• İhtiras her şeyi affettirir; siz ise, bu bencilliğinizle hep kendinizi düşünüyorsunuz.   İvan Aleksandroviç Gonçarov – Oblomov
  • Emma, 'bahtiyarlık, ihtiras, kendinden geçme' gibi sözlerin, kitaplarda okuyup pek güzel bulduğu bu kelimelerin hayatta acaba neyin, hangi halin olduğunu düşünüp duruyordu.
    Gustave Flaubert
    Sayfa 35 - İş Bankası Kültür Yayınları
  • Baskılanan dürtü taşar ve taşan sel, duygu selidir, ihtiras selidir ve bu sel deliliğe dahi dönüşür.
  • Sürü insanın belli başlı dört özelliği şöyle sıralanmıştı:

    1. Kişilik kaybı: kişiye özgü bireysel davranış biçimleri, ihtiras ve tutkuların baskısı altında ortadan kalkar. Onların yerini, içgüdüsel tepkiler alır.

    2. Duyguların egemenliği: akıl ve mantık terk edilir, duygular ve içgüdüler öne geçerler. Nitekim geniş kitlelerin böylesine yaygın bir biçimde etkilenebilir ve yönlendirilebilir olmalarının nedeni de akılları yerine, hislerini kullanmayı tercih etmeleridir.

    3. Zekanın azalması: Toplumun genel zeka seviyesi, onu oluşturan bireylerin zekalarının daha geride bulunur. Toplumun gözünde başarılı olmak ve alkışlanmak isteyen bir kimse, en alt düzeydeki bir zeka tipine göre hareket etmek ve mantıklı düşünceden vazgeçmek zorundadır. Bir olayı, diğer kişilerle paylaşmak, heyecan ve gerilimi arttırır. Bu yüzden toplum her şeye, çok çabuk inanır (ve bunu diğerleri ile paylaşmak ister.) her ne kadar birbirleriyle çelişkili konuşsalar bile bir konuşmacıdan diğerine, onları etkileyen herkese inanmaya yakındırlar.

    4. Kişisel sorumluluğun yok olması: İstek ve ihtiraslarını kontrol etmeyi bırakan ve kendini sürünün yönlendirmesine terk eden bireylerde, kişisel sorumluluk duygusu azalır ve giderek yok olur. Bunun sonucu olarak, hiç de kendine yakışmayan ve tek başına yapmayacağı davranışları, grup içindeyken rahatlıkla sergilemeye başlar.

    • Kişilik kaybı
    • Duyguların egemenliği
    • Zekanın azalması
    • Kişisel sorumluluğun yok olması.

    Bunun böyle olmasının nedeni, çok basittir. Çünkü hiç kimse bizim, eleştiri gücüne sahip olan, araştıran ve soruşturan bireyler olmamızı istemez. Onun içinde, herkes bizi buna ters ve uyumlu bir biçimde eğitmeye çalışır.

    Josef KIRSCHNER
    (Manipulasyon Ama Nasıl?)
  • «kim müslümanların derdini kendine mâl etmezse onlardandeğildir.»

    müslümanlık nerde! bizden geçmiş insanlık bile...
    âlem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nâfile!
    kaç hakîkî müslüman gördümse: hep makberdedir;
    müslümanlık, bilmem amma, gâlibâ göklerdedir!
    istemem, dursun o pâyansız mefâhir bir yana...
    gösterin ecdâda az çok benzeyen bir kan bana!
    isterim sizlerde görmek ırkınızdan yâdigâr,
    çok değil, ancak, necîb evlâda lâyık tek şiâr.
    varsa şâyed, söyleyin, bir parçacık insâfınız:
    böyle kansız mıydı -hâşâ- kahraman eslâfınız?
    böyle düşmüş müydü herkes ayrılık sevdâsına?
    benzeyip şîrâzesiz bir mushafın eczâsına,
    hiç görülmüş müydü olsun kayd-ı vahdet târumâr?
    böyle olmuş muydu millet can evinden rahnedâr?
    böyle açlıktan boğazlar mıydı kardeş kardeşi?
    böyle âdet miydi, bî-pervâ, yemek insan leşi?

    ırzımızdır çiğnenen, evlâdımızdır doğranan!
    hey sıkılmaz ağlamazsan, bâri gülmekten utan!
    «his» denen devletliden olsaydı halkın behresi:
    pâyitaht’ından bugün taşmazdı sarhoş na’rası!
    kurt uzaklardan bakar, dalgın görürmüş merkebi,
    saldırırmış ansızın yaydan boşanmış ok gibi.
    lâkin aşk olsun ki aldırmaz da otlarmış eşek,
    sanki tavşanmış gelen, yâhud kılıksız köstebek!
    kâr sayarmış bir tutam ot fazla olsun yutmayı...
    hasmı, derken, çullanırmış yutmadan son lokmayı! ..

    bir hakîkattir bu, şaşmaz, bildiğin üslûba sok:
    hâlimiz merkeble kurdun aynı, aslâ farkı yok.
    burnumuzdan tuttu düşman, biz boğaz kaydındayız!
    bir bakın: hâlâ mı hâlâ ihtiras ardındayız!
    saygısızlık elverir... bir parça olsun arlanın:
    vakti çoktan geldi, hem geçmektedir arlanmanın!
    davranın haykırmadan nâkùs-i izmihlâliniz...
    öyle bir buhrâna sapmıştır ki, zîrâ, hâliniz:
    zevke dalmak şöyle dursun, vaktiniz yok mâteme!
    davranın zîrâ gülünç olduk bütün bir âleme.
    bekleşirken gökte yüz binlerce ervâh intikam;
    yerde kalmış, na’şa benzer kavm için durmak haram!
    kahraman ecdâdınızdan sizde bir kan yok mudur?
    yoksa: istikbâlinizden korkulur, pek korkulur!

    13 haziran 1329 (26 haziran 1913)
  • İnsanlarda beğendiğimiz iyilik, cömertlik, açıkkalplilik, dürüstlük, anlayış ve hassasiyet gibi özellikler yaşayış sistemimizin bozuk tarafını teşkil etmektedir. Ve beğenmediğimiz sertlik, açgözlülük, ihtiras, bayağılık, bencillik ve kendini beğenmişlik başarıya giden yolun temel taşlarını teşkil etmektedir. Birincisinin hayranı olduğumuz halde, ikincisinin yarattığı neticelere bayılıyoruz.
  • Harese nedir, bilir misin oğlum? Arapça eski bir kelimedir. Bildiğin o hırs, haris, ihtiras, muhteris sözleri buradan türemiştir. Harese şudur evladım: Develere çöl gemileri derler bilirsin,bu mübarek hayvan üç hafta yemeden içmeden, aç susuz çölde yürür de yürür, o kadar dayanıklıdır yani. Ama bunların çölde çok sevdikleri bir diken vardır. Gördükleri yerde o dikenleri koparır çiğnemeye başlarlar. Keskin diken devenin ağzında yaralar açar, o yaralardan kan akmaya başlar. Tuzlu kan dikenle karışınca bu tat devenin daha çok hoşuna gider. Böylece yedikçe kanar, kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz ve engel olunmazsa kan kaybından ölür deve. Bunun adı haresedir. Deminde söyledim hırs, ihtiras, haris gibi kelimeler burdan gelir. Bütün Ortadoğu’nun âdeti budur oğlum, boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.