• Yaredir sinede eski sevgili
    Eski sevgili eski günler
    Hayata baksana takmıyor kimseyi
    Hiçbir şey diriltmez artık geçmişi
    Yaredir yine de
    🎗🎗🎗
    Yaktım gemilerimi
    Dönüş yok artık geri
    Tak etti canıma bu maskeli balo
    Bu maskeli balo
    Ve onun sahte yüzleri
    🎗🎗🎗
    Yaredir sinede eski sevgili
    Ne yapsan kolay unutulmaz
    Ağlama geçmişe yaşadık bitti
    Anılar bizi yalnız bırakmaz
    Yalnızız yine de

    Yeni Türkü // Maskeli Balo
    https://youtu.be/NBSUbAMomIY
  • [Niçin bugün, bu şeriat, bu Allah'ın yolu, dünya üzerinde ışıldamıyor?
    Niçin müslüman halklar, sömürgecilikten kurtulmuş olmalarına rağmen, tarihin yönlendirici, yaratıcı öznesi değil de nesnesi olarak kalıyorlar?
    Niçin tarihi liderlik/önderlik örneği vermiyorlar?
    Çünkü bu kanun, bu "şeriat", tarihinin ilk yüzyıllarından itibaren canlı gelişimi içinde durdurulmuş, çarpıtılmıştır.
    Çünkü Kuran ölülerin gözleriyle okunmaktadır
    Kuranın sonsuz vahyinden hareketle, kendi çağlarının sorunlarını çözme dehası göstermiş olan o eski büyük, fakat günümüzden çok uzaklarda kalmış insanların gözüyle...
    Oysa biz kendi çağımızın problemlerini onların formüllerini tekrarlamakla yetinerek değil, ancak onların metodlarından ilham alarak halledebiliriz.
    Kaynaklara dönüş demek, gözlerini geçmişe dikip hep geçmişe bakarak, geleceğe geri geri giderek girmek değildir!
    Aksine, kaynaklara dönüş, yaşayan kaynağı ve İslam'ın ilk yüzyıllarının yaratıcı dinamizmini bulmak demektir.
    Şeriat gidilip bulanık ve kokuşmuş su alınacak durgun bir su birikintisi/bir gölet değildir!
    O zaman bu, yeni susuzlukları yalanlamak olacaktır.
    Şeriat, ışıldayarak gürül gürül akan ve güçlü dalgalarıyla kıyılarını döverken onları verimlileştiren, ışıltılar saçarak akan güzelim bir nehirdir.]
  • Dönüş, Yunancada nostos demek. Algos,keder anlamına geliyor. Yani nostalji, doyurulamamış dönüş arzusundan kaynaklanan bir keder. Avrupalıların çoğu bu temel kavram için Yunanca kökenli bir sözcük (nostalgie, nostalgia), sonra kökü kendi ulusal dillerinden gelen başka sözcükler kullanabiliyorlar: İspanyollar anoranza diyor; Portekizliler saudade diyor. Bu sözcükler her dilde farklı anlamsal nüansa sahip. Çoğunlukla sadece ülkeye dönüşün olanaksızlığının neden olduğu hüznü belirtiyorlar; sıla hasreti, gurbet acısı. İngilizcedeki homesickness ya da Almancadaki Heimweh, Hollandacadaki heimwee. Ama bu, bu büyük kavramın daraltılması anlamına geliyor. En eski Avrupa dillerinden biri olan İzlandacada iki ayrı terim kullanılıyor: söknudur, genel anlamıyla nostalji ve heimfra, sıla hasreti. Çekler, Yunancadan alınan nostalji sözcüğünün yanı sıra bu kavram için stesk diye kendi isimlerini ve kendi fiillerini de kullanıyorlar; Çekçede en dokunaklı aşk cümlesi: Styska se mi po tobe: Sana hasretim; yokluğunun acısına dayanamıyorum. İspanyolcadaki anoranza, anorar (nostalji duymak, özlemek) fiilinden gelir, o da Latince ignorare (bilmemek) sözcüğünden türeyen Katalanca enyorar’dan. Bu etimolojik aydınlatmanın ışığında, nostalji, bilmemenin acısı olarak ortaya çıkıyor. Uzaktasın, ve ben sana ne olduğunu bilmiyorum. Ülkem uzakta ve ben orada neler olduğunu bilmiyorum. Bazı dillerin nostaljiyi kullanmakta sıkıntıları var: Fransızlar nostaljiyi ancak Yunanca kökenli nostalgie ismiyle ifade edebilirler ve fiilleri yoktur. Şöyle diyebilirler: Je m’emnuie de toi (‘’Seni özlüyorum’’) ama s’ennuyer (özlemek) sözcüğü zayıftır, soğuktur, her halükarda böylesine ciddi bir duygu için fazla hafif kalır. Almanlar nostaljiyi Yunanca biçimiyle pek nadir kullanırlar ve Sehnsucht demeyi tercih ederler: orada bulunmayana duyulan istek; ama Sehnsucht asla gerçekleşmemiş olana (yeni bir maceraya ) karşı da duyulabilir ve dolayısıyla içinde ille de bir nostos düşüncesini barındırmaz; Sehnsucht’un içine dönüş saplantısını katabilmek için, yanına bir tümleç eklemek gerekir: Sehnsucht nach der Vergangenheit, nach der verlorenen Kindheit, nach der ersten Liebe (geçmişe, kaybolan çocukluğa, ilk aşka özlem).


    İsmini buradan alıyor olmalı kitap ve sıla hasretini, eskiye duyulanın özlem mi yoksa yabancı bir duygu mu olduğunu anlamlandırmaya çalışıyor. Kültüründen, sokaklarından, insanlarından uzak kaldığın bir yer artık senin yurdun olabilir mi? Hele ki yeni bir yurt edinmeye çalışarak yeni alışkanlıklar, yeni deneyimler, yeni tatlar, yeni zevkler, yeni sevişler, yeni terk ediş ve terk edilişler edindiysen? 1968’in Prag’ında Sovyetlerin yerleşmeye başladığı yurdunda Soğuk Savaşın izlerini taşımamak adına Paris’e yerleşen İrena’nın içsel ve dışsal bir yolculuğuydu okuduğum. Ama beni daha çok etkileyenler Josef’inkiler oldu nedense. Yurda tekrar dönüşü ‘bilebilecek’, anlayabilecek birileri olmalıymış gerçekten yoksa o yalnızlık, o yabancılaşma her şeye, o sıkılmışlık geçmezmiş.
  • “Geçmişe dönüş her zaman masum değildir. Geçmiş tehlikeli bir yer olabilir.”
    Georgi Gospodinov
    Sayfa 251 - Metis Yayınları, 2018.
  • Geçmişe bakış, geleceğe dönüş ve yanı yöreyi kollayış: gerçek hayatın kuralı bu.
  • Handan, Halide Edip Adıvar’ın 1912 yılında Tanin gazetesinde tefrika edilen mektup romanıdır. Romanda, Handan isimli genç bir kadının hayatı, mutsuz aşkları, bunalımı, kendini bulma çabası işlenir.

    Roman, Refik Cemal’in Server’e yazdığı mektupla başlar. Romandaki mektuplar kronolojik sıraya uygundur. Fakat Handan’ın yazdığı mektuplar, Neriman’ın Refik Cemal’e yazdığı mektupların içinde verilmiş, bir anlamda mektuplar aracılığıyla geriye dönüş yapılmıştır. Romanda, toplam 67 mektup bulunmaktadır. Ayrıca 5 telgrafa yer verilmiştir. Bunun yanında Handan’ın notları da 10 parça hâlinde eserde yer almaktadır. Eserin sonunda, Haşim’in ailesinin gözünden olayların anlatıldığı bir de epizot bölümü bulunmaktadır.

    Görüldüğü gibi romanın başkarakteri kadın olmasına rağmen 67 mektubun 48 tanesi (%71) erkek karakterler tarafından yazılmıştır. Ancak bütün bu mektupların tek ortak noktası Handan’dır. Handan bu mektuplarla okuyucuya hem erkek karakterlerin hem de kadın karakterlerin gözünden sunulur. Handan, diğer karakterler tarafından yazılan mektuplarda idealize edilmiş bir karakterdir. Ancak romanın ilerleyen kısmında yer alan kendi yazdığı mektuplarda sorunları olan, bu sorunlara çözüm arayan, kocası tarafından sık sık aldatılan sıradan bir kadındır. Denilebilir ki Handan, romanın bir kısmında idealize edilmiş bir karakter iken belli bir kısmında gerçekçi olarak ele alınmış bir karakterdir.

    Refik Cemal’in Server’e gönderdiği mektuplar Handan hakkında çözümlemeler sunan metinlerdir. Refik Cemal’in karakteristik özelliklerini, psikolojik değişimini, evlilik ve kadın erkek ilişkisi ile ilgili düşüncelerini de bu mektuplarda bulmak mümkündür.

    Refik Cemal sadık bir erkektir. Ancak Handan’ı tanımaya başladığı andan itibaren duyguları Handan’a yönelir. Bununla birlikte yine de bu ilgiyi açığa vurmaz ve hem Handan hem kendisi vicdan azabı çeker.

    Refik Cemal, Neriman’a yazdığı mektuplarda Handan’ın sağlık durumunu bildirir ve kendi ailesini ihmal ettiği için üzüntü duyar. Refik Cemal’in Cemal Bey’e yazdığı mektuplar da yine Handan’ın sağlık durumu anlatmak için kaleme alınmış mektuplardır.

    Neriman, Refik Cemal’e yazdığı üç mektupta Handan’ı Refik Cemal’e tanıtır, Handan’ın sağlık durumunu sorar, İstanbul’a gitmek istediğini söyler. Neriman, Handan’dan aldığı 4 mektubu Refik Cemal’e göndererek Handan’ın başından geçenleri doğrudan aktarır. Handan bu mektupları olayların geçtiği zamandan yaklaşık altı-yedi yıl önce kaleme almıştır. Bu bakımdan romanda geriye dönüş tekniği mektuplar aracılığıyla sağlanmış, geçmiş zamana ait olaylar yaşandığı zamanda kaleme alınan mektuplarla aktarılmıştır. Bu mektuplarda Handan, Maltepe seyahatini, Nâzım’la arasında geçenleri Neriman’a anlatır.

    Handan’ın diğer mektupları ise Hüsnü Paşa’ya yazılmıştır. Handan, bu mektuplarda kocasıyla kötüye giden ilişkisini tahlil eder, sorgular. Ancak bu mektupların önemli bir kısmını Hüsnü Paşa’ya göndermez. Hüsnü Paşa’ya gönderdiği mektuplar, göndermediği mektuplara göre kısa ve soğuk mektuplardır. Gönderilmeyen mektuplar Handan’ın psikolojisini, kendini bulma çabasını ve iç dünyasında yaşadığı çatışmaları gösteren metinler olarak önemlidir. Bu metinler yazarın alışılmış mektup kalıbını kırdığı metinlerdir. Bir göndericisi ve bir alıcısı olması gereken mektuplar, burada göndericiye sahiptir ancak alıcıya ulaşmazlar. Bu noktada alıcının okuyucu olduğu düşünülebilir.

    Nâzım’ın Handan’a yazdığı mektuplar da geçmişe aittir. Bu metinlerde de geriye dönüş tekniği uygulanarak geçmişe ait olaylar aktarılmıştır. Handan’ın Neriman’a yazdığı mektupların içinde verilen bu mektuplarda Nâzım, Handan’a olan aşkını anlatmış, psikolojisini gözler önüne sermiştir.

    Server, Refik Cemal’e yazdığı mektuplarda Handan ile Hüsnü Paşa arasındaki ilişki hakkında söylentileri anlatır, Refik Cemal’in Handan’a olan duygularını eleştirir ve ona dikkatli olmasını söyler. Burada Server, Refik Cemal ve Handan arasındaki ilişkinin yasak bir ilişki olduğunun bilincindedir ve Refik Cemal’i bu konuda uyarır.

    Romandaki diğer mektuplar, Cemal Bey, Doktor Şe ve Hüsnü Paşa tarafından kaleme alınmıştır. Cemal Bey ve Doktor Şe’nin mektupları Handan’ın sağlık durumuyla ve cenaze merasimi ilgili mektuplardır. Hüsnü Paşa’nın Handan’a yazdığı mektuplar ise doyumsuz bir kocanın psikolojisini ve karakterini gösteren mektuplardır. Öyle ki Hüsnü Paşa bu mektuplarda evliliğe, aşka, bağlılığa inanmadığını söyler.

    Mektuplardan sonra roman anlatıcısı, genç Haşim ve ailesinin gözünden Handan’ın yaşadıklarını anlatır. Hacı Murat Efendi ve Lütfiye Hanım, muhafazakâr kesimi temsil eder. Öyle ki, Hacı Murat Efendi ve Lütfiye Hanım, Handan’ın yaşadıklarına dışarıdan şahit olmaktadır. Dönemin toplumsal değerleri de göz önüne alındığında Hacı Murat Efendi ve Lütfiye Hanım’ın değer yargılarına göre Handan’ın yaşadıklarını değerlendirdikleri ve bu değerlere aykırı birtakım olaylar yaşayan Handan’ı suçlu buldukları söylenebilir.

    Romanda mektup anlatım tekniğinin kullanılmasının yanı sıra mektupların içinde yer yer iç monolog tekniği de kullanılmıştır. İç monologlar daha çok Handan’ın yazmış olduğu 10 parça notlarda belirgin olarak görülmektedir. Halide Edip, romanda Handan aracılığıyla aradığını bulamayan, anlaşılamayan ve yaşadığı çevreye yabancılaşan kadını ele alır. Yazar, ne kadar kültürlü olursa olsun, kadının ya da erkeğin tek bir eşle mutlu olamadıklarını, hayatlarındaki eksikliği tek bir eşle dolduramadıklarını anlatır. Ayrıca devrin siyasi yapısı da Nâzım karakteri aracılığıyla verilmiştir. Nâzım, ihtilalci, meşrutiyetçi bir gençtir.

    Sonuç olarak Halide Edip, merkez karakteri kadın olan bu romanında kendini bulma çabası içindeki Handan’ı mektuplar aracılığıyla işlemiştir. Yazarın anlatım tekniği olarak mektubu seçmesinin, eserin yazıldığı dönemde kadınların sosyal hayattaki özgürlük alanları ile ilgili olduğunu göz önünde bulundurmak gerekir. Handan’ın “mahrem” yaşamı en iyi kendi ve olaya dâhil olan diğer karakterlerin mektuplarından izlenebilirdi. Mektup anlatım tekniğinin bu konuda esere ve yazara sağladığı katkı önemlidir. Okuyucu, ilk ağızdan yazılan mektuplarla bir kadının mahrem yaşantısını saydam bir şekilde izleme imkânı bulmuştur.