Gündüz Vassaf

Gündüz Vassaf

8.6/10
374 Kişi
·
983
Okunma
·
155
Beğeni
·
5.279
Gösterim
Adı:
Gündüz Vassaf
Unvan:
Türk Yazar ve Psikolog
Doğum:
Amerika Birleşik Devletleri, 1946
Liseyi İstanbul Robert Koleji'nde tamamladıktan sonra 1968'de George Washington Üniversitesi'nde psikoloji eğitimi gördü. 1977'de Ankara Hacettepe Üniversitesi'nden doktorasını alan Vassaf, uzun bir süre Ankara Üniversitesi Mediko-Sosyal Merkezi'nde öğrencilere psikolojik danışmanlık yaptı. Uluslararası Psikologlar Konseyi yönetim kurulu üyeliğinde bulunan Gündüz Vassaf, 12 Eylül askeri darbesinden sonra öğretim üyeliği yaptığı Boğaziçi Üniversitesi'nden istifa etti.

O tarihten sonra Kassel, Bremen ve Marburg Üniversitelerinde öğretim üyeliği, Kanada'da McGill Üniversitesi Center for Developing Area Studies'te konuk akademisyen, Amsterdam'da Averoes Stichting'de klinik psikolog, Viyana'da Institut für Höhere Studien 'de konuk araştırmacı olarak bulundu.

Yazar, psikoloji alanındaki eserlerinden çok, tarihe farklı bir bakış açısıyla yaklaştığı çalışmalarıyla tanınmaktadır. Halen Radikal gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. İnsan, tarih, sosyoloji, popüler kültür konularında her Pazar yayınlanan "Gerçek Orada Bir Yerde" adlı programda Murat Belge ve Şerif Mardin ile birlikte yer aldı.
''Yeryüzünde yaşayabileceğimiz bir sürü yer olduğu halde o kadar sıkışıp kaldık ki, ne zaman yürüyüp ne zaman duracağımızı gösteren ışıklara muhtacız.”
''Birbirimizi anlayamayacağımız korkusuyla, sözcükleri gereğinden çok fazla kullanıyoruz. Konuşmamanın , iletişim kurmayı reddetme anlamına çekilmesinden, kabalık olarak görülmesinden korkuyoruz. Ayrıca çok fazla konuşuyoruz. Sessizlik bizi ürkütüyor. Sessizliği denetleyemiyoruz. Oysa sessizlikte, sezinlediğimiz ama tanımadığımız dürtülerin, özgürlüğün ve gelişigüzelliğin son noktası saklıdır.''
'' Sokrates iki bin yıl önce “kendini tanı demişti.Kendimizi tanıdıkça başkalarını tanımaz,küçümser, dışlar olduk. Biz olmayı tanımlarken ipin ucunu kaçırdık.'Biz erkekler” 'Biz kadınlar', 'Biz Müslümanlar' , 'Biz aydınlar', 'Biz Amerikalılar' diye kendimizi tanımlarken hepimiz 'Biz' olduğumuzu unuttuk. Önce doğaya saldırdık sonra birbirimize. ''
"Tarih boyunca neredeyse akla gelebilecek her konuda bölünüp taraf olduk birbirimize karşı. …ve tarih boyunca bu süregelen kapışmalar sonucu bugün her zamankinden daha çok insan öldürülüyor, her zamankinden daha çok insan intihar ediyor, her zamankinden daha çok insan aç.
Tek becerebildiğimiz, yarattığımız cehennemde daha çok yaşasın diye insan ömrünü uzatabilmiş olmamız. "
Ve " seni seviyorum" tümcesindeki totaliter sahiplenme, tüm aşk deneyimlerini standartlaştırıyor.
Geceleri âşık olur, birbirimize aşkımızı geceleri ilan ederiz. Gündüzler bizi mantığımızı kullanmaya, kendi hapishanemize kapanmaya zorlar. Gün boyunca baskı güçleri, aşkın özgürlüğüne karşı savaşır. Ama geceler bizi yeniden âşık eder, bize “seni seviyorum” dedirtir. Gündüzleri söylenen “seni seviyorum’lar geceye gönderme yapar."
Çocuklar hayata ana babalarını severek başlar, zamanla onları eleştirir ve nadiren affederler.
Oysa gündüz ve gece kişileri aynı kişiler. Gün ışığı içimizdeki teslimiyetçiliği ortaya çıkarır, ama geceleri kendimizi özgür hissederiz. Gün boyunca hayatta kalmaya, geceleri yaşamaya çalışırız. Gün ışığı bir tuzaktır. Işık bizi kör eder. Ama geceleri, gözlerimiz faltaşı gibi açılır. Gün boyunca dikkatimiz, gözlemin hizmetine sokarız.Gündüzleri uydusuyuzdur dışımızda olup bitenin. Oysa gece artık izlenecek bir şey yoktur. Sadece, yaşamın belirgin sesi duyulur içten içe. "Yaşamın anlamı" gece duyumsanır ve sorgulanır.Yaşam gecenin konusudur.
"Biz gerçeğin kendisiyiz. Bırakın oyunlarını oynasınlar. İktidarların en büyük korkusu muhalefet değil, ciddiye alınmamaktır."

Gündüz Vassaf’ın okuduğum ilk kitabı olan Cehenneme Övgü hakkında naçizane birkaç şey söylemek istiyorum.

Aslında bu kitabı yaşıyoruz, yani Gündüz Vassaf seni, beni, bizi ve içinde yaşadığımız toplumu anlatıyor. Şu an yaşadığımız toplumda gündelik hayattaki çoğu şeyin bize küçük nüanslarla, nakış gibi işlenerek empoze edildiğini o kadar çarpıcı dille anlatıyor ki; kitabı okurken “Aaa bu da mı totalitarizmin bir sonucu? “, “Ben bu olaya hiç bu yönden bakmamıştım, ne kadar da doğru!” gibi içten tepkiler vermemize ve kitabın neredeyse her satırının altını çizmekten kalemimizin bitmesine bile sebep oluyor.

1980’lerde yazılmış 20 tane denemeden oluşan kitabımız totaliterliği pek çok başlık altında irdeliyor. Aşk, ölüm, kahramanlık, delilik, hainlik, özgürlük gibi konularda her kesimden insanın sinir uçlarına dokunup, tabu haline gelmiş düşüncelerimizin ortasına bir balyoz gibi indiriyor kelimelerini. Ne kadarı doğru ne kadarı yanlış değerlendirmek, kitabı okuyunca sizin takdirinize kalmış ama bunu yaparken görüşünü farklı açılardan inceleyip, onları destekleyen bilimsel, sanatsal, tarihsel v.b kaynaklarla harmanlaması yönüyle kendi görüşümüzü sorgulamamamızı sağlıyor ve toplum totalitarizmini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

Dili sivri, gayet akıcı, net bir üslupla yazılmış olup kitabın herhangi bir sayfasını açıp okumaya başladıktan sonra bile sizi içine alan bir etkiye sahip.

Toplum felsefesi konusunda başlangıç niteliğinde, kendimizi yenileyip geliştirmek isterken her satırında bize bir şeyler katan, araştırmaya iten, dopdolu bir başucu kitabı. Ertelemeden bir adet edinin.

Son olarak kitaptan en beğendiğim bölüm olan “Yaşasın Anlaşmazlık”ı incelemeye ekliyorum. Okuyup incelersiniz kitap düzeni hakkında daha iyi fikir sahibi olabilirsiniz. Şimdiden herkese iyi okumalar, kitapla kalın :) https://sessiziz.wordpress.com/...yasasin-anlasmazlik/

"Zamanın inim inim inleyen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına! Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz."
Bu kitabı üçüncü kez okudum. İlkgençlik yılları için çok zihin açıcı bir eser olduğunu söyleyebilirim. Çok boyutlu, fazlaca konuya değinen önemli bir kitap. Bence kendine "okur yazar" diyen herkesin okuması gereken, sizi başka şeyleri araştırmaya da yönlendirecek bir giriş niteliğinde.
Ödül sistemini genel anlamda oldum olası sevmemişimdir. Kendimi sinefil olarak bile nitelendirebilecek iken oscar törenlerinden cüzzamlı gibi kaçarım, çok kurgusal ve amaçlıdır. Ödül (hatta adaylar bile) iyi olandan çok sistemi parlatanın olur, gücün haklılığına güzelleme yapılır genelde. Yapım şirketlerinin PR çalışması ölçü olarak daha belirleyicidir. Aynı toplum mühendisliğinin bir parçası olarak bazı nobel edebiyat ödülleri gibidir. Güçlünün "sahte" haklılığına kanıt yapılan "gerçek" harçtır, çimentodur. Artık egemenin sözel organıdır, ağzıdır o ödüller. Bu kitapta ödül sisteminin anti versiyonu gibidir.

Genelin normalleştirdiği kavramların sorgulanması gerektiğini, sizin çoğu seçiminizin adınıza çok önceden yapıldığını, sadece önünüze konan kısıtlı (ve zararsız) alternatiflerden seçim yapıyor olduğunuz yanılsamasına düşmemeniz gerektiğini anlatır. Gerçeklerle (doğrularla değil kasıt) yüzleşmenin keyifsiz mutluluğunu yaşatır. Monte edildiğiniz sistemden ne kadar koparılamaz durumda iseniz o kadar rahatsız olacağınız ve başarısız bulacağınız bir kitapla karşı karşıyasınız.

Gündüze karşı geceyi savunur, cennete karşı cehennemi anlatır. Uslu ama sahte çocuklar haline getirilmeye izin vermeyin der. Sorgulayan, yaramaz ama gerçek çocuklar olun der. Kısaca yaratılan sahte cennetlere inat "Cehenneme Övgü"dür.
Totalitarizm ve modern kölelik ile yaşamamızdaki gülünç yanları alaycı bir şekilde anlatıyor bize Gündüz Vassaf.

-Hükümetlerin iktidarda kalmak için yaptığı çabalar,
-Cinsellik ve cinsel kimlik sorgulanması,
-Eğlenme dürtümüz ve eğlence endüstrisi,
-Reklamların gücü ve ürün pazarlama teknikleri,
-Prenses Diana'nın gizemli ölümü ve onun ölümüne bağlı perde arkasındaki sistemi yönetenlerin güç savaşları,
-İnançlara göre değişen cenaze törenleri ve bu törenlerden para kazanan sektörler,
-...
gibi birçok konu bilim kurgu kitabı gibi absürt ve hicivle anlatılmış.Yazar,farkındalık ile bizi uyararak sistem içindeki köleliğimize vurgu yapıyor.İşin ilginç yanı ise birbirini tamamlayan CEHENNEME ÖVGÜ ile birlikte yaşadığımız dünyada kölesi olduğumuz şeylere dikkat çekmesi ve bizi kış uykumuzdan uyandırmasını dalga geçerek yapıyor.Hem Cehenneme Övgü hem de Cennetin Dibini arka arkaya okuyunca bizi esir eden şeylerin hiç farkına dahi varmadığımızı içimiz burkularak fark ediyoruz.

Sistemin dışına çıkmak isteyenlere,sistemin dışından üçüncü bir gözle bakmak isteyenlere ve uyanmak isteyenlere şiddetle tavsiye edilir !

Ama yine de öncelikle Cehenneme Övgü sonra Cennetin Dibi kitaplarını sıra ile okumakta fayda var !
Gündelik hayatta, her alanda totalitarizmin varlığını çarpıcı bir şekilde yüzümüze vuruyor Gündüz Vassaf. Devlet Yönetimi ve Kurumların işleyişi açısından totaliterlik ve totaliter eğilimlerimizle ilgili önemli tespitler sunuyor. Totaliterlik pek çok başlık altında irdeleniyor ve her bölüm dikkate değer açıklamalar içeriyor.

Sevgiyi vererek veya kısıtlayarak, insanları denetleme çabasında olduğumuz gerçeği ile yüzleşmek, satır aralarındaki tokatların en acıtanıydı.

Bilgilendirici ve etkileyici bulduğum, okunmasını önerebileceğim bir eser.
Bizlere kabul ettirilmeye çalışılan düşünceleri sorgulamayı sağlayan söylemler var . Bu kitap düşüncelerime inanılmaz coşku kattı. Totalitarizmi sorguluyor ve kişi olarak gerçekten özgür müyüz diye düşünüyoruz ( ! ) Kitaptan alıntı bir cümle :
'' İSTEDİĞİM GİBİ OLMAK İSTEMİYORUM ''
Totaliter: demokratik hakların ve özgürlüklerin tümüyle baskı altında tutulduğu, siyasal erkin bir elde toplandığı, teröre, baskıya ve zulme dayalı (devlet yönetimi).
Totalitarizm: Bütüncüllük.

Aslında şunu en başta belirtmeliyim: İnceleme yazmayı becerebilenlerden değilim. Fakat bu kitabı bir kişiye de olsa okutmaya yarayacaksa, bir kişi de olsa görüp merak edecekse amacıma ulaşmış olacağım.

"Bir de hangi sayfasından başlarsan başla, okuyabileceğin romanlar vardır. İlk okumadan sonra eline alırsın ve herhangi bir sayfasını açıp okumaya başlarsın. Sonra da istediğin yerde bırakırsın. Eğer o okuduğun birkaç sayfa sana bir şeyler düşündürdüyse roman iyidir." (Hakan Günday, Piç)

Cehenneme Övgü bir roman değil evet ama yine ve yeniden her hangi bir sayfayı açtığınızda en sonuna kadar okuma isteği uyandıran bir kitap. Ben Gündüz Vassaf'ın bu eseriyle tanışalı 24 saat bile olmadı. Bir forum sitesinde sadece şu alıntıyı gördüğüm için okumaya karar vermiştim: "Yaşam, gecenin konusudur." Bu üç kelimelik alıntı yüreğimden bir yerleri ele geçirmiş ve ısrarla bu kitabı bir an önce okumam gerektiğini söylüyordu, ki önümde en kısa sürede bitirmem gereken iki kitap olmasına rağmen.

Daha ilk sayfada karşıma "GECEYE ÖVGÜ" bölümü çıktı. "Gece, düzen güçleri uykudadır." cümlesiyle başlıyor bu bölüm. Okudukça kendi içimde dile getiremediğim ne varsa Vassaf gözüme gözüme sokuyor. Her cümleden sonra bir süre tavana bakıp düşünüyorum. "Yaşam, gecenin konusudur. " cümlesiyle ilk bölümü bitirdiğimde neden bu kitabın içimde bir yerleri yakaladığı açıklık kazanıyor.

Daha ilk bölümün etkisini üzerimden atmamışken "ÖZGÜRLÜK CEHENNEMDİR" bölümüne geldim ve beni nelerin beklediğini tahmin bile edemeden okumaya devam ettim. Okuduğum her cümlenin altını çizmekten, aslında pdf olarak okuduğum için not düşmekten, kolum ağrıdı ve bu incelemeyi yazmaya karar verdim.

Gereğinden fazla uzadığının farkındayım. Yavaştan bitiriyorum. Eğer buraya kadar okuduysan incelemeyi, bir an önce bu kitabı pdf olarak indir ve okumaya başla. Dil olarak bir cümle de bile "acaba burada ne demek istiyor?" demeyeceksin. Gece, Özgürlük, Sanat, Seçimler, Kahramanlar ve hatta Cinsiyetler üzerine söyleyecekleri var Vassaf'ın.

Son olarak "Kahramanlar" bölümünde içten içe rahatsız olduğum cümleleri oldu elbet. Ama şu da var ki, haklı olduğunu biliyordum yazarın. Bu bölüme geldiğinizde ne demek istediğimi zaten anlayacaksınız.

Okuduğum onlarca kitap içinde Kafka'nın o meşhur aforizmasını kendi adıma söyleyebileceğim ender kitaplardan biri oldu kısaca:
"Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki?"

Sevgi ve kitapla yaşayın.
Daha önce yazarın hiçbir kitabını okumamıştım. Sanırım biraz önyargılıydım. Bundan 2-3 sene önce benden yaşça büyük bir arkadaşımla sohbet ederken düşüncelerin Gündüz Vassaf'ın düşüncelerine benziyor. Gündüz Vassaf okuyorsun heralde demişti. Ama haklı çıktı, okurken acaba bunları ben mi yazdım diye düşündüm :) Neyse ki yazar tarih atmış denemelerine, ben dünyada bile değilmişim.
Gündüz Vassaf bu seferde modern insanın sınır tanımayan eğlencelerinin dipsiz kuyularına indiriyor... Rüyaların satılıp hükümetlerin kiralandığı beldelerde Freud un kuramlarını... Cennetin dibi şaşırtıcı bir kitap..
Günlük hayatta yaşadığımız en basit olayların bile bizleri ne kadar sınırlandırdığını yüzüme çarpıcı şekilde vuruyor vesselam. Son bölümde "Sarhoş olun." diyerek mest ediyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Gündüz Vassaf
Unvan:
Türk Yazar ve Psikolog
Doğum:
Amerika Birleşik Devletleri, 1946
Liseyi İstanbul Robert Koleji'nde tamamladıktan sonra 1968'de George Washington Üniversitesi'nde psikoloji eğitimi gördü. 1977'de Ankara Hacettepe Üniversitesi'nden doktorasını alan Vassaf, uzun bir süre Ankara Üniversitesi Mediko-Sosyal Merkezi'nde öğrencilere psikolojik danışmanlık yaptı. Uluslararası Psikologlar Konseyi yönetim kurulu üyeliğinde bulunan Gündüz Vassaf, 12 Eylül askeri darbesinden sonra öğretim üyeliği yaptığı Boğaziçi Üniversitesi'nden istifa etti.

O tarihten sonra Kassel, Bremen ve Marburg Üniversitelerinde öğretim üyeliği, Kanada'da McGill Üniversitesi Center for Developing Area Studies'te konuk akademisyen, Amsterdam'da Averoes Stichting'de klinik psikolog, Viyana'da Institut für Höhere Studien 'de konuk araştırmacı olarak bulundu.

Yazar, psikoloji alanındaki eserlerinden çok, tarihe farklı bir bakış açısıyla yaklaştığı çalışmalarıyla tanınmaktadır. Halen Radikal gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. İnsan, tarih, sosyoloji, popüler kültür konularında her Pazar yayınlanan "Gerçek Orada Bir Yerde" adlı programda Murat Belge ve Şerif Mardin ile birlikte yer aldı.

Yazar istatistikleri

  • 155 okur beğendi.
  • 983 okur okudu.
  • 43 okur okuyor.
  • 898 okur okuyacak.
  • 21 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları