı kitabını da okumuştum ve orada ayrıntılı bilgiler mevcut. Ya da Soner yalçın veya Cengiz Özakıncı'yı okumak istersiniz. Ama ben uzun zamandır elimde olan Kudüs Müftüsü Kudüs Müftüsü Hacı Emin El- Hüseyni nün kitabını okudum. Onun da yakın zamanda incelemesini buraya yazacağım.

, bir alıntı ekledi.
12 May 19:50 · İnceledi

Psikolog Annie Rogers'ın söylediği gibi, ”Bilinçaltı duyulmak için ısrar eder, tekrarlar ve bir bakıma kapıyı kırar.Onu duymanın ve odaya davet etmenin tek yolu,
ona birşeyler dayatmayı bırakmak ve bunun yerine her yerde, sözde, ifade biçimlerinde, rüyalarda ve bedende, söylenememiş olanı dinlemektir.
Bilinçaltımızda yer alan dile getirilmemiş olan deneyimlerin
hepsi içimizdedir. Bunlar değişik şekillerde dilimizde belirebilir.Kronik hastalık belirtilerimizde ve açıklanamaz davranışlarımızda kendini gösterir. Günlük yaşamlarımızda karşılaştığımız tekrar eden mücadelelerimizde yeniden yüzeye
çıkar.

Seninle Başlamadı, Mark WolynnSeninle Başlamadı, Mark Wolynn