• Başkanlar hey’eti teşekkür edip ayrılmışlar. Verilmekte olan bilgiler arasında şunlar da vardı: “Milletvekilleri, telâştalar. Fakat istenildiği şekilde bir kabine kurulacağına güveniyorlar. Yabancıların, Hürriyet ve İtilâfçıların ve Nigehbancılar’ın düzenledikleri gericilik hareketlerinde başarılı olabilmeleri için, Ferit Paşa’yı veya yakınlarından birini iktidar konumuna getirmeleri de muhtemeldir. Meclis’i elbette dağıtacaklardır. Padişah katında etkili olacak tedbirlerin, oradan alınması… arz olunur.” Efendiler, garip değil midir ki, bugün bu istekte bulunanlar, daha birkaç hafta önce “Meclis resmen açılmış olduğuna göre, bundan sonraki emirlerinizin bize bildirilmesini ve görüşlerinizin her makamın önünde gerektiği gibi savunulacağına güven buyurulmasını”, diyen kimselerdir.

    Birkaç hafta önce, İstanbul Hükûmeti ile birlik olarak, beni Hükûmet işlerine karışmaktan uzak tutmak isteyen kimseler, bugün, İstanbul’da hiçbir şey yapmaya güçleri yetmediğini itiraf ederek, buradan, Hey’et-i Temsiliye’den etkili tedbirler bekliyorlar. Biz bu isteği de yerine getireceğiz. Fakat bu kimselerin istekleri olduğu için değil, bunu vatanın çıkarları emrettiği için…
  • Osmanlı'yı küçümsemek için söylemiyorum ama bu sistem zamanını tamamlamıştır. Vakti geçmiş kurumları, sistemi ve zihniyeti bugüne taşımak 'gericilik'tir.
  • “Üstelik tarihle ilgilenmek gericilik değil, ayrıcalıktır, ama bunu sen bilemezsin tabii!”
  • Kitabın birinci kısmının birinci bölümü, norm ve realite kavramları üzerinden İslam'ın normlarından günümüz iktisadi realitelerine mi yoksa iktisadi realitelerden İslam'ın normalarına mı doğru bir yol izleneceğinin izahatını yapıyor. Bu bağlamda İslam'ın, iktisat da dahil diğer bütün bilimlerde de olduğu gibi bir helal dairesinin olduğunu ve genel olarak ef'âl-i mükellefin kalemlerinin içerisinde çizilen bu dairede, İslami iktisadın zemininin nasıl oluşturulması gerekliliği fıkhi kaideler ile kitapta sunulmuştur. İslam'ın belirlediği bu hudutlar çerçevesinde bir serbest bölgenin var olduğu ve bu serbest bölgenin izin verdiği ölçüde tek ve çoğul olarak İslam iktisat sistemi tartşılmış, kanaate göre çoğul bir İslam iktisat sisteminin varlığı hususunda fikir beyan edilmiştir. Ayrıca kitapta İslam İktisadı mı yoksa "İslami İktisat" mı sorusu, anlam ve kullanım bakımından incelenmiş ve "İslami iktisat" kavramının kullanımı daha doğru bulunmuştur. Bununla birlikte "İslam iktisadı" kavramının da kullanılmasında şimdilik bir mahsur görülmemiştir. Ek olarak İslam iktisadının mikro, makro ve uluslararası düzeyde tatbik edilmesindeki eksikliklere eleştiriler getirilerek bu anlamda henüz sistemin işlerliğinin mümkün olmadığı ve halihazırda başlangıç aşamasında olduğu açıklanmıştır.
    İkinci bölümde İslam iktisadı sisteminin müslüman ülkelerde finans sektöründe tatbik edilmesi tecrübeleri olumlu ve olumsuz yönleriyle anlatılmıştır.
    Üçüncü bölümde ise birinci bölümde uzun uzadıya anlatılmak istenen İslam iktisadının metodolojik olarak ele alınmasının tartışmaları anlatılmış adeta birinci bölümün usul anlamında bir özeti olduğu veciz bir konuşma olmuştur.
    Dördüncü bölümde, İslam iktisadı fikrinin Türkiye'de hangi dönemden itibaren başladığı ve başlarda bir ideal olan bu fikrin yıllar geçtikçe ciddi bir mesele olduğu anlaşılmış olup İslam iktisadı tarihi ve metodolojisinin anlaşılıp bu alanın sistem halini alması gerekliliği güzel bir konuşmayla anlatılmıştır.
    Beşinci bölümde, Katip Çelebi'nin eserine değinilerek 4. Mehmed zamanındaki Osmanlı bütçe açığı sorunun sebeplerine inilip çözüm yollarının bulunmasına ilişkin önerilerin bulunduğu adeta o dönemin ve Katip Çelebi'nin eserinin tanıtımının yapıldığı bir bölüm olmuştur.

    Kitabın ikinci kısmının birinci bölümü yani altıncı bölümde, ilk olarak iktisat biliminin ahlak ile olan ilişkisi incelenirken geçmişte kabul gören iktisadi hayata ahlak açısından bakmak yani iki kavramın birbiriyle ilişkili olduğu ve ontolojik bir bakış açısının varlığından bahsedilmiştir. İkinci olarak ahlaki hayata iktisadi hayat açısından bakmak yani iktisat biliminin ahlaki değerlerle ilişiki içinde olmadığı modern dünyada geçerliliği olan yani epistemolojik bir bakış açısı ile değerlendirilmiştir. Üçüncü bir bakış açısı ise ontolojik bakış açısı ve epistemolojik bakış açısının çarprazlanmasıyla türetilen bir anlayıştan bahsedilmiştir.
    Yedinci bölümde, kalkınmanın genel olarak analitik çerçevede izahı yapılmış olup iktisadi kalkınma ve değerlerin toplum felsefesi, tarih felsefesi ve sosyal psikoloji kavramları yardımıyla açıklanması yapılmıştır. Özetle toplum felsefesi kavramıyla değerlerin kalkınma ile çok yakından ilgisi olduğu ve değerlerin ayarlarıyla olumsuz yönde oynandığında altından kalkılmaz sonuçlar doğurabileceği açıklanmıştır. Tarih felsefi ile anlatılmak istenen ise, değişme ve süreklilik kavramlarının denge üzerinde çok önemli etkilerinin olduğu ve geleneklerin değişmesi durumunda çok dikkatli davranılması gerekliliğidir. Sosyal psikolojide ise, toplumun taleplerinden hareketle rasyonel kararların alınması gerektiğinden bahsedilmiştir. Kalkınma politikaları başlığı altında yukarıda bahsedilenlerin kadim hakikatler olduğu ve batı özentisi gelişmemiş ülkelerin bu hakikatleri büyük oranda tatbik etmeyerek başarısız oldukları konusuna değinilmiştir. Ayrıca değerlere saygı duyarak geliştirilen ekonomik politikaların daha başarılı olacağından örnekler ışığında bahsedilmiştir.

    Kitabın üçüncü kısmının birinci bölümü yani sekizinci bölüm, ismen tanıdığım ve sempati duyduğum fakat şahsi dünyasına derinlemesine vâkıf olmadığım Sabahattin Zaim Hoca'nın vehbi ve kesbi manada özelliklerinin özetlendiği bir bölümdü. Şöyle ki bölümde anlatılmaya çalışılan başlıkların birinin aşırılığında gericilik diğerinin aşırılığında ise ilericilik iddiasında bir bozgunculuk anlamı yatmaktaydı. Zaim Hoca ise, dininimizin sakınmamızı emrettiği ve bölümde genel olarak işlenen ifradi durumlardan, ne tefride ne de belirtildiği gibi aşırılığa kaçmamış, kendi yaşantısında adeta tam bir itidal örneğini resmetmiştir. Dolayısıyla bu bölümde yazar, bulunduğumuz konumlar, öğrendiğimiz ilimler, sorumluluklarımız ve ideallerimizi bir insan modeli üzerinde hayatımıza nasıl aktarabileceğimizi anlatmak istemiştir.
    Onuncu bölümde, yazarın memleketi olan Adıyaman örneği üzerinden çok sıcak bir sosyal değişme süreci anlatılmıştır. Daha sonra bu örneğin araç olarak kullanılması ile değişmenin kamusal, sosyal ve kurumsal yönetiminin önemi ve bu yönetimin olumlu ve olumsuz etkilerinden bahsedilmiştir.
    Kitabın son bölümünde, genellikle ekonomik ve siyasal gelişmeler bakımından benzerlikler gösteren iki ülke; Türkiye ve Malezya, coğrafya, tarih, toplum, siyaset ve ekonomi açısından benzerlik ve farklılıkları yönleriyle karşılaştırılmış, iki ülkenin geçmişte benzer ekonomik durumda olduğu diğer dünya ülkeleriyle de karşılaştırmaları yapılmıştır. Daha sonra Türkiye ve Malezya'nın geçmişten gelen bağları incelenmiş ve bugünkü iki ülke ilişkisinin geleceğe dair tartışması yapılmıştır.
  • Zavallı modernler. Modernliğin artık bir gericilik olduğunu da bilmiyorlar.