• Entelektüel Sözcükler

    abesle iştigal: Yersiz, yararsız işlerle vakit öldürmek
    absorbe: (Enerji, kuvvet vb. için) Soğurma, yutma, içine alma, yutma.
    adaptasyon: Uyarlama
    adapte: Uyum
    afaki: Belli bir konu üzerine olmayan, dereden tepeden (konuşma)
    ajitasyon: Duygu sömürüsü yapma
    ajite: Duygu sömürüsü, kışkırtmak, körüklemek
    akabinde: Arkasından, hemen arkadan
    akustik: Yankı bilimi.
    aktivite: Etkinlik, faaliyet
    aktüalite: Güncellik. Günün olayı veya konusu
    aktüel: Güncel
    aleyhtar: Karşıtçı, karşı görüşlü
    alicenap: Cömert, onurlu, şerefli
    almanak: Yıllık.
    ambiyans: Durum, ortam, çevre, atmosfer, hava.
    amorf: Biçimsiz.
    anbean: Her an, zaman ilerledikçe
    anekdot: Kısa öykü, hikayecik. Olağanüstü olaylarla ilgili anlatı
    angaje: Bağlamak
    angaje etmek: Bağlanmak
    anomali: Belli bir ölçüye, belli kurala uymama durumu.
    antipatik : Sevimsiz, itici, soğuk.
    antrparantez: Söz arasında, sırası gelmişken. Ayrıca.
    araf: Cennet ile cehennem arasında bir yer. Mecazi olarak "ara"
    arafta kalmak: Arada kalmak
    aranje: Düzenlemek.
    arena: Alan. Siyasi çekişmelerin geçtiği yer
    argüman: Delil, kanıt, tez, iddia, sav
    arketip: İlk (kök) örnek, ilk ve özgün biçim
    aroma: Hoş koku
    arz etmek: Sunmak, saygı ile bildirmek
    asimile: Benzeşmek, kendine uydurmak
    asparagas: Uydurma
    atıf: Gönderme, ilişkili bulma, bağlantı
    avangart: Öncü, yenilikçi
    ayrışmak: Birbirinden ayrılmak, birliği bozulmak
    ayrıyeten:
    aysberg: Buz dağı
    badire: Birdenbire ortaya çıkan tehlikeli durum
    bağlam: Herhangi bir olguda olaylar, durumlar, ilişkiler örgüsü veya bağlantısı
    bendeniz: Alçak gönüllülük ile "ben" anlamında kullanılır
    betik: Yazılı olan şey, kitap, yapıt
    beyanat: Demeç, bildiri
    beyhude: Yararsız, anlamsız, boşuna
    beynelmilel: Herkes tarafından kabul edilen
    bienal: İki yılda bir yapılan, yılaşırı.
    bilahare: Sonra, sonradan, daha sonra
    bilakis: Tam tersine, aksine
    bilhassa: Özellikle
    bilmukabele: Birinin söylediği söze karşılık söylenen "ben de, size de, sizlere de" anlamında kullanılan bir söz
    binaen: Dayanarak, -den ötürü, -den dolayı
    binaenaleyh: Bundan dolayı
    bu bağlamda:
    bundan mütevellit: Bundan meydana gelmiş, ileri gelmiş
    çağrışım: Bir düşünce, görüntü vb.nin bir başkasını hatırlatması
    çıkarım: Belli önermelerin kabul edilen ya da gerçek olan doğruluklarından ya da yanlışlıklarından, başka önermelerin kabul edilen ya da gerçek olan doğruluk ya da yanlışlıklarını çıkarmak.
    data: Veri.
    defaatle: Defalarca, tekrar tekrar
    defakto: Bilfiil, fiilen, hakikatte, gerçekte veya pratikte
    defans: Savunma
    defaten: Defalarca
    dejenerasyon: Bozulma
    dejenere: Bozulmuş, soysuzlaşmış
    deklarasyon: Bildiri
    deklare: Bildirmek
    demagoji: Laf ebeliği, lafazanlık
    demo: Tanıtım için olan
    departman: Bölüm
    desise: Aldatma, oyun, düzen, hile
    despot: Buyurgan, zorba.
    destinasyon: Gidilecek yer.
    determinist: Bir olgunun aynı koşullar ve aynı bileşenler dahilinde her zaman aynı sonucu vereceğini ve bu durumun her zaman öngörülebileceğini söyleyen görüş, belirlenimcilik.
    detone: Ses kayması, ses tonunu bulamama
    devinim: Zaman içinde durum değiştirme. Hareket
    deyim yerindeyse: Söylenen sözün uygun olması umuduyla
    dezenformasyon: Yanıltma, bilgi çarpıtma.
    diaspora: Azınlıklar ve bunların yaşadıkları yer veya yurt.
    dikte: Birine isteklerini zorla kabul ettirmek. Bir başkasına söyleyerek yazdırma ve yazdırılan yazı
    dogma: Belli bir konuda ileri sürülen bir görüşün sorgulanamaz, tartışılamaz gerçek olarak kabul edilmesi.
    doğaçlama: Önceden düşünüp hazırlanmadan içe doğduğu gibi söyleme veya bir şey yapma
    doktrin: Öğreti
    doküman: Belge
    donatı: Teçhizat, araç gereç
    done: Veri, bilgi.
    duayen: Alanının uzmanı, işinin erbabı
    duyumsamak: Duyular aracılığıyla bir şeyi algılamak
    edinim: Kazanma, kazanç
    efor: Çaba, gayret, güç
    efsun: Büyü
    egale: "Bir rekoru yinelemek" anlamındaki egale etmek sözünde geçer
    ego: Ben.
    egoist : Bencil.
    egzotik: Yabancı bir ülkeden gelme, bulunduğu yörede bulunmayan, yabancıl
    ehemmiyet: Önem anlamında, ehemmiyetli önemli olarak da kullanılabilir
    ekarte: Saf dışı etmek, konu dışında tutmak
    ekoloji : Çevre bilimi.
    ekipman: Donanım
    eklektik: Her sistemin sunduğunun en iyisini almak denilebilir felsefi olarak. Seçmeci
    ekseriyet: Çoğunluk, çokluk
    ekstrem: Aşırı, uç, sıradışı.
    elimine: Eleme
    elzem: Zorunlu
    empati: Aynı duyguları paylaşma, duygudaşlık
    empoze: Dayatmak
    enformasyon: Bilgilendirme, danışma, tanıtma. Haber alma, haber verme, haberleşme
    enstantane: Anlık. Bir fotoğrafın çekildiği kısa süre.
    enstrüman: Çalgı. Mali belge.
    entegre: Bütünleşmiş
    entrika: Bir işi sağlamak veya bozmak için girişilen gizli çalışma,
    entropi: Enerjinin tesadüfen, düzensiz ve geriye dönüşümsüz olarak dağılması
    epik: Destansı
    ergonomik: Kullanışlı
    esasen: Zaten
    esasında: Aslında demenin farklı bir yolu
    estetik: Güzellik duygusuna uygun olan, sanatsal.
    etik: Ahlaki, ahlakla ilgili
    etnik: Bir topluluğun oluşturduğu, kültürel gruba özgü her türlü özellik
    ezoterik: Gizemli. Yalnızca sınırlı, dar bir çevreye aktarılan (her türlü bilgi, öğreti).
    farazi: Varsayımsal
    farkındalık:
    fenomen: Olağanüstü şey, harika
    fikstür: Yarışma veya karşılaşmaların zamanını ve sırasını belirleyen çizelge
    filhakika: Gerçekten, doğrusu, hakikaten
    fizibilite: Herhangi bir yatırımın sağlayacağı kazanca değer olup olmadığının saptanması için yapılan çalışmalardır
    flora: Bitki örtüsü.
    fonetik: Ses bilgisi
    format: Biçim
    fraksiyon: Parti içi karşıt grup, parça.
    fütursuzca: Önemsemeyerek, aldırmayarak
    fütürist: Gelecekçi.
    garantör: Güvence veren
    gark olmak: Gömülmek, batmak, boğulmak
    gayri ihtiyari: İstemeyerek, düşünmeden, elinde olmayarak
    gayri tabii: Olağan dışı
    gelgelelim: Ne var ki
    gıyabi: Bir kimse bulunmadığı sırada yapılan, verilen. Uzaktan, görüşmeden olan
    global: Küresel, dünya çapında
    haddizatında: Aslında
    hakikaten: Gerçekten
    handikap: Engel
    harikulade: Eşi görülmemiş, şaşkınlık oluşturan, olağanüstü
    hiç şüphesiz:
    hinterlant: İç bölge, arkabahçe.
    hipotez: Varsayım
    hiyerarşi: Aşama sırası. Sıralanım. Makam sırası, basamak, derece düzeni, aşama sırası
    husus: Konu
    hülasa: Özetle, kısacası
    içselleştirme: Etrafta olan biteni kabullenmek, yadırgamamaya başlamak; çıkan sonuçları yorumlayıp, içe aktarmak anlamında kullanılır
    idol: Kayıtsız şartsız bağlanılan ve sevilen şey.
    ilinti: İki şey arasında ilgi, ilişki, bağ.
    ilintilemek: Bir şeyle ilgili kılmak, bağ ve alaka kurmak.
    illüstrasyon: Resimleme.
    imaj: Görüntü
    imge: Düş, hayal. Genel görünüş, izlenim, imaj
    imitasyon: Taklit
    inisiyatif: Öncelik, üstünlük
    inovasyon: Yenilik
    ironi: Söylenen sözün tersini kastederek kişiyle veya olayla alay etme
    ironik: İroniye dayalı
    irrite: "Sinirlendirmek, rahatsız etmek" ve tıp alanında "tahriş etmek, kaşındırmak" anlamında irrite etmek birleşik fiilinde kullanılan bir söz
    ismi ile müsemma: İsminin içerdiği manayı karakter olarak bulundurma hali
    istinaden: Bir görüşe, bir düşünceye dayanarak. Bir söyleme göre
    jakoben: Demokrasi yanlısı. Tepeden inmeci
    jakuzi: Yıkanma havuzu.
    jaluzi: Şeritlerden oluşan perde.
    jargon: Belli bir zümreye veya meslek grubuna özgü günlük konuşmada kullanılan kelimeler bütünü, ağız
    jenerasyon: Kuşak, nesil
    jenerik: Tanıtma adı ya da yazısı.
    kadim: Eski zamanlara ait
    kadirşinas: Değerbilir.
    kampüs: Yerleşke
    kalibrasyon: Ölçümleme.
    kalifikasyon: Ustalık kazanma, vasıflı nitelikli olma.
    kanalize olmak: Tek bir hedefe kilitlenmek, odaklanmak
    kanıksamak: Çok tekrarlama sebebiyle etkilenmez olmak, alışmak
    kaos: Karışıklık
    kaotik: Kaos, karmaşık olma durumu, kargaşa hali.
    kapı aralamak: Bir konuya giriş yapmak, karşısındakini hazırlamak
    karakteristik: Bir kimse veya nesneye özgü olan (ayırıcı nitelik), tipik.
    kariyer: Meslek, uzmanlaşma
    karizma: Büyüleyici özellik
    karşın:
    keza: Nitelenecek herhangi iki ayrı şeyde nitelemenin tekrarlanmaması için ilk şey nitelendikten sonra ikincinin niteliğinin de aynı olduğunu belirtmek için "oda öyle, aynı biçimde" anlamlarında kullanılır
    kırılma noktası: Bir olay veya gelişmenin ulaştığı en duyarlı an, değişmeye en müsait olduğu durum
    klasifikasyon: Sınıflandırma
    klon: Kopya.
    kombinasyon: Birleştirme.
    kompanse: Dengelenmiş
    kompetan: Uzman, yetkili.
    kompleks: Karmaşık
    komplike: Karmaşık, çözülmesi ve anlaşılması güç
    konfirmasyon: Doğrulama, geçerleme, onaylama
    konjonktür: Bir ülkenin ekonomik ve siyasi durumunu ifade eden bir kelime
    konsantrasyon: Yoğunlaşma
    konsensüs: Görüş birliği, bir noktada anlaşma, uzlaşı
    konsept: Kavram. Tarz. Anlayış, görüş
    konsültasyon: Doktorların fikir alışverişi, danışım.
    kontrast: Karşıt, karşıtlık
    koordinasyon: Eşgüdüm, uyum
    koordine: Çeşitli işler arasında bağlantı, uyum ve düzen sağlama, eş güdüm
    kozmik: Evrensel
    kozmopolit: Farklı etnik kökenlerden insanları içinde bulunduran
    kripto: Gizli, saklı, şifreli.
    kriter: Ölçüt, kıstas
    kuvvetle muhtemel: Büyük bir ihtimal
    kümülatif: Toplam
    lakırdı: Laf, söz. http://www.lafsozluk.com
    lakin: Ama, ancak
    lanse etmek: Öne sürmek, sunmak
    lansman: Tanıtım.
    literatür: Edebiyat, kaynak, yazın
    makro: Büyük, geniş
    malayani: Boş ve yararsız, saçma
    mamafih: Ama, ancak
    mantalite: Anlayış, zihniyet
    marjinal: Aykırı, sıra dışı
    markaj: Tutma, gölgeleme.
    maruzat: Mevki, makam veya yaş bakımından büyük birine sunulan, bildirilen dilek veya bilgi, sunuş
    mecmua: Dergi
    menfi: Olumsuz, negatif
    mental: Zihinsel
    meta: Mal, ticaret malı, sermaye
    metafor: Mecaz. Bir şeyi başka şey ile benzetmeye, kıyaslamaya, anlatmaya yarayan mecazlar
    metamorfoz: Başkalaşma.
    metropol: Büyükşehir, anakent
    mevzubahis: Söz konusu ile benzer anlamda
    mezkur: Adı geçen, sözü edilen
    mikro: Küçük, dar
    milenyum: Binyıl.
    minval: Biçim, yol, tarz
    misyon: Özel görev
    monoton: Tekdüze, sıkıcı
    motivasyon: İsteklendirme, güdüleme
    motive: İstek
    motto: Slogan, özdeyiş
    mönü: Menü
    muallak: Asılı, sonuca bağlanmamış, sürüncemede kalmış
    muamma: Anlaşılmayan, bilinmeyen şey, bilmece
    muazzam: Çok büyük, çok iri, koskoca
    muğlak: Anlaşılması güç
    muhammen: Oranlanan, tahmin edilen
    mutedil: Ilımlı
    mutlak: Kendi başına var olan, hiçbir şeye bağlı olmayan, bağımsız, saltık, salt, arı
    mübalağa: Abartma
    mükellef: Sorumlu, vergi yükümlüsü
    mülahaza: Düşünce
    mülemma: Alaca renkli, renk renk. Bulaşmış, sıvanmış
    müspet: Olumlu, pozitif
    müsterih: Bütün kaygılardan kurtulup gönlü rahata kavuşan, içi rahat olan
    müstesna: Dışında, ayrı, hariç tutularak
    mütebessim: Gülümseyen güleç
    mütedeyyin: Dindar
    müteessir: Üzüntülü
    mütemadiyen: Ara vermeden, sürekli olarak
    naçizane: Önemsiz, değersiz
    namütenahi: Sonsuz, ucu bucağı olmayan bir biçimde
    natürel: Doğal
    ne var ki:
    nitekim: Sonuç olarak
    norm: Kural olarak benimsenmiş
    nüans: İnce ayrım, ayırtı
    nükte: İnce anlamlı söz, düşündürücü espri
    objektif: Nesnel, tarafsız
    obsesif: Takıntılı.
    ofansif: Atak yapmaya dayalı.
    olgu: Birtakım olayların dayandığı sebep veya bu sebeplerin yol açtığı sonuç, vakıa
    oportünist: Fırsatçı.
    opsiyonel: Seçmeli, isteğe bağlı
    optimist: İyimser
    optimizasyon: En iyi duruma getirmek
    optimum: En elverişli, en iyi olan.
    orijin: Köken, başlangıç, kaynak, soy, sop
    oryantasyon: Yönlendirme. Uyumlanma. Eğitme.
    otantik: Eskiden beri mevcut olan özelliklerini taşıyan
    otokritik: Öz (kendini) eleştiri
    öngörü: Bir işin ilerisini kestirme veya bir işin nasıl bir yol alacağını önceden anlayabilme.
    öykünmek: Birinin yaptığı gibi yapmak, birine veya bir şeye benzemeye çalışmak, taklit etmek
    özgün: Yalnız kendine özgü bir nitelik taşıyan, orijinal.
    paradigma: Değerler dizisi, dizi
    paradoks: Çelişki, aykırı düşünce
    parametre: Değişken
    partikül: Parçacık
    pejmürde: Eski püskü, dağınık, perişan
    pek tabi:
    periyodik: Süreli, dönemli
    periyot: Süreli
    perküsyon: Vurmalı çalgı.
    perspektif: Bakış açısı
    plankton: Sularda yaşayan mikroskobik canlılar.
    platform: Alan
    plaza: İş merkezi
    polemik: Tartışma
    potansiyel: Gizli kalmış, henüz varlığı ortaya çıkmamış olan, gizil. Gelecekte oluşması, gelişmesi mümkün olan
    pragmatik: Yararcı, faydacı, çıkarcı, menfaatçi.
    prensip: İlke
    prezantabl: Sunulabilir durumda olan. Derli toplu, düzenli. Olumlu özellikleri bir arada bulunduran
    prezantasyon: Sunum, tanıtma, takdim etme
    profil: Kimlik
    prosedür: İşlem. Yöntem
    proses: Süreç
    prototip: İlk örnek
    provoke: Kışkırtma
    prömiyer: İlk gösteri
    rantabl: Gelir getiren, kâr sağlayan, verimli, getirimli.
    rasyonel: Akılcı
    reaksiyon: Tepkime
    realite: Gerçeklik
    reel: Gerçek
    referans: Kaynak, kaynak gösterme.
    rekreasyon: Eğlence ve spor amacıyla yapılan etkinlik, bu etkinliklerin yapılması için hazırlanan yer.
    retorik: Güzel söz söyleme, hitabet sanatı.
    retrospektif: Geriye dönük, geçmişi ele alan.
    reverans: Sahnede selam vermek için dizleri kırarak yapılan hareket
    revize: Yenileme, düzeltme
    rezidans: Konut
    rezonans: Frekansların ya da titreşimlerin başka frekans ve titreşimi etkileyerek kendine benzetmesi, frekansların uyumu.
    rutin: Alışılagelen, sıradan, sıradanlık.
    safsata: Gereksiz söz
    salık vermek: Tavsiye etmek, önermek
    salt: İçinde yabancı bir öğe bulunmayan, yabancı bir şey karışmamış, arı, mutlak
    sansasyonel: Çarpıcı
    sarkastik: Acıtıcı bir şekilde alay eden, ironik.
    sav: İleri sürülerek savunulan düşünce.
    seans: Oturum
    segment: Bölüm
    seleksiyon: 1. Seçim. 2. Ayıklanma. Doğal seleksiyon vb.
    semantik: Anlamları inceleyen bilim, anlambilim
    sempozyum: Belli bir konuda çeşitli konuşmacıların katılımıyla düzenlenen bilimsel ağırlıklı toplantı, bilgi şöleni
    semptom: Bulgu, belirti
    senkron: Eş zamanlı, aynı anda, aynı şekilde hareketle
    sentez: Düşüncenin ayrı öğelerini, ya da ayrı düşünce veya ideolojileri mantıksal bir tarzda bir araya getirme işlemi
    sentezleme: Bir araya getirme, birleştirme
    serzeniş: Yakınma.
    sığ: Ayrıntıya inmeyen, yeterli olmayan, yüzeyde kalan.
    simya: Elementleri altına çevirmek isteyen bir öğreti alanı.
    sinerji: Görevdaşlık, eş etkime, birliktelik. Birkaç insanın bir araya gelip herhangi bir konuda fikir yürütmeleri
    skala: Gösterge çizelgesi.
    skolastik: 1. Düşünmeyi ve düşünerek ortaya çıkan özgür düşünceleri reddederek sadece belli bir kesimin dediklerinin doğru olduğunu kabul eden düşünce sistemi. 2. Orta Çağ yöntemlerine uygun, eski
    slayt: Sunu
    sofistike: Karmaşık, yapmacık, yanıltıcı
    son tahlilde: Sonuç olarak
    söylem: Kalıplaşmış, klişeleşmiş söz, ifade, söyleyiş, telaffuz
    söz konusu: Bahse konu, konu edilen
    spekülatif: Kurgusal, saptırıcı, yanıltıcı
    spesifik: Özellikli, yalnız bir türe özgü olan
    spesiyal: Özel
    sponsor: Destekleyici
    spontane: Anlık. Kendiliğinden. Doğaçlama
    stabil: İstikrarlı, sabit
    stabilize: İstikrarlı. Kararlı bir duruma getirmek, sağlamlaştırmak
    statüko: Süregelen düzenin korunması durumu. Yürürlükteki antlaşmaya göre olması gereken veya süregelen durum
    stokastik: Değişken, rastlantısal.
    suistimal: Görev, yetki vb.ni kötüye kullanma
    sularında: Saat gibi kelimelerle birlikte yaklaşık zaman bildiren bir söz, raddelerinde, civarında.
    sübjektif: Bireyin düşünce ve duygularına dayanan, öznel
    sübvanse: Para yardımı yapmak, desteklemek
    süje: Konu, özne.
    sürrealite: Gerçeküstü
    sürrealizm: Gerçeküstücülük
    sürünceme: Bir işin sonuçlanıncaya kadar boş yere uğradığı gecikmelerin tümü.
    şayet: Eğer
    şerh: Açma, ayırma
    şöyle ki: Açıklama cümlesi başlangıcında söylenir
    takdire şayan: Takdir edilmeyi hak eden
    temaşa: Hoşlanarak bakma, seyretme. Seyredilecek görüntü, görülmeye değer şey
    tenzih: Kusur kondurmama
    teori: Kuram, nazariye
    terminoloji: Terimler dizgesi, terim bilimi
    tevatür: Bir haberin ağızdan ağıza yayılması, yaygın söylenti
    teveccüh: Bir yana doğru yönelme, yüzünü, çevirme. Güler yüz gösterme, yakınlık duyma, hoşlanma
    tezat: Çelişki, karşıtlık.
    tını: Söyleniş biçimi, ses özelliği, vurgu
    trajedi: Facia. Acıklı sonuçlarla bağlanan bir tür tiyatro eseri, ağlatı
    trajikomik: Hem acıklı hem güldürücü özelliği olan olay ya da durum
    trend: Eğilim
    türbülans: Bir sıvının ya da gazın hareket halindeki düzensizliği, çalkantı
    ütopik: Ütopyaya dayanan, imkansız
    ütopya: Gerçekleştirilmesi imkânsız tasarı veya düşünce.
    varyasyon: Değişim biçim, değişim, çeşitleme
    veciz: Kısa ve etkili söz
    veçhe: Yön
    velev ki: İster, isterse, olsa da, kaldı ki, hatta, "-hadi diyelim öyle oldu" anlamlarında kullanılır
    vesselam: "İşte o kadar, son söz şudur, kısacası" anlamlarında kullanılan bir söz
    yadsımak: İlgili, bağlı bulunduğu bir şeye yabancı kalmak
    yakamoz: Denizdeki parıltı.
    yaşanmışlık:
    yazın: Edebiyat
    yordam: 1. Yatkınlık, alışkanlık, yeti, yetenek, meleke 2. Kılavuz, yöntem, bir şeyin aracılığı. El yordamıyla vb.
    zaruret: Zorunluluk, gereklilik
    zikretme: Adını söylemek, anmak
  • "Bu dünyada nereden ve hangi vasıtayla, ne ölçüde çakallaşarak elde edilirse edilsin para kazanılmalı" diyen gayriinsani bir zihniyet, Türkiye'nin ve en çok da İstanbul'un zengin gettolarında mutant yaratıklar peydahlıyor. Genetik kodları iktidarın şehvetiyle bozulmuş bu yeni sınıf, özdeğerini sadece parayla ve onun satın alabileceği şeylerle sağlıyor. Daha fazla para daha fazla iktidar karşısında bir çözünme, bir aşağılanma ve nihayet bir yaltaklanma hissi yaşıyor. Însani olanın o kadar uzağına düşüyor ki mutantlaşıyor, sadece para, şöhret ve başkalarından gördüğü yapmacık ilgiyle hayatını idame ettiriyor.
  • “ Bu dünyada nereden ve hangi vasıtayla , ne ölçüde çakallaşarak elde edilirse edilsin para kazanılmalı” diyen gayriinsanî bir zihniyet , Türkiye’nin ve en çok da İstanbul’un zengin gettolarında mutant yaratıklar peydahlıyor. Genetik kodları iktidarın şehvetiyle bozulmuş bu yeni sınıf , özdeğerini sadece parayla ve onun satın alabileceği şeylerle sağlıyor. Daha fazla para ve daha fazla iktidar karşısında bir çözünme , bir aşağılanma ve nihayet bir yaltaklanma hissi yaşıyor. Însani olanın o kadar uzağına düşüyor ki mutantlaşıyor , sadece para , şöhret ve başkalarından gördüğü yapmacık ilgiyle hayatını idame ettiriyor.
  • Kumaş pantolonunu iş pantolonu diye gösterip satan esnafları kınıyorum !
    Kumaş pantolon, beydir; efendidir, yaşam kalitesidir, hayat felsefesidir..
  • Genellikle her geçkin kuşak, kendisinden sonra gelen yeni nesilleri ve ülkeyi "bozulmuş" bulma eğilimindedir ve kendisine bir sorumluluk yüklemez. Cumhuriyet kuşakları, dönemlerinde yaratılan değerleri kalıcı bir toplumsal hafızaya, dokuya işlemiş yaygın bir kültürel yapıya dönüştüremedi. Evet, bu topraklar üzerinde özgürce, bağımsız yaşamak istiyorduk ve bu hakkı savaşarak kazanmıştık ama, sonrasında neyi, nasıl yapacağımızı pek bilemedik. Bilemedikçe de suçu her türlü emperyalizme, "dış düşman"a atarak idare ettik. "Halktan kopuk, elitist" zihniyet, bu süreçte ancak yarım yamalak bir değerler sistemi oluşturabildi ve bu da uzun ömürlü olmadı.
    Kolektif
    Sayfa 3 - Gürsel Göncü'nün kaleminden
  • ...Hukuksal olarak faiz meşru oldu;ucuz satın alabilmek kadar ,ucuz alabilmekte mümkündü.Tawney'e göre bu süreçte "insan maneviyatı bozulmuş ekonomik bir hayvan"olmuştur.