• 256 syf.
    ·Puan vermedi
    Yatağımızın altında yaşayan canavar.
    Bazen dolabımızda, bazen tavan arasında. Kimisi şeytan der, kimisi hayali arkadaş.
    Önce korkarız, sonra görmezden gelmeye çalışırız. Ama o kadar oradadır ki; tüm imkansızların imkanı gibi. Sonra yine korkarız. Ve sonunda söküp atamadığımız yara kabukları gibi varlığına alışmaya başlarız. Onunla yaşayabilmek için onu tanımaya çalışırız. Yanımızda hiç kimse yokken o yanımızdadır, düştüğümüzde o yanımızdadır, ağlarken o yanımızdadır. Öyle yanımızdadır ki, bir taş gibi, bir arkadaş gibi, elimiz kolumuz gibi. Koşulsuzca oradadır. Bizi teselli eder, bizimle sohbet eder, bize hak verir, her zaman hak verir. Bize akıl verir, öyle ki; bir süre sonra hiç susmaz, asla kapanmayan bir radyo gibi sürekli sürekli sürekli; bizi ikna edene kadar konuşur.
    Artık korkmuyoruz, ondan da korkmuyoruz, başkasından da. Kimseden korkmuyoruz. Çünkü yanımızda taş gibi, kaya gibi, milyonlarca yıl yaşamış gibi, kadim bir canavar var.
    Tutunacak dalımız, ne yaparsak yapalım sarılacak yanımız, tüm günahlarımızı, yüklerimizi taşıyacak bir arabamız. Hata mı yaptık onun suçu, zayıf mı kaldık onun suçu, birini mi üzdük, hep onun, onun suçu.
    İşte o canavar, o şeytan; bizim iradesizliğimiz, tembelliğimiz, kibrimiz... Kendimizde görmek istemediğimiz, kabul edemediğimiz her şey o.

    İşte bu Şeytan; Sabahattin Ali'nin romanında Ömer'in en büyük savunma mekanizmasıdır. Aynı zamanda hem kurtarıcısı hem celladıdır. Ömrünü ve zekasını umarsızca harcamasının ana sebebidir.

    Sabahattin Ali öyle bir yazmış ki; kimse duyguların en çetrefillilerini bu kadar güzel tanımlayamaz. Etrafınızdaki psikologların hepsini toplayın, hiçbiri bu kitaptaki gibi karakter analizleri, ruhsal çözümlemeler yapamaz. Sabahattin Ali bir bilge, kadim bir bilge gibi, çoğu kişilerin bildiği ve tanımlayamadığı anları, duyguları, hayata ve insanlara dair tespitleri kusursuzca yazıya aktarmış.
    Çağının aydının politik tavrını, riyakarlığını, ahlaki çöküşünü; toplumun sığlığını, Ömer'in aşkını ve karakterlerin ruhsal dalgalanmalarını kusursuz bir kurgu ile harmanlamış ve muhteşem üslubuyla tamamlamış. Okuduğum en iyi edebi eserlerden biri olduğunu hiç şüpheye düşmeden söyleyebilirim. s51:

    “Evet, evet onun korkusu… İçimde bu ürkek dünyayı yaratan onun korkusu… Ben bu değilim… Ben başka bir şeyler olacağım… Yalnız bu korku olmasa… Hiçbir şeyi bana tam ve iyi yaptırmayacağına emin olduğum bu şeytandan korkmasam…

    Emin Kamil başını sallayıp gözlerini sinirli sinirli kırpıştırarak:

    Neden kızıyorsun? Neden şikayet ediyorsun? dedi. İçinde şeytan dediğin o şeyin en kıymetli tarafın olmadığını nereden biliyorsun? Sizin gibi beş hissinden başka duygu vasıtası olmayanlar bu daimi korkudan kurtulamazlar. Asıl sebep ve illetlere varabilseniz göreceksiniz ki en zayıf tarafımız dışımızdadır. Gözümüzü kör eden yedi renktir, kulağımızı sağı eden sesler, ağzımızı paslandıran yediklerimiz, kalbimizi önce coşturup sonra durduran sonsuz koşmalarımızdır. yüksek insan dışına değil, içine kıymet verendir."
  • Müdürün odasına gittim, Camlı masaya dirseklerini dayamış, asık suratlı bir adamın karşısındaydım.— Hoş geldiniz beyim, dedim, elimi uzattım. Sıkıp sıkmamak için duraksadıktan sonra elimi sıktı.— Siz ne iş yaparsınız? dedi.— Kim? Ben mi?— Evet, zatıâliniz? Memurum.— Ne memuru? Amma da soru...— Bu dairede memurum.— Anladım efendim, ne memurusunuz? İşiniz ne?— Vallahi, burada arkadaşlar arasında ayrı gayrı yoktur. Onun için...— Daireye kaçta gelirsiniz?— Hiç belli olmaz. Ama öğleden önce mutlaka gelirim.— Sabah dokuzda gelmek mecburiyetinde değil misiniz?— Bir iş yok ki Beyefendi. Erkenden gelip de ne yapayım?— Öyleyse evinizde oturun. Hiç gelmeyin.— Aman Beyefendi, evde sabahtan akşama kadar oturup kadın kavgası, çoluk çocuk dırdı- rı çekilir mi? Birkaç zaman geçsin, göreceksiniz Beyefendi, zatıâliniz de sabahtan akşama kadar evde oturamazsınız. Başınızı dinlemek için daireye gelmeye mecbur kalırsınız.
  • Tanrı var mıdır? Bu soru belki de doğru soru değildir. Bir rahip, bir haham, bir imam~bugün şunu çok nadir olarak söyleyecektir : "EVET, TANRI VARDIR, VE O YUKARIDADIR, YEDİNCİ GÖKTE, ORAYA ÇIKIN, ONU GÖRECEKSİNİZ. VE UZUN SAKALLI BİR SURETİ VARDIR..."
  • 208 syf.
    ·10 günde·Beğendi·10/10
    T E R K E T M E D İ S E V D A N B E N İ

    İnsan kitaba sarılır mı hiç ? Ben sarıldım bitirdikten sonra 5 Dk falan sarıldım bu kitaba . Öyle güzel öyle içten anlattı ki kendini bana sarılmadan yolcu etmek istemedim .. Ahmed Arif .. Ahmed Arif adına yazılmış en son kitap, en muhteşem kalemden dökülmüş bir kitap benim için . Kitabı okurken Ankara’ya doğru yolculuk başlıyor (çok severim Ankara’yı ) . Taksici bir abimiz var ilk kitapta da tanışmıştık , mezarlığa gidiyoruz ama yanlış gelmişiz haydaaa , doğru yeri bulduk ama neyse ki .. Asıl adı Ahmed Hamdi ÖNAL . Babasının adını mahlas olarak kullanıyor . Daha çocukken başlıyor yazmaya , direnmeye , ezilenin yanında olmaya , haklının hakkını savunmaya . İşkencelere maruz kalsa da “Ulucanlar” da kalsa da vazgeçmiyor yazmaktan . Çeşitli dergilerde yayımlanıyor yazdıkları . Çoğu eylemde sloganlaşıyor kaleme aldıkları . Devir devrimdi çünkü yazdıkları tam da halkı anlatıyordu çünkü Anadolu’yu anlatıyordu .. “Ahmed Arif demek , Anadolu demek “ demiş yazarımız da bir paragrafında .. En çok ona yakıştı belki Anadolu olmak . Kitapta Ahmed Arif’in yanı sıra Bir çok değeri daha göreceksiniz . Yolculuğunuza eşlik edecek çok güzel insanlarla karşılaşacaksınız . Filinta ÖNAL İle sohbet ederken bulacaksınız biranda kendinizi . Sonra Leyla ERBİL’in mektupları yayınlatma kararına geliş sürecine ortak olacaksınız . Evet görselde de gördüğünüz gibi “Leylim Leylim” e de yer verilmiş ve “mutlaka okunmalı , okunduysa bile tekrar bir göz atılmalı “ demiş yazar . Yolculuğun sonuna geldiğimi anlamamıştım “SON” yazısını görene kadar , atladığım bir sayfa kaldı mı diye kontrol bile ettim . Sonra kapağı kapatıp sarıldım kitaba . Yazılanlara , Ahmed Arif’e , Leyla Erbil’e ve tabi ki bunları kaleme alan ve değerlendiren güzel yüreklere Yine bitmesini istemediğim bir kitabın daha sonuna geldim , ama unutmayın Birol ÖZTÜRK okuyorsanız ineceğiniz durağı kaçırma ihtimaliniz var o yüzden okuyacağınız yerlere dikkat edin

    Keyifli okumalar ️
  • 617 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    Eveeet 2020 nin ilk kitabı bitti. Tatil yapalım, 2019 un yorgunluğunu atalım derken okumaya biraz geç başladım. Bu yıl okuma gurubumuzda bir değişiklik yaptık ( evet küçük bir okuma gurubumuz var.) ve yıl içerisinde okunacak kitapları öyle kafamıza göre seçmeyelim de, şöyle ana başlıklar oluşturalım dedik. Sevgili arkadaşım Ece gayet güzel bir liste hazırladı bize. Bu listede neler yok ki, İlk defa okunacak yazar var, Sabahattin Ali var, felsefe var, dini kitap var, fırsat eşitliği olsun deyip kadın yazar var.... var da var anlayacağınız. Tabi bu başlıklar altında herkes dilediği kitabı seçerken bir de ortak kitaplarımız da olsun istedik. İşte Oblomov bu kitaplardan biri. Yeni okuma dönemimizin ilk kitabı da Oblomov oldu.
    Gurupta herkes okudu bitirdi, tembel ben, yeni bitirdim.
    Kitabın en başında Dobrolyubev "Bu kitapta önemli olan Oblomov değil, Oblomovluktur" demiştir. Yani okuma döneminiz boyunca oblomovluk hakkında ne var ne yok her türlü bilgiyi edineceksiniz hatta ara ara çevrenizde belki de kendinizde oblomovluğa dair özellikler göreceksiniz. Ama biraz daha derinlemesine baktığınızda bizim genlerimizin oblomovluğa pek de müsait olmadığını anlayacaksınız. Çünkü biz oblomov olamayız belki oblomovsu olabbiliriz ama daha öteye gidemeyiz. Bizim trakya erkekleri çok müsait oblomov olmaya, belki bi o yana bir bu yana yatıp yuvarlanayım demezler ama, fırsat bulsalar sabbahtan akşama kadar kahve köşesinde taş dizerler, çay içerler, konuşurlar konuşurlar. Neyseki trakya kadınları tez canlıdır ve çalışkandırlar ve en büyük yetenekleri de, bu tembel adamları mutlaka iş güç yapmaya teşvik etmeleridir.
    Oblomovluk neymiş nasılmış kitabı okurken anlamanın yanı sıra kitabın kahramanı Ilya Ilyıç'ın (Oblomov) yetiştirlme şartları, hayatı ve aşkı ile ilgili bilgiler de edineceksiniz.
    Ay bunlarla ilgili çok şey yazasım var ama spoiler içerebilir korkusu ile yapamıyorum. Okuyacak olanlara keyifli bir okuma dönemi dilerken son tavsiyemi de vereyim. Sadece bu kitap için değil, ben tüm kitaplarda yaparım ; kitabın bitiminde önsöz yazısını bir daha okuyun , böylece kitabı daha iyi algılamış olacaksınız...
    Hepinize iyi bir yıl dilerin kalın sağlıcakla...
  • 104 syf.
    ·2 günde·Beğendi
    Ben bu kitaba okumaya başlayıp da, sayfalar ilerledikçe anlatıcıyı tanıyormuş hissine kapıldım. Sanki bir yerlerde tanışmışız ve aramızda öyle bir bağ oluşmuş ki; o bana birden içini açmış. O zamana kadar olan hayatını anlatmış, en derin yarasını göstermiş. Ben de onun o özelini, hayatını bana açabildiği için kendimi ve her bir kelimesini değerli görüp canı gönülden dinlemişim gibi. Ve o kişinin öyle hoş bir anlatım tarzı varmış ki, hayatının bir dönemini anlatırken, başka konularla bağlayarak hayal dünyanıza sınırsızca daldırmış gibi. 

    Atilla Buğra'nın öyle sarmalayıcı bir kalemi var ki, adeta cümlelerin içine giriyorsunuz. Yani o anı yaşıyor, düşünebiliyor ve aklınızda çok net bir biçimde canlandırabiliyorsunuz. Betimlemeleri o kadar bizden ki, sizin önceden yaşadığınız veya çevrenizde mutlaka gerçekleşmiş bir olayla birleşiyor. 

     Şöyle ki  bir şarkı, bir filmle veya tanıdık bir arkadaş muhabbeti ile karşılaşıp gençlik yıllarıma gittiğim çok oldu. Bazen hüzünle, bazen derin bir gülümseme ile okudum. 

    Hani hep derim ya; "kitaplarla okur arasında bazen bir bağ oluşur ve o kitap sizi kendine çeker," diye. İşte kitap bana onu yaptı. Okumaya başladığımda sarmaladı ve son sayfalara gelince tamamiyle bağladı. Ve benim için en sarsıcı olan da Levent'in hikâyesi ile yaklaşık 3 yıl önce tanıdığım birinin hayatının bir döneminin aynı sonu paylaşması. O şairi ilk tanıdığımda, yukarıda anlattığıma yakın bir sohbete başladık ve ben onun yaşadıklarını gözyaşları içinde dinledim. Kitabı okuyup bitirince de o gün ve o Parkalı Şair aklıma geldi. Ve bir kez daha Atilla Buğra'nın kaleminin içtenliğini hissettim. Bahsettiğim gibi her sayfada kendimden bir şeyler buldum, ki eminim size de aynı olacaktır. Akıcı üslübu ile de sayfaların içinde kaybolacaksınız. Evet iddialı yazdığımı biliyorum. Ama okuduğunuz zaman haklı olduğumu göreceksiniz. Ve değinmek istediğim bir husus da kitabın, yazarın ilk kitabı  olması. Genelde ilk kitaplarda imla hatası, kurgu kopukluğu ve anlatımda boşlukta kalan yerler, tutarsızlıklar olabiliyor. Ve "hadi neyse ilk kitapta olabilir," diyoruz. Ama Buğra ilk kitabında eksiksiz, yanlışsız ve konu içinde konu geçse dahi, havada kalan kısım olmayacağını göstermiş oldu. 

    Sevgili Atilla Buğra yüreğinize, zihninize sağlık diliyor, "kaleminiz daim olsun," diyorum. 
  • Merak edip aldığım bir kişisel gelişim kitabı .Açıkça söylemeliyim ki çok yetersiz ve basit geldi. Eğer sıklıkla kişisel gelişim kitapları okuyorsanız beğenmeyebilirsiniz. Konu çok önemli “hayır diyebilmek “. Hayır demem için beni ikna etmedi :) Merak edip okumak isteyenler bir şans verebilir. Özellikle kişisel gelişim okumaya yeni başladıysanız okuyabilirsiniz. ““Hayır” demenin en düz ve en basit hali. Beynimizde “hayır” deme konusunda pek çok engel barındırıyoruz. Bu engeller genellikle kendi yaratımlarımız ve aslında yoklar. “Hayır” demek için çok fazla düşünmeyin ve bazen de direkt olarak “hayır” demeyi deneyin. Bunu yaptıktan sonra, karşılaştığınız tepkinin aslında hayal ettiğinizin yarısı kadar olmadığını bile göreceksiniz.
    İhtiyaçlarınızla örtüşmeyen taleplere “hayır” demeyi öğrendikten sonra, bunu bir kere başardıktan sonra, ne kadar kolay ve aslında her iki tarafın da daha çok işine yaradığını göreceksiniz.
    Kendinize, kendi işinize ve sizin için çok daha önemli olan şeylere daha fazla zaman ayıracaksınız.
    Başkalarına “evet” derken, kendinize “hayır” demediğinizden emin olmalısınız. – Paulo Coehlo
  • Doğan Cüceloğlu'nun, "İçimizdeki Biz" kitabından alıntılar;

    S 42- Doğu'da yiğit, çocuk sayısı ile anılır.

    S 56- DDT, Dieldrin ve Malathion gibi tarımda ilaç olarak kullanılan maddeler belirli bir süre sonra topraktan suya ve oradan atmosfere geçiyor ve asit yağmuru olarak yeniden toprağa düşüyor. Bu defa balıkları, böcekleri, bitkileri etkiliyor ve bu yollarla insanların yiyeceklerine ve bedenlerine giriyor. Birçok ölümcül hastalıklara yol açıyor.

    S 60- Martin Luther King Jr., bir konuşmasında şu düşünceyi ifade etmiştir: "Bu dünyada fakirlik olduğu sürece, bir milyar dolarım da olsa, hiçbir zaman kendimi zengin hissedemem. Milyonlarca insan hastalıktan ölürken, ben Mayo Kliniği'nden tam sağlam raporu da almış olsam, kendimi tümüyle sağlıklı hissedemem...
    ..Sen olman gerekeni olamadan, ben olmam gerekeni gerçekleştiremem. Bizim dünyamız böyle yaratılmıştır. Hiç kimse ya da ulus, kendisinin tamamiyle bağımsız olduğu ile övünemez. Biz birbirimize mecburuz." (King, 1993, s. 21.)

    S 103- Sürekli kendini tekrar eden bir makine gibi yaşayan insanları hepimiz tanırız. İşten atılan bir yöneticiye, "Niçin beni atıyorsunuz, on yedi yıllık iş deneyimim var, neden daha deneyimsiz birini atmıyorsunuz?" diye sormuş. Yönetici, "Evet, sen on yedi yıl bu şirkette çalıştın, ama on yedi yıllık iş deneyimin yok. Bir yıllık iş deneyimini on yedi yıldır tekrar ediyorsun!" demiş.

    S 107- Edison ampulü keşfetmek için yaptığı binlerce denemede başarılı olamamıştı. Cesaretinin kırılıp kırılmadığı sorulduğunda şöyle yanıtladı: "Hayır şimdi bunu yapamayacağınız yolları biliyorum." Edison gibi bizim de bazen başarıyı öğrenmeden başarısızlığı öğrenmemiz gerekir. Yaşamdaki en büyük yenilgi girişimden girişimden vazgeçmektir.

    S 112- İster ailede ister işyerinde olsun kişilerin gelişmeye kendilerinin karar vermeleri gerekir. Sen-ben Anlayışı içinde verilen gelişme kararları, yani, "Şu kitapları okumanı, şu seminerleri almanı istiyorum," türü tavsiye ve baskılar hiçbir zaman iyi sonuç vermez.

    S 123- Kurulan bir beraberlikte kişisel bütünlük yoksa, bu beraberlik üzerine "dengeli, doyumlu, anlamlı ve coşkulu bir yaşam" inşa etmeniz olanaksızdır.

    S 132- Sağlıksız ilişki içine doğan çocuk, kalıplanan yetişkin çocuklar ordusuna katılarak, topluma atılacaktır..
    ..Sağlıklı ilişki içine doğan çocuk, gelişen olgun bir insan olarak topluma katılacak ve kendi yaşamının liderliğini ele alacak, yaşamın her yönünde ailesine, işyerine, toplumuna olumlu katkıda bulunacaktır.

    S 147- Korku çalışma ortamı için uygun bir güdü kaynağı değildir. Sadece işyerinde değil, aile de dahil, korkunun olduğu her yerde yaratıcılık düşmüş, güven kaybolmuş ve bu nedenle etkili insan ilişkileri ortadan kalkmıştır..

    S 209- Ailede dinlenmeyen çocuk, kendisini dinleyen arkadaşlarına uyar, kötü alışkanlıklarını onlara uyarak geliştirir..
    ..Konuşma dinlemenin bir fonksiyonudur. Karşınıza bir sandalye alın ve ona konuşun. Ne kadar çabuk yorulduğunuzu göreceksiniz.

    S 255- Bir şey rica ederken "lütfen" demeyi ihmal etmeyin; aksi halde karşıdaki rica değil, emir duyar.