• Birbirinin iyi yanlarından zevk alıp kötü yanlarına kızmamak için büyük bir yaşama deneyi, akıl olgunluğu ve insan sevgisi gereklidir.
  • “ Farabi insanın beden, akıl ve ruhtan oluştuğunu, kendi özünü tanıması için önce Allah’ı tanıması gerektiğini savunur. Ardından da insanın her daim üretim ve bilgi ile iç içe olması gerektiğini de söyleyerek Kur’an-ı Kerim’de de zikredildiği gibi “ İnsan başıboş, sorumsuz bırakılacağını mı sanır?” ayetine atıfta bulunarak, insanın yeryüzünde başı boş kalacak bir varlık olmadığını, zamanın boş işlerle heba edilmeyecek kadar kıymetli olduğunu söyler.”
  • ALLAH NEREDEDİR?

    Andolsun insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne fısıldadığını biliriz, çünkü biz ona şah damarından daha yakınız. (Kaf 16)

    Her ne varsa, Cenab-ı Hakk’ın varlığı ile vardır. Tüm varlıklar, Hakk’ın vücudundan meydana gelmiştir. Tüm varlıklar sonunda Hakk’ın zatına dönerler yani cümle eşya hakikatte Hakk’ın vücudundan zuhur eder. Yine Hakk’a dönerler. Allah yerlerin ve göğün nurudur. (Nur 35) Nur varlıktır. Varlık ise Hakk’tır. Hakk’tan gayrı bir varlık yoktur. Allah nerededir diye sorarsan, yer, gök her yerdedir.

    O evveldir, ahirdir, zahirdir ve batındır ve O her şeye alimdir. (Hadid 3)

    Gizlide olan, aşikare olan hep O’dur. O’ndan gayri yoktur. Yüzünüzü nereye dönerseniz Hakk’ın yüzü oradadır. (Bakara 115)

    Ben bir şey görmedim ancak o şeyde Allah’ı gördüm. Sen her eşyada Allah’tan başkasını göremezsin çünkü eşya Allah’ın cemal perdesidir.

    İnsan-ı Kamil o dur ki, gafleti kaldırır, eşyayı Hakk’a perde etmez, can gözü ile daima müşahede ederse Hakk’ı görür. Eşyayı Hakk’a perde edersen, Hakk’ı göremezsin.

    Fena huylardan kurtulursan, Allah’ın cemalini ayan beyan görürsün yani eşyayı görürsen Hakk’ı göremezsin. Eşyalar Hakk’a perdedir. Peygamberimiz (s.a.v) buyurdu ki; Yarabbi! Bana eşyanın hakikatini göster. Eşyanın hakikati Hakk’tır yani Yarabbi, can gözünden gafleti kaldır daima cemalini müşahede edeyim.

    Tüm kainat Hakk’ın vücudundan meydana gelmiştir. Allah bilinmeyi murad etti, halk yüzünden zuhur etti yani zatı sıfatına tecelli etti. Zatı sıfatına tecelli etti, sıfat yüzünden göründü. Bizim sıfat zannettiğimiz zattır. Sıfatı kaldırırsak, zatı müşahede ederiz. O zaman tevhid meydana gelir. Hakk’tan gayrı vücud görmek şirktir. Sen beni göremezsin. (Araf 143) ayetiyle Allah halktan gizlendi. Gören, görünen kendi zatıdır.

    Şimdi, senden, benden ve cümleden, sen ben diyen O’dur zira can zattan ayrı değildir. Allah-ü Teala zatından olan kemal kudretini göstermeyi murad etti ise, görmeye göz, tutmaya el, işitmeye kulak, yürümeye ayak lazım oldu ise senin ve benim vücutlarımızı kendine alet etmiştir. Kendini bizde gizlemiştir.

    Sonra ona biçim verdi, ona kendi ruhundan üfledi. Ve sizin için kulak(lar), gözler ve gönüller yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz! (Secde 9)

    Sana ve bana tecelli ederek diri kalır. Bizim vücudumuz Hakk’ın bize emanetidir. Emaneti sahibine veren azaptan emin olur. Allah efalini, ekvalini, zatını, sıfatını insana yükleyip, bütün kudretini ve tasarrufunu insan yüzünden zuhur etti. Gerek kahır, gerek lütuf cümle tasarrufu zahiren ve batınen insan yüzünden zuhur eder. Allah-ü Teala, insanı insan vasıtasıyla terbiye eder. İnsan Hakk’ın gören gözü, tutan eli, söyleyen dili, yürüyen ayağı olur. Allah bizden söyler, bizden görür, bizden işitir, her tasarrufu bizimledir. Kısaca, “Nefsini bilen Rabb’ini bilir”…

    Demek ki, bizim vücudumuz Hakk’a alet olup, gerek şer ve gerekse hayra kullanan Hakk’tır. Bizden şer sadır olursa nefsimizden bilmeliyiz. Hayır olursa Hakk’tan bilmeliyiz. Böyle olursa kemal sıfatı tecelli olur. Şerleri Hakk’a verirsek, zındıklık sıfatı zuhur eder. Zahir ilmiyle gururlanıp, bu sözlerden yanlış manalar çıkaranlar, zira şeriatta küfür ne ise hakikatte de o küfürdür. Buradaki sırları anlamak için zulmani perdelerin açılması lazımdır. Perdeler açılmazsa bu sırlar anlaşılamaz.

    Cümle tasarruf Hakk’ındır. Halkın vücudu hayal gibidir. Geçici bir varlıktır, gölgedir. Halk vücudunu Hakk’tan alır. Allah-ü Teala iradesini kimseye vermez zira senin talebinle bir şey olduysa sen onu kendi iradenle oldu zannedersin oysa o senin değil Hakk’ın iradesidir. Gerek hayır, gerek şer, her tasarruf Hakk’tan gelir.

    Bazen, zahir ilimle uğraşanlar İnsan-ı Kamil’e teslim olamazlar. Onlar ancak müftüye soralım derler. Bunlar nefisten geçememişlerdir. Kamil’i küçük görürler, kendini OL-dum zannederler. Gururlanıp dururlar, hakikate ulaşamazlar. Mürşid’in tam karşısında otururlar oysa Yemen kadar uzaktırlar. Bazıları da biraz ilahi sırlar açıldığında, kendini olmuş, ipek halıda oturuyorum zannederler. Nefs’in hilesine aldanmışlardır. Tasavvuf kitapları okuyarak, OL-madan OL-muş ayağına yatarlar. Bazıları şeriat dairesinden dışarıya çıkmaya korkarlar, o günah, bu günah deyip, zilli sofu olurlar. Aşıklara sorar isen, aşıklar mezhepsiz ve milliyetsizdirler. Cümle korkularından kurtularak, gece gündüz ilahi aşk ile mest olmuşlardır.

    Deme kim Hakk’ı sende mevcûd ola ya bende,
    Ne sendedir ne bende sığmaz ol bir mekânda. (Niyazi Mısri)

    Cümlemiz Hakk ilmi ile nurlanalım. Ne Hakk, halk olur ne de halk Hakk olur. Zira halkın evveli yoktur, sonu yine yoktur. Zira yok var olmaz. Sen, halk olunmazdan evvel ruhun ve cesedin yok değil idi yani ruhun başka cesedinde ki ateş, su, hava, toprak başka idi. Allah’ın emri ile dört unsurdan meydana geldin. “Sonra ona biçim verdi, ona kendi ruhundan üfledi. Ve sizin için kulak(lar), gözler ve gönüller yarattı. Ne kadar az şükrediyorsunuz!” (Secde 9)

    Vakit gelince adem olarak olduk. Sen kulsun, Allah’lık davası gütme. Halkın sonu yine fanidir. Her şey aslına döner. Ezelde her azan vardı. Ahrette yine dağılıp başka başka olur. Sen mahluksun, var olan Hakk’ın vücudundan meydana geldin. “Göklerde ve yerde bulunanlar (her şeyi) O'ndan isterler. O, her gün (her ân) yeni bir iştedir.” (Rahman 29). Hep Hakk vardır, arada kimse yoktur. Kendi aldı gitti, kendisi alıp sattı, kendisi pazar eyledi.

    Allah kuluna bela verir fakat kul beladan maksadın ne olduğunu bilmez. Kul, Allah’ın bela ile maksadını bilseydi, vallahi sevinirdi. Allah kuluna düşman değildir. Bazen hoşlanmadığınız bir şey, hakkınızda iyi olabilir ve hoşlandığınız bir şey de hakkınızda kötü olabilir. Allâh bilir, siz bilmezsiniz. (Bakara 216)

    Kul iyiyi, kötüyü bilmez. Bilirsen sana çirkin gelse de sen onu kötü görme, belki o sana hayırdır. Bilirsen sana sevgili ise sevinme belki senin için kötü olabilir. Allah’ın velileri bu sırrı bildiklerinden, Allah-ü Teala onları nasıl kullanırsa kullansın, onlar Hakk’ın hükmüne teslim olup, razı olurlar.

    İlimde ileri gidenler: "Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır" derler. (Ali İmran 7). Men arefe nefsehu fekad arefe rabbehu buyurdu Resulullah (s.a.v), fekad arefe Allah demedi. Bunu demekten maksat, zatı bahriye akıl ermez, her sırrı bildim zannedersin, gururlanırsın. Bizden bilenin Hakk olduğunu unutma! Bize ne kadar bildirirse, o kadar biliriz. Öyle ise biz daima aciz biri olalım.

    Hakiki alim iyi ameli değil, gösteriş için olan ameli terk eder. Hakikate erdim demek ibadeti terk etmek demek değildir. Yani, ibadeti kendine mal etmeyi terk etmektir. Zındıklar bu sırrı anlamazlar.

    Hakikat, sanma ki ameli terktir. Görmeyi, nispeti terk et ki güzel odur. Kim şeraiti yerine getirmezse o kimse delalete düşmüştür. Ama biz(im uğrumuz)da cihâd edenleri biz, elbette yollarımıza iletiriz. Muhakkak ki Allâh, iyilik edenlerle beraberdir. (Ankebut 69) bu ayette, Hakk kötü ahlaktan kurtulmak isteyenlere yardım edeceğini açık açık belirtiyor. Bir kimse şeriat (namaz, ibadetler vs.) yerine getirmezse, kötü ahlaktan kurtulmazsa, ruhu temizlenmemiş olur. O kimse davadan, gururdan kurtulamaz, yalancıdır. Bu kimseler kendini Kutup, Mehdi zannederler. Dinde, tasavvufta bunlara yalancı mehdi denir. Bu iddia sahipleri şeriata aykırı davranırlar. Gerçek mehdi olsalardı, şeriatı muhammediye üzere olurlardı çünkü şeriatı yerine getirmeyen, Hakk’a vasıl oldum derse yalancıdır.

    Tasavvufta mehdi beklentisi yoktur. Mehdi demek hidayet bulmaktır. Mürşid-i Kamil’i bulan mehdiyi bulmuştur. Hz.İsa’dan murad, ruh nefisten temizlenip, Ruhül Kudüs’e tebdil olmaktır. Yani bu demektir ki, iyi ahlak sahibi olmaktır.

    Allâh, göklerin ve yerin nurudur. (Nur 35). Hakk tarafından o aşıkın gönlüne hidayet nuru tecelli eder. Bu ilahi nura cezbe-i Hakk ve Sırrı Hafi ve Ruhül Kudüs, Ruhül İzafi derler. Hz. İsa’nın gökten nazil olması ve mehdinin çıkması işte budur. O aşıka, o saat hidayet yetişip kendi vücudu ve kendi ayıbı, eksikliği keşif olunur. Kendini kamil görmesinin nefsinin hilesi olduğunu görüp uykudan uyanır. Kendinde yalancı evliyalık davası güttüğünden, gerçek erenlerden medet istemeye başlar. Hakk tarafından hidayet yetişir. Sırrı Hafi tecellisi zuhur eder. Gurur, benlik gider, Hakk’ın sevgili evliyası olur. O zaman, bu kimsenin vücudundan gerçek mehdi çıkarak, şeriatı Muhammediyeyi yerine getirir ve Hz. İsa gönül göğünden nazil olarak, kalbe ve deccali Mekke kapısında darbi ile (darbi zikir) vurarak katleder. Ve Hz. İsa mehdiye Ruhül Kudüs olur, değişir. Hz. İsa, mehdiye uymak demek, yani Allah-ü Teala tarafından Sırrı Hafi tecelli zuhur edince nefis ruh olur. Deccalden murad, nefistir çünkü nefis baş kaldırarak bilmek ile söz ile hakikate ulaştım diye salik i aldatır, gururlanıp, davayı bırakmıştır. Nefis, deccal – Hz. İsa, ruh. Mürşid mehdidir.

    Hazreti İsâ inüp gökten tamam etti zuhûr,
    Ger sen idrâk eylemezsen belki sendendir kusûr. (Niyazi Mısri)

    Eğer Hakk Teala senden Hadi ismi ile zuhur etti ise öyle hareket eder, hidayete erersin. Eğer Mudill ismi ile zuhur etti ise dalaletle hareket edersin.

    Tüm kainatta Allah’ın 99 Esması zuhur eder. Tüm Esmalar Hakk’ındır sırrına erenler huzura ererler.

    Kahr u lütfu şey'-i vahid bilmeyen çekdi azab
    Ol azabdan kurtulup sultan olan anlar bizi (Niyazi Mısri)

    Ey inananlar, sarhoşken namaza yaklaşmayın ki ne dediğinizi bilesiniz. Yoldan geçici olmanız dışında, cünüp iken de yıkanıncaya kadar (namaza yaklaşmayın). (Nisa 43) burada sarhoştan murad yani siz gaflet şarabını içip sarhoş iken, benim vuslatımı düşünmek hatadır. Sarhoşluk gaflettir. Vuslat, daima Hakk’la beraber olmaktır. Hakk’ı her nefes kendi vücudunda görmektir.

    Kim tâğût (şeytân)ı inkâr edip Allah'a inanırsa, muhakkak ki o, kopmayan, sağlam bir kulpa yapışmıştır. Allâh işitendir, bilendir. (Bakara 256) şeytana küfretmeyince Allah-ü Teala ya iman etmiş olunmaz yani bir kimse nefsinin arzusundan (şeytan) kurtulmazsa Allah’a ibadet edemez, huzur bulamaz.

    Sen canından geçmeden,
    Canan-ı arzularsın.
    Belden zünnuru kesmeden,
    İman-ı arzularsın (Yunus Emre)

    En doğrusunu Allah bilir...

    Mustafa Hakkı Söyler
  • İnsan iradesinden ve insan direnişinden daha güçlü ve insani benlikleri ahlaki olmaya zorlayabilme yetisi olan bir güç yoktur; aynı şekilde, in­sanların kendi önsezilerinden daha soylu ve güvenilir olan, insanların görgülü, adil ve doğru -ahlaklı- gördükleri eylemlerin gerçekten de öyle olduğunu onaylayacak ve bunları saptıkları zaman yanlış yoldan kurtara­cak hiçbir otorite yoktur. Eğer böyle bir güç ve böyle bir otorite yoksa o zaman insanlar kendi akıl ve kasları ile başbaşa kalıyorlar. Ve bunlar da felsefeciler ve vaizlerin sürekli vurguladığı gibi insanları yalnızca günah ve kötülüğe götürüyor ve ilahiyatçıların gayet ikna edici şekilde söyledik­leri gibi, bunlar doğru davranışa varmak ya da doğru yargıya geçmek için güvenilebilecek şeyler değildir
    Bauman
  • En temel duygusal ihtiyacımız aşk değil, birlikte olduğumuz insan tarafından gerçekten sevilmek ve sevginin güdüsel olarak değil, akıl ve iradeyle beslenip güçlendirildiğini bilmektir.
  • Kul Ahmet'in ceketi.
    //Emanet: Senin olmayan sende durması için sana bir müddet için teslim edilen... Dağlara, taşlara teklif edilen ama onların kabul etmekten imtina ettiği, emanet...

    //Müslüman faturasını kendisi ödemeyecek olsa bile suyu ihtiyacından fazla kullanamayan insandır.

    Eşkıya ol insafsız olma.
    //Düşmanımıza evliya gibi davranamadık, hiç olmazsa dostumuza eşkıya kadar insafımız olsun.

    Vakti gelmedi mi.
    //Sırtımızda bilgiden kovalar, başından aşağı din boca edeceğimiz kurbanlar arıyoruz, tebliğ yapacağız hevesiyle. Yaşasın yüce dindarligimiz.

    //Siz abdesti kitaptan öğrendiniz evlâdım, biz bir büyüğün eline su dökerek.

    Kelime alkışla evlenirse.
    //İnsan sahip olduğu şeyi bir baskasına ihtiyaç olmadıkça gösterme derdine düşmez.

    Bu günah bizim
    //Kitabı televizyonla, misafirliği avm gezmesiyle, sohbeti akıllı telefonlarla, bilgiyi malumatla, kültürü zevzeklikle, insan olmayı meslek sahibi olmakla takas ettiğimiz günden beri, bu günah bizim.

    "Olmak" için olması gerekenler.
    //Müslümanlık kaliteye mecbur olmaktır.

    //Seni sevmek isteyenlere yardımcı ol.

    //Madem herkesi düzeltmek bu kadar zor, kendini dogrult ki dünya bir eğriden kurtulsun.

    //Ölmeden evvel yapılacak 100 şey listesi hazırla. Birinci madde şu olsun: Ölmeden evvel öl!

    Güzel olan mı hayırlı, hayırlı olan mı güzel?
    //Ölçüsü dünya olan kişinin hayırdan anladığı, kendisi için güzel olandır.

    //Ölçüsü öteler olan kişinin güzelden anladığı kendisi için hayırlı olandır.

    //Kendisinde hayır olmayan zenginlik, sıhhat, güzellik, akıl zahiren nimet gibi dursa da hakikatte nikmettir.

    Şeytanın mirası.
    //Hiç kimseyle kendini kıyaslayıp ben ondan daha hayırlıyım deme!
    Ateşten yaratılmadın, ateşe gitme!

    Ayna.
    //Ben tamamım hissi, kişiye noksan olarak yeter.

    //Kolaylıkla işleyrbilmeye başladığın günah, senin büyük günahındır.

    //Varlığını fark etmediğiniz günaha nasıl tövbe edeceksiniz?

    Beni sevmeyenleri çok seviyorum.
    //Deliler Ve veliler haricindeki herkes kendisini bir başkasının gözünden seyretmeyi sever.
  • Bilakis dünya zaten güzeldi ve onu çirkinleştirenler yalnızca insanlar oldu... Çünkü insana giriş ve çıkış yollarını akıl gösterir. Aklını kullanarak insan dünyayı adil ve herkes için daha güzel bir yer yapabilir.