Ey ruhum, günün birinde gerçekten de iyi, sade, yalnız başına, tüm çıplaklığınla seni kuşatan bedenden daha görünür olacak mısın? Günün birinde sevme zevkini ve âşık olmanın doğasını tadacak mısın? Günün birinde tatmin olmuş, hiçbir şeye gereksinim duymayan, hiçbir şeyi istemeyen ve zevk bulacağın canlı veya cansız hiçbir şeyi arzulamayan biri olacak mısın? Hiçbir zaman bu eğlenceler için herhangi bir yerde daha uzun zaman, daha uygun bir yer, ülke, ılıman bir iklim ya da sana daha yakın olan insanlar istemeyen birisi olacak mısın? Şu anki durumdan hoşnut olacak mısın, sahip olduğun her şeyden haz duyacak mısın? Tanrıların sana verdiği her şeye razı olacak, senin için iyi olan her şeyin onlar için de iyi olduğuna ve olacağına inanacak mısın? Tanrıların kendisiyle aynı doğaya sahip olan başkalarını yaratmak için çözülüp ayrışan her şeyi yaratan, bir araya toplayan, kucaklayan o harika, iyi, adil varlığı korumak için gereken her şeyi vereceğine ikna edecek misin kendini? Günün birinde tanrılar ve insanlarla onları hiç suçlamadan, hiç kusur aramadan birlik olacak mısın?
Mümkün olan en iyi ilişkide bile bazen incinirsiniz ve birini ne kadar severseniz sevin ,bazen onu incitirsiniz. İsteyerek değil, insan olduğunuz için.Kaçınılmaz olarak partnerinizi,ebeveynlerinizi, çocuklarınızı, en yakın arkadaşınızı incitirsiniz ve onlar da sizi incitir.
Çünkü yakınlık kurmayı kabul ediyorsanız, incinmek de bu anlaşmanın bir parçasıdır.
"Annemle birbirinizden nefret mi ediyorsunuz?" diye sordum, içim hala endişeyle doluydu.
Tek kaşını kaldırdı. "Ne?"
"Kavga ediyor ve bağrışıyorsunuz."
"Bazen insanlar tartışır. Bu birbirlerinden nefret ettikleri anlamına gelmez."
"Ama-"
"Annen benim en yakın dostum Jackson." gözleri parladı ve burnunu çekti."O benim bütün dünyam, tıpkı senin gibi. İkiniz de benim için tahmin edebileceğinizden çok daha kıymetlisiniz."
"Onu seviyor musun?"
" Evet oğlum." Gözünden bir damla yaş aktı ve başını sallayarak yaşı sildi." Tüm varlığımla"
Böylece büsbütün koptuk birbirimizden Milena ve; görünüşe bakılırsa, bütün gücüyle tek bir ortak isteğimiz var: senin burada olman ve yüzünün benimkine olabildiğince yakın durması. Tabii bir de ölme isteği; “rahat” ölme konusundaki isteğimiz de ortak ama bu, küçük çocuklara özgü bir istek.
Asîller içinde asîl soy;
İbrahim Resule varan boy...
Ne zaif, ne toplu, tam nispet...
Ortayken uzuna yakın boy.
Benzi de hem beyaz, hem esmer...
Saçından siyahlık nur emer.
Dudakları bir şiir, kıvrımdan;
Burnunda çok hafif bir kemer.
Ya gözler?... Mâdeni siyahın;
Sakalsa, bestesi gümrahın.
Düşün ki, İlâhi aşka denk,
Çizdiği o çehre Allahın.
Dişleri yontulmuş âhenkten;
Diş diş nur, diş diş nur, hevenkten.
Ne desin çizgiler ve renkler?...
O bir ruh, çizgiden ve renkten...
Teninin ipekti dokusu;
Yoktu hiç buruşmak korkusu.
Eller ki, değdiği her yerde,
Kalırdı günlerce kokusu.
Sahabî diyor ki: «O’na dik
Baktıkça her defa göz eğdik.
Görünüş, O’nda tüm değildi;
Yanardık O’nu tüm göreydik.»