Roman, ebeveyn ve çocuklar arasındaki ilişkileri, çatışmaları gayet başarılı bir şekilde bize aktaran değerli bir Fransız klasiğidir. Bu kitabı okurken bir babanın kızları için elinden gelen her şeyi yaptığına tanık olacaksınız. Kitabın en belirgin teması benim için ‘babalık duygusu’ oldu. Goriot adeta taparcasına bir sevgiyle kızlarına bağlıdır. Ama bu sevgi onu diğer insanlara, olaylara karşı ilgisiz bir insan haline getirir. Goriot baba için insanların ölmesi, yaşamaması, fakir zengin olmaları hiç önemli değildir onun için tek önemli olan çocuklarıdır.
Mesleği eriştecilik olan ve binbir zorlukla edindiği servetini iki kızı için düşünmeden harcayan Goriot, kızlarını burjuva sınıfından erkeklerle evlendirdikten sonra emeklilik döneminde mütevazi bir pansiyona yerleşmiştir. Fakat emeklilik döneminde de elinde kalan maaşını ve mal varlığını kızlarının önüne seren Goriot, kızlarından hak ettiği sevgi ve saygıyı göremez. Oysa tek istediği kızlarından duyacağı bir güzel söz, bir tatlı davranıştır. Aksine kızları onu sadece işleri düştüğünde aramış, onu çıkarları ve pis hevesleri için kullanmıştır. Bütün bunlara rağmen Goriot babanın hala kızları için deli divane olması yani bu aşırıcı tutumu, ve öz saygısız halleri çoğu zaman okuyucuyu rahatsız etse de okur onun yaşadıklarına, hak etmediği o kötü muameleyi görmesine üzülmeden de edemez.
Romanda işlenen bir diğer konu ise Fransa’daki sosyal ve kültürel yapıdır. Balzac bu romanında; Paris yaşamını, insanların yükselme arzularını, burjuva sınıfının kokuşmuşluğunu, ahlaki yozlaşmayı çarpıcı bir biçimde gözler önüne sermiştir. Burjuva sınıfı; giysileriyle, nezaketleriyle, zenginlikleriyle dışarıdan göze çok hoş gözükürler ancak bu maskenin altında çok başka rezillikleri içlerinde barındırırlar.
İnsanlardaki yükselme hırsını
Bir cümleyle özetlemek gerekirse "Gözüpek, yiğit bir babanın köpek gibi ölmesi..." ni anlatan bu eser Fransız yazar Balzac'ın İnsanlık Komedyası eserinin ilk kitabıdır.
Eserin ana karakterlerinden Goriot Baba, iki kızı olan Delphine ve Anastasie için koruyucu bir melek gibi olmuş, onların bir dediğini iki etmemiş, kendini onlara adamış olmasının yanında onları evlendirdikten sonra tam bir hayal kırıklığına uğramış ve yaptıklarına karşılık kızlarından kötülük görmüş, bir zamanların zengin tüccarı, varını yoğunu kızları için harcadıktan sonra sefil hayatı sürmüş olan bir babadır. Fakat bu Baba'ya reva görülen bu sefilliklerin kaynağı belki de kızları değil Goriot Baba'nın deyimiyle "Bir kızın her şeyini bozan, kirleten." damatları olmuştur.
Eugene de Rastignac adında, sosyete düşkünü, ihtiraslı, gözü daima yükseklere bakan, bunun yanında iyi kalpli, delikanlı bir genç ise eserde Goriot Baba'nın sırdaşı olacaktır.
Madam Vauquer adlı yaşlı bir dulun pansiyonunda kalan Goriot Baba ve sırdaşı Rastignac'ın hikayesi diğer kahramanların da katılmasıyla oldukça akıcı ve doyurucu bir şekilde okura sunuluyor.
Ana konu olarak bir babanın çektiği acılar, maddi ve manevi olarak çöküşü, gerek toplumun ahlakı yerilerek gerekse toplumun içine düşmüş olduğu bataklık gözler önüne serilerek aktarılmaya çalışılıyor.
Neredeyse bütün eserlerinde evlilik karşıtlığını da işleyen yazar, bu eserinde de evlilik kurumuna sövgüler yağdırmaya devam etmiş.
Ayrıca bu eserdeki kahramanların bir ortak özelliği ise Balzac'ın sonradan ortaya çıkacak olan anlatılarının da karakterleri olacak olmalarıdır. Bu açıdan Balzac, kahramanlarıyla bir sosyal-tarih yazma hedefi gütmüş, kahramanlarını bütünleştirici bir yol izlemiştir.
Kitaptan özet niteliğinde bir alıntıyı da paylaşmak isterim:
< Komşusunun
okurken zevkle okunacak yer yer kendinizi betimlemelerle sanki olayin icinde hissedip gorkemli bir hayattan aclik sefalet icindeki hayata birakacak sonra huzunle kizlari ugruna tum varini yogunu veren bir baba nin hazin sonunu okuyacaksiniz !
"Besle kargayı, oysun gözünü" atasözünün birebir karşılığı olabilecek türde bir kitap Goriot Baba... Kızları için her türlü fedakârlığı yapan bir babanın hikayesi...
Fransız edebiyatının önemli temsilcilerinden Balzac, yaptığı uzun betimlemelerle bazı okuyucuların gözünü korkutsa da değindiği konularda toplumda yer etmiş şeyleri ele alıyor. Goriot Baba'dan önce Vadideki Zambak kitabıyla tanımıştım onu. Kitabı okumadan önce birçok kişinin "Vadideki Zambak, Goriot Baba'ya göre daha başarılı." dediğini görmüş olsam da ben tam tersini savunuyorum. Goriot Baba kitabı birçok anlamda başarılı bir kitap.
Kısaca kitaptan bahsedeyim. Bir pansiyonda kalan kişilerin tasvirleriyle başlıyor kitap. Özellikle kitaba ismini veren Goriot Baba karakteri önemli bir yere sahip bu romanda. Onun cömertliği karşısında hiçbir iyilik görememesi ve iki kızının hâlâ mal mülk peşinde olması çok acı... Kitapta çok fazla betimleme olmasına rağmen beni sıkmadı, sanırım tek sorunum daha ilk sayfalardan itibaren çok fazla karakterin olmasıydı ama bir süre sonra bu karakterleri hatırlamak da kolay hale geliyor. Ben çok beğendim, "zamansız" bir kitap olduğunu düşünüyor ve herkese tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar.
Goriot BabaHonore de Balzac · Bordo Siyah Yayınları · 201118,6bin okunma
Arthur Schopenhauer'ın bu sözüyle başlamak istedim incelememe.
Zira eserin ana fikrini bir cümle ile anlatmak isteseydim daha iyi bir cümle kuramazdım diye düşünüyorum.
Bir şeyi fark ettiniz mi?
Birine kıymet verdiğinizi hissettirdiğiniz anda onun gözünde giderek basitleşmeye başlıyorsunuz. Çantada keklik olma durumu gibi sanki... Bu sevgi sıradan bir hâle geliyor ve karşınızdaki buna kayıtsızlık göstermeye başlıyor.
Hele bu sevginin dozu fazlaysa, ona mahkûmmuş izlenimi dahi veriyorsunuz.
Kimin için yaşıyorsunuz bu hayatı?
Öyle söyleşi olsun diye değil tüm ciddiyetiyle soruyorum.
Gerçekten kulak verip tüm kalbinizle düşündüğünüzde eminim çok azınız "kendim için" cevabını verebilir bu soruya.
Çok azımız kendi hayallerimizin peşinden özgürce yürüyebiliyoruz.
Tüm bunları bir düşünün.
Goriot Baba
Kitabımızın başkahramanı...
Eşinin kaybının ardından bütün varlığını kızlarının mutluluğuna adar.
Onların mutluluğunu kendi mutluluğu sayar.
Ve bu durum bazı hatalar silsilesini beraberinde getirir.
Eserin henüz ikinci sayfasında diyor ki: "Her şey o kadar gerçektir ki, herkes bu dramda kendinden, hatta kendi yüreğinden bir şeyler bulabilir!"
İddialı bir giriş.
Ama bir o kadar da haklı!
Bu dramda kendinizden bir şeyler bulacaksınız!
Ama az ama çok, mutlaka bulacaksınız!
Kimi insan çocuğundan vurgun yer hayata,
Kimisi babasından,
Goriot Baba – Honoré de Balzac
Goriot Baba benim için sadece bir baba-kız hikâyesi değil, sevginin nasıl sömürülebileceğini ve insanın kendi duygularıyla nasıl yavaş yavaş tükenebileceğini gösteren çok ağır bir roman oldu. Balzac bu kitapta, fedakârlığın kutsallığını değil, sınırı olmadığında nasıl yıkıcı bir hâl alabildiğini anlatıyor.
Goriot Baba’nın kızlarına duyduğu sevgi başta dokunaklı geliyor. Onlar için her şeyden vazgeçmiş olması, kendini tamamen geri plana atması ilk bakışta “iyi bir baba” imajı yaratıyor. Ama roman ilerledikçe bu sevginin tek taraflı ve dengesiz bir hâl aldığını görmek insanın içini acıtıyor. Kızlarının ilgisi azaldıkça, Goriot Baba daha çok vermeye, daha çok yok olmaya başlıyor.
Beni en çok sarsan şey, kızların kötülüğünden çok Goriot Baba’nın körlüğü oldu. Sevilmek için sürekli bir şeyler vermek zorunda hissetmesi, sevgiyi fedakârlıkla eşitlemesi ve karşılıksızlığa rağmen vazgeçememesi çok tanıdık geldi. Balzac burada sadece bir baba figürü değil, sevgiyi yanlış yerlerde ve yanlış biçimde arayan insanları anlatıyor.
Romanın arka planında Paris toplumu çok güçlü bir şekilde hissediliyor. Para, statü ve sosyal çevre neredeyse her şeyin önüne geçiyor. İnsan ilişkileri bile çıkar üzerinden şekilleniyor. Goriot Baba’nın değeri de kızlarının hayatındaki “işlevi” kadar var. Bu gerçek, romanın en acı taraflarından biri.
Rastignac karakteri ise hikâyeye ayrı bir boyut katıyor. Onun gözünden bu dünyayı görmek, ahlaki çürümenin nasıl normalleştiğini anlamamı sağladı. Roman boyunca bir yandan Goriot Baba’ya üzülürken, diğer yandan Rastignac’ın bu düzene ayak uydurma hâlini izlemek insanı rahatsız ediyor ama düşündürüyor.
Goriot Baba’yı bitirdiğimde içimde kalan şey büyük bir hüzün oldu. Bu roman bana sevginin her zaman yüce bir duygu olmadığını,
Kuşkusuz dünya ve Fransız edebiyatının en önemli isimlerinden biri de Realist Edebiyat Akımı’nın öncüsü kabul edilen Honore de Balzac’tır. Cemil Meriç onun için, “Dünyada romanın kaderini çizen Balzac’tır. Balzac’ın romanı bir sosyolojidir”* sözlerini kullanıyor. Gerçekten de Balzac, kaleme aldığı yüzün üzerindeki eserinde Fransız toplumunu bütün yönleriyle romanlaştırıyor. Öyle ki romanlarında yer verdiği karakterlerinin üzerinden tüm Fransız toplumunun fotoğrafını çekerek yaşadığı dönemi adeta insanoğlunun gözleri önüne seriyor.
• • •
Bu yönüyle onun, dünyada en çok tanınan ve okunan eserlerinin başında, “Vadideki Zambak”la birlikte “Goriot Baba” geliyor. Balzac bu romanında, kızlarını hastalık derecesinde seven Goriot Babayla, taşradan Paris’e gelen ve üst sınıfa çıkmak için ihtirasla yanıp tutuşan yoksul bir hukuk öğrencisi Eugene de Rastignac’ın hikâyesini anlatıyor. Bir şehriye ve un tüccarı olan Goriot Baba, eşini genç yaşta kaybediyor ve bir daha evlenmiyor. Kendisini tutkuyla bağlandığı iki kızını yetiştirmeye adıyor. Onlara sevgisini sınırsızca sunuyor ve en iyi eğitimleri aldırıyor. Zamanı geldiğinde de onları üst sınıftan insanlarla evlendiriyor. Tüm yaşamını ve servetini kızları için harcamasına rağmen beklediği ilgiyi ve sevgiyi hiçbir zaman göremiyor.
• • •
Doğrusu Balzac, pedagoji ve psikolojinin günümüzdeki kadar gelişmediği bir dönemde Goriot Baba’nın hikâyesi üzerinden çocuk yetiştirmede dikkat edilmesi gereken hususlar konusunda okura önemli ipuçları veriyor. Çocukların her istediğini sınırsızca yapmanın, sevgiyi sınırsızca sunmanın, hastalık derecesinde çocuklara bağlılığın onların karakter, kişilik ve kimlik gelişiminde doğru bir tutum olmadığını gösteriyor. Çocukların her istediğini yapmakla iyi bir baba olunamayacağının mesajını veriyor. Eugene
Honore de Balzac'ın 1835 yılında yayımladığı romanıdır. Kitabı çok uzun zaman önce yarım bırakmıştım, burada kitabın herhangi bir kusuru yoktur çünkü insan her zaman aynı ruh durumunda olmuyor, yakın zamanda ise kitabı tekrar okumaya karar verdim. Rahatlık diyebilirim ki okunması gereken klasikler arasında yer almayı hak ediyor.
Balzac, Dante'nin ''İlahi Komedya''sından esinlenerek insanlığın bir anlamda çöküşünü anlatmak için romanlarını ''İnsanlık Komedyası'' adıyla birleştirmiştir. Balzac'a dair Vadideki Zambak ve Goriot Baba okumalarıma dayanarak gerçekten de o temelde Fransız sosyal yapısı üzerinden insanlığın panaromasını çizmiştir. Vadideki Zambak romanını safî aşk(yasak aşk) veya Goriot Baba romanını temiz yürekli bir babanın kızlarını her şeyini feda edecek kadar sevmesi gibi basit bir temaya bağlayamayız. Zirâ Balzac bundan çok daha fazlasıdır.
Okuyucuya zor gelebilir Balzac, ya kendisi doğuştan üslupçu ya da eserine inanılmaz emek veriyor. Çünkü oku geç şeklinde okunulması pek de mümkün değildir Balzac. Her cümlesi ayrı şiirsel, her cümlesi o kadar mânâlı. Herkesin dilinden düşürmediği Zweig Üç Büyük Usta kitabında onu bu ustalardan saymıştır hatta müstakil biyografisini de yazmıştır. Cemil Meriç de ona hayran, pek çoğumuzun bilmediği eserlerini tercüme etmiştir.
Esere dair bilgi vermek istemiyorum pek çoğunuza sıkıcı, bazılarına göre zor(bölümlere ayrılmaması da etken) bazılarına göre aşırı duygusal gelebilir. Eh 20.yy öncesi tüm romanlarda bu yok mu? Ama bir yandan bu komedyanın içerisinde insan olduğu için ve insanın temelde çok da değişmediğini bildiğimiz için ve Balzac'ın da bunu çok iyi portreleştirdiğini bildiğimiz için Balzac okunmalı, okutulmalıdır.
Kitabın son sayfalarını gözlerimden akarak okudum. Bu kadar büyük bir yapıt olduğunu bilmiyordum. Benim için 2023'ün en iyi kitabı. Duyguları tarif etmek için kısa bir alıntı yetmiyor. Okunmalı.
Goriot Baba romanı, 19. Yy Fransa'nda Napolyon sonrası restorasyon dönemindeki Paris toplumunu konu edinir. Dönemin yaşayış tarzını, algılarını ve toplumsal düzenini detaylı bir şekilde gözler önüne serer. Eseri okurken, aynı dönemi konu alan bir çok başka kitapta olduğu gibi, Paris sosyetesinin yoğun aşk trafiğine de epeyce maruz kalırız ve de aşkı algılayış ve kullanış biçimlerinin çeşitliliği ( gerçek aşk, para için olan aşk, statü için olan aşk gibi) epeyce belirgindir. Evli insanların metres veya dost hayatı yaşaması, bunların herkes tarafından bilinmesi ve normal karşılanması, bu ilişkiler üzerine hayatların harcanması gibi dönemin Fransız edebiyatının alışılageldik olay örgüleri bu romanda da yerini almıştır. Romanın ana karakteri Goriot Baba fedakarlık kavramına adete boyut atlatırken, kızları tam aksine nankörlük ve vefasızlık kavramlarını yeniden yazarlar.
Vadideki Zambak'tan sonra Balzac'tan okuduğum ikinci eser oldu. Kesinlikle okunmaya değer bir klasik olduğunu düşünmekle beraber, yazarın tarzının son derece yoğun, yorucu ve ağır olduğu kanısındayım. Epeyce bir ara verdikten sonra ancak yazarın başka bir eseri ile tanışmaya hazır hissederim sanıyorum.
Goriot BabaHonore de Balzac · Can Yayınları · 201718,6bin okunma
Honoré de Balzac (asıl ismi Honore Balssa; 20 Mayıs 1799, Tours - 18 Ağustos 1850), Fransız yazar.
Hayatı
Asıl adı Honore Balssa'dır. Ancak ismini Balzac olarak değiştirmiş ve soyluluk ifade eden De’ öntakısını eklemiştir. Köy kökenli bir ailenin çocuğudur. Babası tüccardır. 6 yıl Vendome'da College des Oratoriens'te öğrenim gördü. Napolyon'un devrilmesinden sonra ailesi Paris'e taşındı. Burada 2 yıl daha okula gitti. 3 yıl bir avukatın yanında çalıştı. Ama küçük yaşlardan beri edebiyata gösterdiği eğilim ağır bastı. Trajedi türünü denediği 1819'da yazılmış "Cromwell" başarı kazanamayınca romana yöneldi. Para kazanmak için tarihsel, mizahi ve gotik romanlar yazdı. Bunları değişik adlarla yazdı. Basımcılık, yayıncılık, hatta dökümcülük yaptı. Başarılı olamayınca tekrar edebiyata döndü. Edebiyat hayatında çok başarılı eserler sundu. Birçok ülkede sayılan romanları ve kitapları çok büyük ilgi gördü ve tepkileri üstüne topladı. Edebiyatta başarılı olan Balzac hayatının sonuna kadar edebiyatla uğraştı.
Edebiyat kariyeri
1829'da yazdığı "Les Chouans" isimli tarihi roman tanınmasını sağladı. Bu eser Türkçeye (Köylü İsyanı 1974 ve Şuanlar 1977 olarak) çevrildi. 1824-1834 arasında yayıncılarından aldığı parayla bohem bir yaşam sürdü. 1829-1831 arasında yergici gazetelere yazılar yazdı. 1830’lardan sonra bir toplum tarihi yazmak amacıyla, eski ve yeni romanlarını üç bölüm altında toplamaya karar verdi. Örf ve âdet incelemeleri, felsefi incelemeler ve çözümleyici incelemeler. Bu tasarı 1834-1837 arasında 12 cilt olarak gerçekleşti. 1840’ta bu yapıtların hepsine Dante'yi anımsatan bir başlık koydu: "İnsanlık Komedisi". 1842-1848 arasında 17 ciltlik bir baskı yapıldı. 1869-1876 arasında da 24 cilt olarak yayınlandı. Eserlerinde aynı kahramanlara tekrar tekrar yer verme düşüncesini geliştirdi. Bunu gerçekçiliğin baş romanı kabul edilen ve 1834'te yayınlanan "Goriot Baba"da uyguladı. 1836 ve 1837'de İtalya gezisine çıktı. 1828'de Versailles yakınlarında pahalı bir ev yaptırdı. Borç sorunu nedeniyle Passy'de bir eve yerleşti (Bugün Balzac müzesi). Para kazanmak için tiyatroda başarısız denemeler yaptı. Edebiyatçılar Derneği başkanı olarak yazar haklarıyla ilgili girişimlerde bulundu.
1847'de Polonya'da sevgilisi Eveline Hanska'nın şatosunda kaldı. 1850'de Eveline ile evlendi Paris'e döndüler. Birkaç ay sonra yaşamını yitirdi. Geride 85’i tamamlanmış, 50’si taslak halinde eser bıraktı. Romanda gerçekçilik ve doğalcılık akımlarının yaratıcısı olarak kabul edilir. Mantıksal bir sıra izleyen olayların her şeyi gören bir gözlemcinin ağzından anlatıldığı, kahramanların tutarlı bir biçimde sunulduğu, kuralları belli "klasik roman tekniğini" Balzac'ın kurduğu benimsenir. Olağanüstü bir gözlem yeteneği ve güçlü bir hafızası vardı. Kendisini başka insanların yerine koyup onların duygularını paylaşmayı biliyordu. Eserlerinde nedenselliği ve arka plan ile karakterler arasındaki ilişkiyi açıklamakta ustadır. Bütün bu özellikleriyle "romanın Shakespeare'i sayılır.
1789’la başlayan ve uzun bir süreç alan Fransız Devrimi sırasında gelişen toplumsal değişimi anlatan; çatışmaları, iyiyi kötüyü ortaya koyan, Cumhuriyetçiler ve Kraliyetçiler’in 1830’da ülkeyi bırakıp gitmek zorunda kalan X. Charles’e dek yaptıkları kanlı kansız tüm çekişmeyi özellikle göz önüne seren, bireylerin bu çatışmadaki ulu düşüncelerin altında aslında kendi çıkarlarını nice korumaya çalıştıklarını betimleyen; sevgi, güç gibi evrensel konuları tüm çıplaklığı ve eleştirel bir yaklaşımla inceleyen; günümüz okuruna sıkıcı gelebilecek ama öncelikle Fransa ve demokrasiyi algılayabilmekte yardımcı olması bakımından tüm dünya için önemli bir Roman yazardır. Fransız Devrimi’nin geçmişsel belgesidir kitapları.
İnsalık Güldürüsü, yazarın 1830’da kendi yapıtlarını toplamaya başladığı bir üst yapıttır. Şu anda emin değiliz ama belkide 1830’da Kraliyetçiler’in yenilgisini perçimleyen sürgünden sonra devrimdeki ulu düşüncelerin bir yalan olduğunu düşünerek böyle bir yola gitti.