• 140 syf.
    ·Beğendi·8/10
    İç çatışmaları olan ve hayattan bıkmış bir adamın notları. Kendine, arkadaşlarına ve topluma karşı büyük bir nefret duyan bir kişinin iç çığlıklarını kağıda döktüğü bu eser ilk okuduğum dostoyevski eseri. Açıkçası bu kitaptan sonra dostoyevski hayranlığı kazandım. Hayattan bezmiş bir insanın en mükemmel şekilde kaleme alındığı süper bir kitap.
  • 762 syf.
    ·16 günde·Beğendi·10/10
    Osman Turan bu kitabında Anadolu Selçukluları 1040’lardan yıkılış tarihleri olan 1310’lara kadar en iyi en doğru, en detaylı şekilde araştırmakla kalmıyor, Anadolu Selçukluları tarihinde mevcut olan pek çok yanlışı belgelerle ortaya koyuyor ve düzeltiyor. Osmanlının kuruluşuyla da kitap sona eriyor.
    1243 yılında Kösedağ’da Moğollarla yapılan savaşta, babası Alâeddin Keykubat’ı zehirleyerek tahta oturan Selçuklu Sultanı II. Gıyasettin Keyhüsrev’in daha savaşın başlangıcında savaş alanından kaçması üzerine Moğol istilası başlar.
    Moğol istilasına kadar Selçuklular kardeşleri, amcaları, Türkmenler, Bizanslılar, Haçlılar, Gürcüler, Ermeniler, Harzemşahlar, Artuklular, Eyyubilerle savaşırlar.
    Gittikleri her yeri yağmalayıp talan eden, öldüren, insanları esir pazarlarında satan Selçuklular, II. Gıyasettin Keyhüsrev’in Kösedağ savaşında sarhoş sarhoş savaşa çıkması ve ülkesine milletine ihanetiyle bu defa da kardeşin kardeşe, Müslümanın Müslümana yaptığını Moğollar Selçuklular’a yapmaya başlar ve zaten bu hezimetten 67 yıl sonra da Selçuklular tarihten tamamen silinirler.
    Zira Moğol itilasından sonraki Selçuklular ile 1950 sonrası örtülü Amerika müstemlekesi olan Türkiye’nin durumu birebir aynıdır.
    1950 sonrası Türkiye nasıl Ankara’dan değil, Vaşington, Bürüksel, Telaviv’den yönetiliyor Amerika başkanı ile Beyaz Saray’da fotoğraf çektirmeyen hiç kimse başbakan olamıyor, olmaya kalkan olursa da tepetaklak ediliyorsa, 1243 sonrası Selçuklularda da kimin sultan, vezir, bey, komutan, vali olacağına Konya’da değil Tebriz’de Moğol hanları karar veriyor
    Nasıl ki 1950 sonrası, Amerika ile gizli kapaklı ilişkilerle makam mevki sahibi olanların ipi yine Amerika tarafından çekiliyorsa, Selçuklularda da Moğollarla iş tutanların sonu yine Moğollar tarafından hazırlanıyor.
    Ve ne gariptir ki, Moğolların en büyük destekçileri, dostları Konya’nın, Aksaray’ın hacı hocaları, Mevlana ve Mevlevilerdir. Bu kesimler Anadolu’yu yağmalayan, kadınları, gençleri köle pazarlarında pazarlayan Moğollar’a o kadar sadakatle bağlıdırlar ki, vatanlarını, namuslarını mallarını korumak için Moğollarla savaşmak yerine, onlarla savaşan Türkmenler’le savaşırlar.
    O kadar ki, Moğollara destek vermekle kalmayıp üstelik aynı dedesi gibi onların gasp ettiklerinden de hisse alan Mevlana’nın torunu Ulu Arif Çelebi’ye Karamanoğlu Beyi: “Biz komşu ve dost olduğumuz halde bizi değil, Moğolları tutuyorsun” deyince Arif Çelebi ona: “Biz derviş olduğumuzdan Allah’ın iradesine ve devleti kime verdiğine bakar ve onun yanında yer alırız. Nitekim bu gün de Allah devleti Selçuklulardan alıp Cengizhanlara ısmarladı” cevabını verir.
    Geçmişte Moğollara karşı savaşan Türkmenleri düşman, Moğolları dost edinen, onlarla bir olup Türkmenlere karşı savaşan coğrafi bölgelerdeki aynı toplum katmanlarının bu gün de Amerika ve onun yerli işbirlikçilerini dost edindirmeleri, onları kurtarıcı olarak görmeleri, 6. Filoyu taşlayanlara karşı göğüslerini siper etmeleri ibretlik hadiseler olsa gerek.
    Burada yazarın tutumundan da kısaca bahsetmemek olmaz. Zira yazar bu kitabında, Moğollara karşı savaşan Türkmenleri “istilacı” “Halkı ben daha iyi soyarım” diyerek Tebriz’den yetki alan Selçuklu Sultan, vezir ve komutanlarını ise “kurtarıcı” olarak gösterme gafletine düşer. Bununla da kalmaz vatanına, milletine ihanet eden bu idarecileri Moğollar öldürünce de onlara “şehit” der.
    “Sultan Mesud Moğolları Kayseri’de karşıladı ve Selçuklu ordusuna Moğolların da desteği ile Karamanlılar sindiler. Bu haber Konya’da sevinç yarattı” (Sayfa 620-661) derken, Bizans’ın da desteği ile Selçukluların kadın, çocuk demeden 4 bin Türkmen’i katletmesi, mallarına el koymasına da Osman Turan: “Herkes bayram etti, sevindi” (Sayfa 443) der.
    Ve yazar Selçukluların yaptığı, yağma talan ve istilaları, gençleri köle, kadınları cariye olarak pazarlamasını “Türk İslam, Cihan Mefkûresi” olarak görürken, aynı yağma, talan ve istilaları başkaları yapınca, bunu “soygun-gasp-işgal” olarak nitelendirir.
    Herkesin durduğu yere göre durum değişse de, hiçbir Türk ve Müslümanın putperest Moğol’un Türkmenlere galip gelmesine sevinmemesi gerektiği herhalde inkâr edilemez. Lakin Osman Turan’ın Türkiye’yi Amerika boyunduruğuna sokan Demokrat Parti’de milletvekilliği yapmış olduğu düşünülürse onun yetkiyi Moğol’dan alan Sultan, Bey, ulema ve komutanları “meşru” işgalcilerle savaşan Türkmenleri ise “gayrimeşru-şaki/eşkıya” diye tanımlaması anlaşılabilir.
    Turan, Moğolları ne kadar kötülese, zalim gösterme gayreti içine girse de eserde açıkça görülüyor ki, Moğollar Anadolu halkına ve hiçbir topluma doğrudan zulmetmiyorlar.
    Aynı bu gün Amerika’nın yaptığı gibi Moğollar da halkları kendi yöneticilerine soyduruyor, kırdırıyorlar. Dindarlar, ulema ve varlıklı kesimler de Moğol’a meşruiyet sağlıyorlar. Ayrıca Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı, Arap, İslam orduları vs. ne kadar yağmacı, talancı ve zalimse Moğollar da işte o kadar zalimler veya belki de onlardan biraz daha adiller.
    Niye!.. Çünkü onların yasaları, mahkemeleri var ve Romalılarda olduğu gibi bu yasalar – hukuk sadece kendi vatandaşlarına değil, düşmanlarına, hatta hanedan mensuplarına da aynı şekilde uygulanıyor.
    “Bazı kitaplar bombadan daha tehlikelidir” diyen “okuyan insanı görünce beni hafakanlar basıyor” itirafında bulunanlar kendi açılarından bakınca aslında haksız da sayılmazlar hani!
    Zira tarihini dizilerden değil de böyle değerli eserlerden okuyan hiçbir vatanseverin Selçukluların Moğol, Osmanlı’nın Alman boyunduruğu altında, nasıl çabucak çöktüğünü, günümüzde ise, Amerika sultası altında aynı akıbete doğru hızla ilerlediğimizi görmemesi ve buna başkaldırmaması mümkün değil.
    Herodotos Tarihini okumadan dünya tarihini anlamak, insanlık tarihinin 300 yıllık bir kesitine ışık tutan bu değerli araştırma ve incelemeyi okuyup anlamadan da günümüzü anlama imkânı olmadığı kanaatimi arz ettikten iyi okumalar dilerim.
  • Hayat insanı her şekilde sınar. Bazen vazgeçmen gerekir, bazen düşmen. Umutla girdiğin yollardan bir sokağa çıkmaman gerekir. Acıya karşı hissizliği öğrenmek için. Olmadığında zorlamamak için. Bazen büyümek gerekir. Yokuşlardan düşmek, tekrar ayağa kalkabilmek için
  • 296 syf.
    ·2 günde·6/10
    öncelikle yazar, 68 döneminde ne kadar Deniz'in yoldaşı olsa da, günümüze geldiğimizde kendisi merkeze fazla yakınlaşmıştır. yazdığı " Teoride ve Eylemde Diyalektik Materyalizm ", " Mantık ve Diyalektik " kitapları düşünüldüğünde türkiye'de ve dünyada marksist felsefeyi en nitelikli şekilde yorumlayan kişiler arasına benim açımdan girer. yaklaşık 20 yıllık bir hapis hayatı vardır. marksist-leninist bilgisi muazzamdır ancak sonradan katıldığı Kürt şovenist hareketine kuyrukçuluk yapan EMEP adlı partinin şeflerinden biri olmuştur. aynı zamanda HDP'den milletvekili olmayı denemiş fakat yeterli oy alamamıştır. artık ne kadar sosyalisttir bilinmez fakat bu kitabı '68' dönemini güzel anlatır.
  • ''Vücut bütünlüğüne ilişkin kimlik bozukluğu (kısaca BIID) kurbanlarının çoğunda kendi uzvunu kesme ihtiyacı çocuklukta ya da ergenlikte başlar. Bazı uzmanlar bu rahatsızlığın vücut imajını bir şekilde çarpıtan beyinsel bir hastalıktan kaynaklandığını düşünür ama henüz spesifik bir neden bulunamamıştır.
  • 128 syf.
    ·8/10
    Bir insanın hastalığa karşı yaşadıklarının içten bir şekilde anlatıldığı bir kitap. Yalnız kalmanın ağırlığını, bacağını kaybetmenin korkusunu, hastane de tek başına olmanın zorluğunu, bir hastanın psikolojik durumunu ve çevresinin ona karşı bakışını, onun çevresine bakışının dile getirildiği Türk Edebiyatı'nın en büyük klasiklerinden biri.
  • Muhabbetten murâd ancak Muhammed hâsıl olmaktır
    Muhammed'den murâd şahım visale vâsıl olmaktır

    Rızâya inkıyâd eyle otur sabrın otağında
    Sabırdan bil garaz her bir belâyı hâmil olmaktır

    Otur zulmet bucağında saadet kevkebin gözle
    Saadetten murâd şahım şekavet zail olmaktır

    Özün bir pîre teslim et müdavim ol kapısında
    Meşayihden murâd şahım mürebbî kâmil olmaktır

    Hakîkat âlimi ol "men aref" sırrından ol agâh
    İlimden bil garaz her bir cihetle âmil olmaktır

    Olup kâim seherlerde çalış zikre devam eyle
    Zikirden bil garaz her bir murada nail olmaktır

    Sakın ümmî olan şeyhin sözüne aldanıp kanma u
    Pîr-i Sâmî gibi her bir ulûma şâmil olmaktır

    Sülük ehlinden ol Salih umûrûn şeyhe tefvîz et
    Mürid olan kamu müşküllerini sâil olmaktır

    http://www.gonullersultani.net/...-has-l-olmakt-r.html

    Visale vâsıl olmak = Allah'a kavuşmak.
    Rızâya inkıyâd eyle = Rızaya boyun eğ, uy.
    Garaz = Niyet, maksat.
    Hâmil olmak = Taşımak, çekmek.
    Zulmet bucağı = Karanlık köşe.
    Saadet kevkebi: Mutluluk yıldızı.
    Şekavet zail olmak = İsyan ve günahın kaybolması.
    Müdavim olmak = Devam etmek.
    Mürebbi kâmil = Kâmil şekilde terbiye eden.
    Men aref = Nefsini bilmek, tanımak. (Hadis-i Şerife i-şaret).
    Agâh = Vakıf, bilen.
    Âmil = Amel eden, hakkıyla bilen.
    Kaim = Ayakta durmak, namaz kılmak.
    Ümmî şeyh = Bilgisiz,sahteşeyh.
    Ulûm = İlimler.
    Şâmil = İçine alan, kaplıyan, çevreleyen.
    Sülük ehli = Sâlikler, bir şeyhe intisap edip tarikata girenler.
    Umurun şeyhe tefviz etmek = Her iş ve amelini şeyhinin rızası ve emri ile yapan.
    Kamu = Hep, bütün, tamamen.
    Sail olmak = Isteyici olmak.

    http://www.gonullersultani.net/salih-baba-divani.html
    Salih Baba
    Sayfa 123 - litera yayıncılık