Savaş ve Barış 2 Cilt Takım

8,6/10  (400 Oy) · 
1.816 okunma  · 
398 beğeni  · 
9.996 gösterim
Savaş ve Barış, "klasik" dendiğinde akla gelen ilk kitaplardan. Napoléon'un Rusya'yı işgalini anlatan dev bir savaş romanı, aynı zamanda bir Rusya panoraması. 1800'lerin ortalarında Rusya'nın içinde bulunduğu sosyal ve ekonomik koşullar, kentlerde, köy ve kasabalarda, büyük çiftliklerde sürdürülen hayat, dönemin önde gelen kişilikleri, saray yaşamı, özellikle üst sınıf ustaca çiziliyor.

Tolstoy, 1. cildin girişinde yer verilen önsözünde Savaş ve Barış'ı yazarken hissettiklerini, yaptığı zorlu çalışmaları ve romanın geçirdiği aşamaları anlatıyor. Bu metinler, özellikle bu dev romana daha yakından, yazarının gözünden bakma fırsatı verdiği için çok önemli.
  • Baskı Tarihi:
    Aralık 2016
  • Sayfa Sayısı:
    1808
  • ISBN:
    9786053329015
  • Orijinal Adı:
    War and Peace
  • Çeviri:
    Tansu Akgün
  • Yayınevi:
    İş Bankası Kültür Yayınları
  • Kitabın Türü:
Hüseyin DEMİR 
 26 Şub 15:52 · Kitabı okudu · 25 günde · 5/10 puan

Risk Alarak Yazıyorum

“Savaş ve Barış” klasik kitaplar denilince akla gelen ilk kitaplardan biri… Yıllar geçse bile listelerin en üstünde kendine yer bulabilen bir eser… Kitabı tatil günlerimde okumak için almıştım. Çünkü kitabı aldığınız gibi kolay okunmayacak bir eser olduğunu anlıyorsunuz. 900’er sayfadan iki cilt halinde toplam 1800 sayfalık bir kitap. 15 tatilin sonlarına doğru kitabı elime alabildim. Okumaya başladım. Okur okumaz kendimi kitaptaki karakterlerin içinde kaybolmuş halde buldum. Karakterler benim dünyama girmeye başlayınca, ben onların dünyasında kayboldum. Hemen kitaba ara verdim. Bu kitap kesinlikle azar azar okunmalıydı. Öyle de yaptım, hızımı düşürdüm. Bu şekilde 10 günde bitireceğim dediğim kitabı, 25 günlük bir sürede bitirdim.

Okuma yavaş devam edecektim fakat karakter sorununa bir çözüm bulmam gerekiyordu. Hemen interneti açıp araştırmaya yapmaya başladım. Bende oluşan kafa karışıklığının normal olduğunu gördüm. Çünkü 10-15 ana karakter etrafında şekillenen kitap yaklaşık 600 karakter barındırıyordu. Araştırmama devam ederken beni rahatlatan bir uygulama gördüm. Kitaptaki karakterlerin tanıtılmasında filminde oynayan kişilerin fotoğraflarına yer verilmişti bir sitede. Bende teker teker fotoğrafları kaydedip, yazıcıdan çıkardım. Daha sonra bunların altlarına isimlerini yazıp duvara yapıştırdım. Kitabı okudukça şemayı çıkarmaya başladım. Artık karakterleri tanımış ve aralarındaki bağlantıyı çözmüştüm. Fakat kitaptaki karakterlerin bu kadar fazla olması ve her karakter için iki–üç isim kullanılması okurken baya yorucu oluyordu. Kitabı okurken sadece beni yoran karakter çokluğu değil. Aynı zamanda yazı puntolarının küçük ve kitabın çok ağır olmasıydı. Belli bir süreden sonra elim ağrımaya başlıyordu. Bunlarla beraber kitabı okumaya başladım.

Kitap maalesef hem beni yordu hem de beklentilerimin altında kaldı. İlk olarak çevirisi çok kötü bir şekilde yapılmıştı. Kitabı Can Yayınlarından almıştım. Fakat kitap hem Fransızca hem de Rusça konuşmalar içeriyordu. Çevirmen nedense kitapta geçen Fransızca konuşmaları orijinal diliyle yani Fransızca yazmış. Türkçe karşılıklarını ise dipnot olarak vermişti. Kitabın nerdeyse çeyreği Fransızca konuşmalar içeriyordu. Haliyle bazı sayfalarda neredeyse sayfanın tamamı dipnottu. Bu şekilde, zaten zor okunan kitabın okuması daha da zorlaşıyordu. Bir düşünün bir sayfayı okurken 8 tane cümle için dipnota bakmanız gerekiyor. Sadece bir sayfayı okurken bile 8-10 kere dipnota bakmanız haliyle sizi epey yavaşlatıyor ve konudan uzaklaştırıyordu. Çevirmenin neden böyle yaptığını bir türlü anlayamadım. Kitabın çevirmeni de az buz biri değil ki: Nazım Hikmet… Hemen tekrar kitaba ara verip Nazım Hikmet’in neden kitabı böyle çevirdiğini araştırmaya başladım fakat bir türlü bunun nedenini bulamadım. Araştırma devam ederken Tolstoy’un bir gazete de yazdığı yazıyı gördüm. İşin gerçeği Tolstoy kitabı bu şekilde yazmış. Fransızca geçen konuşmaları aynen orijinal haliyle verip dipnot olarak Rusça açıklama vermiş. Nazım Hikmet’te kitabı çevirirken orijinaline sadık kalmaya çalışmış. Okumak isteyenler için tavsiyem kitabı almadan önce bu konuya dikkat etmeleridir. En azından can yayınlarından almanızı tavsiye etmiyorum. Çünkü bu şekilde kitabı okurken çoğu yeri anlamanız olanaksızlaşıyor.

Klasik eserlerin en büyük özelliği sadece o dönemle ve mekânla sınırlı kalmayıp hem dünyaya hem de çağlar ötesine sesleniyor olmasından kaynaklanır. İçerdiği muhteva açısından evrensel olmalıdır. “Savaş ve Barış”ı okudum, bitirdim. Ben evrensel olan hiçbir şey göremedim. Kitap tamamen Napolyon’un Rusya seferini ve Rusların zaferini anlatıyor. Tamamen Rusya tarihini anlatan tarihi roman diyebiliriz. Tarihi anlatırken yazar kendine üç aile seçiyor ve bunlar üzerinden 20 yıllık bir süreci, savaşı merkeze koyarak anlatıyor. Bu aileler ve kişileri seçerken de elit tabakadan insanları seçiyor. Neredeyse halktan kimseye yer vermiyor. Tolstoy bunun sebebi açıklarken de halktan kişililerin dikkat çekmeyeceğini ve onları yazmayı sevmediğini söylüyor. Peki, halkı anlatmayı sevmeyen bir yazar, nasıl başarılı bir yazar sayılabilir?

Bir savaş kitabı evrensel olmaktan uzaksa siz ondan ne beklersiniz? Size o savaşı okurken yaşatmasını, sizi savaşın içine sokmasını, savaşı bizzat hissetmenizi… Peki, “Savaş ve Barış” savaş hissini size tam olarak yaşatıyor mu? Bu konuda “Şu Çılgın Türkler” kitabını okumamış olsam belki evet derdim ama okuduktan sonra rahatlıkla diyebilirim ki “Savaş ve Barış” bu hissi yaşatmaktan çok uzak. Şu “Şu Çılgın Türkler”i okuduğum zamanları hatırlıyorum. Patlayan bombalar yanımda patlıyordu. Dua tepeye düşen bombadan savrulan şarapnel parçası benim üstümden geçiyordu. Askerlerin Allah Allah nidalarına katılıyor. Silahların patlamasıyla oluşan barut dumanının kokusunu alıyordum. Zafertepe ki zaferi simgeleyen kurşunların sesi evimin içinde yankılanıyordu. “Savaş ve Barış” ise bu hissi sadece bana değil Ruslara yaşatması bakımından bile çok zayıf kalıyor. Aklım bir savaş hissini bile size yaşatamayan bir savaş kitabının bu kadar değerli olmasını kabullenemiyor. İşin kötü tarafı hem tarihi açıdan hem de edebi açıdan “Şu Çılgın Türkler” çok daha başarılı ve kendi tarihimizi anlatması açısından daha faydalıyken “Savaş ve Barış” ülkemizde daha çok okunuyor.

Bir yazar bu kadar kalın bir kitapta savaş hissini size veremiyorsa kitaptan ne beklersiniz? Akıcı olmasını… Daha doğrusu tüm romanların zaten akıcı olması gerekir. Akıcı bir roman her zaman başarılı bir roman da olmuştur. “Savaş ve Barış” ise akıcılıktan çok uzak. Kitap boyunca merak duygusu nerdeyse yok diyecek kadar az. Daha siz kitaba başlar başlamaz yazarın romanı kesip araya girmesiyle savaşı Fransa’nın kaybedeceğini anlıyorsunuz. Bu yenilginin, Napolyon’un Moskova’yı almasından sonra olacağını da öğreniyorsunuz. Onun dışında kitabın başkarakterlerinden biri olan Andrey’in savaşta öleceğini, Piyer’in Nataşa ile evleneceğini hemen anlıyorsunuz. Yazar da bu konuyu ( Olayları okuyucuya önceden romanı kesip arada vermeyi) yazısında belirtmiş ve bunun Rus edebiyatının diğer edebiyatlardan olumlu bir farkı olduğunu anlatmış. Ama ben pek olumlu bir fark olarak göremedim.
Peki, kitapta hiç mi güzel taraf yok? Tabi ki var. Fakat biz kitabı incelerken dünyanın en iyi romanı diye inceliyoruz. Bu gözle baktığımız da bu yönleri görüyoruz. Yoksa evet 3. Sınıf bir yazar tarafından yazılmış bir roman olsa, şimdi bu kadar eleştirmez. Kitabın iyi yönlerini açıklardım.

Sonuç olarak kitabın saydığım bu olumsuz yönleri ile beraber baya bir zamanınızın bu kitaba harcanacak olması, fiyat maliyetinin yüksek olması ve bu zaman zarfında çok daha iyi kitaplar okuyabileceğimizi düşünürsek kitabı okumayabiliriz.

Vesselam…

Serpil Ağ 
 26 Nis 10:28 · Kitabı okudu · 34 günde · Beğendi · 10/10 puan

Mutlu olmak için, mutlu olabilme ihtiyacına inanmak gerek, der Tolstoy.
Peki o zaman hiç sordunuz mu, " Koşulları insanoğlunun tekelinde olmadığı halde, neden yaşanır savaşlar? " Dökülen onlarca kan ve gözyaşına rağmen...

Şan mı yada şöhret elde etme payesi mi? Yoksa geçici bir heves uğruna mı, yaşanır bütün bu acılar! Yoksa devletin başında bulunan bireylerin, halkın iyiliği adı altında maskeleyerek, halka sundukları zorunlu bir yaptırım mı?

Savaş insanoğlunun kendi elleriyle yarattığı en büyük yıkımdır. Kaybedilecek onlarca can ve mal kaybına rağmen...

Tolstoy eserin de tarihi verilere göre, yedi yıl arayla gerçekleşmiş olan, Austerlitz ve Boradino savaşlarına bir yazar olarak tepkisini dile getirmiş. Savaş betimlerinden ziyade göze çarpan, zengin karakter tahlilleri. Eser de mujik diye adlandırılan sıradan halkın içinden çıkan karakterlere yer verilse de, yoğunluklu olarak işlenen karakterler prens ve prensesler.

Tarihi verilerin her zaman doğruyu olduğu gibi yansıtmadığını, aksine olması istenildiği gibi aktarıldığını Harbiyeli Rostov adlı karakterin diliyle aktarmış okura. Gerçekleşen savaşların müsebbibi olan, Napolyon'un bazı tarihçilere göre kahraman, bazılarına göre de sonradan görme olduğuna dem vurmuş.

Piyer adlı karakterle tanrısal inancı sorgulamış ve biz okurların da sorgulamasına vesile olmuş. İnsanoğlunun bazı anlarda çatırdayıp, çöktüğü ruhi bunalım sürecini Tanrı'ya olan inancıyla üstesinden gelebileceğine değinmiş. Burada ki betimlemeler bana, tıpkı Karamazov Kardeşler'deki Staretz ve Alyoşa arasında geçen diyalogları anımsattı.

Tolstoy Prens Andrey adlı karakterin dilinden de, yaşamın ve varlığının anlamını, aşkın var olduğunu hissettiğini ama yaşamadığı için anlayamadığına atıfta bulunmuş. Aslında kurguladığı her karakter üzerinden hakikate değinmiş.

Hayatta her zaman bazı aksiliklerle karşılaşılabilir. Önemli olan sağlam bir irade ile bu aksiliklerin üzerinden, yara almadan gelebilmektir. Hayatın ve sevdiklerimizin değerlerini anlamak ve kıymetlerini bilmek adına...
Değerli okur arkadaşlarım, Tolstoy'un akıcı bir kalem ile yazmış olduğu, yaşama dair bir çok soru işaretlerine cevap bulacağınız eseri mutlaka okumanızı tavsiye ederim.

İsmail Altunbüker 
20 Eki 2016 · Kitabı okudu · 11 günde · Puan vermedi

Evet bir kitap daha bitti güzel bir kitaptı savaşın acıları entrikalar umutlar hayaller hırslar aşklar aldatmalar hepsi bu kitapta var daha fazlası da var :) güzel okunması keyifli bir kitaptı okuyan herkese keyifli ve mutlu okumalar dilerim :)

ahmet Karakuzulu 
09 Eyl 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Kitap, tam metin olarak 4 cilt ve 2.200 sayfadan oluşmaktadır. Anlaşılır ve akıcı bir dili vardır. Kuşkusuz çevirmenin becerisi de bunu etkileyebilmektedir. Lev Tolstoy, bu kitabı; 1863-1968 yılları arasında 5 yıllık bir sürede yazmıştır.
Kitabın konusu: Napolyon Bonapart ile Çar Aleksander döneminde 1800 yılların başında yaklaşık 20 yıllık bir zaman dilimine yayılan Rusya-Fransa arasındaki şavaş ve barış dönemlerini incelemektedir. Kendisi de bir dönem orduda görev yapan Tolstoy, savaş koşullarını, karargah ruh halini çok etkileyici ve inandırıcı bir şekilde anlatabilmiştir. Bunun dışında; Rusya'da farklı kesimlerden insanların hayatını ve geleneklerini ortaya koymaktadır. Romanın bu yönünden çok faydalandığımı belirtmeliyim. Bir toplumu tanımak için ya o toplumda uzun süre yaşayacaksınız, ya da bu ve benzeri anlatımlardan yararlanacaksınız.

Tolstoy, Savaş gibi çok önemli toplumsal olayların bir gelişmeler zincirine bağlı olarak ortaya çıktığını, savaş devam ederken sonucu belirleyenin; savaşı yönetenlerin irade ve yeteneklerinin çok dışında açıklanması güç olan etmenlerin olduğunu ileri sürmektedir. Burada Tolstoy'da kaderci bir inanış göze çarpmaktadır.

Tolstoy, Tarihçilerin yanlı anlatımlarına çok kızmakta, bu nedenle sık sık tarihçilerle kendisi arasındaki bakış açısı farklılıklarını net bir şekilde vurgulamaktadır. Tolstoy, kitabın 4. cildinin son 40-50 sayfası bu konudaki felsefi açıklamalarına ayırmıştır.

Bu kitapla ilgili yazıldığı dönemden itibaren çok sayıda övgü içeren değerlendirmeler yapılmıştır. Bu övgüyü kesinlikle hakketmektedir.. Bu nedenle mutlaka okunmasını öneririm.

Handan Aksu 
17 Nis 10:12 · Kitabı okudu · 24 günde · 10/10 puan

Yıllardır kütüphanemde olmasına rağmen okumaya korktuğum bir kitaptı. Yıllarca o bana baktı ben ona baktım. Gittiğim her yere benimle geldi hiç arkamda bırakmadım fakat okumaya cesarette edemedim. Şimdi iyi ki bu zamanda okudum diyorum. Bazı kitaplar için belli bir altyapı oluşması gerektiğine inanıyorum. Ondan önce okuman gereken, anlaman gereken olaylar vardır. Bunlar gerçekleşmeden kitabı okuduğunda hep yarım kalmış hissi kalır içinde. O yüzden altyapı önemlidir. Kitap hakkında iyi veya kötü bir yorum yapmayı kendimce doğru bulmuyorum. Ben çok severek ve yavaş yavaş okudum. Etkinliği başlatan herkese teşekkür ederim.

Sevgi Kirgin 
28 Mar 20:53 · Kitabı okudu · 16 günde · Beğendi · Puan vermedi

Kitap gercekten okunulacak degerde.Kitapta cok karakter gecmesine ragmen genellikle 5 aile uzerindeki etkileri anlatilmakta.Okurken sıkılmadım cunku gercekçi bir yapı sergilemis.Herkesin okumasini tavsiye ederim

HÜLYA BİLGİN 
13 Nis 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Klasiklerin anası olmalı bu kitap. Savaş ve Barış'ı okumadım diyen klasiklerinin farkında değildir zaten.. Kocaman sayfalarına rağmen bir solukta okuyacaksınız... Saygı duyulası bir kitap.

A.rahim Kara 
 06 Mar 22:47 · Kitabı okudu · 17 günde · 7/10 puan

Yaklaşık 20 yıllık bir zaman dilimi, hayatının ince noktalarına kadar tanıdığımız onlarca karakter... Özellikle ilk cildini okurken oldukça zorlandığım, ikinci cildinde beni biraz daha saran, hayran kalmamakla birlikte zihnimde farklı bir tad bırakan bir eser oldu.
Kitabı bitirince aklıma gelen ilk düşünce; Tolstoy'un bu 20 yıllık süreci, Napolyon ve Aleksandr'ı, onlarca yıl süren savaşı, kitabın ön sözünden son cümlesine kadar bütün süreci tek bir amaç için, kendisinin kadercilik diye adlandırılan düşünce yapısını anlatmak ve kanıtlamak için kaleme aldığı oldu. Onun bu fikrinin temelleri; en önemsiz kişilerin bile tarihin gidişatında rolünün olduğu, ortaya çıkan bir olayın sonsuz sayıda sebebinin olduğu, tarihte öne çıkan büyük insanların olayın gidişatını etkileme konusundaki etkisinin düşündüğümüzden çok daha az olduğu, savaşların-devrimlerin sebebinin birkaç kişinin yol açtığı şeyler olmasından ziyade milyonlarca insanın kısıtlı özgürlük alanlarında yaptıkları eylemlerin bileşkesinin bir sonucu olduğudur.
Tolstoy kitabının çeşitli kısımlarında ve özellikle son kısmında bize kendi düşünce yapısını bir öğretmen edasıyla aktarıyor. Tarih bilimini ve tarihçileri, tarihte önemli etkileri olduğu sanılan insanları, savaşları ve savaşan insanların hangi yönlendiricilerle hareket ettiğini ve özgür irade kavramını sorguluyor. Özgür irade konusunda ne tam anlamıyla özgür ne de tam anlamıyla mekanik olduğumuzu savunuyor. Onun irade anlayışı belli kısıtları olan bir özgürlük fikrini referans alıyor.
Eserin bir roman olarak beni heyecanlandıran yerleri olsa da çok akıcı olduğunu söyleyemem.
Tolstoy'un fikirlerini aktarmak isterken eser boyunca tekrara düşmesi onda; öğrencisinin aptal olduğunu düşünen ve bu yüzden derslerini öğrencisinin kafasına sokmak istercesine anlatan bir öğretmen imajı veriyor.

Mustafa Oner 
12 Tem 12:10 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

“Savaş ve Barış”, bugüne kadar okuduğum en uzun roman olmuştur ve bildiğim kadarıyla hali hazırda dünyanın en uzun romanları arasında yer alır. Toplamda dört kitap ve son sözden oluşan romanın her kitabı da çeşitli bölümlere ayrılmıştır. Tolstoy, bu eserde tarihe dair kişisel görüşlerini kaleme alırken felsefi düşüncelerine de yer vermiştir. Başka bir deyişle, bu eseri okurken, bazen edebi bir roman, bazen tarihi bir belge, bazen ise felsefi bir düşünce içinde kendinizi buluyorsunuz. Bu eser, edebi statüsünden ziyade kendine özgü tarzı ile belirginlik kazanmıştır.
Tolstoy, bu romanında yeni bilgi verme, nakil etme yolunu kullanmıştır. Onun nakil yapısı kıyasa dayalı olarak okuyucuya, yaşanan olaya ilişkin her iki tarafın konumunu açıp gösteriyor. Yazar hızlı ve dikkate çarpmayan şekilde olayların arka planında kendi kahramanlarının özelliklerini okuyucuya iletiyor. Olayların derin ve ayrıntılı tasvirine dikkat ederek, özellikle savaş sahnelerinin ve ziyafet salonlarının okuyucuda dramatik ilgi oynatmasını sağlıyor.
Tolstoy, romanı Rus dilinde yazsa da, diyalogların büyük bir bölümü (açılış paragrafı da dahil) Fransızcadır. Bu, romanda anlatılan dönemin Rus aristokrat yaşamına özgü durumundan kaynaklanır. Çünkü, o dönemde Rusya asil ortamında Fransızca konuşmak prestij sayılıyordu ve Fransız dili Rusçaya üstün tutulurdu. Fransızca olan diyaloglar olayların gelişimi sırasında, özellikle Fransa ile sorunun şiddetlenmesinden sonra azalıyor ve Moskova’nın yakılması ile yok seviyesine iniyor. Fransız dilinin romanda giderek azaltılması Rusya’nın kendisini Fransız kültürünün etkisinden muaf tutması anlamına gelir.
Bu eser aşağıdaki şekilde özetlenebilir:
Roman 1805 yılında Petersburg’da, Mariya Pavlovna tarafından kraliçe Ana Mariya Fyodrovna’nın onuruna verilen ziyafetle başlar. Romanda yer alan temel karakterlerin çoğu ve asil ailelerin temsilcileri Anna Pavlovnan’ın davetine katılırlar. Piyer Bezuhov, kontun yasadışı doğmuş oğludur. Birçok kişi, Piyer, zengin mirasın tek varisi olduğu için ona yaranmaya çalışır. Annesinin ölümünden sonra, babasının maddi desteği ile yüksek eğitim alması sağlanan Piyer, açık yürekli ama yüksek toplum içinde kendini gösteremeyen, kendisinin saf ve naif huyu ile Petersburg asalet hayatına uyumda zorlanan birisidir. Ziyafete davet edilen misafirlerin hepsi, Piyer’in, babası yaşlı kontun tüm çocukları arasında en çok sevdiği oğlu olduğunu iyi bilir.
Yemekte aynı zamanda Piyer’in dostu, akıllı ve asil prens Andrey Nikolayeviç Bolkonski ve onun, asil ortamların ünlü simalarından olan eşi Liza da yer alır. Petersburg’un asil hayatını aşırı gösterişli, bununla bile sıkıcı bulan prens Andrey karısının da içinin boş ve yüzeysel düşünceli olduğu kanısındadır. Bu üzücü yaşamdan canını kurtarmak amacıyla Mihail İlarionoviç Kutuzov’un ordusuna yazılan prens Andrey Napolyon’a karşı savaşta yer alır.
Daha sonra olaylar Rusya’nın eski şehri ve eski başkenti Moskova’da devam eder. Petersburg’un yüksek asil ortamından farklı olarak, bu şehir Rus milli özelliklerini daha çok korumayı başarabilmiştir. Kentte yaşayan Rostov asil ailesi anlatılır. Kont İlya Andreyeviç Rostov’un dört çocuğu vardır. Onlardan birisi olan on üç yaşındaki Nataşa (Natalya İliyiçna) Rus ordusunda subay olarak hizmet etmek arzusunda olan Boris Drubetskoy’un onu sevdiğine inanır. On iki yaşındaki Nikolay İliç ise, yetim olan ve Rostov’lar ailesi tarafından evlat alınan kuzeni Sonya’yı (Sofya Aleksandrovna) sever. Ailenin büyük çocuğu Vera İliyiçna biraz soğuk karakterli olsa da, başarılı bir evlilik yaparak Rus-Alman zabiti Adolf Karloviç Berg ile evlenmiştir. Ailenin en küçük temsilcisi olan Petya (Pyotr İlyiç) ise, ağabeyi gibi, gereken yaşa ulaştığında orduda hizmet etme arzusundadır. Ailenin büyükleri olan Kont İlya Rostov ve Knyaginya Natalya Rostova, mutlu ama her zaman ailenin maddi durumu hakkında endişe eden bir çifttir.
Bald tepelerinde, Bolkonski’lerin hakim olduğu ilde ise başka olaylar cereyan eder. Prens Andrey kendi sıkıcı karısı Liza, zalim babası Prens Nikolay Andreyeviç Bolkonskini ve dindar, sakin kız kardeşi Mariya Nikolayevna Bolkonskaya’yı terk ederek orduda göreve gider.
İkinci bölüm Rusya-Fransa savaşının hazırlık aşamalarının tasviri ile başlar. Artık orduya çağrılmış Nikolay Rostov, Hollabrunne savaşında ilk savaş deneyimini yaşar. Burada, Prens Andrey ile karşılaşır ve aceleciliği yüzünden ona karşı saygısızca davranır. Birçok genç asker gibi, Nikolay da, Çar I. Aleksander’ın emrindedir. Nikolay hizmet ettiği bölüğün subayları Vasili Dmitriyeviç Denisov ve sonradan psikolojik sorunları olduğu belirginleşen Fyodr İvanoviç Dolozov ile dosttur.
İkinci kitap Nikolay Rostov’un Moskova’ya, evlerine dönmesi ile başlar. Rostov ailesinin tam müsrifleşme arifesinde olduğunun ve kötü maddi durum yaşadıklarına tanık olur. Kışı evlerinde geçirir ve bakım yaptığı Pavlovhad alayından dost olduğu Denisov ile ilişkilerini daha da geliştirir. Nataşa, güzel, çekici ve genç bir kızdır. Denisov ona aşık olur ve evlenmeyi teklif etse de, bu teklifi reddedilir. Aynı zamanda annesi, Nikolay’a zengin bir kız bularak onunla evlenmesini önerir. Fakat bu fikre kulak asmayan Nikolay, kendi gençlik sevgilisi olan Sonya ile evlenmek ister.
Piyer Bezuhov, babasından kalan mirasa sahip olduktan sonra, nihayet Rus elit kesim tarafından kabul edilir ve imparatorluğun nüfuzlu, zengin ailelerinden birine dönüşür. İçten içe, bunun yanlış adım olduğunu düşünse de, Prens Kuragin’in genç ve çekici kızı Elen (Elena Vasilyevna Kuragina) ile evlenir. Yüksek sosyetenin en popüler ve çekici kadını olan Elen, yakında Piyer’e ondan çocuğu olmasını istemediğini bildirir. Elen, Dolohov ile ilişkiye girer ve buna dayanan Dolohov, Piyer’i toplum içinde aşağılamaya çalışır. Kendisine kontrolü kaybeden Piyer, Dolohov’u düelloya çağırır ve düello sırasında onu ölümcül bir şekilde yaralar. Bu olaydan dehşete düşen Elen, Piyer’i katil olarak görür ve yaşanan karmaşadan sonra, Piyer, Elen’i bırakmaya karar verir. Piyer, karışık ruhsal durum yaşadığı bir dönemde, masonluk toplumuna katılır ve masonların uluslararası politikasından kaynaklanan fikirlerin yayıcısı gibi davranır. İkinci kitapta, Piyer’in iç ıstıraplarının, iyi insan olma ve ideal insan arayışlarının tasvirine geniş yer verilir. Şimdi bu zengin asil, bir felsefi soru etrafında düşünür: bir insan akılsızlarla çevrili bir ortamda nasıl ahlaklı yaşam sürülebilir? Bu soru, Piyer’in sonraki yaşamında dayanak olur. Kendi köylülerini serbest bırakmaya ve onların yaşam koşullarını iyileştirmek için çalışmaya başlar.
Nihilist ruhaniyeti çökmüş Andrey, orduya dönmez ve mülklerin yönetimi ve Rus ordusunun durumunun iyileştirilmesi için yasa tasarısının hazırlanması ile meşgul olur. Aynı dönemde Piyer yeniden Andrey ile görüşür ve ona yeni bir soru ile gelir: Bu ahlaksız dünyada Tanrı nerededir? Piyer, panenteizm ve ölümden sonra yaşam ile ilgilenmeye başlar.
Piyer’in uzun süre kendinden uzaklaştırdığı karısı Elen yeniden onu kabul etmesi için rica eder ve ondan sonra Petersburg’un yüksek toplumunda saygın ev hanımlarından biri olarak tanınmaya başlar.
Prens Andrey hazırladığı yeni askeri yasanın kabul edilmesi ve doğrudan imparatora ulaştırılması için girişimler yapar. Aynı dönemde Petersburg’da olan genç Nataşa Rostova ilk kez Petersburg asalet balolarından birine katılır ve orada Prens Andrey ile tanışarak onu kendine hayran bırakır. Prens Andrey, Nataşa ile görüşmesinden sonra yeniden adeta hayata döndüğünü hisseder ve birkaç ailevi görüşmeden sonra Nataşa’ya evlilik teklifi eder. Fakat oğlunun Rostov’larla akraba olmasına karşı çıkan yaşlı Prens Bolkonski düğün için bir yıl beklemesi gerektiğini söyler. Bu olaydan sonra Prens Andrey Nataşa’yı terk ederek yeniden orduya döner. Bundan ciddi sarsıntı geçiren Nataşa’nın moralini düzeltmek için Kont Rostov onu ve Sonya’yı yanına alarak Moskova’ya götürür.
Nataşa Moskova’da operaya gelir ve burada Elen ve kardeşi Anatol ile tanışır. Aynı dönemde Anatol yeni bir kadınla evlenmiş ve onu Polonya da bırakarak Rusya’ya kaçmıştır. Nataşa’ya çok yakın ilgi gösterir ve onunla ilişki kurmaya çalışır. Elen ve Anatol bunun için bir plan hazırlarlar. Anatol, Nataşa’yı öper ve sevgi mektupları yazarak onunla birlikte kaçmayı teklif eder. Uzun düşünceden sonra, Nataşa, Anatol’u sevdiğine karar verir ve Prens Andrey’in ablası Mariya’ya mektup yazarak nişanı bozduğunu belirtir. Son anda kaçış planından haberdar olan Sonya, bu planın hayata geçmesi önler. Piyer, önce Nataşa’nın davranışından korksa da, sonradan onun aşık olduğunu anlayarak bunu normal kabul eder. 1811-1812 yılları büyük kuyruklu yıldızını Moskova semalarında gördükten sonra Piyer için yeni bir yaşam başlar.
Prens Andrey, Nataşa’nın nişanı bozmasını soğukkanlılıkla karşılar. Piyer, giderken Nataşa’ya özgür seçim imkanı vermiştir. Ama yakında Nataşa’nın yaptığından çok pişman olduğunu ve çok ağır rahatsızlandığını duyar.
Ailesinin, özellikle Sonya’nın desteği ve dini inançlarının aracılığıyla Nataşa hayatının bu zor döneminden kurtulur. Aynı zamanda artık tüm Rusya yaklaşan tehlikeden ve Napolyon ile olacak savaştan konuşmaya başlamıştır. Piyer ise, kendini Napolyon’un Deccal olduğuna inandırır. Kendi topraklarını Fransızlardan korumak için köylü ordusu yaratmakla uğraşan yaşlı Prens Bolkonski’nin durumu ağırlaşır ve ölmek üzeredir. Rus ordusunun geri çekilmesi sonunda Bolkonski’lere ait arazinin Fransızların eline geçme ihtimalinin yaşandığı günlerde, köylü isyanı nedeniyle bölgeyi terk edemeyen hanım kız Mariya, tesadüfen o bölgede olan Nikolay Rostov tarafından görülür. Nikolay, Mariya’ya karşı yakınlık duysa da, Sonya’ya verdiği sözü hatırlar.
Savaşın başladığı dönemde çarın Moskova’ya kadar gitmesi tüm Rus gençlerini şevke getirir ve herkes orduya yazılmaya çalışır. Böyle bir anda, genç Petya Rostov da nihayet, orduya yazılmak için ebeveynlerinin rızasını almayı başarır.
III. cildin temel kahramanlarından birisi Napolyon Bonapart’tır. Yazar, bu ciltte imparatorun kişisel kalitelerini, alışkanlıklarını detaylarıyla tasvir eder, hatta onun sık sık itüzümü koklamasını belirtir. Aynı zamanda, 400.000 kişilik (yalnızca 140.000’i Fransızdı) Fransa ordusu ve onun Smolensk’e kadarki savaş yolu, Fransızların Rusya topraklarına girmeleri, Smolensk’in işgali açıklanmıştır.
Piyer, Moskova’yı terk ederek Borodino Savaşı’nı izlemek için savaşa giden orduya katılır. Bir süre savaş ortamında yaşadıktan sonra Piyer’de ağır ruhsal sarsıntı oluşur. İnsanların birbirini öldürmesi, ölümün bir karış yakında olması onu teemmülde ve bu zamana kadar yaşamadığı yeni ve çok korkunç duygular yaşamasına neden olur. Savaş, orduların yok olması sonucu her iki tarafın çok büyük kaybıyla sona erer. Ruslar, Napolyon’un dev ordusu karşısında durabilmeyi başarırlar ve büyük kayıplara karşın avantaj elde ederler. Fakat stratejik nedenler ve ordunun ciddi kayıplarından dolayı, savaşın ertesi günü Ruslar geri çekilir ve Fransız ordusunun Moskova’ya doğru yolunu açarlar. Savaşta eserin iki ana kahramanı da ciddi yaralanır. Anatol Kuragin ayağını kaybeder, Andrey Bolkonski ise füze patlaması sonucu ölümcül yaralanır. İkisinin ölüm haberi yayılır ama ailelerine hiçbir resmi bilgi verilmez.
Fransız ordusu Moskova’ya yaklaştıkça şehir nüfusu arasında çalkalanmalar olur ve Moskovalılar şehri terk ederek kaçmaya başlarlar. Şehri terk ederken evleri yakarlar. Bu ise kentte büyük yangının ortaya çıkmasına neden olur. Rostov’lar şehri en son terk eden ailelerden biri olur. Giderlerken kendileriyle sadece önemli eşyaları götüren aile, yaralıların şehirden çıkarılmasına yardımcı olur. Yaralıların arasında Prens Andrey Bolkonski de vardır. Ama Nataşa’nın bundan haberi olmaz.
Napolyon’un ordusu Moskova’yı fethettiği zaman şehri terk etmeyen az sayıdaki Ruslardan biri de Piyer’dir. Moskova’ya giren Napolyon’u öldürmeye karar verir. Bunun için de, asıl kimliğini gizleyerek dilenci kılığına girer. Daha sonra Fransız askerlerinden birini kurtaran Piyer, hem askerler hem de esirler arasında nüfuz kazanır. Burada o, esirlerden Platon Karatayev ile dost olur. Karatayev ile sohbetleri Piyer’in moral yönünden zenginleşmesine ve dünyaya bakışının değişmesine neden olur. Fransız askerlerinin Moskova’yı yağmalaması ve silahsız Ruslara eğlence için ateş açmalarının tanık olduktan sonra, Piyer Bezuhov ordu ile beraber hareket etmeye zorlanır ve bu sırada ağır Rus kışına maruz kalan Fransız ordusu acilen geri çekilerek Rusya’yı terk etmeye çalışır. Bir süre sonra, Rus ordusu ile küçük çarpışmalar meydana gelir ve Piyer serbest bırakılır. Aynı zamanda, Petya Rostov, Fransızlar tarafından öldürülür.
Bu arada, Napolyon’a karşı savaşta ağır yaralanan Andrey tesadüfen Rostov’ların evine getirilir. Aile, diğer yaralılarla birlikte onu da kendileri ile Moskova’dan Yaroslavl’a götürür ve ilgilenir. Nataşa yakında Andrey’in onlarla olduğunu öğrenir, bir süre sonra Marya Bolkonskaya da kardeşinin yanına gelir. Andrey, ölmeden önce Nataşa Rostova’yı bağışlar.
Romanın sonunda Elen Kuragin Fransız askerlerinin birbirinden geçen hastalıktan ölür. Piyer yeniden Nataşa’yı bulur, Nataşa ona Andrey’in ölümünden, Piyer ise Karatayev’in ölümünden konuşur. Her ikisi birbirlerine karşı sevgi hissettiklerini anlarlar ve evlenirler.

mehmet temiz 
06 Eki 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

savaş,barış,varlık,yokluk,sevgi,nefret,dostluk,düşmanlık,sevinç,hüzün,mutluluk,mutsuzluk,acı çekme keyf alma,aşk,ihanet,kahramanlık,vatan sevgisi,hastalık,ölüm vs...vs..neredeyse aklınıza gelecek her türlü duygu ve olayın bukadar uyumlu ve kusursuz anlatıldığı baska bir eser yoktur sanırım.kitap, 19.yüzyılın başlarındaki yaklaşık on yıllık bir dönemde ,rusyada yaşananları, üst tabakadaki insanları ön plana çıkararak anlatıyor.kitabın sayfa sayısının fazlalığına sakın bakmayın.okadar ustaca bir anlatımla yazılmışki kesinlikle insanı yormuyor ve bıkkınlık vermiyor.aksine daha fazla okumak istiyorsunuz. bence, sadece dünya klasikleri sıralamasında değil,dünya edebiyat tarihi sıralamasında da 1 numaralı kitap olmayı hakediyor.

5 /

Kitaptan 285 Alıntı

Serpil Ağ 
23 Mar 01:11 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

" Ne kadar çok günah işliyoruz, ne kadar çok aldatıyoruz ve bütün bunlar ne için?

Savaş ve Barış, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 134 - Türkiye İş Bankası)Savaş ve Barış, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 134 - Türkiye İş Bankası)
Serpil Ağ 
26 Mar 02:21 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

" Zafer kazanmak barut kokusu almayanlara herhalde çok kolay geliyordur. "

Savaş ve Barış, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 231 - Türkiye İş Bankası)Savaş ve Barış, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 231 - Türkiye İş Bankası)
Hüseyin DEMİR 
25 Mar 20:52 · Kitabı okudu · İnceledi · 5/10 puan

Özgürlük ve eşitlik; bu çoktan foyası meydana çıkmış bir laf kalabalığıdır.

Savaş ve Barış, Lev Nikolayeviç TolstoySavaş ve Barış, Lev Nikolayeviç Tolstoy
Serpil Ağ 
23 Mar 00:13 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

" Bu dünyada ödül beklemenin imkânsız olduğunu, bu dünyada onurun da adaletinde olmadığını hiç unutmayacağım. Bu dünyada düzenbaz ve zalim olmak gerek. "

Savaş ve Barış, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 119 - Türkiye İş Bankası)Savaş ve Barış, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 119 - Türkiye İş Bankası)
Serpil Ağ 
04 Nis 19:38 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Mutluluk dakikalarının peşinden koş, kendini sevmek, sevilmek için zorla! Dünyada ki tek gerçek bu, gerisi anlamsız.

Savaş ve Barış, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 494 - Türkiye İş Bankası)Savaş ve Barış, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 494 - Türkiye İş Bankası)
Ferman Mamedov 
 18 Oca 2016 · Kitabı okudu · Beğendi

Kendi kendine: "Aşk nedir ki?" diyordu. "Aşk, ölümün inkarıdır,aşk hayat demektir. Anlayabildiğim her şeyi aşk sayesinde anlıyorum.Her şey onda. Aşk, Tanrı demektir, ölmek de aşkın ufacık parçası olan benim, sonsuz ve büyük kaynağa geri dönmem demektir."

Savaş ve Barış, Lev Nikolayeviç TolstoySavaş ve Barış, Lev Nikolayeviç Tolstoy
Serpil Ağ 
17 Nis 03:31 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Üçüncü Kitap - Üçüncü Bölüm
Ah insanlar, Tanrı'nın iradesine karşı elden bir şey gelmez!

Savaş ve Barış, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 398 - Türkiye İş Bankası)Savaş ve Barış, Lev Nikolayeviç Tolstoy (Sayfa 398 - Türkiye İş Bankası)

Kitapla ilgili 5 Haber

İşte, Selçuk Orhan’a göre yeniden okunması gereken romanlar!
İşte, Selçuk Orhan’a göre yeniden okunması gereken romanlar! Romanlar yeniden okunmak için yazılır. Bu görüşü destekleyecek pek çok yazar sayılabilir. Örneğin Nabokov, kitaplara bir resme yaklaşır gibi yaklaşmayı öneriyor: “Ancak ikinci, üçüncü ya da dördüncü okumada, bir anlamda, kitabı bir resim gibi görmeye başlarız.” Kundera için romanlar, tıpkı müzik yapıtları gibi defalarca ziyaret edilmek üzere yazılmıştır.
OKUNDUĞU SÖYLENMESİNE RAĞMEN OKUNMAYAN 10 KİTAP
OKUNDUĞU SÖYLENMESİNE RAĞMEN OKUNMAYAN 10 KİTAP İngiltere’nin önemli yayın organlarından The Guardian gazetesinde yayımlanan haberde, okunduğu söylenmesine rağmen okunmayan kitaplar incelendi ve ortaya Tolstoy ve Dostoyevski’nin de içlerinde bulunduğu 10 kitaplık şaşırtıcı bir liste çıktı.
Cemal Süreya'nın Sevdiği ve Defalarca Okuduğu 4 Kitap
Cemal Süreya'nın Sevdiği ve Defalarca Okuduğu 4 Kitap Kötü bir romanı okuyamıyorum. On beş yirmi sayfa ilerledikten sonra elimden atıyorum. Buna karşılık şiirin her türlüsü çekici geliyor bana...
Rusya'da 'Savaş ve Barış' maratonu
Rusya'da 'Savaş ve Barış' maratonu Rusya'da 60 saat boyunca birçok ünlü isim Tolstoy'un "Savaş ve Barış" romanından parçalar okumaya başladı.
Lev Tolstoy Doodle oldu!
Lev Tolstoy Doodle oldu! Dünyanın en büyük arama motoru Google yine özel bir doodle hazırladı. Google, ünlü Rus yazar Lev Tolstoy'u ana sayfasında taşıdı ve 186. doğum gününe özel bir doodle hazırladı.