• Bundan tam 1 yıl önce, kitap yazacağımı söyleyip Turkcell’den ayrılırken çevremde bana inanan sadece bir kaç insan vardı..

    Çoğunluk ise, hiç kimsenin adını bilmediği bir beyaz yakalının, Turkcell etiketi yokken, sadece kendi azmiyle bazı kapıları açabileceğini düşünmüyordu..

    Bana söylemeseler de biliyordum ki, kitap yazarak birilerine dokunacağıma, hatta kitabın basılacağına çoğu inanmıyordu..

    Türkiye’de kaç kişi adı sanı bilinmemiş bir yazarın kitabını alıp okuyacaktı ki??

    Dün Ankara’da, hiç tanımadığım bir şehirde, ilk kitabımın çıkmasından sadece 2 ay geçmişken beni yalnız bırakmayan, gözlerinin içi gülen ve bana sarılan onlarca insan vardı.. Dahası 2. Baskı bitmek üzereydi..

    Bir kaç stand ötede Ayşe Kulin imzalıyordu kitaplarını.. Yüzlerce kişi kuyruk olmuştu..

    Gelip geçen baktı bana.. Yazık bu kadına 40-50 kişi gelmiş, ötekinin haline bak, dedi biri.. Gencecik bir kızdı..Gülümsedim ☺️

    Benim için 1 kişi bile gelmesi içimi çocuk sevinciyle dolduracaktı zaten.. İnsan hayal ettiği ve adım attığı müddetçe başarıyor çünkü.

    Gücüm yettikçe yazmaya ve üretmeye devam edeceğim, çünkü beni ben yapan şey bu..

    Kimsenin dediğine kulak asmayın, çünkü kimsenin sözleri hayalleriniz kadar büyük değil 😍 İyi ki varsınız ❤️

    #yenibirpencereaç
  • Benim için dünyanın en çok abartılan kitabı Takkeci İbrahim Efendi hikayesine aşırı benzerlik gösteren Simyacı'dır:
    https://youtu.be/lFYm2W7uV0o

    Peki sizin için dünyada ya da Türkiye'de en çok abartılan, değerinden fazla ilgi görmüş yazarlar ya da kitaplar hangileridir? Yorumlarda belirtebilirsiniz.

    Simyacı hayranları dislike'a az basın, çökmesin buton. :P
  • Bu Cumartesi Ankara Kitap Fuarı’nda saat 14.30’da Elma Yayınevi standında imza günüm var.
    Ankaralı dostlarım gelirse, tanışmak için hevesle beklerim 🥰 Yeni Bir Pencere Aç
    Duyuruyu paylaşan dostlarım arasından 5 KİŞİYE İMZALI “Yeni Bir Pencere Aç“ 😍
  • Bu mutsuzluğun mezardan başka bir sonu olduğunu sanmıyorum.
  • İçinizde olmayanı dışınızda bulamazsınız...
  • "Kimsesi yoksa delirir insan. Kim olduğu hiç önemli değildir, yeter ki yanında biri olsun. İnanın bana, insan fazla yalnız kaldımı, hastalanır."
  • 182 syf.
    ·9 günde·Beğendi·10/10
    > Merhaba, bilmem farkında mısın? Ama bugün seninle yollarımız yine kesişti ve sen benim bir incelememi daha okuyacaksın. Ama maalesef üzülerek ifade etmem gerekir ki, bugün bu incelemem pek keyif verici geçmeyecek gibi görünüyor. Konu başlığından da anladığın gibi, bugün burada konumuz Zezé! Evet, evet o masum, kendi halinde, iç dünyasında hayalleri ile yaşayan bizim küçük Zezé. Aslında hep gördüğüm, ama bir türlü elimin gitmediği bir romandı Zezé’nin yaşadıkları. Gerek burada, gerek başka kitap ve edebiyat platformlarında sıklıkla karşılaşırdık kendisi ile ama bir türlü şahsen tanışma imkânım olmamıştı Zezé’yle. Zaman içerisinde, okumak istediğim bu tür popüler birçok eserin benim şahsi kitaplığımda yer aldığını fark ettim. Hatta geçen bir siparişimde dalgınlıkla, Gabriel García Márquez’in Yüzyıllık Yalnızlık adlı kitabını ikinci kez sipariş etmişim. Bu hatamı, kitaplar geldiğinde fark ettiğimde, Osman Balcıgil’in Nefesi Tutku Olan Kadın-Afife Jale adlı kitabı ile telafi ettim. Benim yoğun tempo geçen iş ve ev hayatımdan dolayı okuyamadığım ve okumak istediğim o kadar çok şey var ki, bazen bırakın diğer olmayanları, elimde olanlara bile ömrüm vefa etmeyecek diye korkuyorum doğrusu. Neyse, konumuz Zezé’ydi ve en sonunda kendisini ile tanıştığım ve yakın zamanda okuduğum, bitirdiğim bu güzel esere dönelim tekrar.

    “Günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü” s.11

    > José Mauro de Vasconcelos tarafından yazılan ve elimde olan Şeker Portakalı adlı kitap (Mustafa CANBEK tarafından çevrilmiştir). 1968 yılında Rio de Janeiro'nun Bangu mahallesinde geçen ve yazarın kendisinin çocukluğuna dayanan otobiyografik bir romandır. Vasconcelos, Rio de Janeiro'nun gecekondu kasabasında zorlu şartlar altında büyümekte olan, hayallerini, hüznünü ve düşüncelerini içinde yaşayan bir çocuğun kendi dünyasının görüntüsünü aktarıyor biz okurlara. Zezé, hayatta kalan yedi kardeşin ikinci en küçüğüdür. Zorlayıcı şartlar altında, varoşlarda sürdürülen bir hayat ve babaları işsiz olduğundan, aileyi ayakta tutabilmek için fabrikada, uzun saatler ayakta kalarak çalışmak zorunda olan bir anne. Mahallede yoksulluk içinde yaşayan pek çok kişi var olsa da, özellikle Zezé’ye, ailesinin Noel'de iyi bir yemek ve hediyelere paralarının olmaması çok üzücü gelmektedir. Bu gururlu, ama fakir ailenin katlanabileceği zorluklar önlerinde bir dağ yığını gibi dururken, bizim küçük Zezé’nin yaptığı haylazlıklar ile ilgili yaşadıkları hayal kırıklıkları onları bir hayli üzmekte ve düşündürmektedir.

    “Öyleyse bana öbür gün, kentten bir ‛Ayışığı’ getirir misiniz?” s.20

    > Manevi sıkıntıların yanında maddi sıkıntılar içerisinde olan ailesi, biriken kira borçları baş edilemez hale geldikten sonra, mecburiyetten yeni bir eve taşınmak zorunda kalırlar ve Zezé bu evin arka bahçesinde ileride arkadaş olacağı küçük portakal ağacı ile tanışır. Küçük kardeşiyle oyunlar oynayacağı bu evin arka bahçesini heyecan verici yeni bir dünyaya dönüştürür.

    “Tanrım! Neden hayat bazıları için bu kadar zor?..” s.41

    > Okulunda kendisine çok saygı duyduğu iyi kalpli öğretmeni ile tanışacağız ve kocaman yürekli bu küçücük Zezé’nin öğretmenini memnun etmek için çırpınışına şahit olacağız.

    “Hayır, Dona Cecília. Yeryüzü, Ulu Tanrı’nındır, değil mi? Yeryüzündeki her şey de Ulu Tanrı’nındır öyleyse. O zaman, çiçekler de…” (s.75-76)

    > Üzüntüsünden kendisini yollara vuran ve geç saatlere kadar ayakkabı boyayarak kazanacağı parası ile üzmüş olduğu babasının tekrar gönlünü kazanmak isteyen bu cesur çocukla gurur duyacağız. Bir yarasa gibi rüzgâra karşı uçmak ve en büyük hayallerinden birisini gerçekleştirmek isteyen Zezé, bir gün okuldan kaçtığında, bir şekilde Valadares’in arabasına gizlice biner, biner binmesine, ama Valadares’in bunu fark edip ve kendisini dövmesinden sonra ona büyük öfke duyar. Ama aradan birkaç gün geçtikten sonra, Zezé ayağındaki yaradan dolayı okula acılar içinde giderken Zezé’ye rastlayan Valadares onu arabasına davet eder ve Zezé ile aralarında çok sıkı bir dostluk başlar.

    “Yarasaların, çocuklarının kanını emen vampirler olduğunu söylerdi.” s.41

    > Zezé'nin davranışları ve yaramazlığı hep bir ceza ya da kötü bir son ile bittiği için Zezé, iyiden iyiye kendisinin sevilmediğini, dışlandığını ve istenmediğini düşünmektedir. İşte bu sebepten, aklından geçen düşüncelerini, kendisine cevap verdiğini düşündüğü küçük portakal ağacıyla paylaşıyor. Biliyor musun Zezé? Ben sen de, benim çocukluğuma dair birçok şey okudum ve sen her ne yaşadıysan, ona yakın bir kader ortaklığım vardı seninle. Aklıma küçükken, yarıyıl tatillerinde simit sattığım, şeker imalathanesinde fındıklı şeker ve horoz şekeri kalıplarına döktüğüm sıcak şerbet geldi. Küçüktüm ve her defasında kendime; “bu sefer ellimi yakmayacağım!” desem de, kalıba sıcak şerbet dökerken her defasında yandığım geldi. Kader ortaklığımızın tek eksik yanı, fakir de olsan, senin anne ve babanın yanında olmasıydı. Oysa benim kendisine kazandığım para ile hediye alabileceğim bir babam asla olmadı ve annem ise bir fabrikada çalışıyordu, ama benden 3500 km kadar uzakta, bilmediğim bir yaban eldeydi ve orasına Almanya diyorlardı. Evet, zamanında çok giden olmuş. Kimin yakını ya da canı gitmemiş ki oralara?! Yaşadığın bu hayat sana ne kadar zorsa, bana da bir o kadar zordu ve benim de içimden geçenler çoktu. Hâlâ o günleri düşündükçe içimden geçiyor o şeyler!

    “Kimseden hiçbir şey beklemiyorum. Böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum.” s.47

    > Zezé, zeki ve kurnaz bir çocuktur, ama asla kötü niyetli değildir. Fakat bazen görmüş olduğu kötü muameleler yüreğinde ve düşüncelerinde intikam duygularını çağrıştırmaktadır. Hep şair olmayı hayal etmekte, müzikte güzellik bulmakta ve öğrenmeye hevesli olduğu görülmektedir. Babası, şarkı söylemeyi çok seven Zezé’ye, Arivaldo ile olan samimiyetini sonlandırmasını ve bir daha onunla asla şarkı söylememesini söyler. Bir akşamüstü Zezé babasına şarkı söylemeye karar verir, ama babasını mutlu etmek isterken, Zezé’nin hiç beklemediği bir son ile biter o gün. İşte burada aklıma, eskiden benim de küçüklüğümde yaşamış olduğum olumsuz hadiseler gelmedi değil. Hangimiz Zezé gibi küçüklüğümüzde sıkıntılar ya da olumsuzluklar yaşamadık ki? Eminim birçoğumuz yaşadık bunu… Bu eser alışılmadık bir hikâyeye dayanmakta, ama içerik olarak biz okurları da doğrudan ve duygusal olarak içine çeken bir öyküyü barındırmaktadır. Yazar, Zezé'nin çekmiş olduğu sıkıntılarını biz okurlara iletiyor ve onun, küçük Zezé’nin yaratıcı tarafı ile hayata karşı nasıl başa çıkılabileceği stratejisi arasında iyi bir denge kuruyor. Eserde hayatın küçük çocuğa karşı olan sertliği çok açıktır, ancak edebi yazım ve söylem dili biz okurlara hiç ağır gelmez. Kocaman bir dünyada, yalnız bir çocuğun gözünden hayatta kalma öyküsünün ve sevgiyi arayışının edebi yanıdır Zezé'nin çekmiş oldukları! Eğer bugüne dek yaşadıklarımızı biraz olsun anlayabilmiş ve o meşakkatli yoldan geçmişsek, o zaman, bu güzel varlıkların (çocukların) dünyasını, duygularını unutmayıp, onlara gereken ilgi ve şefkati göstermeliyiz.

    “Hepimiz büyüktük. Küçük küçük parçalarla, aynı üzüntüden payını alan büyük ve üzgün kişiler.” s.49

    "Daha çok anlat” dedim.
    “Hoşuna gidiyor mu?”
    “Çok. Elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.”
    “Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?”
    “Gider gibi yaparız." s.157

    Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

    Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

    ~ Adem YEŞİL ~
  • Senin bu kadar mutlu olmana, ancak senden bir şey almaya hazırlandıkları zaman izin verirler.
  • KİTAP OKUNURKEN NASIL NOT ALINIR?
    (Okumak Ve Tüketmek 2)

    ''Kitap okurken nasıl not alınır?'' Bu soru bana ilk geldiğinde açıkçası kızmıştım. Çünkü biraz saçma gelmişti. ''Bir kitaba nasıl not alınır, bu nasıl öğretilebilir ki?'' diye düşünmüştüm. Daha evvel de bir başka iletimde kitaplara not almayı Hakan S.'den öğrendiğimi söylemiştim. Ama nasılını sorarak değil. Sadece düşündüklerinizi yazsanız dahi yeter. Kitap okurken sizi bilmem ama benim aklımda binlerce şey dolanır. Bir kitabı biraz okur ve ara verince başlarım düşünmeye. Hem de nasıl biliyor musunuz? Olağanüstü bir şekilde değil; ütü yaparken, yemek yaparken, temizlik yaparken, otobüs beklerken, otobüsteyken, yürürken, dururken, yatarken, çekmeceleri düzeltirken. Arkadaşlar hepimiz insanız ve düşünmek için de bu günlük uğraşlar bir fırsattır. Not almanın bir tarifi reçetesi olmaz. Ama sanırım bir fikir vermek adına, bu iletinin faydalı olacağı okur arkadaşlarımız olacaktır. Kendine has yöntemleri olan ve bize de bir şeyler öğretecek bütün okur arkadaşlarıma da, yöntemlerini bizimle paylaşmalarını rica ediyorum. Çünkü her konuda olduğu gibi akıl akıldan üstündür.

    Şimdi gelelim ben nasıl not alıyoruma, çok basit şeyler olduğu için yazmak tuhaf gelse de yazmak zorunda hissediyorum. El kadar bir ajandam var. Onu basılı kitap okurken yanımdan ayırmıyorum. Rengarenk kurşun kalem gibi açılan kalemlerim var. Diğer fosforlu kalemler arka sayfaya geçiyor diye tercih etmiyorum. Ayrıca kurşun kalemim de var. Bunları bir kalem kutu ile yanımda gezdiyorum. Basılı kitapları evde okuyorum. Dışarda e-kitap okuyorum. Okuyucu olarak Calibro kullanıyorum ve altı çizili satırın üstüne uzun basınca not alma seçeneği çıkıyor. Oraya not alıyorum. Eğer şelale gibi not alacaksam telefonun not alma bölümünü ya da ses kaydını kullanıyorum. Evde de o ajandama notlarımı alıyorum.

    1) Eğer romansa kişilerin fiziksel özelliklerini, mesleklerini, karakter özelliklerini, akrabalık ilişkilerini yazıyorum. Bunlara sayfalar ilerledikçe eklemem gereken bir şey olur diye araya birkaç satır boşluk bırakıyorum.

    2) Bilmediğim kelimeleri sözlükten bakıp kitapta geçtiği sayfaya, o kelimenin altını çizip yana ok çıkararak yazıyorum.

    3) Bir olaya atıfta bulunuluyorsa okumaya ara verip o olayı araştıyor, kitap bitiminde hatırlayacağım şekilde bir-iki cümle yazıyorum.

    4) Roman kahramanlarının sevdiğim, sevmediğim özelliklerini, olayların bende uyandırdığı düşünceleri, başka bir kitapla ilişkilendirirsem onu yazıyorum.

    5) Bazen bir alıntı beni alıp dereye değil okyanusa götürüyor. Alıntı da uzun diyelim. Ajandamı açıp, alıntının sadece sayfasını yazıp, bu alıntı bana şunu şunu düşündürttü diyerek yazıyorum.

    6) Bazen o kitabı okurken bir deneme yazısı ortaya çıkıyor ki bunları zaten inceleme yazılarımda kullanıyorum.

    7) Şu konu ile ilgili yazı yaz diye deftere not alıyorum.

    8) Bazen yazar başka kitaplardan faydalanıyor. Onları not ediyorum. Araştıyorum, yorumlarını okuyorum.

    9) Bu kitabı neden okuyorum, bittiğinde ne olacak yahut bittiğinde de ne düşündüm, ne hissettim, vaktime değdi mi, bu soruları kendime sorup cevaplarımı yazıyorum.

    10) Son dönemde bir merakım başladı, bu da biyografi okuma. Misal elimde uzun zamandır Leyla vü Mecnun var. Fuzuli'yle ilgili biraz açıklama da içerse bir destek kitaba ihtiyaç duyuyordum. Bu yüzden Fuzuli'nin Şiiri Üzerine İncelemeler bu kitabı aldım.
    Daha evvel Arthur Schopenhauer'dan bir kitap okumuştum. Çok beğenmiştim. Ama not alacak kadar harekete geçememiştim. Sistemli okuma yapma isteğimden dolayı ve geriye bakıp, notlarımın bilgimi tazeleyecek türde olmasını istediğim için bir tane de onunla ilgili biyografik bir kitap aldım Schopenhauer . Bir ara Alman edebiyatına giriş yapmak istiyorum, bu yüzden de başlangıç için Romantik bunu aldım. Bu tür kitapların anlama ve hatırlamayı kolaylaştıracağına inanıyorum. Not alma sebebim de zaten budur. İlerde 2 cümleden daha fazlasını kurabilmek.

    ***********

    Şimdi bu yazıdan biraz daha bağımsız Okumak ve Tüketmek Üzerine iletimin #29474542 devamı niteliğinde bir şeyler yazmak istiyorum. Misal ki bir yazar sürekli karşınıza çıkıyor, övülüyor, her yerden beni oku dercesine gözünüze çarpıyor. Sakin olun. Övülen her kitabı almaya okumaya kalkmayın. İlk önce yazarı araştırın. Bu insan kimdir, kaç kitabı vardır, ne türlerde yazar, en sevilen kitapları nelerdir, hangi kitapları ilginizi çekti, bunları araştırın. Sonra alacağınız kitap ya da kitaplara karar verin.

    Liste oluşturun ve kitabı not alın. Misal dünya klasiği mi, Rus mu Alman mı İspanyol mu vs. edebiyatı bunu yazın. Hangi yayınevi, hangi çevirmeni tercih etmelisiniz, okuyanlara sorun. Kitapyurdu'nu bu yüzden çok seviyorum. Solda çevirmenleri gözden geçirebiliyorsunuz. Yayınevlerini görebiliyorsunuz. Yerli ise kimdir, hangi konuları ele almıştır, hayatı nasıldır kısaca internetten okuyun, bakıştırın. Not ettiklerinize kurgu mu değil mi, hangi kitabı hangi türde yazın. Defterinizi/ listenizi birkaç şekilde tutabilirsiniz. Benim hem yayınevlerine hem yazarlara göre listem var. Yazar ya da yayınevi indirime girdiği anda kitaplığıma katmaya çalışıyorum.

    Sistemli bir okuma yapmaya çalışıyorum. Bu sene Rus klasiklerinden ağırlıklı bir okuma yapmak istiyorum, umarım ruh halim de buna uygun olur. Seneye de kalanları okuyup Alman edebiyatına giriş yapmak istiyorum. AMAAA.. Bu demek değil ki sadece bunları okuyacağım. Her sene oluşturduğunuz listenin kabaca bir konusu bir amacı olsun. Rus klasikleri dedim ama arada okuyacağım psikoloji, tarih, şiir, polisiye gibi gibi birçok başka kitap da var. İngiliz edebiyatından da birkaç eser deneyeceğim. Yeter ki siz neyi neden okumak istediğinizi bilin. Bu sizin alacağınız faydayı azami seviyeye çıkaracaktır.

    Planlarınızı birkaç aylık da yapabilirsiniz. Bu demek değildir ki %100 uymak zorundasınız. Bir planın 3/4'ünü gerçekleştirirseniz, siz o tasarıyı gerçekleştirmiş sayın. Çünkü dünyanın binbir türlü hali var. Moraliniz bozuk olur, işiniz çıkar, yorgun olursunuz, aniden bir yolculuk olur vs. Hayat bu. Siz planınızı azami derecede uyacak şekilde hazırlayın ki uyabildiğiniz kadarı kâr kalsın. Plan yapmak seçimi kolaylaştırır. Seçim de okumayı kolaylaştırır. Çok seçenek kararsızlık getirir. Bu yüzden bu zorluğu sadece planınızı yaparken yaşayın, her kitap bitirişinde ''Şimdi ne okusam'' sorusu ile yaşamayın. Hepinize gönlünüzce verimli okumalar dilerim.
  • Nasıl sevdiyse öyle sevildi zannetti.