• Zaten yürekten sevenler sevdiğinin üzülmesine dayanamazlar biliyor musun? İşte budur yürekten sevmek ve öyle göründüğü gibi de kolay deĝildir.Unutma bunu.Ben seni gerçekten kardeşim gibi seviyorum.Sen bana güvenip itiraf etmesen de senin de onu sevdini biliyorum.Ve bundan adım gibi eminim ki o da seni büyük bir aşkla seviyor.Aşık oldum,aşk söz konusu olduğunda benlik bir anlamda kendini ve daha önceki hayallerini yitiriyor.Benim üstünlüğüm zaten terk ediyor olmamdan çektiğim acılardan kaynaklanıyor.Acı çekiyorum evet,ama buna izin vermeyeceğim.Elbette gideceğim ve bu, benim için en büyük aşk.
  • İnsanların ölümden korkmalarının nedeni, bu ölüm ile kendi benliklerini de kaybedecekleri zannıdır. Ben öldükten sonra cesedim çözülüp çürüyecek ve bendeki benlik de dağılıp gidecek. Bu benlik benim öyle bir şeyimdir ki senelerden beri bende hiç değişmeye uğramaksızın varolmuştur.
    Hayatı yanlış düşünenler, benliği ceset ile ayakta duruyor zannederler.
  • - Ben zaten kimseye yük olmak isteyecek kadar benlik sahibi bir insanım.
    Honore de Balzac
    Sayfa 120 - Kaldırım Yayınları
  • kitap_seyyahi_
    kitap_seyyahi_ Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar: Casanova, Stendhal, Tolstoy'u inceledi.
    407 syf.
    ·Puan vermedi
    Üç Büyük Usta (Balzac, Dickens, Dosteyevski), Kendileriyle Savaşanlar (Hörderlin, Kleist, Nietzsche) 'dan sonra üçüncü biyografi kitabı Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar da bitti. Bu kitap ise Casanova, Stendhal ve Tolstoy anlatılıyor. Tabi ki anlatan Zweig olunca yine düz bir okuma olmuyor. Yine derin ve psikolojik tahlillerle dolu  bir anlatıma sahip. Casanova, Stendhal ve Tolstoy'un üslübü birbirinden farklı olsada, bu kitapta bir arada olmalarının sebebi ve ortak noktaları "ben" merkezli düşünmeleri. Ama üçünün "benlik" anlayışı birbirinden çok farkıdır.  Casanova rahat ve umursamaz, kendi nefsi arzularından başka bir şey düşünmeyen biriyken, Stendahal'dan bahsederken psikolojik anlatım ağır basar ve  gerçeğe ulaşma adına ustaca yalanlara nasıl sığındığını açıklar. Tolstoy'a geldiğimizde ise  artık içe dönük ve ahlakçı bir anlatım başlıyor. Üç biyografide de farklı duygular ve düşünceler denizine dalıyoruz. Tolstoy okumayı çok sevdiğim için, o kısmı okurken ayrı bir zevk aldım. Altını çizdiğim çok cümle vardı.
  • Doğduğumdan beri kaçmaktayım, öyle hızlı uzaklaştım ki artık kendimi seçemez oldum kalabalıklardan. Pek çok şey düştü hızla koşarken; özgürlüğüm, kişiliğim, yeteneklerim şimdi kayıp. Ve ben tanrının hatta insan tanrıların gölgesinde yalnızlıktan, ölümden, anlamsızlıktan korunduğumu düşünüyorum ama ifademe oturan ve artık kimselerden saklayamadığım mutsuzluk ile başa çıkamıyorum.

    ‘Ey özgürlük’ tarih sahnesi uğruna yapılan mücadeleler ile dolu. Ey özgürlük bize vaat edilen kendiliğindenliğin en açık yoluydun sen. Ne güzelde arınmıştık krallardan, dinlerden, geleneklerden! Her seferinde bu son acı, sabret diyen ileri demokrasimiz hala savaşların girdabında. Seninle baş başa kalmak mı zor geldi? Ya da kendimizi fark etmek mi? Yoksa kendimiz olduğumuzda diğer insanlardan soyutlanmak mı?

    Ölüm ve yalnızlık insanoğlunun en güçlü korkularından. Dünya ve diğer insanlar karşısında öyle küçük ve önemsiz gelir ki varlığımız hayatımıza sürekli insanlar, düşünceler, gerçekler, yalanlar katarak yazgıyı başkalarıyla paylaşmayı seçeriz. Benim hayatım gibi ama içi tıklım tıklım dolu. Kendimizle kurduğumuz tek ilişki çaresizlik. Sesimizi her çıkarttığımızda kime nasıl uyduracağımızı düşünmek son derece kaygılı bir varoluş şekli. Hele şişi yakmazken kebaba ara motivasyonu yapmak nasıl da yoruyor.

    Hiç kimse değil o kişi olma düşüncesi çocukken tattığımız en heyecan verici keşifti. Hatta ailenin, eğitimin, toplumun boyun eğdiren davranışlarına direnmenin hazzı başkaydı. Ne de olsa karşı gelmek ben olabilmenin, özgürlüğün ilanıydı. Ama tehlikenin somut resmi belirginleştikçe ve tehditler varoluşa yöneldikçe tek kaygımız yaşamda kalabilmek haline gelir. Savaşlar, krizler, açlık, işsizlik korku büyür, büyütülür. Yasaklar artıkça, engellendikçe ya boyun eğersiniz ya da sado-mazoşist bir güç istersiniz.

    Kendimizi korumak adına sığındığımız her şey aslında kendiliğimize saldırır. Mesela maddi gücümüz artıkça daha özgür davranabileceğimizi hissederiz ya da ancak başarılı olabilirsek saygıyı hak ettiğimizi… Olumsuz özgürlük bağımlılıklarımızı da artıran bir etki yaratır. Ve bu bağımlılıklar eski bağımlılıklara (tanrı, kral vs.) benzemiyor çok daha içgüdüsel ve duygusal olarak karşımıza çıkıyor. Bu durum bizleri bağımlı kılan unsurlarla mücadelemizde sekteye uğratmakta.

    “ Ne var ki özgürlük artışı, özgürlüğün niteliğinde bir değişikliğe yol açmamıştır. Sanki otomobil kullanan biz değilizdir de uymak zorunda olduğumuz sayısız yasalar ve kurallardır.”

    Kendiliğindenliğimizden ne kadar uzaktayız acaba? Tekrar dalıp derinlerdeki beni bulmak mümkün mü? Biliyoruz ki toplumun dışına çıkıp soyutlanmak değil uyumun tersi. Sonuçları itibariyle farklı kişilikler geliştirebilsek de bizler toplumsal evrimin sonuçlarıyız. Erich Fromm’a göre kendiliğindenliğin formülü şöyledir; yaratıcı, etkin bir benlik güçlüdür; sevgi sayesinde diğer insanlarla tekleşmenin ve çalışma sayesinde doğayla tekleşmenin yolunu bulabilir. Tabi sevgi onay, çalışmak ise yalnızlıktan kaçma amaçlı değilse.
    “ Kendiliğindenlik, benliğin bireyselliğini onaylar ve aynı zamanda insanla ve doğayla bütünleştirir.”



    Hediye Çınar Ekinci

    Dünyalılar