Adı:
Devlet
Baskı tarihi:
2005
Sayfa sayısı:
414
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756593202
Orijinal adı:
Πολιτεία
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cümle Yayıncılık
Platon, felsefenin klasik yapıtlarından biri olan Devlet’te, bugünkü üniversitenin öncülü sayılan Akademia’nın kurucusu ve hocası Sokrates’i konuşturduğu diyaloglarla ideal devletin nasıl olacağını anlatıyor.

Platon’un insanların mutlu olduğu bir bir devlet ütopyasını anlattığı 10 kitaplık devlet, aynı zamanda “mutluluk felsefesi” üzerine yazılmış bir metin olarak da kabul edilir. Günümüzdeki devlet felsefesi konusunda en temel kaynaklardan biri sayılan Devlet, bir dost evinde yapılan felsefe toplantısındaki konuşmalardan, tartışmalardan oluşur.

Platon’un kanaatkâr işçi sınıfının üreterek maddi ihtiyaçlarını karşıladığı, cesur bekçilerin güvenliği ve dışarıya karşı devletin varlığını savunduğu, bilge yöneticilerin yönettiği bu ütopya devletinde her sınıf erdemlidir.

Devlet’te, adalet, iyi-kötü, doğruluk, eğitim ve gücü, eşitlik, güçlülük ve haklılık, yöneticilik, mutluluk, zenginlik, sanat eğitimi, yasaklar, müzik, beden eğitimi, devletin ne olduğu ve değerleri, devlet biçimleri, devlette kadın-erkeğin rolleri ve eşitliği, çocuk eğitimi, filozofun ne olduğu, filozofların bozulması, demokrasi, insan gibi onlarca konudaki insanlık durumunu okuyoruz.
392 syf.
·2 günde·Puan vermedi
İnsanlarin 3 bin yıl evvel tartıştığı,sorguladığı şeyleri biz hala sorgulayamıyor,sorgulamayı akıl edemiyoruz. Sorgulamayı teşvik etmeyi bırak,sorgulamaya engel bir eğitim sistemiyle bunlardan haberdar olmak bile iyi bir sey.
Aynı toprak parçası üstünde yaşadığımız insanlar bir dünyaya yetecek kadar filozof yetistirirken, bizde felsefe yapanlara deli gözüyle bakılıyor ki zaten düşünen adam heykelinin akıl ve ruh hastalıkları hastanesinin önünde bulunması da buna en büyük kanıt.
Neyse, sevgili deli arkadaşlarım bu kitaplari okuyun, okutun bu ülkeyi belki de biz deliler kurtaracağız...
372 syf.
·10 günde·9/10 puan
Asırlardan beri süre gelen “devlet” hakkında yazılan bütün eserlerin yazımlarının aslında birer cevap olduğunun gerçeği su götürmezdir. Aristoteles’ten günümüze kadar yazılan bütün bu eserler aslında “Devlet” isimli bu esere cevaptır.

Platon MÖ 428 - 348 tarihleri arasında yaşamış ileri görüşlü Yunan düşünce adamı, ekstremisttir. Platon Peloponnes Savaşı başlangıcından 4 yıl sonra doğmuştur. Atina’da demokrasi çöktüğünde 23 yaşındaydı. Yenilenen demokrasi MÖ 399 yılında hocası Sokrates’i idam ettiğinde 28 yaşındaydı. Bu olaydan sonra Atina’dan ayrılmış - tahminen 18 yıl süren bir ayrılık – bütün Yunan topraklarını gezmiştir. Döndüğünde ise Platonik akademinin – Akademos – kurucusu olmuştur. Ki kurulan bu akademi daha sonrasında çevresine ve özellikle de Yunan ve Roma dünyasına felsefi kaynaklık etmiştir. Okulun en bilindik öğrencilerinden birisi de Aristoteles’tir. Yaklaşık olarak 300 yıl etkin bir şekilde eğitimin devam ettiği bu okullarda Hristiyanlığı’nda çıkması ve yaygınlaşmasıyla manastırlara devredilmiş; akabinde ise modern çağın üniversiteleri haline gelmiştir. 80 yaşına kadar yaşamıştır.

“Bir adam güzel şeyleri sever ama güzelliğin kendine inanmaz, onu öğretmek isteyenin ardından gitmezse, gerçekten yaşıyor mu dersin bu adam? Yoksa ömrü bir rüya içinde mi geçiyor? Rüyanın ne olduğunu bir düşün... Uyurken ya da uyanıkken bir şeyin benzerini, onun benzerini olarak değil de, kendisiymiş gibi görmek değil midir rüya?
...
Oysa ki, güzelliğin kendi varlığına inanan, hem onu hem de katıldığı şeyleri gören, güzeli güzel şeylerle, güzel şeyleri güzelle karıştırmayan adam rüya içinde mi yaşar, yoksa gerçek içinde mi?” (Alıntı #44263585 )

Hazır üniversite demişken Platon’un şehri Kallipolis ve üniversiteler arasındaki benzerliği de görmemek elde değildir. Her iki yerde de kızlı-erkekli kişiler “genç bir yaşta” “bilgi, cesaret, özgüven, liderlik, sorumluluk ve disiplin” kapasiteleri ile seçilip, beraber eğitim görürler ve –burası önemli – “ailelerinden uzakta…” Ortak yaşam alanları, ortak yemek alanları, aile kavramının ortadan kalktığı bir yerde birlikte ders çalışarak eğitimlerini sürdürürler. Her iki kurumda da bu saydığımız özellikler ortaktır ve en iyi olmak, insan yararına, kamu yararına en iyi olanları seçmektir. Akabinde ise yıllar sürecek zorlu bir ders ve eğitimden geçerler. Eğitim sonucunda ise başarılı olanlar hem Kallipolis’te hem de üniversitelerde yani günümüzde liderlik, kamusal pozisyon almak için hayata atılırlar. Bu da bize Platon’un mirasçısı olduğumuz kanısını güçlendirir. Bir deyime ise Platon olmasaydı üniversiteler olmazdı.

Platon’un Devleti neden yazdığını anlamak için yine 70’li yaşlarında kendi yazımları olan otobiyografi değeri taşıyan mektuplarına bakmak en yeterli kaynaktır. Buradaki mektupları bir dönem Sicilya’da bulunmuş olmasından dolayıdır; 7. Mektup olarak ele alınan “Platon'dan Dion'un akraba ve dostlarına” başlığıyla gönderilmiş mektuptur.

“Gençlikte, ben de birçok genç gibiydim. Kendi kendime davranabileceğim gün gelince, hemen devlet işlerine atılmaya karar vermiştim. Ama o zaman, bu alanda birçok değişme olmuştu; kendimi şu durum karşısında buldum: Birçok kimse, o zamanki yönetime saldırmış, ayaklanma çıkmış ve yeni yönetimin başına elli bir kişi konmuştu. Bunlardan on biri kentte, onu da Peiraieus'da görev almıştı; görevleri agorayla kentin yönetimini ilgilendiren işlerle uğraşmaktı. Öteki otuzuna, tam yetkiyle en yüksek erk verilmişti. Bunlar arasında tanıdıklarım, akrabalarım vardı; uygun bir iş vermek üzere beni hemen çağırdılar. Genç yaşım düşünülecek olursa, hiç de aşırı olmayan birtakım düşlemler kuruyordum: Bunların devleti, eğrilik yolundan doğruluk yoluna getirerek yöneteceklerini sanıyor, ne yapacaklarını merakla bekliyordum. Oysa çok geçmeden, eski düzeni sanki altın çağmış gibi arattıklarını açıkça gördüm. Birçok zorbalıktan başka, o zamanın en doğru adamı olduğunu çekinmeden söyleyebileceğim yaşlı dostum Sokrates'e de saldırdılar. Onu başka kimselerle birlikte, bir yurttaşı yakalamaya göndermek; bu yurttaşı ölümle cezalandırıp, Sokrates'i, istesin istemesin, siyasetlerine karıştırmak istiyorlardı. Sokrates onları dinlemedi; onların büyük suçlarına ortak olmaktansa, bütün tehlikelere göğüs germeyi yeğledi. Ben de, bu türlü şiddet olayları ve buna benzer, bunlar gibi önemli daha başka zorbalıklar karşısında tiksinti duydum; olup biten iğrençliklerden uzaklaştım. Az zaman sonra, Otuzlar düştü; kurmuş oldukları yönetim biçimi de onlarla birlikte ortadan kalktı.

… Bununla birlikte, bu durumu iyileştirmek ve tüm yönetim biçimini değiştirmek için yollar aramaktan geri kalmıyor, eyleme geçebileceğim anı bekliyordum. Ama sonunda, o zamanki bütün devletlerin kötü yönetildiğini anladım; çünkü yönetim, uygun koşullar altında yetkin olarak yeniden düzenlenemezse, yasalarının iyileşmesine hemen hemen olanak yoktur. İşte bunun için, felsefeyi överken, ancak felsefenin yardımıyla devletlerin ve kişilerin yönetiminde doğruluk gösterilebileceğini söylemiş; bundan ötürü de, insan soyunun, başına çöken belalardan ancak tam ve gerçek filozofların yönetimi ele almasıyla ya da devletin başında olanların, Tanrı'nın iyicilliğiyle gerçekten filozof olmaları durumunda kurtulabileceğini belirtmiştim.” Kaynak: Platon – Mektuplar - Çağdaş Matbaacılık Yayıncılık Ltd. Şti. – Aralık 1999 – Sayfa 14/15/16 (Yedinci Mektubun tamamını buradan okuyabilirsiniz #43408960 )

Devlet bir ütopyadır. Bunu söyleyen Platon değildir. 15. Yüzyılda Sir Thomas More tarafından söylenmiştir. Muhakkak ki Devlet bir ütopyadır ve siyasetin çok iyi bir vizyonunu sunar. Kitabın rehber ilkesi karşılılıktır. Devlet ve insan ruhu arasındaki karşılaştırmadır. Modern ve totaliter bir devletin modeli anlatılmaktadır. Şiirde ve teolojide ciddi bir sansürün yapılması, özel yaşam alanı ve ailenin kişilerin hakları olmamasını öngören bir yapıdadır.

“Kamusal eğitim hakkında iyi bir fikir edinmek istiyorsanız Platon'un Devletini okuyun. O, kitapları başlıklarıyla yargılayanlar gibi siyasi bir deneme değildir, eğitim üzerine şimdiye kadar yazılmış en iyi, en güzel eserdir.” Jean-Jacques Rousseau

Devlet on tane kitaptan oluşmaktadır. Birinci kitap bir önsöz, hazırlık, hazırlama mahiyetindedir. İkinci kitap ile altıncı kitap ise kurumun/devletin yani siyaset felsefesinin en yoğun olduğu bölümlerdir. Yedinci ile onuncu kitap ise devlet insan, devlet insan ruhu ve insan metafiziği olarak devam etmektedir.

Birinci kitapta adalet ve doğruluğun tanımı değil de yararlarının konu edildiği diyalog adaletin faydasıyla çözeme ulaşmayı hedefler. Ancak ikinci kitapta bulunan bir hikâye ise mutlak bir gücün hâkiminin neden adaletli ya da adaletsiz olunmasını çürütmektedir. Gyges ( #44068640 ) adındaki bu çobanın hikâyesi bize “güçsüzün” doğruluk arayışı olduğunu hatırlatmaktadır. Çünkü güçlüye adalet gerekmez, o kendi adaletini kendisi yaratabilir. Bu kısım Adeimantos’un sahneye giriş yeridir ve kitabın değiştiği, ismine uygun olarak şekillenmeye başladığı alandır. Sokrates burada bir düşünce fırtınası yaratmayı teklif eder ve bu düşünce paylaşımının ise bir devlet yaratma düşüncesi olduğunu kabul ettirir. Buradan sonraki kısımlar ise kendisi gibi aristokratlara yani diyalogda bulunan Glaukon ve Adeimantos’a göre ilerleyişini sürdürür. Şehir ve ruh metaforunu, her şey kendine benzer ya da benzerini arar düşüncesiyle doğruluğu her ikisine de uygular. Şehir ve ruh hipotezi o şehirlerde yaşayan kişilerinde benzer olduğunu, bu benzerliklerin Timokrasi, Oligarşi, Demokrasi ya da zorbalıkla yönetilen şehirler arasındaki benzerlikleri açığa çıkarır. Her rejim kendinden sonra gelen rejime referans ve rehber olur.

“Bir şehrin duvarları tuğladan değil insandan yapıldı mı, surları olmasa da olur.” (Alıntı #35585733 )

İdeal insanı keşfe çıktığımız yedinci kitabımızda yapılan bir mağara benzetmesi kişilerin konfor alanından uzaklaşmasından korkmasını, zincirlerini kırıp yeniliklere ulaşamamasını içermektedir. Belki de kitapta bulunan en can alıcı insan psikolojisinin dibine inilen yerdir bu kısım.

Adil bir devlet kurulumda ilk önce yapılacak şeyin şairlerden, mit yaratıcılardan, hikâyecilerden başlanılmasını gerektiğini öne sürer ve bu ütopyada sansürü ileri derecede meşrulaştırır. Çünkü çocuğa küçük yaşta neyi hikâyelerseniz büyüdüğünde de o yönde bir yaşam tarzı benimsemesine olanak tanırsınız. Özellikle üçüncü kitapta Sokrates’i Homeros’un üzerine yürütüp, mitoloji yaratıcısı bu adamı yerdiğini gördüysek de onuncu kitapta bunun daha fazlasını görmekteyiz. Platon’un Homeros kitabından çekinmesinin sebebi günümüz anlayışı ile bakmak yerine; o devirde Homeros kitaplarının dini kitap olduğunu varsaydığımızda ortaya çıkar. Günümüz şiir, destan diye nitelendirdiğimiz bu kitaplar; o devrin yegâne din kitaplarıydı. En küçük bir sorunda o kitaplar açılır, onlardan bakılıp ona göre hareket edilirdi. İnsanlar o kitaplara göre yetişir; özel hayatlarından ziyade siyasal hayatlarını da buna göre düzenlerler ve Homerik kahramanların onları takip edenlere kötü örnek olmaktadır. Hatta Homeros’un iyi, hoş birisi olduğunu da söyler; ancak insanlık adına, devlet adına bir şey yapmadığını da açıkça belirtir. Ne bir Sparta Kralı ve Kanun Koyucusu olan Lykurgos olduğunu ne de Yunan Devlet Adamı Solon olduğunu söyler.

“...şehirlerin de insanlar gibi kaderleri olduğuna... inanılırdı.” (Alıntı #40987575 )

Platon kitabından bedenin çürümesine değinmiş ve ruhun ölümsüz olduğunu vurgulamıştır. Ruhun ölümsüz olduğunu savunan belki de ilk Yunan filozofu olduğunu söylesek hata etmemiş oluruz. Ayrıca kitabın sonunda verilen “Er’in” hikâyesi ise bir cennet / cehennemvari bir yerin varlığından bahsetmektedir. Genellikle tek bir tanrıdan ve bazen de tanrılardan bahsetmesi ise tek tanrının varlığına inandığını göstermektedir. Bu tek tanrı söylemi de ölümsüz ruh söylemi gibi bulunduğu coğrafyada ilk bir söylemdir.

“Özü gereği, bir şeye bağlantısı olan her şey, tek başına ve kendi içinde ele alınınca, yalnız kendisine bağlı kalır. Buna karşılık belli şeylerle ilgileri bakımından ele alınırsa, kendisi de belli bir şey olur!” (Alıntı #44199101 )

Diyalog karakterleri;
Sokrates; ana karakter. Diyalogda bulunan diğer karakterlerin doğrularını tartışma, konuşma vasıtasıyla çürütme yoluna giden, bu yolda ikna edebilen, erdemin, bilginin ve insan ruhunun en ince ayrıntılarını çok iyi gözlemleyen karakterdir.

Glaukon; Platon’un kardeşi, aristokrat. Diyalogda düşünceyi edilgen etmeye yarayan iki karakterden biridir. Genellikle içerikte “Evet,” “Hayır,” “Doğrudur…” gibi kelimeler ile karşımıza çıkar. Ancak Kallipolisi yönetebilecek karakterlerden birisi olarak gözükmektedirler.

Adeimantos; Platon’un kardeşi, aristokrat, zevk düşkünü, hedonist. Diyalogda düşünceyi edilgen etmeye yarayan iki karakterden biridir. Genellikle içerikte “Evet,” “Hayır,” “Doğrudur…” gibi kelimeler ile karşımıza çıkar. Ancak Kallipolisi yönetebilecek karakterlerden birisi olarak gözükmektedirler. Glaukon ile arasında fark ise Adeimantos daha cesurdur. Adaletin ise güçsüzlerin dostu olduğunu savunur.

Kephalos; gelenekçi, düz kafalı. Diyalogda aileyi temsil eder. Hatta ailenin başıdır. Ailenin başı olması sebebiyle en yaşlısıdır. Aralarındaki konuşmalar yaşlılığın nasıl olduğu ve cinsel ihtiyaçlara dem vurur. Kitap içerisinde yaşlanan Sophokles ile alakalı; "Bir gün şair Sophokles’leydim. Biri geldi sordu ona: Aşkla aran nasıl? Hâlâ kadınlarla düşüp kalkıyor musun? aşk sorulur. Sophokles: “Bırak canım sen de, dedi; bu işten kurtulduğuma bilsen ne kadar seviniyorum. Deli ve belalı bir efendinin elinden kurtulmuş gibiyim”. Sophokles’in bu sözünü beğenmiştim o zaman. Yine de beğeniyorum. Gerçekten, ihtiyarlık bu bakımdan kurtuluş sayılır. İstekler, hırslar gevşeyince insan rahatlar, Sophokles’in dediği gibi zırdeli bir zorbanın elinden yakasını sıyırmış olur. Yaşlıların yakınlarından çektiklerine gelince Sokrates, bunların da sebebi ihtiyarlık değil, insanların kendi huyudur. Ölçülü, uysal olana ihtiyarlık dert olmaz. Öyle olmayana ise, gençlik de bela olur, ihtiyarlık da.” (Sayfa 3) Helenistik dönem yaşam tarzı cinsellik ve para kazanma olarak yaşam tarzıydı. Yaşlanınca ise dine kendini adar ve bu yaşam tarzından kurtulurdu. Platon’a göre bu yaşam tarzı düşündeki devlete uymuyordu ve bu sebeple sadece birinci kitaptan sonra Kephalos’a diyalogda yer verilmemiş, böylece gelenek kovulmuştur. Bu hususta en iyi söylemi Jean-Jacques Rousseau yapmıştır; “Siyasette de ahlakta olduğu gibi, iyilik etmemek kötülük etmektir. Yararlı olmayan her yurttaş zararlı bir insan sayılır.” (Alıntı Bilimler ve Sanatlar Üstüne Söylev - #40723436 )

Polemarkhos; mirasçı, vatansever, soylu ya da centilmen. Adalet olarak herkese hakkının verilmesi taraftarıdır. Dostlara iyilik, düşmana ise kötülük yapmayı amaçlar. Dost ve düşman arasındaki ayrım, adil ile adaletsizlik arasındaki ayrım ve iyi ile kötü konularına en iyi sorular bu karakterden sorulur. Sokrates ise gereken cevapları verir ve karakterin düşüncelerini çürütür.

Thrasymakhos; Sokrates’in karşıtı, zıt görüşü, rakibi, realizm taraftarı. Kendisi eğitmendir ve öğrencileriyle beraber girerler diyaloğa. Diyalogda bulunan en dişli karakterdir. Adaleti bildiğini ve bunu diğer kişilere öğrettiğini savunur. En belirgin cümlesi ise; “Doğruluk/adalet, güçlünün işine gelendir.” (Sayfa 17) Kanunları bu güçlü kişiler koyar ve kanunlar tamamen bu kişilerin elindedir. Kanunlar ise bu güçlü kişilere hizmet eder savını ortaya atar. Konunun özeti olacak alıntı ise;

“Derler ki, tabiatta haksızlık etmek iyi, haksızlığa uğramak kötü bir şeydir. Haksızlığa uğrayanlar ise haksızlık edenlerden çok daha fazladır. İnsanlar, birbirlerine haksızlık ede ede haksızlığa uğraya uğraya, birinin tadını, ötekinin acısını duymuşlar. Haksızlığa uğramaktan sakınamayacaklarını, haksızlık etmeyi de her zaman beceremeyeceklerini anlayınca, bir anlaşmaya varmayı düşünmüşler, kanun koymuşlar, kimse haksızlık etmeyecek, haksızlığa uğramayacak diye. Kanunun buyurduğuna, kanuna uygun olana da doğru demişler. İşte doğruluğun kaynağı, özü budur. Doğruluk, en iyi şeyle en kötü şeyin ortasında, yani haksızlık edip ceza görmemekle, haksızlığa uğrayıp öç alamamanın arasındadır. Bu iki şeyin arasında olan doğruluk iyi bir şeydir diye sevilmez: Ona değer verdiren, insanın hep haksızlık etmeye gücünün yetmemesidir. Gücü yetseydi, haksızlık etmeyi, haksızlığa uğramayı ortadan kaldırmak için kimseyle anlaşmaya kalkmazdı. Böyle yapması delilik olurdu.” (Alıntı #44068068 )

Sözün özü; okuduğumuz bu kitabın görünen kısmı bir diyalogdur. Ancak içerisine girildiğinde edebiyat, felsefe, metafizik, siyaset felsefesi gibi sayısız bir içeriğe ulaşmaktayız. İstenilen açıdan bakılmadığında 50 kere okusak dahi anlamayacağımız bir içeriktir. Her okumada yeni bir şeylerin keşfine açıktır. Diyalog tarzı olduğu için yüksek sesle okunması tavsiye edilir. Okunması gereken naçizane eserlerin en başında olanı dersek hata etmemiş oluruz.

Sevgi ile kalın…
392 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
İncelemeyi okumaya üşenenler için: https://youtu.be/-P9fMc5vPBk

Bir kitap düşünün,bundan neredeyse 2500 yıl önce yazılmış.
Yazılmış yazılmasına okunuyor da... Peki 2500 yıldır defalarca ama defalarca okunan bu kitabı kaç kişi gerçekten okudu ya da kaç kişi gerçekten de uygulamaya çalıştı?

Platon'un okuduğum 2. kitabıydı bu ama yine Felsefe olmasına rağmen hiç zorlanmadım. HERKESE DE TAVSİYE EDERİM.

Dili ağır değil, Sokrates ve birkaç kişi daha bir evde toplanıyorlar,ardından da diyorlar ki "Hadi ideal bir Devlet nasıl olur konuşalım."
Sonra konuşmaya başlıyorlar.
Adalet nedir, nasıl olmalıdır?
Devlet nasıl ayakta kalır?
İyi ve kötü nedir, zararları ve karları nelerdir?

Bu gibi soruları karşılıklı birbirlerine sorup cevaplar aramaya başlıyorlar.
Tabii bu günlerde ülkemiz büyük sıkıntılar çekmekte bence...
Bunun bir nedeni de okumamak!
Okuyun arkadaşlar, hepimiz kitap okuyalım. Kitap okudukça gelişecek bu ülke :)
Okumamaktan geliyor zaten her şey başımıza :( Okuyan insan erdemi de iyiyi de kötüyü de sevgiyi de nefreti de öğrenebilir ve öğrendikten sonra da etrafını aydınlatmaya başlar.

Twitter'da da paylaştım zaten "ülkeyi yönetenlere kitap tavsiyesi..." diye :D

Kitap kendi içerisinde 10 kitap olarak ayrılmış. Her bir kitapta farklı bir konu tartışılıyor ve siz resmen bilgi bombardımanına tutuluyorsunuz.
O yüzden kaleminizi kağıdınızı yanınızdan eksik tutmayın :D

Tekrar söylemem gerekirse bu kitabı HERKES OKUMALIDIR!
Felsefe diye korkmayınız efendim, dili gayet sade ve anlaşılır :)

Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim :)
372 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10 puan
Çeviri kitap okumanın en büyük handikaplarından birisi anlatılmak istenen fikrin ya da konunun anlaşılması için kullanılan kelimelerin bunu en iyi şekilde ifade edebilmesidir. Konu Felsefe gibi daha soyut düşünmeyi gerektiren bir düşünce alıştırması ise ve elimizdeki metin 2500 yıllık bir metinse, okuduğumuzu doğru anlayabilmek oldukça önem kazanıyor. Bu nedenle özellikle felsefi metinlerde iyi çevirileri tercih etmek gerekiyor. Ben Devlet Kitabını – İş Bankası yayınlarından okudum.

Platon’un Devlet kitabı Orta ve Geç Dönem eserlerinden birisidir, yani düşüncelerinin artık şekillendiği, olgunlaştığı ve son halini aldığı bir akıl ile kaleme alınmıştır. Pek çok din felsefesi kitaplarına da kaynak oluşturmuş ve özellikle Platon’un İdea lar kuramı anlamı dışına da çıkarılarak farklı yorumlarla kullanılmıştır.

Felsefe’nin düşüncenin bir akışı, bazen ve çoğunlukla da tez ve antitez kavramları ile ilerlediğini düşünürsek, bu tarz temel metinlerin kendisinden sonra gelen bilginleri ve felsefi düşünceleri etkilememesi olanaksız. Descartes’in kavranan dünya, görünen dünya kavramları ve pek çok dinde ölüm sonrası dünya ile içinde yaşadığımız dünya kavramlarının da yorumlanmasında Platon’un Devlet kitabında detaylı olarak anlattığı Mağara Alegorisi’nin etkisi olmuştur.

Kitabın içeriğindeki düşüncelerin ne kadarlık kısmının Platon’un kendi düşünceleri olduğundan emin değiliz. Platon’un bütün eserlerinde bir Tanrı gibi konuşturduğu ve genellikle insanları, bildiklerini zannettikleri hatta bildiklerinden emin oldukları şeyler konusunda şüpheye düşüren Sokrates’in fikirsel Devlet kitabının içeriğini yaratmış olması çok daha olasıdır.

Sokrates’in doğduğu yıllar Atina’nın, Sparta’nın ve tüm Yunan coğrafyasının başarılı savaşlardan çıkarak zenginleştiği, bütün dünya’nın Atina’ya gittiği ve Atina’nın da bütün dünyaya açıldığı zamanlardır. Bu uzak coğrafi ve kültürel temaslar Yunan dünyasındaki eski inanışların sorgulanmasını gerektirmiş böylece Sokrates’ten önce başlamış ve ülkemiz sınırlarında yer alan Miletli filozofların fiziksel dünyayı sorgulayan ve o dönemde oldukça güçlü olan Sofistler önem kazanmıştır.

Kitapta daha önce hiç düşünmemiş olabileceğiniz pek çok özgün fikire ve zihin alıştırmasına rastlayabilirsiniz. Devlet çeşitlerinin insan çeşitleri karşılaştırılması ve birbirlerine uyumları gibi. Kendisinden sonra gelen bütün siyaset tarihini ve felsefesini etkilemiş olan bu kitapta özellikle bugün yaşadığımız dünyadaki devlet tipleri, yönetim şekilleri, yöneten insan psikolojileri gibi çıkarımlar gerçekten çok etkileyici ve ilericidir. Bu kadar eski bir metinin bugünleri birebir anlatması ise, insan olgusunun, hırslarının ve yaşamının üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin değişmediğidir.

Platon’un tüm eserlerinde olduğu gibi akıcı bir diyalog şeklinde ilerleyen eser, aslında göründüğü kadar anlaşılır değil. Genellikle bir sahne kuran Platon sonrasında o sahnede varolan tüm isimleri sıralayarak bir nevi edebi metin yaratıyor ancak sonrasında kimin ne dediği, tam olarak ne anlatmak istediği zorlaşıyor. Bu nedenle daha önce okuduğum bu eseri bu defa daha detaylı okumaya çalıştım. Sizlere de tavsiyem felsefe dünyasında temel eser niteliğinde sayılabilecek Devlet kitabını daha fazla zaman ayırarak ve üzerinde bolca düşünerek okumak. Sanıyorum hayatımda bu kadar dolu diyebileceğim çok çok az kitaptan birisidir Platon’un ölümsüz Devlet kitabı.. Herkese iyi okumalar.
392 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Siyaset felsefesinin en önemli eserlerinden biri.Felsefeye ilgisi olanlar kesinlikle okumalı.Hatta bir kere değil bir kaç defa okunması hem keyif hem de bir ayrıcalık olur. Sorgulamalı ve düşünmeliyiz.Eğitim sistemimiz buna engel olsa da bunu kendi imkanlarımızla başarmalıyız.
372 syf.
·6 günde·10/10 puan
Bu yaz için okuma planlarım arasında ‘en mükemmel devlet’ üzerine bir üçleme yapmak vardı;
Thomas More- Ütopya
Farabî- İdeal Devlet
Platon- Devlet

Yaz döneminde diğer ikisini okudum; geriye Platon’un Devlet’i kalmıştı.
Üçünü de okuyup aynı yere farklı pencerelerden, hem de bambaşka yüzyıllarda hatta binyıllarda bakmış; bambaşka kökenlerden gelen bu üç düşünürü karşılaştırmak istiyordum.
Kısa kısa bahsedeyim;

16.yüzyılda Thomas More ‘un Latince kaleme almış olduğu Ütopya ‘da bahsedilen devlet, her açıdan kusursuz bir yönetim, kusursuz bir sosyolojik yapı, kusursuz bir ekonomiye sahip. Ama korkarım adı üstünde; ütopik. Çünkü bence öyle kusursuz ki, insan doğasına fazlasıyla aykırı. İnsan ruhunun gelgitleri, duyguların karar verme mekanizmasında oynadığı rol yok sayılmış.

10.yüzyılda yaşadığı düşünülen bir islam filozofu olan Farabi (etnik köken: Fars? Türk?), aynı zamanda gökbilimci, mantıkçı ve müzisyenmiş. Zaten İdeal Devlet ‘inde beyin yakan argümanlarla, gökbilim konusundaki bilgisini konuşturuyor, ideal devlet yönetimine, yaratılış felsefesiyle ulaşmaya çalışıyor, öylesine soyut ve alegorik nükteler mevcut ki ideal yönetime deyim yerindeyse kulağını burdan değil diğer taraftan tutarak varması, belki de haklı olabileceği izlenimini veriyor insana. İnsan doğasına bu kadar aşina olan ve insanın hamurunun yapım aşamasına, içerisinde neler barındırdığına bu saydıklarım arasında en çok hâkim olan filozof, Farabî bence.

Gelelim Platon’un Devlet’ine. Antik Yunan filozofu Platon (Eflatun), kaynaklarda mö 5. Yüzyılda yaşamış olduğu söylenen, hocası Sokrates’ten büyük oranda etkilenerek felsefe tarihinde yer edinmiş bir isim. Sokrates düşünceleri nedeniyle zehir içirilerek ölüme mahkum edilmiş, fakat düşünceleri müritleri tarafından binyıllarca devam ettirilmiş(bana V for Vendetta ’daki bir repliği hatırlattı: ‘Fikirlere kurşun işlemez bayım’ bkz: fikir uçuşması:)) Günümüzden 2500 yıl önce diyalektik argümanlarla kaleme aldığı ‘Devlet’ bir çok eserinden yalnızca biri. Devlet, Sokrates ve öğrencilerinden bir grubun en mükemmel devlet yönetimi üzerine konuşmalarını içeren, daha çok Sokrates’in fikir yürüttüğü, öğrencilerinin ise onun fikirlerini çürütmeye çalıştığı diyaloglardan oluşuyor.
Platon, günümüzdekilerden hiç de farklı olmayan dönemin yönetim biçimlerinin tümünden rahatsız. Ona göre oligarşi, aristokrasi, demokrasi ve hatta zorbalık aynı kefede. Hepsi berbat yönetim biçimleri. Hepsi birbirine bağlı. Devlet’i kocaman bir insana benzetiyor, insanın organları gibi onun nazarında bir devletin katmanları.
İnsanları altın, tunç ve demir olarak üçe ayırıyor. Yaratılıştan kaliteli, erdemli, dürüst, o mutlak ‘iyi’ye ulaşmak için elinden geleni yapan sınıf, altın sınıfı; özellikle filozofların yönetimde olması gerektiği kanısında. Yönetenin değil, yönetilenin kârlı olduğu bir devlet yapısı, herkesin en iyi yapabildiği işi yaptığı bir devlet.
Ne faşist, ne anarşist olsa da hem faşist, hem anarşist öğelerin içinde bulunduğu, sağlıklı bir insan bedeninde tüm organların uyum içinde olduğu gibi, tıkır tıkır çalışan bir devlet.
İnsan doğasını da hesaba katmış olan Platon, hayal ettiği devletinde, halkın taşkın hareketlerini engellemek adına beni üzen bir yöntem öneriyor; sanatı kısıtlamak.
“Resim ve her tür sanat doğrudan uzak kalır, bilgeliğe karşı koyan yanımızla düşer kalkar, sağlam ve gerçek hiçbir şeyin ardına düşmez.” diyor. Sanatın mükemmel işleyen bir devlet sisteminde yeri olup olmadığı konusunda açıkçası hâla bir karara varamadım. Haklı olabilir.

Bu üç düşünürün devletlerinde ortak olan yan nedir diye soracak olursanız; yönetenin özellikleri derim. Çünkü bu düşünürler; bu konuda hemfikir:

Bir yönetici anlayışlı, belleği güçlü, akıllı ve ince düşünceli, öğrenmeye açık ve en önemlisi adaletli olmalı, eğlenceden uzak durmayı bilmeli.

Sonuç olarak bana en uygulanabilir gelen devlet sistemi; hem insan doğasına, hem sosyolojik yapıya göz kırpan Platon’un Devlet’i oldu. Tam anlamıyla gerçekleştirmek mümkün olmasa da en azından o devlete doğru yol almak mümkün.

Çok uzun yazmışım, sonuna kadar okuyabilenleri cân-ı gönülden tebrik ediyorum:)

İyi okumalar dilerim.
372 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10 puan
Düşünsene! 2400 yıl önce, birileri oturup sanki bizim adımıza akıl yürütmüş ve kendi yollarıyla doğruya ulaşmaya çalışmışlar. Bunu yaparken hem içerik hem de yöntem olarak ‘felsefe’yi kullanmışlar. Diyalogları okurken neden diyalog yöntemini kullandıklarını dahi anlıyorsun bu kitapta. İşte bu kitap felsefenin temellerinden biridir.

Bunlar öyle kitapta yazmaz ama;
Sokrates öldükten sonra Platon yirmili yaşlarındadır, o bunalımla gider ve dünyayı gezmeye başlar. Arayıştadır ve diğer ülkeleri, kentleri görür. Yani ‘öteki’ni görmeye başlar. Mısır’dır Yunan için bazen ütopya yani Devlet’te anlatılanlar ve onları örnek alır. Bazen gezdiği yerlerden ibret alır. Bu eser de o ütopyaya ulaşma arzusunun eseridir. Ama sonra o ütopyanın coğrafyasını ele geçirince, yani Mısır’ı da kendileri için ‘öteki’ olmaktan çıkarıp, işgal edince, artık ortaçağa kadar ütopyası kalmaz Batı’nın.

Bu eseri şu an yaşayan herkes okumalı diye düşünüyorum. Örnek olsun diye değil, düşünebilmeleri için bir yöntem olsun diye. Yazılanların bazılarının bugün gerçek olması, “yazıldıkları için mi bizim gerçeğimiz olmuşlar?” sorusunu da sorduruyor insana. Bu kitap hakkında söylenecek çok şey var ancak bu kadarı yeterlidir. Dilerim bugün yaşadıkları hayatın kökenlerini öğrenmek isteyen herkes okur.
372 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10 puan
Her filozofu, filozof yapan kendi döneminde yaşadığı sıradışı olaylar zinciri ve onun zamana meydan okuyan fikri oluşumlardır..
Nitekim Platonun fikirleri de  kendi döneminde  Atina demokrasisinin kriz içine girdiği bir ortamda gelişmiş ve 2500 yıllık eser zamanda yolculuğuna özünü koruyarak devam etmekte...

Platon henüz 20 li yaşlarında: Atina nın, Sparta karşısında kaybettiği savaşa, akabinde de kentin yönetimini ele geçirmek için demokratik ve oligarşik gruplar arasında bazı kötü siyasal iç çatışmalara da şahit olur..
Atina Meclisinin savaştan sonra dönüşüm içine girdiği ve katı tiranlığa dönüştüğüne şahit olduğu o dönemin vehametini ise Platon:
“Atina savaşı kaybettikten sonra Sparta ordusunun desteklediği Otuzlar Tiranlığı iktidara geldi. Otuzlar tiranlığı, demokrat düşmanlarına karşı acımasız davrandı, öyle ki, yönetimde bulundukları sekiz ay içinde bin beşyüz yurttaşı öldürdüler” der.....
Atina’daki bu olaylar hatta bu olaylar içinde sözde yargı ile  bertaraf edilen Sokrates'in durumu Platon’u derinden etkiler...
Devlet kitabını ise bu olayların etkisinde yazar...
Kitabın dili ağır değil...
İçerik olarak 10 kitap şeklinde farklı konuları içermekte,
İçerikte o dönemin siyasi yönetim kaosunun gölgesinde Platon ve kendisinin de etkilendiği Sokrates ve dönemin birkaç fikir insanın bir evde toplanarak sohbet havasında yaptıkları beyin fırtınasıdır...
Konuşma diyaloglarında :
İdeal bir Devlet nasıl olur?
Adalet nedir, nasıl olmalıdır?
Devlet nasıl ayakta kalır?
İyi ve kötü nedir, zararları ve karları nelerdir?
Sorular-Cevaplar...
Tezler-Antitezler...
İşte o dönemin fikri devlerinin bir evde toplanıp kendi aralarında yaptıkları fikri müsabakasını okuyan herkes bilgi bombardımanına maruz kalmakta...
256 syf.
Platon’a göre devleti filozoflar yönetmelidir.İnsan bedeninin de üç kısımdan oluştuğunu bunların kafa,göğüs ve karnın altı olduğunu söyler.Akıl kafaya,irade göğüse,haz ve arzular ise karnın altına aittir.insanın ölçülü olabilmesi için gerekenler :”Akıl bilgelik peşinde koşmalı,irade cesaret göstermeli ve arzular da gemlenmelidir “der.Bu üç kısımın uyumuyla düzgün bir insanın ortaya çıkabileceğinden bahseder.Devleti de insan tipi gibi kurgulamıştır.kafa;akıl,bilgelik,yöneticiliği ,göğüs;irade,cesaret,muhafızları,karın altını ise ;arzu,ölçülülük ve ticaret sınıfıyla ilişkilendirmiştir.Sofie’nin dünyasından esinlenerek okuduğum kitap.Başka bir kitap tavsiyesi de verdiğime göre size
Keyifli okumalar..:)
Sevgiyle kalın..
392 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Platonun 2400 sene önce yazdığı devlet adlı kitabındaki görüşleri hala geçerliliğini koruyor. Filozof demokrasi bir eğitim işidir diyor ve ekliyor. Eğitimsiz kişilerle demokrasiye geçilirse oligarşi meydana gelir. Devam edilirse demagoglar türer. Ve demagoglardanda çıkar diyor.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Devlet
Baskı tarihi:
2005
Sayfa sayısı:
414
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756593202
Orijinal adı:
Πολιτεία
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Cümle Yayıncılık
Platon, felsefenin klasik yapıtlarından biri olan Devlet’te, bugünkü üniversitenin öncülü sayılan Akademia’nın kurucusu ve hocası Sokrates’i konuşturduğu diyaloglarla ideal devletin nasıl olacağını anlatıyor.

Platon’un insanların mutlu olduğu bir bir devlet ütopyasını anlattığı 10 kitaplık devlet, aynı zamanda “mutluluk felsefesi” üzerine yazılmış bir metin olarak da kabul edilir. Günümüzdeki devlet felsefesi konusunda en temel kaynaklardan biri sayılan Devlet, bir dost evinde yapılan felsefe toplantısındaki konuşmalardan, tartışmalardan oluşur.

Platon’un kanaatkâr işçi sınıfının üreterek maddi ihtiyaçlarını karşıladığı, cesur bekçilerin güvenliği ve dışarıya karşı devletin varlığını savunduğu, bilge yöneticilerin yönettiği bu ütopya devletinde her sınıf erdemlidir.

Devlet’te, adalet, iyi-kötü, doğruluk, eğitim ve gücü, eşitlik, güçlülük ve haklılık, yöneticilik, mutluluk, zenginlik, sanat eğitimi, yasaklar, müzik, beden eğitimi, devletin ne olduğu ve değerleri, devlet biçimleri, devlette kadın-erkeğin rolleri ve eşitliği, çocuk eğitimi, filozofun ne olduğu, filozofların bozulması, demokrasi, insan gibi onlarca konudaki insanlık durumunu okuyoruz.

Kitabı okuyanlar 12,3bin okur

  • yılmaz ergişi

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları