Partiye geri dönen Hitler, artık hem parti başkanı hem de tam bir liderdi. O, parti üyelerine "sen şuraya git sen de şuraya" demek yerine meydanlara çıkıp Lenin gibi devrimi beraber yapacağı halka seslenmeyi tercih ediyordu. Hem Lenin, Bolşevik İhtilali'ni; hem de Mussolini, Roma darbesini böyle gerçekleştirmişti. İdeoloji ne olursa olsun halkı tek bir hedef üzerine yoğunlaştırmak ve buna karşı bir de düşman belirlemek Hitler'e göre liderliğin ana formülüydü.
Tarih
"Neden böyleyim?" diye sordu kendi kendine.
Geri kalmışlığından, manevi güçlerinin gelişiminin durmasından, her şeyi engelleyen ağır yükten dolayı içini acı ve hüzün kaplamıştı; kendi varoluşunun dar ve acınası yoluna ağır bir taş atılmış gibi hissederken, başkalarının bu kadar dolu dolu ve geniş yaşamasına duyduğu kıskançlık içini kemiriyordu. Ürkek ruhunda, doğasının birçok yönünün hiç uyanmadığının, bazıları hafif etkilense de hiçbirinin tam anlamıyla gelişemediğinin farkındalığı kabarıyordu acıyla. Bu arada, içinde adeta mezara gömülmüşçesine yatan güzel, aydınlık bir başlangıcın olduğunu da hissediyordu kederle, belki çoktan ölmüştü ya da bir dağın derinliklerinde saklı altın gibi gizliydi, oysa bu altının çoktan para olup dolaşıma girmesi gerekiyordu. Ama derinlere gömülüydü bu hazine ve üstü çöplerle, pisliklerle örtülmüştü. Sanki biri dünyanın ve hayatın ona armağan ettiği hazineleri çalıp kendi ruhuna gömmüştü. Bir şey vardı ki hayata atılmaktan, aklın ve iradenin yelkenlerini açarak ilerlemekten alıkoyuyordu onu. Yolculuğunun başında gizli bir düşman ağır elini üzerine atmış ve onu insanın gerçek amacından çok uzaklara savurmuştu. Artık yabani ve tenha ormanlardan kurtulup düz bir patikaya çıkması imkansızdı adeta. Çevresini ve ruhunu çevreleyen orman giderek gürleşiyor ve kararıyordu; patikadaki yabani otlar giderek büyüyordu, aydınlık bilinci giderek daha seyrek uyanıyor ve uyuyan güçleri yalnızca bir anlığına uyandırıyordu. Zihni ve iradesi görünüşe göre uzun zamandır geri dönülemez şekilde körelmişti.
Sayfa 128·Kitabı okuyor
Reklam
-Fazla iyimsersin. Başka türlü nasıl yaşanır ki? Sürekli kötüyü düşünürsen hayat geçer mi? Bu, zamanı kendine düşman etmekten başka bir şey değil. -Zaten düşmanız. Bu kadar mı mükemmel hayatın? Senin sustukların yok mu? Var. Herkesin sustukları vardır. -Nasıl tahammül ediyorsun? Ağır gelmiyor mu? Bazen… Ama içimde tutmam. Bana yük olacağına karşıdakine yük olsun. -Peki derdin kendinleyse.
Sayfa 25·Kitabı okuyor
"Üstte mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında âdemoğlu kılınmış. Onların üzerine atam Bumin Kağan, İstemi Kaan oturmuş,16 Türk milletinin ilini, töresini tutuvermiş, düzenleyivermiş. O zaman dört taraf hep düşman imiş. Dört tarafa ordu salarak saldırmışlar. Tanrı'nın verdiği kuvvetle atam Kaan'ın çerileri kurt ve düşman askeri koyun gibi olmuşlar. İleriye, geriye seyirtmişler. Yabancı kavimleri büsbütün sindirmişler. Başlıya baş eğdirmiş; dizliye diz çöktürmüşler. Ülkelerin sahiplerini ülkesiz, hakanların tebaasını hakansız bırakmışlar. Mahkûm ettikleri milletleri töreleriyle, düzenleriyle hayran etmişler."
Tarih
Teğâbün Sûresi 14. Ayet
Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, hoş görür ve bağışlarsanız, bilin ki Allah çok bağışlayan çok merhamet edendir.
Alıntı
Ebu Davud Sünen'inde Cabir b. Abdullah'tan şöyle rivayet etmiştir: "Bir yolculuğa çıktık. Bizden birine bir taş isabet etti ve başını yardı. Adam sonra ihtilam oldu (rüyalandı). Arkadaşlarına sordu, "Benim için teyemmüm ruhsatı bulabiliyor musunuz?" dedi. Onlar "Suya güç yetirdiğinden senin için bir ruhsat göremiyoruz." dediler. Adam gusletti ve hastalanıp öldü. Peygamber'in (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına gelince bu hadise ona anlatıldı. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): "Adamı öldürdüler. Allah onları öldürsün! Bilmiyorlardıysa sorsalardı ya! Cehaletin ilacı sormaktır. Onun teyemmüm etmesi ve yarasının üzerine bez sarıp üzerine mesh etmesi, sonra bedeninin diğer kısmını yıkaması yeterliydi." Burada genel gusül fetvasının "hal"i göz ardı ederek her duruma uygulanmasına verilen tepkiyi görmekteyiz. Normalde İslam' da içtihatta yanılmak günah değildir. Yani fetvada isabet edemeseniz dahi bu bir günah sayılmaz zira insan hata etmekten kaçınamaz. Ama bu olayda soruyu soranın hali tamamen göz ardı edilmiş ve basmakalıp bir fetvadan dolayı soruyu soran açıkça zarar görmüştür. Muhammed aleyhisselamın bunu içtihat kapsamına almamasına ve beddua etmesine dikkat etmek gerekir. Bu lafız, hali ihmal ederek fetva vermenin haramlığına delil olur. Vallahi doğrusu da budur. Zira öyle cahil softalar var ki insanların hayatlarını cehenneme çeviriyorlar. Oradan buradan duydukları her fetvayı ne dünyanın halini ne de karşısındakinin halini bilmeksizin insanların üzerine fırlatıyorlar. Onların bu yaptıkları yüzünden nice insan dünya ve ahiret namına za- rara uğruyor. Bu zarara uğrayanların bir kısmı dinden, Allah'tan uzak- laşıyor. Bu gibi kimselerin dine verdiği zararı belki şedit İslam düşman- ları dahi vermemiştir.
Reklam
Reklam