• 316 syf.
    ·4 günde·Beğendi·9/10
    Uzun önsözü ve muhtesem dipnotlari ile cok guzel bir calisma olmus. Maalesef bu baskısı artik yok. Bu bir ozel baski fakat Everest Yayinevi'nden ve Is bankasi Y. Dan sansürsüz haliyle okuyabilme sansiniz var. Büyük bir estet olan yazar Oscar Wilde resmen kelimelerle dans ediyor eserde. Sansür lafina takilip da kitapta müstehcen ifadeler oldugunu zannetmeyin. Sadece bir erkegin baska bir erkege olan duygularinin tamamen romantik ve edebi bir dille ifadesini bulacaksiniz. Kitap bu sebeple yazarınin başına yazildigi 1890li yillarda cok iş açmış, bu yuzden hapis cezasi almis.
  • 200 syf.
    ·10 günde·Beğendi·10/10
    Fransız akademisyen Jules Payot(1859- 1939) tarafından kaleme alınan ve özgün adı “L’êducation de la volontê” olan elimdeki Şubat 2019 4. Baskısı olan eser, çevirmen Hakan Alp tarafından türkçeye tercüme edilerek Ediz Yayınevi tarafından yayımlanmış. Kitabın önsözü 1893 yılına ait. İlk baskısı Ağustos 2018. 125 yıl aradan sonra bu değerli kitabı keşfedip dilimize tercüme ettirerek yayımlamak suretiyle değerli hizmetlerinden ötürü Ediz Yayınevine teşekkür ediyoruz. Kitapları incelerken özellikle bu hususa dikkat ediyorum çünkü gerçekten okuyucunun kişisel gelişimine katkı sunacak katma değeri yüksek kitapların sayısı genele oranla çok çok az ve bu yüzden yabancı dil öğrenmenin ve uluslararası kaynak araştırması yapmanın neden bu kadar önemli olduğu da de bir kez daha bu vesileyle ön plana çıkmış oluyor.
    Yazarın biyografisinde bazı kaynaklara göre örgün eğitimde lider bir figür olarak ortaya çıktığı belirtilmiş. Kitabı okuduğunuzda gerçekten de bu sıfatı ne kadar hakettiğini anlıyorsunuz.
    Özellikle kitabı bu kadar değerli kılan şey sorunlara karşı önerdiği cevaplarda kullandığı dilin klasik ve kalıplara girmiş sözlerden uzak olması ve en çok dikkat çekici yanı ise batının postmodern kültürüyle eğitim sisteminde öğrencilere dayattığı ezberci ve rekabetçi eğitimi sıkı sıkıya yapıcı bir şekilde eleştirirken irade terbiyesi noktasında sunduğu çözüm önerilerinde semavi dinlerin talim ve terbiye anlayışlarından anekdotlar olması.
    Kategorik olarak 5 başlık altında yer alan alt bölümler halinde işlediği konularda, insan fıtratının yaşam döngüsü içerisinde gençliğinden erişkinlik dönemine ve sonrasına kadar genel olarak irade terbiyesi noktasında karakteristik yaptığı hataları ve bunların pratikteki çözümlerini etkili bir farkındalık uyandıracak şekilde, bugünün ihtiyacına uygun gelen bir dille anlatıyor.
    Bu kitabı okurken başarıya ulaşmak için koyduğunuz hedeflere yönelik yaptığınız çalışmalarda duyduğunuz isteksizliğin sebeplerini, olası cesaretinizi kırabilecek mevcut klasik sorunları, kendi kendinizi bile bazen inandırabildiğiniz tembellik bahanelelerini, sosyal hayatın içerisinde karşılaştığınız genel problemleri, iradenizde etkili olan psikolojik sorunları ve tüm bunlarla nasıl başa çıkabileceğinize dair hayat pratiğinde kaşılık gelen çözüm önerilerini bulacaksınız.
    Özellikle eğitim öğretim hayatındaki büyük hayat tecrübesiyle yaptığı tespitlerde tamamen tarafsız ve mevcut sorunların çözümlerine yönelik gerçekçi ve yapıcı önerileriyle en başta gençlerden başlamak üzere yetişkinlere kadar hayatın her döneminde herkesin bulundurması gereken bir başucu kitabı olma özelliği taşıyor.
    Üstadlarımızdan Cemil Meriç’in, “Kaderimi tayin eden” ve “disiplin içerisinde çalışmayı bu kitaptan öğrendim” dediği eserdir.
    Yine aynı şekilde hocaların hocası Ord. Prof.Dr. Ali Fuat Başgil de kitabı okurken içinde tahassür ve nedametle karışık müphem bir acı duyduğunu ve “keşke on sekiz yirmi yaşlarındayken elime geçseydi” diye geciktiği için üzüldüğünü ifade etmiştir.
    Bir sonraki eser tanıtımında yeniden buluşmak üzere, Vesselâm.
  • 452 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    İçinde bulunduğumuz yıllarda ülkemizde en çok okunan yazar unvanına sahip olan Stefan Zweig çoğunlukla kaleme aldığı kısa hikaye kitapları ile bilinir. Bu hikayelerin kısa olması bir yandan okuyucuyu çekmektedir, şöyle ki, bu hikayelerde özellikle Rus edebiyatından aşina olduğumuz bir ortamı her yönüyle okuyucuya aktarmak amacıyla yazılan aşırı detaylı betimlemeler gibi okumayı zorlaştıran unsurlara pek rastlanılmaz. Ufacık öykülere derin, etkileyici anlamları sığdırabilen Zweig'in biyografi alanındaki eserleri de büyük değere sahiptir. Zweig sanatın neredeyse her alanına ve özellikle de kendi tabiriyle 'yaratış sanatı'na özel bir ilgi duyar. Örneğin büyük sanatçıların, yazarların(Beethoven, Goethe, Freud) eserlerini yazarken, bestelerken ortaya çıkan el yazmalarına çok meraklıdır ve bu alanda kapsamlı bir koleksiyona sahiptir. Onun biyografilerini özel kılan giz buradadır, bu büyük eserlerin nasıl meydana geldiğini, el yazmalarında nasıl bir mücadele verildiğini, nerelerin karalanıp silindiğini özenle inceleyerek o eserin müellifinin yaratış sürecinde duyumsadığı sanatsal hazzı anlayıp hissetmeye çalışır. Onun bu amaç ve anlayışla yazdığı biyografilerinin hikayelerinden önce okunması gerektiğini düşünüyorum.

    Ben bu kitabı Doğu Batı Yayınevi'nin çevirisi ile okudum. Bu sayede sırasıyla bir kitap İş Bankası, Yapı Kredi, Can Yayınları'ndan herhangi birinden çevrilmiş iken başka bir yayınevi tercih etmemem gerektiğini öğrenmiş oldum. Okuduğum çeviri de güzeldi, yazım hatasına denk gelmedim ama Can Yayınları'ndan yapılan çeviri ile kıyaslayınca çevirinin eksik olduğunu fark ettim.

    Temelde her iki dünya savaşını yaşamış olan yazarın kendi duygu hayatına dair izlenimleri, toplumun yaşadığı sosyal, ekonomik, kültürel yıkımları, fertler her ne kadar uzak dursa bile siyasetin insan hayatındaki dengesiz etkilerini anlatan bu eser önsözü ile beraber 17 kronolojik başlıktan oluşmaktadır. Eseri net olarak bir roman türü ile tanımlamak çok zor çünkü hem dünya savaşlarının süreçlerini, bu savaşların insanlar üzerinde oluşturduğu yıkımlara değinerek bir tarihi, sosyal roman, hem bu savaşların ve yıkımların kendi düşünsel dünyasında oluşturduğu izlenimleri ve görüşleri paylaştığı için psikolojik roman, hem de tüm ayrıntılarıyla olmasa bile çocukluğundan eseri yazdığı ana kadar ki hayatını anlattığı için otobiyografik bir roman olarak nitelenebilir. Stefan Zweig'i seven veya onu daha iyi tanımak isteyen herkesin okumasını öneririm. Sanata ve özellikle de edebiyata aşık olan bir savaş mağdurunun gözünden dünya savaşlarına bakmak ve olanları hissetmek gerçekten de çok kıymetli bir fırsat. Bizler yani sonraki nesiller şimdiye kadar savaşları sadece kağıt üstünde veya derslerde, belgesellerde öğrenmeye çalıştık. Herhangi birimize İkinci Dünya Savaşı'nı bize anlatır mısın diye sorulsa anlatacaklarımız ancak savaşın tarihsel sebepleriyle ve sonuçları ile sınırlı kalır ama bu soru bir de savaşı yaşayıp kayıplar veren birine sorulacak olsa bambaşka yanıtlar alırız ve emin olabiliriz ki bu yanıtların içeriği acıyla, gözyaşıyla, sefaletle dolu olur.

    Bu kitabın yaşadığı coğrafya savaşlara gebe olan bizler gibi her insan tarafından okunmasını tavsiye ederim. Yazarın kitabında alıntıladığı bir Rus atasözünü hayatımızda her an her şeyle karşılaşabileceğimiz için unutmayalım: "Hiç kimse dilenmeyeceğim, hapse girmeyeceğim dememeli."
  • 244 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Bazı insanlar bazı eserleriyle özdeşleşirler değil mi? Sadece kitap olarak değil. Mesela Kemal Sunal dediğimizde aklımıza İnek Şaban gelir. Mario Puzo dediğimiz zaman BABA; The Godfather olarak söylediğimizde ise üstad Marlon Brando gelir akıllara. İşte böyle değerlendirdiğimizde de Ernest Hemingway dediğimizde aklımıza Yaşlı Adam ve Deniz gelir. Tabi benim de aklıma hemen şu gelir; Efsanelere en iyisinden başlarsam beklentiyi büyük tutacağım, beklentiyi büyük tutarsam diğer eserlerinde bunu göremediğimde ondan uzaklaşacağım. Önce anlatıcıyı anlayabilecek bir eserle başlayıp sonradan severek onun eserlerini okumak isterim her yazarda. Tabii Stephen King, Tess Gerritsen gibi KÜLT olarak kabul edilmiş insanları her alanda bunun dışında tutarım. Bu kitabını da bu yüzden seçtim biraz. Okuyanını mutlu eden ya da tamamen kendini beğendirmeyen bir eser arıyordum. Bu eserin ortası yok çünkü ve ben böyle kitaplara aşırı bayılıyorum. Bir kararsızlık yok. Ya iyidir ya kötüdür. Çünkü okuyucu için arada kalmak kadar kötü bir his olamaz kanımca. Böylelikle bu eseri seçtim kendime, yazarın da dediği gibi: Ya Hep Ya Hiç!

    Kitabın önsözünde Amerikalı büyük gazeticilerden Lillian Ross’u görüyoruz. Yayınevi de buna sadık kalarak kendi önsözü öncesinde bunu ekleyerek büyük kıyak geçmiş diyebilirim. Ross oldukça güzel bir biçimde onunla ilgili anılarını sırasıyla anlatıyor ve bu da beni oldukça duygulandırdı haliyle. Kitabı size şöyle anlatayım. Kendini çok hızlı okutturuyor. Yani belirli bir olay akışı ve hazin bir sonumuz var ama kitap kendini hayli okutturuyor. Bunda şüphesiz yazardan sonra en büyük pay Tarık Dursun Kakınç’a ait. Bu merhum ve yaşadığı dönemin şen ihtiyarının çok kaliteli bir çeviri yaptığını belirtmek istiyorum. Ayrıca ruhu şad olsun.

    Hemingway’a (burayı uyduruyorum) bir gün DENİZ mi yoksa KADIN mı diye sormuşlar. Kadın, Deniz’de olursa neden olmasın, demiş. Böyle deniz aşığı bir kişiliğin böyle bir roman yazması beni şaşırtmadı haliyle. Tabi beklediğimin çok ötesindeydi. Ben açıkçası bu kadar güzel bir roman beklemediğim için şaşkınım. Şimdiden günün ikinci romanı oldu bu kitap. Şuan zorlasam 1 tane daha bitirebileceğimi düşünüyorum ama tadında bırakmak lazım bazen. Arzulayan olursa Mayıs 1983 baskısını hem de o günlerin kalitesinde kendilerine iletirim. Keyifli okumalar, mutlu akşamlar dilerim..
  • 115 syf.
    ·Beğendi·10/10
    “Jorge Francisco Isidoro Luis Borges Acevedo” Ne büyüleyici bir isim, değil mi? Tabiki sadece ismi değil, sahip olduğu devasa edebiyat, tarih ve sanat bilgisi, yabancı dil becerisi, hayalgücü, betimleme yeteneği ve okuyucuyu bir anda içine çekip bırakmayan edebi tarzı ile de büyüleyici bir yazar. 1955 yılında (56 yaşında) kalıtsal bir hastalıktan dolayı kör olmasına rağmen edebiyattan kopmamış, annesi ve arkadaşları vasıtası ile yazmaya devam etmiştir. 1986 yılında hayatını kaybeden Borges, özellikle fantastik ögeleri ağır basan kendine özgü tarzı ile sadece Latin edebiyatını değil, tüm dünya edebiyatını etkisi altında bırakan en önemli yazarlar arasındaki yerini almıştır.
    Dünya edebiyatına kazandırdığı yazı ve şiirleri ile yetinmeyip gelmiş geçmiş en değerli seri olarak görülen Babil Kitaplığı Serisi’ni de bizlere kazandırmıştır. Peki, nedir bu Babil Kitaplığı Serisi? Neden bu kadar önemlidir? Neden efsanevi bir seri niteliğini almıştır? Elimden geldiğince sizlere sunmaya çalışayım.
    Borges, nadir kitapların bulunduğu Arjantin Buenos Aires Ulusal Kütüphanesi yöneticisiyken, sahip olduğu engin bilgi ve tecrübesi ışığında dünya edebiyatına damgasını vurmuş yazarların gerçeküstü edebiyat ögeleri ağır basan öykü ve masallarını bir seri halinde hazırlamak istemiş ve 28 kitaplık bir seri oluşturmaya karar vermiştir. Bu 28 kitaba 2 adet de kendi öykülerini barındıran kitapları ekleyince, modern edebiyatın en kıymetli seçkisi kabul edilen bu seriyi tamamlamıştır. Seriye isim olarak da, tarih boyunca yazılan tüm kitapları barındırdığına inanılan efsanevi Babil Kitaplığı adı verilmiştir. Daha önce Dost Kitapevi tarafından yayınlanan seri büyük ilgi görmüştür. Şubat 2016 tarihinden itibaren bazı kitapları tekrar dilimize çevrilerek düzenlenmiş ve Kırmızıkedi Yayınevi tarafından basılarak raflardaki yerini almaya başlamıştır. Bugüne kadar serinin 24 kitabı basılmış olup 2017 yılının sonuna kadar tüm serinin basılması için çalışmaların devam ettiği bilgisi verilmiştir.
    Serinin ilk kitabı Borges’in “25 Ağustos 1983 ve Diğer Öyküler” adlı kitabıdır. Bu kitabı, seriye başlamanın verdiği büyük heyecan ile bir solukta okudum. Siz değerli kitapseverlere bu kitap hakkındaki yorumumu arz etmek istiyorum:
    Kapak tasarımı olarak zaten büyük bir çekiciliğe sahip olan kitabı açar açmaz büyük bir sürprizle karşılaştım. İki sayfalık önsözü gördüğümde “Kim yazmış acaba önsözü?” sorusunun cevabı karşısında Enis Batur’u görünce şaşırmamak ve dolayısıyla sevinmemek elde değildi. Onun gözünden ve kaleminden Borges’i bu kısa yazıyla okumak gerçekten büyük keyif verici oldu. Müteakibinde Borges’in gerçeküstü öğeleri içeren 4 adet muhteşem öyküsü ile karşılaşıyorsunuz. Özellikle “Mavi Kaplanlar” benim en beğendiğim öykü oldu. Kitabın yarısından sonrasında ise “Borges: Olduğu Gibi” başlığı altında muhteşem bir söyleşi bulunmaktadır. Borges’in kendi ağzından, çocukluğundan itibaren hayatı, düşünceleri, edebiyat tutkusu gibi kendisini çok daha iyi tanımamızı sağlayacak, soru-cevap şeklindeki bu söyleşi mutlaka tüm kitapseverler tarafından okunmalı düşüncesindeyim. Özellikle 4 yaşında okumaya başladığı, o yaştayken okuduğu kitapları gördüğünüzde hayrete düşeceğinize eminim.

    Sonuç olarak; muhteşem Babil Kitaplığı Serisinin ilk kitabı ile bu büyülü dünyaya adım attım. Serinin diğer kitaplarını da okudukça sizlere yorumlarımı sunmaya devam edeceğim.
  • 308 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Kitap İnceleme Yazısı
    Kitap Adı : Hukuk Politikası
    Yazarı : Kolektif Çalışma
    Editör : Prof. Dr. Ali Şafak Balı
    Yayınevi : Astana Yayınları
    Baskısı : 2016 / 301 Sayfa /16x24 Cm
    Barkodu: 9786059623032


    Politika deyince, günlük yaşamda hatıra ilk gelen siyasi çekişmeler, seçim, muhalefet ve iktidar söylemleridir. Oysa politika; bilimsel metodoloji gibi, yol, yöntem, planlama ve devamında harekete geçecek eylemleri içerir. Çok farklı kavramsal tanımları olsa da kısaca böyle özetleyebiliriz.
    Sosyal politika da, toplumsal planlama ve uygulamada çok önemlidir. Fakat, bu kavramın da içi boşaltılmış ve ilk hatıra gelen tanım, “muhtaçlara yardım” dır.
    Hukuk politikası ise, hukuk metodolojisi, felsefesi, tarihi ve sosyolojisinin uygulamaya dönüştüğü
    adeta meyvesidir. Hukuk politikası; yasaların yapımı ve uygulamasında izlenecek yol, yöntem ve ölçüler bütünüdür. Hukuk ve adalet anlayışının mutfağıdır.
    Kolektif çalışma kitaplar dikkatimi çekmiştir hep. Çünkü bir kitapta farklı kalemlerden farklı konuları toplu şekilde öğrenme imkanını buluyorsunuz.
    Bu kitapta, 11 farklı yazar, 11 konuyu detaylı şekilde anlatmış. Her konunun bitiminde ve kitabın en sonunda dikkatinizi çekebilecek, yararlanılan kaynaklar listesi var. Editörün 7 sayfalık önsözü ise kitabın özü, özeti ve amacını açıklayan nitelikte.
    Adalet kavramı, hukukun yaklaşık on amacından en önemlisidir, damarlarındaki kandır, kalbindeki duygudur, beynindeki nöronlardır. Hukuk politikası da öncelikle bu yolu düzenlemeyi, tamir etmeyi
    gaye edinmiştir. Kitabın muhatap alanı çok geniş; öğrenen-öğreten, seçen-seçilen, yöneten-yönetilen,
    suçlayan-savunan, suçlanan-hüküm veren gibi liste oluşturabiliriz.
    Ulusal ve evrensel ölçekte kanunun yapılışı, uygulanışı, toplumsal yansımaları, çelişkileri, çatışma alanları ve çözüm önerilerini bulacaksınız. Anayasa ve yasa yapımında; asli kurucu iktidar ve tali kurucu iktidar tanımları, denge-denetim mekanizmaları, toplumsal dayanışma ve ahenk arayışları
    dikkate alınarak yazılmış 11 farklı makale sizleri bekliyor kitapta.
    Kitap satışı yapılan mağazaları, kitabevlerini zaman zaman dolaşır, dikkatimi çeken kitapları alırım.
    Kitap stantlarında; edebiyat, tarih, roman, kişisel gelişim, sosyoloji, psikoloji, felsefe.. ve benzeri şekilde isimlendirilmiş raflar görebilirsiniz. Fakat “Hukuk” diye özel bir rafın olmamasına üzüldüm.
    Sordum ve mantıklı bir cevap verebilen çıkmadı. O kitapları, diğer raflara serpiştirmişler.
    Oysaki hukuk; ana bir sosyal bilim dalıdır.
    Onun da alt birimleri vardır. Hukuk sadece, Resmi Gazete’de yayınlanan kanunların kitaplaştırılmış şekli değildir. Yemek tariflerinin yapıldığı kitapların bile özel rafı var iken, “hukuk” için özel kitap rafı açılmamasına üzüldüm doğrusu. Ben çok farklı alanlarda yüzlerce kitap okuduktan sonra, 2019 yılını
    Kendime “hukuk ve adalet yılı” olarak belirleyip, okuma tercihlerimde buna yoğunlaştığımdan belki de bu hassasiyeti gösterdim. Yanılıyorsam düzeltiniz lütfen.
    Üçüncü kitabım yayınlanmak üzere ve dördüncü kitabımda ana tema; hukuk ve adalet olacak.
    İyi okumalar

    Samsun, 23.01.2019
    Ali Rıza Malkoç
    http://www.arm.web.tr
    #armozdeyis
  • Biz genelde Müslüman olmanın, özelde Şeriati okuru olmanın, okuduğu her şeyi kabullenen değil, eleştiren bir seviye gerektirdiğini düşünüyoruz.