Bernhard Schlink

Bernhard Schlink

Yazar
8.2/10
145 Kişi
·
366
Okunma
·
16
Beğeni
·
1743
Gösterim
Adı:
Bernhard Schlink
Unvan:
Alman Akademisyen, Yargıç ve Yazar
Doğum:
Bielefeld, Almanya, 6 Temmuz 1944
1944’te Almanya’nın Bielefeld kentinde doğan Bernhard Schlink, hayatını hukukçu ve yazar olarak Bonn’da ve Berlin’de sürdürüyor. İkinci romanı "Gordiyon Fiyongu"yla Glauser Ödülü’nü, "Selbs Betrug"la Alman Polisiye Roman Ödülü’nü (1992), "Okuyucu" adlı romanıyla Neumünster kentinin Hans Fallada Ödülü’nü (1997), İtalyan edebiyat ödülü Grinzane Cavour’u, çeviri eserlere verilen Fransız Laure Battalion Ödülü’nü, "Die Welt" gazetesinin ilk kez verdiği Edebiyat Ödülü’nü (1999) ve Düsseldorf’taki Heinrich Heine Derneği’nin Onur Ödülü’nü aldı. Bu romanı, "New York Times" gazetesinin en çok satan kitaplar listesinde birinci sıraya yükselen ilk Alman kitabı oldu ve 30 kadar dile çevrildi. Kitabın film hakları Hollywood’daki Miramax firması tarafından satın alındı ve filmin yönetmenliğini "İngiliz Hasta", "Yetenekli Bay Ripley" gibi filmlere imza atan Anthony Minghella üstlendi.
Benim işaret parmağımı Hanna'ya çevirmem gerekirdi aslında .
ama Hanna'ya yönelen parmak, dönüp beni gösteriyordu ..
....Onu sevmiştim .
....Yanlızca sevmekle kalmamış ..
.....onu 'seçmiştim'
Bernhard Schlink
Sayfa 150 - Iletişim yayınları
"Hiçbir itirazınız yok mu? Söyleyin haydi; hiçbir insanın böylesine umursanmamayı hakketmediğini söyleyin. Böyle öğrenmediniz mi? İnsan suretine bürünmüş
her şeyle dayanışmak gerektiğini öğrenmediniz mi? Ya insan onurunu? Yaşam hakkına saygı göstermeyi?"
Hayatım boyunca kararlaştırmadığım pek çok şeyi yaptım ve kararlaştırdığım pek çok şeyi de yapamadım.
Bernhard Schlink
Sayfa 17 - İletişim/ 2 .baskı
192 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
Hanna Schmitz 'i asalım mı?

#SPOILER

Hadi asalım ..
Mesela sıra dışı dehşetli aşk öyküsü için asabiliriz ..
Nazi işbirlikçisi olduğu için iki kere asabiliriz ...

"Okuyucu " 30 yıl süren bir iç ses hikayesi aslında .. Edebi olarak okunması keyifli güzel kelimele barındıran bir kitap ..

Hanna'yı anlamaya çalışmak gerekmiyor çünkü o "dümdüz bir kadın " ilkel güdüler le hayatta kalmaya çalışan ..emir komutaya uygun ..yap denileni sorgulamadan yapan bir kişilik ..
Yani "yak" dersen "yakan"
"Öldür " dersen öldüren ..

Zaman ve şartlar ondan ne beklerse onu yerine getirebilen bir cellat mı Hanna?

2.dünya savaşında sağ kalmak bu kıyımdan sağ çıkmak için insan ne yapmalı? ...


Hanna konuşmayı sevmez ..
okumayı sever ama okuyamaz ..
"Adın ne diye sormaz " merak da etmez ..
Ama Tolstoyu "Savaş ve Barışı " öğrenmek ister...

THE READER ..
"
"Tolstoy 'un tarih ,büyük adamlar ,Rusya, aşk ve evlilik üzerine o tüm açılımlarıyla dolu "savaş ve barış " ını okudum ...kırk _elli saat sürmüş olmalı ...Hanna kitabın akışını yine heyecanla izledi ..Ama daha önce olduğundan farklıydı. ..yargıda bulunmuyordu .Nataşa, Andrey ve Pierre 'i ...luiseve emilia'ya yaptığı gibi ,kendi dünyasınınbir parçası haline getirmiyor ...tersine onların dünyasına giriyordu ...insan uzaklara yaptığı bir yolculuğu nasıl şaşkın bir ilgiyle sürdürürse yada içine alındığı bir şatoya nasıl çekinerek girer ...ve bir süre yaşamasına izin verilen o şatoyu nasıl üzerindeki cekingenlikten asla büsbütün kurtulamadan tanınırsa.

O güne dek Hanna 'ya okuduğum kitapları önceden tanıyordum.

Savaş ve Barış ise benim için de yeniydi. .

O uzak yolculuğa birlikte çıktık .. "



Bu çıkılan yolun sonu Nürnberg mahkemelerinde ...
Hanna ile bir kez daha karşılaşmak sokağında biter ......
kitap bir kez daha yeniden doğar elinizde ..

O ana dek bir kadın ve bir çocuk ilişkisi olarak baktığınız kitap bambaşka bir köşeye savurur sizi ...

TOPLAMA KAMPLARINA ..ve ilgili davalara ...

Auschwitz 1944_1945

Hesaplaşmak. .

Hem Hannanın geçmişiyle hem kendiyle hesaplaşmak , yüzleşmek "Der Vorleser"

Dip not: Kitabın Kalbi bu bakıştır. .

"Hanna döndü ve bana baktı. .
"Bakışları beni çabucak buldu ve bütün o zaman boyunca orada oturduğumun farkında olduğunu anladım "
...... nokta

Özetle ...
"Hanna hiç bir şey istemeyen ve hiç bir şey beklemeyen bir kadındı "

Bizim onu yargılayıp asmamıza bile gerek yoktu ... o zaten zamanı geldiğinde kendini asardı ..

Yer Almanya / 2.Dünya savaşı ve sonrası
BERNHARD SCHLING
orijinal bir konu keyifli kelimeler incecik ama sarsıcı bir kitap ...

Hâlâ okumayanlar için tavsiyedir. .
Daha da geç kalmayın ..



.
192 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
|| Merhaba,

Okuyucuyu okumayı bitireli saatler oldu; ama neden soruları kafamda hala yankılanıyor. Neden? Niye? Bir başkasının yazdığı satırlara, belki de bir başkasının yaşamına bu soruları yöneltmemiz ne kadar yerinde,bilemeyiz...Bu sadece bir sitem!
Kitap, kapağının arkasında şöyle tanımlanıyor: " Sıradışı bir aşkın ardına gizlenmiş dehşet verici bir tarihin öyküsü bu..."
Kitabın filme uyarlanmış şeklini gördüğümde,içinde sadece bir aşk öyküsü işleniyor sanmıştım. Oysa Okuyucu,sizi birbirinden farklı duygulara sokuyor. Üzüldüğünüz, hikayenin naifliğinden ruhunuzun titrediğini hissettiğiniz, zaman zaman çok kızdığınız;fakat empati yapmaktan kendinizi alıkoyamayacağınız bir kızış bu. İkinci Dünya Savaşı'ndan yıllar sonrasında Almanya, Michael Berg 14 yaşındadır ve zor bir hastalıkla mücadele içindedir, bir gün kendisine yardım eden 36 yaşındaki Hanna Schmitz'le yolu kesişir...Michael, Hanna ile tanıştıktan sonra yaşadığı otuz yılı anlatır bize bölüm bölüm, okunması kolay bu bölümleri düşünce süzgecinden geçirmek bir o kadar değerli ve biraz da zor diyebiliriz. Michael, Hanna'ya düzenli bir şekilde kitap okumak için onunla vakit geçirmeye başlar, ikilinin arasında diğer insanların adlandıramayacağı farklı bir ilişki oluşur. Yolları daha sonra -belki de çok zaman sonra- nazi kamplarında görev alan Alman'ların yargılanma sürecinde kesişir. Michael ve Hanna buraya nasıl geldiler? Geçen otuz yılda neler yaşadılar ya da neler yaşayamadılar... İşte keşif sürecimiz buradan sonrası. Sanırım son zamanlarda okuduğum bambaşka bir hikaye olduğu için sevdim seni Okuyucu! Söyleyemeden geçemeyeceğim bir şey var:Yolu kitaplardan bir şekilde geçen arkadaşlar, karakterlerimizin ne yaşarlarsa yaşasın edebiyattan ayrı kalamaması hoşunuza gidecek. Kitabı okuyan ve okumak isteyen arkadaşlar için bir can alıcı alıntı ekler, güzel geceler dilerim.

"Yoksa 'çok geç' kalınmaz mı hiçbir zaman yalnızca 'geç' mi kalınır ve 'geç' olması, her şeye karşın 'hiç' olmamasından daha mı iyidir?"
188 syf.
·Beğendi
Hanna; hayatta hiç kimsesi olmayan yalnız bir kadın, 36 yaşında..

Michael; kendisini seven hali vakti yerinde bir ailenin dört çocuğundan biri, 15 yaşında..

Spoiler #

Yolları Hanna'nın bir gün Michael'i iş dönüşü, yaşadığı apartmanın kapısının önünde, hasta, bitkin bir şekilde bulmasıyla kesişiyor. Yardım ediyor ona Hanna, hatta evine bile götürüyor. Sonrasında aralarında Hanna'nın hiçbir şey söylemeden çekip gittiği ana kadar sürecek bir ilişki başlıyor. 15 yaşındaki bir çocuğun hayatı boyunca yaşadığı ilişkilerini etkileyecek bir ilişki..

Kitabın konusunu sadece çarpık bir aşk ilişkisi olarak düşünmeyin yıllar sonra Hanna'nın bir SS subayı olduğunu Michael'in hukuk semineri sırasında öğrenmesiyle asıl hikâye başlıyor. Aslında hikâyenin konusuna değinmemin nedeni biraz da kitabı okuduktan sonra dün filmini izleyip, hikâyeyi daha anlamlı kılacak detayların filmde işlenmemiş olmasını fark etmem oldu. O yüzden ben filmini seyrettim kitabı okumasam da olur diye düşünmeyin lütfen.

Kitapta dikkatimi çeken iki nokta vardı ki bunlara değinmeden geçemeyeceğim. Birincisi Hanna'nın okuma yazma bilmemesi ve bunun ortaya çıkmasını asla istemediği için Siemens de daha iyi bir pozisyonu red edip SS subaylığını yapmaya başlamasıydı, ki bu durum yine onun suçsuz olduğunu göstermesede bize o zamanın şartlarında çoğu insanın çaresizlikten Naziler ile işbirliği yaptığını gösteriyor.

İkincisi de soykırımdan mucize eseri kurtulan bir Yahudi kıza, ona verilen parayla nereye bağış yapmak istediği sorulduğunda, kadının önce bunu kabul etmemesi (Amerika,'da zengin bir hayat sürdüğü için olsa gerek) ama sonra isterseniz okuma yazma bilmeyenleri destekleyen Yahudi bir kuruma bağış yapmak ister misiniz önerisine kadının cevabıydı: "Her konuda Yahudi bir örgüt bulunur, ancak cehalet Yahudiler için bir sorun olmamıştır."..

Keyifli okumalar..
192 syf.
·2 günde·9/10
Okuyucu aşklar bulmalısınız kendinize. Size kitap okuyacak, siz de onun karşısında onu seyretmek ile okudukları arasındaki labirentin içinde kaybolacaksınız. Bu şekilde her daim, tazelenmiş ve bir bahar havasında kelebeklerin, arıların, böceklerin, güneşin, yaprakların vermiş olduğu dinginliğe ulaşacak aşkınız. Size fedakarlığı öğretecek, geç kalmışlıklarınızı fark ettirecek, suskun cümlelerin dili olacak okuyucu aşklarınız. Ağlamak isterken gülmenin, kızmak isterken neşelenmenin, kavuşmak isterken ayrılığın, yaşamak isterken ölümün sesi olacak okuyucu aşklarınız.

Okuyucu aşk olmalısınız birine. Siz okurken sesinizdeki huzuru, ara ara bakışlarınızdaki anlamı, tebessümün anahtarını hibe edebilmelisiniz dinleyeninize. Siz satırlar arasında kaybolurken, sizi o satırlardan çıkarıp kalbine götüren birine okuyucu aşk olmalısınız. Ayrı bile düşseniz sesinizi mutlaka duyurabilmeli ve ona kitap okumalısınız. Okuya okuya, kalp okuyan birine dönüşeceğinize dair sizi temin edebilirim.

Bu cümlelerimin anlamlarını kitabı okuduğunuzda anlayacaksınız. Tabi geç kalmamışsanız…

Saygılarımla…
192 syf.
Otuzlu yaşalarında olan bir kadın ile on beş yaşında genç bir çocuğun arasında geçen inişli çıkışlı hikayeye odaklanıyor kitap. İlk aşk hiçbir zaman unutulmazmış. Yüreğin tozlu raflarının en kuytu köşesinde bir yerlerde hatırlanmayı beklermiş. Tutkulu bir o kadar başına buyruk bir hikayeydi. 2. Dünya savaşında olanları da gözler önüne seriyor. Kamplar ve kamplardan kurtulan insanların şahitliği ile Nazilerin vahşeti göz önüne seriliyor. Yahudi katliamı, gaz odalarına gönderilen insanlar...Kitap akıcı idi. Okunması gereken kitaplar arasında fikrimce. Gerçek bir yaşam hikayesi. Başka kitaplarda görüşmek dileğiyle....
192 syf.
·12 günde·Beğendi·10/10
Okuyucu'nun yıllar önce filmini izlemiştim. Ve kitabı bir gün rafta görünce direk film aklıma geldi. Yoksa o filmi, bu kitaptan mı uyarlamışlar diye atladım kitaba. Ve evet o filmi, bu kitaptan uyarlamışlar. Aslında kitabı görünce filmin aklıma gelmesi çok tuhaftı. Çünkü güzel bir film izlediğim dışında hiçbir şey hatırlamıyorum filmle ilgili. İşte bu şekilde yetersiz hafızama güvenerek aldım bu kitabı.

Kitabın zamanı İkinci Dünya Savaşı sonrası yıllar ve yer Almanya. Anlatımı ise iki ana karakterden biri olan Michael Berg karakterinin bakış açısından yapılıyor. Michael Berg 14 yaşındadır ve bir hastalık geçirir. Kendisine bir gün, bir şekilde yardım eden, 36 yaşındaki Hanna Schmitz'le aralarında farklı bir ilişki oluşur. Artık Michael düzenli olarak Hanna'ya gitmektedir ve ona kitaplar okumaktadır... Michael'ın hayatının atlaya atlaya anlatılan, otuz yıllık bir dönemini okuyoruz. Ve bu otuz yıl içinde Hanna ile olan ilişkilerini anlatırken, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Almanya'da nazi kamplarında görev alan Alman'ların yargılanma süreci de ortaya dökülüyor.

Kitabı gerçekten çok sevdim. Çok akıcı bir dili var. Betimlemeler, duygusal ve psikolojik tahliller çok iyiydi. Zaten uzun zamanda okumamın çok zaman ayıramamak dışındaki bir diğer sebebi ise aynı bölümleri -çok hoşuma gittikleri için- tekrar tekrar okumak. Aslında zaten kısa olan kitap, üç bölüme ayrılmış ve bölümler de 3-5 sayfalık bölümlere ayrılmış ki bu okumayı çok kolaylaştırıyor. Zaman ayırırsanız çok kısa sürede okuyabileceğiniz bir kitap Okuyucu.

Okumalısınız diyor ve de keyifli okumalar diliyorum.
192 syf.
·4 günde·9/10
Spoiler vardır.
Geçen aya kadar Bernhard Schlink’in adını bile duymamıştım. Taki Melih Elal Okuma grubunda bu kitabın okunacağı söylenene kadar. Kitabı okulun kütüphanesinde rafta gözükmesine rağmen bulamayınca bisikletime atladım ve soluğu kitapçıda aldım. Kitapla ilgili bir bilgim olmadan başladım kitaba. İlk sayfalarda gördüm ki 15 yaşındaki bir hasta gencin (Michael Berg) 36 yaşındaki Hanna Schmitz ile olan ilişkisini anlatıyor. Hem de baya açık bir şekilde. Kafamda baya soru oluşmaya başladı. Acaba bir kitap okuma grubunda niye böyle bir kitap seçilmişti? Hem de abinin biri hep birlikte filmini de izleyelim diyor falan. Tam tövbe tövbe diyecekken kitapta ilginç olaylar olmaya başladı. Hanna, oğlancık dediği Michael ile ilişkiye girmeden önce Michael’e sesli bir şekilde kitap okutturuyordu. Michael’ı sanki denek bir fare gibi kullanıyordu diyebiliriz. Tabi bu sırada Hanna her daim Oğlancık’ı başarılı olmaya da yönelttiriyordu. Michael’in bir anda hayatı değişmişti. Kimseye Hanna ile olan ilişkisini söylemiyorken herkesin fark edeceği ölçüde derslerinde hızla başarılı olmaya başlamıştı. İşte böyle zaman hızla geçerken Hanna bir gün ortadan kayboldu ta ki 3-4 yıl sonra Nazi suçlusu olarak mahkemeye çıkana kadar.

Kitapta arka kapakta da belirttiği gibi İkinci Dünya Savaşı sonrası kuşağın Nazi dönemiyle hesaplaşması ve uzlaşmaya çalışmasını görüyoruz. Zaman zaman Hanna’nın yaptıklarını kınarken zaman zaman da acaba ben onun konumunda olsam ne yapardım acaba demeden edemedim.
Düşünsenize anne, babalarınız savaş suçlusu ve siz onların çocukları olarak doğmuşsunuz. Ne zor durum olsa gerek. İşte 1940 doğumlu Alman çocukları bu durumu fazlasıyla yaşamak zorunda kaldı. Bernhard Schlink bu durumu çok iyi bir şekilde ele almış. Artık çevirmenin iyi olmasından mı bilemem ama kitabın dilini de çok beğendim. Kitap su gibi akıp gitti. Ölmeden önce okumanız gereken kitaplar gibisinden bir listeniz varsa mutlaka bu kitabı bu listeye alın derim.
Hanna ve diğer sanıkların yargılanma sebebi; yüzlerce insanı bir kilisenin içinde ölüme terk etmeleri. Herkes suçu birbirine atarken Hanna suçu tamamen üstüne aldı. Çünkü Hanna okuma, yazma bilmiyor ve bu durumdan aşırı derecede utanıyordu ve inkar ederse bu durum ortaya çıkacaktı. Bu durumu fark eden Bernhard hakime söylemeli miydi yoksa söylememeli miydi? (#15709241) Burada okuma yazmak ayıp değil ki olarak olayı ele almayın. Kişinin herhangi bir şeyden utanması olarak düşünün. İşte böyle durumda siz kişinin hapse gireceğini bile bile sırf hapse girecek kişi durumun ortaya çıkmasını istemediği için söylemez miydiniz? Yoksa adalet yerini bulması için her şeyi açık açık ortaya koyar mıydınız?

Başka bir durumda sanıklara verilen komik cezalar. Hanna tüm suçu üzerine aldığından ömür boyu ceza alırken diğer sanıklar sanki o kilisenin çevresinde bulunmamışlar gibi 5-6 yılla yırtıyorlar. Adalet yerini bulması için ne yapılabilir? Kısasa kısas mı? Yoksa sanıkların durumunu yangından kurtulan anne ve kızının merhametine mi bırakmak? Sanıklar bir odaya girecek ve ateşe verilecek. Anahtar da anne ve kızında bulunacak. Kapıyı açma merhameti gösterseler bile içerden çıkacak sanıklar anne ve kızıyla göz göze geldikleri anda zaten ruhen ölmüş olacaklar. Tabi bu durumda bile tam adalet sağlanmış olunmuyor. Ne de olsa kilisenin içerisinde ölmüş insanların fikirleri bu dünyada hiçbir zaman alınamayacağı için. İşte böyle bir pis bir durum var. Hala da dünyamızda bir hiç uğruna ölen milyonlarca masum insan var. Umarım bu vahşet sona erer ve çocuklarımıza daha iyi bir dünya bırakırız.

Son olarak kitabın bir de The reader ismiyle 2008 yapım filmi de var. Filmi de izlemenizi öneririm.
http://ahmedyasirorman.blogspot.com.tr/...nk-kitap-yorumu.html
192 syf.
·Beğendi·10/10
Kitabın eşsiz basamaklarını tırmandıktan sonra yarattığı imgeler hissettirdiği o acı boğazdaki düğüm... Okuduktan sonra filminin olduğunu öğrendiğimde çok sevinmiştim kitabı okuduktan sonra filmi mutlaka izleyin derim. “Sen beni üzemezsin çocuk! Senin beni üzecek kadar değerin yok” ahh bu cümle nasıl yankılanır kulaklarıma...
188 syf.
#bernhardschlink 'ın kitapları arasında başyapıt olarak nitelendirilen #okuyucu , İkinci Dünya Savaşı sonrasında, on beş yaşındaki Michael Berg ile otuz altı yaşındaki Hanna Schmitz arasındaki tutkulu aşk üzerine kurulu bir hikaye anlatıyor. Hanna'nın aniden ortadan kaybolmasıyla kesintiye uğrayan bu birliktelik, ikilinin yıllar sonra bir mahkeme salonunda karşılaşmasıyla devam ediyor: Hanna savaş sırasında bir kiliside tututan bir grup Yahudi'nin ölümüne sebep olmaktan yargılanmakta; hukuk eğitimi alan Michael ise, mahkemeyi izleyen heyette yer almaktadır... #bernhardschlink #okuyucu 'da, sade ve dolaysız bir anlatımla suç, ahlak, vicdan, utanç ve sır sarmalı etrafında örülen baş döndürücü ve gerilim dolu bir hikaye anlatıyor. Oldukça etkileyici ve okunası bir hikaye. Okumakla kalalım...
188 syf.
·Beğendi·10/10
Qiraətçi!!! Nə zaman ki oxuduğum əsər içimdə dərin bir sarsıntı yaradır, nə zaman ki, oxuduğum əsərdəki insan faciəsi məni dərindən sarsıdır o əsər haqqında yazmaq, o əsər haqqında düşüncələrimi sözlərə tökmək istəyirəm... "Qiraətçi" də belə əsərlərdən biri oldu mənimçün... Əvvəlcə, bu əsərlə necə tanış olmağım haqqında qeyd eləyim. Əsəri mənə heç tanımadığım biri təsadüfi bir şəkildə məsləhət görmüşdü və" əgər həqiqətən kitabsevərsinizsə, bu əsəri mütləq oxuyun, əminəm ki, bəyənəcəksiz" - demişdi... Mən də oxumağı düşündüyüm əsərlər siyahısına əlavə eləmişdim bu əsəri. Ancaq əsəri bu tezliklə oxumağıma başqa bir şey səbəb oldu. Bütün gününü kitab oxumaqla keçirən və həqiqi kitabsevər olan iş yoldaşım bu əsərə çəkilmiş filmi izləmişdi, təsadüfən yanıma gələrək çox təsirləndiyini, əsəri oxuyub oxumamadığımı soruşmuşdu məndən. Onda həqiqətən də qeyri adi bir şey olduğunu düşünməyə başladım və qısa bir zamanda əsəri oxumağa qərar verdim. Budur artıq oxuyub bitirdim. İndisə fikirlərimi sizlərlə bölüşmək istərdim.
Qeyd eləyim ki, əsəri oxumağa ilk başlayanda əsərin məzmununu ilk anda istər əxlaqi, istərsə də digər anlamlarda məndə çox da xoş təəssürat yaratmadı. Oxuyanlar nə demək istədiyimi anlayar. Ancaq oxumayanlar üçün əsərin qısa xülasəsini qeyd eləyim. Əsər 15 yaşlı məktəbli bir oğlanla 30 yaşlı qadının məhəbbətindən bəhs eləyir. İlk başda bunu qəbul eləmək, buna qeyri adi bir şey kimi baxmamaq mümkün deyil. Ancaq əsəri oxuduqca qəbul eləməsəm də, düzgün hesab eləməsəm də bunu, onları anlamağa çalışdım. Üstəlik, aralarında bu qədər yaş fərqinin olmasına baxmayaraq bu sevgisinin çox dərin olduğunu da görməmək mümkün deyil. Əsər baş qəhrəmanın dilindən nəql olunur, bu sevginin onun həyatında qoyduğu izlərdən danışılır... O, Hannanı unuda bilmir, hər yerdə, həyatına daxil olan bütün qadınlarda onu axtarır... Lakin qəribəsi budur ki, Hanna onun həyatına necə təsadüfən girmişdisə, eləcə də, heç bir səbəb olmadan çıxır. O, bunun səbəbini heç cür anlaya bilmir, özünü günahlandırır, Hannanı necəsə incitdiyini düşünür, özünü bağışlaya bilmir. Ancaq burda məsələ başqadır... Bunu oxuyarkən anlayacaqsınız... Üzərindən uzun illər keçir və o Hanna ilə yenidən qarşılaşır. Ancaq bu səfər məhkəmə zalında, üstəlik Hanna mühakimə olunanlar kürsüsündədir... Hanna niyə mühakimə olunur, bunu da oxuyanda anlayacaqsınız... Hanna həqiqətən günahkardırmı?! Bu suala cavab vermək mənimçün çox çətindir... Ümumiyyətlə, əsəri oxuyarkən məndə belə bir sual yarandı... İnsanların işlədiyi günahlarda, adi bir günah yox, kütləvi insan qətlləri və bu məqamda sənin də çox da böyük seçim haqqın yoxdursa, hələ də ki, bu qətlin əsas memarları da artıq həyatda yoxkən, bu cinayətlərdə insanların insanları mühakimə etməyə haqqı varmı?! Hanna hakimi cavab verə bilməyəcəyi sual qarşısında qoyur :
- Siz mənim yerimdə olsaydınız nə eləyərdiniz, necə davranardınız?!!!
Mən də bu sualı özümə verirəm. Çox vaxt düşündürür bu sual məni də... Həqiqətən görəsən mən onların yerində olsaydım necə davranardım... Hər şeyə rəğmən inandığım şey üçün mübarizəmi aparardım, yoxsa sırf öz rahatlığım pozulmasın deyə vicdanıma hesab verəcəyim dəhşətli cinayətlərə boyunmu əyərdim?!! Məncə, birilərini mühakimə etmədən öncə, özümüzü mühakimə eliyək!!! Bu sualı biz də özümüzə verək!!! Əgər cavabını əminliklə verə biliriksə, o zaman bəlkə də mühakimə eliyə bilərik onları... Ancaq məncə, bu sualın cavabını o şəraitə düşüb, o dəhşətlərin bir başa içində yaşamadan heç kəs verə bilməz və o zaman verilən cavabsa, sadəcə bizim verdiyimiz qərarlar, gördüyümüz işlər olar...
Əsər həqiqətən oxumağa dəyər əsərlərdən biridir. Əsərin adı niyə "Qiraətçi"dir?! Bu haqda əslində yazmaq istərdim, ancaq məncə, bu əsərin sehrini büsbütün itirər, əgər əsər diqqətinizi çəkdiysə, onda mütləq oxuyun, axtardığınız suallara cavab tapmış olarsınz, lakin oxuyarkən sadəcə oxumayın, həm də düşünün...

Yazarın biyografisi

Adı:
Bernhard Schlink
Unvan:
Alman Akademisyen, Yargıç ve Yazar
Doğum:
Bielefeld, Almanya, 6 Temmuz 1944
1944’te Almanya’nın Bielefeld kentinde doğan Bernhard Schlink, hayatını hukukçu ve yazar olarak Bonn’da ve Berlin’de sürdürüyor. İkinci romanı "Gordiyon Fiyongu"yla Glauser Ödülü’nü, "Selbs Betrug"la Alman Polisiye Roman Ödülü’nü (1992), "Okuyucu" adlı romanıyla Neumünster kentinin Hans Fallada Ödülü’nü (1997), İtalyan edebiyat ödülü Grinzane Cavour’u, çeviri eserlere verilen Fransız Laure Battalion Ödülü’nü, "Die Welt" gazetesinin ilk kez verdiği Edebiyat Ödülü’nü (1999) ve Düsseldorf’taki Heinrich Heine Derneği’nin Onur Ödülü’nü aldı. Bu romanı, "New York Times" gazetesinin en çok satan kitaplar listesinde birinci sıraya yükselen ilk Alman kitabı oldu ve 30 kadar dile çevrildi. Kitabın film hakları Hollywood’daki Miramax firması tarafından satın alındı ve filmin yönetmenliğini "İngiliz Hasta", "Yetenekli Bay Ripley" gibi filmlere imza atan Anthony Minghella üstlendi.

Yazar istatistikleri

  • 16 okur beğendi.
  • 366 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 230 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.