Merhaba sevgili okurlar umarım hepiniz iyisinizdir:)
Jack London'un okuduğum ilk kitabı olan Demir Ökçe üzerimde gerçekten de çok farklı izlenimler bıraktı. Romanda ki kurgunun bir nevi gerçek olması beni gerçekten de derinden etkiledi. Özellikle ana karakterin konuştuğu kısımlar hem felsefi hem de gayet düşündürücü kısımlardı, bazı yerleri tam anlamıyla anlamak için iki üç defa okumak gerekti (ama düşünceyi tam olarak anlamak için iyi bir şey bu:))
Jack London kapitalizmi, sınıflar arası eşitsizliği o kadar net ve iyi bir şekilde ele almış ki kitabı okuyan çoğu kişinin bundan etkileneceğini düşünüyorum.
Ama şu var ki edebî yönünün öyle mükemmel olduğunu söyleyemem, nasıl desem duygusal olarak değil de mantıksal olarak yaklaşmak gerekir bu kitaba yoksa herhangi bir zevk ve güzellik alınamaz.
Eğer siyaset, toplumsal eşitsizlik, sınıfsal mücadeleler ilginizi çekiyorsa okumanızı kesinlikle tavsiye ederim sevgili okurlar.
Keyifli okumalar dilerimm✿
Toplumun belli kesimlerinin kendini halktan soyutlaması ve dahi günümüzde de var olan toplumlarda ki uçurumların varlığını anlatan çok iyi distopik bir kitap Demir ÖkçeJack London
Demir ÖkçeJack London · Lilith Yayınları · 201819,4bin okunma
Bence yaşadığımız hayatın kurallarıni sorgulamak ve ahlâkî vasfını bilmek için çok kapsayıcı bir eser.Hayatını ve bütün kıymetli şeyleri devrim uğruna harcıyan zafer için her şeyini feda eden gözü devrimden başka bişey görmeyen sosyalistlerin poleteryayı kurtarmak için toplumda işçilere de refah sağlayıp ve bütün insani hakların tanınması için sarfedilen çaba toplumun bütün işlerini üstlenen işçi sınıfın buna rağmen hiç bir vasfı bulunmayan binevi vahşileşen işçi kesimi en ücra ve en akıcı şekliyle açıklayan ve âdeta yaşamadan yaşıyormuş gibi hissettiren muazzam bir kitap ve bir çok kes içinde yaşadığım durumu özetledi bizler de demir ökçe altında ve oligarşinin kölesi miydik?bizlerde poleteryamıydık plütokrasiye karşı....
Kapitalizmin baş sürdüğü bir dönemde son derece zeki ve pratik olan Ernest bu duruma baş kaldırarak sosyalizm akımına öncülük etmektedir.Her daim sömürülen işçi sınıfını savunmuştur
Demir ÖkçeJack London · Lilith Yayınları · 201819,4bin okunma
Kitaba tershane döneminden önce başlamıştım, inanılmaz bir yoğunluğa denk geldiği için 1 ayı geçen bir süre zarfında bitirebildim. Genel anlamda Proletarya`nın ne olduğunu, işçi sınıfını ve doğru veya yanlış verilen savaşların anlatıldığı bir kitap. Amerika`daki sanayileşme ile çocuk işçiler ve insanlık dışı çalışma koşulları ile para kazanan işçilerin çırpınışını, yanlışların göz önüne serildiği, güzel bir olay örgüsü ile okuyucuyu sıkmadan anlatan bir kitap.
Jack London benim okuduğum en iyi yazarlardan bir tanesi. Bana göre inanılmaz bir kalemi var. Hiçbir zaman sıkılmıyorsunuz, aksine keyif alıyorsunuz. Bunu yaparken de sizi düşünmeye yöneltiyor, neden sorusunu defalarca kez kendinize soruyorsunuz.
Ernest Everhaaaaaard
Okumaktan çok keyif aldığım bir kitap oldu.
Demir ÖkçeJack London
Bu kitap film olsa şu parça olurdu:
It's snowing like it's the end of the world - KROBAK
Karşı ütopya şeklinde yazılan eser oligarşi ile sosyalizm arasındaki mücadeleyi anlatır. Oligarşinin çıkarlarını korumak için gerektiğinde ne kadar vahşi olabileceğini anlatan eser aynı zamanda amerıkanın sosyal hayatı hakkında da bizi bir yolculuğa çıkarır
Demir ÖkçeJack London · Lilith Yayınları · 201819,4bin okunma
Jack London / Demir Ökçe
Distopya Edebiyatının ilk örneği olarak kabul edilen bir eser #DemirÖkçe. Emekçi sınıfı ve onların yanında olmak isteyenlerin yaşadıklarını çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. İki karşıt düşüncenin savaşı, başka bir deyişle ezen ve ezilenin mücadelesini okuyoruz. Demir Ökçe, burada ezen sınıfa verilen isimdir.
Sınıf farkını, ekonomiyi, insanların çıkar çatışmalarını ve bencilliklerini çok güzel ifade etmiş. O yıllarda öngörülüp yazılan bu distopyanın aslında gerçekleri yansıttığını görüyor ve o zamanlardan bu zamanlara pek bir şeyin değişmemiş olduğunu fark ediyorsunuz.
Farklı görüşlerde olan iki kişinin tanışması ve zamanla aynı yolda aynı amaçlar uğruna birlikte hareket etmeleri. Hayatını devrime adayan ve bu uğurda savaş veren bir adam Ernest Everhard. 1912-1932 yılları arasında yaşanılanları eşi Avis Everhard tarafından kaleme alınmış. Yıllar sonra bu değerli el yazması bulunuyor ve sonunun getirilemediğini, eşinin infazı ile ilgili gerçekleri yazacak kadar yaşayamadığını anlıyoruz.
Gerçekler öğrenilmesin diye alınan önlemler, çarpıtılan sözler ve pes ettirme çabaları tam bir güç gösterisi oluştururken bunlara karşı mücadele eden ve sesini duyurmak için her fırsatı değerlendiren grubun verdiği mücadele okunulması gereken bir farkındalık içeriyor.
Kitabın çoğu sayfasında yer alan dipnotlar ilk başlarda biraz kafa karışıklığına ve gerçek mi kurgu mu diye şaşkınlığa sebep olsa da, sonradan anlıyorsunuz ki hikayeyi besleyen detayları oluşturuyor. Yazarın hiçbir ayrıntıyı atlamadan gerçeklere dayanabilecek şekilde hikayenin altını desteklemesi olayları gerçekten yaşanmış gibi hissettirmiş.
Fikirlerin sürekli tartışılması, sanki sendikaların toplantısına katılmış ve saatlerce onlarla fikir alışverişi yapmışsınız gibi yorucu bir
Demir ÖkçeJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202519,4bin okunma
“Geleceğin resmini görmek istiyorsan, bir insan yüzüne basmış bir postal getir gözlerinin önüne, sonsuza dek.” – George Orwell
Amerikalı yazar Jack London, 1876’da San Francisco’da doğdu. Gerçek ismi John Griffith Chaney olan yazarın hayat öyküsü oldukça trajik. Anne baba sevgisinden uzak kalan London, 14 yaşında okulu bırakarak maceralarla dolu bir hayata “yelken” açtı.
Teknesiyle açıldığı denizlerde kaçak olarak istiridye topladı, Japonya’da fok avlayan çeşitli gemilerde tayfalık yaptı, altın aramak için Kanada’ya gitti, vahşi doğayla tanıştı, California Üniversitesi’ndeki eğitimini de yarıda bıraktı, çiftçilik ve savaş muhabirliği yaptı ve sosyalizmi savundu. 40 yıllık yaşamına sayısız iş ve anı sıkıştıran London, 1916’da hayata gözlerini yumdu. İntihar ettiği de söylentiler arasındadır.
Kanada’ya gittiği yıllarda anılarını kaleme almaya başlayan London, okumaya tutkun biriydi. Kısa bir süre sonra yazarlığa olan yeteneğinin farkına vardı ve kısa öyküler yazmaya başladı. Kendisini tüm dünyada meşhur eden kitap ise “Vahşetin Çağrısı” oldu. Ardından gelen “Beyaz Diş“te de yine benzer bir tema çerçevesinde yazan London, kurtların doğasını zengin bir edebi üslupla anlattı. Bu eserleriyle satır aralarında insanın doğasını da resmetmeyi başardı.
“Sınıf ve kast sistemi üzerine kurulmuş bütün düzenler, kendi çöküşlerinin tohumlarını da içlerinde taşır.”
“Martin Eden” gibi bir başyapıta (incelemesi için bakınız: #143097882) imza atan London, öldüğünde arkasında daha birçok başarılı roman, öykü ve novella bıraktı. “Demir Ökçe” isimli bu romanında siyasi bir pencereden bakan yazar, bu kez sarsıcı bir distopya armağan etti dünya edebiyatına ve aradan yüz yıldan fazla bir zaman geçmesine rağmen eserin gücünü aynı şekilde koruduğunu söylemek mümkün.
Günümüzde “Kara
Sevgili Jack, ne güzel yazmışsın. Her kitabında karakterinin ayrı bir yönünü öne çıkarıyor, diğer yönlerini susturmayi nasıl başarıyorsun, anlayamıyorum.
Bu kitabın tüm dünyanın etkilendiği, yoğun bedellerin ödendiği bir dönemi anlattığı için elbette öğretici, elbette çok kıymetli.
Haksızlık karşısında ses çıkarmayan insana tavrın, hatta bundan nemalananlara karşı bile bu kadar yoğun öfkelenmiyor oluşun şaşırtıcı.
Bu ihtiyar güneş altında emin ol ki değişen fazla birşey yok. Sizin zamanınızda ki kadar çok olmuyor olması, kimsenin adaletsizliğe uğramadığı ya da insanların hak ettikleri şekilde yaşadıklarını zannetmeni istemem. Evet sektörel olarak Karteller hâlâ var ve bir sonraki öğün ne yiyeceğinin belirsizliğinde yaşayan insanlar hâlâ mevcut. İşçi sınıfı açısından bakınca sanki daha modern köleler olduklarını söylesem eksik söylemiş olmam. Seninde işlediğin gibi iş kazası olduğunda, o Kodaman Avukat'lar hâlâ işçilerin kabahatli olduğu kararının alınmasını evet bu doğru şaşırmamalısın, kanunlar ne yazık ki hâlâ sermaye sahibinden yana.
Diyeceğim o ki, pekte birşey değişmedi. Üzgünüm.
Okuyacaklara notum:
Bu kitap ile Jack London sizin zeka seviyenizi ölçüyor ve bunu yaparken kimsenin ama kimsenin aklına gelmeyecek bir yollla yapıyor.
Eğer ki okur da, hiç birşey anlamazsaniz üzülmeyin bu sizin gerizekalı olduğunuzu değil, okumak için daha fazlasını yapacak cesarete sahip olmadığınızı gösterir.
Çok zevkliydi, çok...
Jack London’un Demir Ökçe kitabını elime aldığımda sadece bir roman okuyacağımı sanıyordum. Ama sayfalar ilerledikçe, Avis Everhard’ın gözünden aktarılan bu hikâyenin düşündüğümden çok daha derin ve sarsıcı olduğunu fark ettim. Burası sadece bir aşk ya da mücadele hikayesi değil; sistemin acımasız yüzüyle yüzleşmek, kendi içimizdeki korkularla hesaplaşmak üzerine kurulu bir yolculuk.
Kitap boyunca, yaşadığımız dünyaya dair birçok soruyla baş başa kaldım. Sessiz kalmanın bedeli nedir? Gerçek cesaret ne zaman ortaya çıkar? Ernest Everhard ve Avis’in hikayesi bana, bazen en güçlü direnişin içten geldiğini, bir kelimeyle, bir inançla başlayabileceğini gösterdi. Okurken kendi hayatımdaki sessizlikleri sorguladım.
Eğer bir kitap sana kendini sorgulatıyorsa, o kitap yaşamaya değer demektir. Demir Ökçe tam da böyle bir eser. Okudukça merak ediyorsun, düşünüyorsun ve en önemlisi harekete geçmek istiyorsun. Bu kitabı okuduktan sonra dünyaya bakışınız biraz daha farklı olabilir; en azından benim öyle oldu.
Demir ÖkçeJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202519,4bin okunma
12 Ocak 1876’da San Francisco’da doğdu. Gerçek adı John Griffith Chaney’dir. Evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya gelen Jack London, soyadını, henüz sekiz aylıkken annesinin evlendiği John London adlı savaş gazisinden aldı. Maddi sıkıntılar nedeniyle küçük yaşta okulu bırakıp gazete satıcılığı, tayfalık, balıkçılık, istiridye korsanlığı, gazetecilik, sahil koruma devriyeliği gibi çeşitli işlerde çalıştı ve Amerikan işçi sınıfını tanıdı. 1894’te serserilik suçlamasıyla otuz gün hapis yattı. Hapisten çıktıktan sonra hayatını değiştirmek arzusuyla liseye kayıt yaptırdı. Lise öğrenimini bir senede tamamlayarak 1896 yılında Kaliforniya Üniversitesi’ne girdi. Bir dönem okuyabildiği üniversiteden maddi zorluklar sebebiyle ayrıldı. 1897’de Klondike bölgesinde altın arayanlara katıldı ama bir yıl sonra yine yoksul ve işsiz olarak geri döndü. Yoğun bir çalışma programı hazırlayarak şansını yazarlıkta denemeye karar verdi. Soneler, baladlar, nükteli fıkralar, anekdotlar, korku ve serüven öyküleri yazmaya başladı. 1909’da yazdığı Martin Eden bu dönemi yansıtması bakımından otobiyografik izler taşır. İlk kitabı Kurt Dölü (1900) büyük ilgiyle karşılandı. Aynı yıl Elisabeth Maddern ile evlendi ve bu evlilikten iki kızı oldu. Ancak bu beraberlik uzun ömürlü olmadı ve 1904’te sona erdi. Charmian Kittredge ile ikinci evliliğin ardından 1916’da Kaliforniaya’daki çiftliğinde hayatını kaybetti. London yazarlık kariyeri boyunca elliye yakın kitap yazdı ve döneminin en çok okunan yazarlarından biri oldu. Yazdıkları, yaşadıkları etrafında şekillenmiş, sosyalizmin de etkisiyle toplumcu bir dünya görüşüne ulaşmıştır. Başlıca eserleri arasında Beyaz Diş, Martin Eden, Uçurum İnsanları, Vahşetin Çağrısı yer alır.