Bu halk, tarihen Türk'tür ve şimdiye kadar bir defa olsun bu havalide ayrı bir milliyet endişesi görülmemiştir. Türk bünyesine bu derece kaynamış bizzat o bünyeyi teşkil etmiş olan bu öz Türklere Laz diye hitap edenlere sorarız ki, bu fikrinizi hangi bilim temeline dayatıyorsunuz? Karadeniz dolaylarına dair etnografik araştırmalarınız nelerdir? Ve o gafillere sorarız ki, Türkiye sınırları içinde Türk'ten başka bir unsur olmadığını ve büyük milletin milli vicdanını temsil eden Büyük Meclis'in bu hususta bir de kanun yapmış olduğunu işitmediniz mi?
Birdenbire gelen bu düşünce, o kadar zalim oldu ki, genç kadın farkına vardı:
- Ne oldun, neyin var?
- Hiç, dedi. Kötü itiyatlar. Bir düşünceyi, en zalim şeklini alıncaya kadar, kafasında evirip çevirmek itiyadı.
- Anlat bakalım.
Mümtaz, biraz da kendi hâline gülerek anlattı. Nuran'a ait bir şeyi ondan ne diye saklayacaktı? Kadın ilk önce alayla sonra yüzü değişerek dinledi.
- Niçin bugünü yaşamıyorsun Mümtaz? Neden ya mazidesin, ya istikbaldesin. Bu saat de var.
Mümtaz'ın bu saatin mevcudiyetini inkâra hiç niyeti yoktu.
Onu Nuran'ın yüzünde ve muhayyilesinde, onun yeryüzündeki eşi hâline gelen Boğaz'ın gecesinde ayrı ayrı yaşıyordu. Şimdi de genç kadının çok tatlı sarhoşluğu Boğaz gecesiyle birleşiyordu. Nuran'ın yüzü içten gelen hamlelerle gittikçe daha derinleşiyor, sanki bu mavi gece gibi içten aydınlanıyordu.
- Bu anı yaşamıyor değilim. Yalnız bana o kadar beklemedik bir zamanda, kadın ve hayat tecrübem o kadar azken geldin ki, şimdi ne yapacağımı bilmiyorum. Düşünce, sanat, yaşama aşkı, hepsi sende toplandı. Hepsi senin hüviyetinle birleşti. Senin dışında düşünememek hastalığına müptelâyım.