Caynacılar..!
Caynacılar hiç kimsenin gerçegin bütunünü göremeyeceğini kabul ederek, gerçeği görme ve deneyimlemenin farklı yollarına saygı duydular. Bu öğretiyi anlatmak için altı körün öyküsünü anlattılar: Filin vücudunun farklı parçalarına dokunarak onu tarif etmeleri istenir. Filin bacağına dokunan, onun bir sütun gibi olduğunu söyler. Kuyruğuna dokunan, onun bir halat gibi olduğunu söyler. Hortumuna dokunan, onun bir ağaç dalı gibi olduğunu söyler. Kulağına dokunan, onun bir yelpaze gibi olduğunu söyler. Ellerini filin karnında gezdiren, onun duvar gibi olduğunu söyler. Fildişine dokunansa, onun sert bir boru gibi olduğunu söyler. Öğretmenleri onlara bütün bu tariflerin doğru olduğunu ama filin tamamını değil sadece bir parçasını anlattığını açıklar. Bu öyküden çıkarılacak ders, insanların gerçekliği kavrayışının sınırlı oluşudur. İnsanlar tamamen kör olmayabilir ama gerçekliği sadece bir tek açıdan görebilir. Bütün resmi gördüklerini iddia edip herkesi aynı şekilde bakmaya zorlamadıkça bu bir sorun teşkil etmez..
Sayfa 54·Kitabı okuyor
İşte bu eşitsizlik ortamında farklı sınıf ya da tabakalarda bulunan insanlar, bulundukları sınıf ya da tabakaları kötüye kullanarak birbirlerini ezme ve hak-hukuk çiğneme aracı yaparlarsa toplumdaki eşitsizlik, yani farklılıklar dengesizliğe, adaletsizliğe dönüşür ve toplum çatışma ve savaş alanına döner. Bu ise toplumun çökmesi için yeterli bir ortamdır.
Sayfa 33
Sosyoloji
Reklam
İnsanların hayatları -sadece bedensel varlıkları değil, gerçek hayatları- farklı zamanlarda başlar..
Sayfa 11 - Altın Kitaplar·Kitabı okuyor
Edebiyat
Öyleyse sevilen şey de sevenden farklı değil midir?
Sayfa 16 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Türkler hoşgörüye dayalı İslamı benimsediler
İran ile Türkiye arasındaki dinsel etki farkının bir nedenini de İlber Ortaylı vurguluyor: Çağdaşlaşma eğitime yansıdıkça, Tür­kiye'de "medrese çevresi ve ilmiyye sınıfı" bunun dışında kaldı ve toplum yaşamındaki eski egemen rolünü yitirmeye başladı. Oysa İran'da "ruhban sınıfı", çağdaş eğitimi de alarak yerini ko­ruyabildi ve Şah'ın devrilmesinin ardından yönetime tamamen egemen olması zor olmadı. Türkler Anadolu'ya yerleşirlerken, kendilerinden önce bu topraklarda yaşayan insanlar ve kültür­lerle yeni bir sentez oluşturdular. Eski kültürlerinde bulunan de­mokratik öğelerin de yardımı ile farklı olana hoşgörü ile bakma­sını öğrendiler. Arap ve İran kökenli tarikatlar "Allah korkusu"na dayanırken, Anadolu tarikatları "Allah sevgisi" üzerine ku­ruldu. Mevlevilik, Bektaşilik, Babailik bunun somut örnekleriyle doludur. Aynı kökenden gelen Anadolu Alevileri ile Orta Doğu Şiileri arasındaki ayrım ise çarpıcı ve düşündürücüdür. Mustafa Kemal, işte bu "farklı oluşum"un kaynaklarını değerlendirerek, laikliği de içeren "aydınlanma devrimi"ni gerçekleştirdi. Bu kül­türel ve toplumsal kalıt olmasaydı, İslam ülkelerinin bugün bile gerçekleştirmeye cesaret edemedikleri bir devrim, herhalde çok daha zor olurdu.
Kişinin en iyi bildiği yolda kaybolması olarak tarif edebileceğimiz “uzman körlüğü” fenomeni, bizi çok disiplinli çalışmaktan ve başkalarının farklı bakış açılarından mahrum bırakır. Kendi bilgi ve tecrübelerimize hapsolur, büyük resmi göremez hale geliriz.
Reklam
Reklam