Gürkan ((şair)), Suç ve Ceza'yı inceledi.
23 saat önce · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 10/10 puan

Rodya Romanoviç Raskolnikov yoksul bir gençtir; Petesburg Üniversitesi'ndeki hukuk öğrenimini yarıda bırakır. Aklı Batı'dan gelen siyasi ve felsefi düşüncelerle karmakarışıktır. Nefret edilen kötü bir tefeciyi öldürecektir. Böylece finansal problemlerini çözerken aynı zamanda dünya kötü değersiz bir parazitten temizlenecektir. Raskolnikov daha yüksek bir amaca hizmet eden bir cinayetin kabul edilebilir olduğuna inanır. Bir sürü hesap kitaptan sonra harekete geçer ve kadının evine giderek onu baltayla vahşice öldürür. O anda Alonya ile birlikte yaşayan ve kimseye bir zararı dokunmayan üvey kız kardeşi beklenmedik biçimde içeri girdiğinden Raskolnikov onu da öldürmek zorunda kalır. Müşterilerin rehin için bıraktıkları birkaç küçük süs eşyasını alır ve kimseye görünmeden oradan ayrılır.
Kimsenin kendisini görmediğini bildiği halde, Raskolnikov son derecede tedirgindir. Tedirginliği ailesi ve yakın çevresini de etkilenir. Raskolnikov'un hayatında üç kadın vardır. Bunlardan ilki olan annesi düşkün ve müşfik bir kadındır. Hayatındaki ikinci kadın kız kardeşi Dounia'dır. Hayatındaki üçüncü kadın ise Marmeladov adındaki işsiz kâtibin kızı Sonia'dır. Raskolnikov onunla ara sıra buluşmuş arkadaşlık etmiştir. Sonia'nın ailesi babasının ayyaşlığı yüzünden çok yoksuldur. Sonia, ailesine bakmak için fahişelik yapmaya başlamıştır. Raskolnikov öldürdüğü kadının evinden aldıklarını ve diğer delilleri saklayıncaya kadar çılgın gibidir. Ödenmemiş bir borç yüzünden karakola çağrıldığında polislerin yanında baygınlık geçirir. Günlerce hasta yatar. "Katilin cinayet yerine dönmesi" kuralına uygun olarak yakalanmayı ve rahatlamayı, arınmayı isteyen genç adam öldürdüğü tefeci kadının evine gelir. Komiserle tanışır ve davranışlarıyla dikkat çekerek soruşturmanın baş zanIısı olur. Zeki bir adam olan Komiser Porfiry Petro viç Raskolnikov'un katil olduğunu düşünür. Raskolnikov Sonia'ya suçunu ve aşkını itiraf eder. Sonia fahişelik yapmasına rağmen inançlı ve iyi yürekli bir kızdır. Ona acır ve suçunu polise itiraf etmesi ve bedelini ödemesi gerektiğini söyler. Sonunda vicdan azabı Raskolnikov'a suçunu itiraf ettirir. Sibirya'ya sürgün edilir. Sonia onun serbest kalacağı günü bekleyecektir. Raskolnikov yine de aşırı bir pişmanlık duymamaktadır. Fakat Sonia'nın sayesinde kendini dine verebilecektir.

Burak BAĞRIAÇIK, bir alıntı ekledi.
20 May 01:36 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Pîr Cabbarın Alisi kısadan bir iki lâf ettikten sonra: "Bundan böyle" diyerek asıl diyeceklerine geçti: "Karşımızda bir Devlet var artık. Şimdiyece bu Devlet'in birlik olmaması için çalıştık.. beceremedik. Osman Bey bizden güçlü çıktı. Baş dayanağı Şeyh Edebali idi, Kumral Dede'ydi.. Bu ikisi, Anadolu'nun bu ucunda, bizden önce geldikleri, hemi de açık söyleyim, bizden akıllı oldukları için baş edemedik. Şimdi hem Osman Bey yok, hem Şeyh Edebali, hemi de Kumral Dede.. geberdiler. Şeyh Edebali'yle Kumral Dede'nin yerine geçecek kimse yok; Osman Bey'in iki oğlu var. Önce bu ikisinin arasını açmak için her çareye başvurmalıyız. Türkmen; bey oğulları hakkınd çıkaracağımız dedikodulara inanmaz, çünkü Türkmen budaladır, köle ruhludur; bey demek Türkmen için dünya demektir, öyleyse beylere lâf dokundurmaktan kaçının ki Türkmen sizden hemen soğumasın; beyden yana gözükün ki Türkmen çevrenize toplansın. Bir beyi yıkmak için en iyi yol beyi göklere çıkarmak, durmadan onun iyiliğinden, üstünlüğünsen söz açmak yoludur; Türkmen'in bir budalalığı da çok övülenden çabuk bıkamsıdır. Fakat bu yola çok güvenmeyelim. Asıl beyin çevresini çürütmeğe, çevresindeki güvenilir adamları gözden düşürmeğe çalışmak bizi başarıya götürür.. çevresinden soyulan bey de, kökü çürümüş kavak ağacı misali tez düşer. Bunun için ben Dursun Fakih'i seçtim. Dursun Fakih Osman Bey'in en ünlü kadısıdır; haktan şaşmaz, karşısında Osman Bey de olsa, haklı olan davacı kefereye hakkını vermek için direnir. Bunu bilmeyen yoktur. Bunu bilmeyen olmadığı için de Türkmen Dursun Fakih'in adı geçti mi hakkından emindir. Dursun Fakih'e karşı duyulan bu güveni yok edeceğiz; yerine kuşkuyu, nefreti yerleştireceğiz. Halk Dursun Fakih'ten nefret ettikçe, geçmişinden, geçmişte yapılan işlerden şüphe edecek; geleceğinden, gelecekte yapılacak işlerden şüphe edecek.. Şüphe, gücü kemiren kurttur, kemire kemire öldürür."

Üçler Yediler Kırklar, Mustafa Necati Sepetçioğlu (Sayfa 112)Üçler Yediler Kırklar, Mustafa Necati Sepetçioğlu (Sayfa 112)
Masiva, bir alıntı ekledi.
13 May 17:05 · Kitabı okudu · Puan vermedi

-Herkes sevmediğini böyle öldürür mü?
-Öldürmek istemeden insan nefret eder mi?
-Her incinme hemen nefrete yol açmaz.
- Ne yani, yılan ikinci kez mi soksun?

Venedik Taciri, William Shakespeare (Sayfa 82 - Kültür Yayınları/9. Basım)Venedik Taciri, William Shakespeare (Sayfa 82 - Kültür Yayınları/9. Basım)

https://youtu.be/xMBtbACXyGM

"POLİS BENİ ASLA YAKALAYAMAYACAK ÇÜNKÜ ONLAR İÇİN FAZLA ZEKİYİM"
* 9 Kasım 1969 *

Leona ve Loyd, yıllarca çocukları olmadığı için 1963 yılında bir bebek evlat edinirler. Oğullarını sevgiyle büyüttükleri 39. yılda minnoş çiftimizin hayatı çalan bir telefonla sarsılır. Hattın ucundaki ses oldukça yabancıdır. Esrarengiz kadın Gary'nin biyolojik annesi olduğunu, bunu kanıtlayabileceğini ve onunla görüşmek istediğini söyler. Gary evlatlık olduğunu bilerek büyümesine rağmen yerle bir olur; heyecan, merak, keder, öfke.. Hissettiği duyguları bir kalıba sokamadan annesi Judy ile görüşmeyi kabul eder. Birbirlerine sarılıp ağlarlar ve ne olmuşsa geçmişte, seni affediyorum der annesine küçük bir çocuk gibi. Klişe dram filmleri gibi değil mi? Merak etmeyin. Birazdan buraları kana bulayacağım.

Gary, annesiyle tanışır tanışmaz geçmişini ve özellikle babasını sorgulamaya başlar. Adım adım, yavaş yavaş araştırır her şeyi. Babasının adını öğrenir. Bir isimden yola çıkarak başladığı yolculuk, insanlık tarihinin en zeki seri katilinin oğlu olduğunu öğrenmesiyle son bulacaktır.

************** Zodyak Spoilerı İçerir **************

Earl Van Best Jr. müziğe olan yeteneği ve kitaplara olan tutkusuyla, yaşıtlarından çok daha zeki olmasıyla dikkat çeken sarışın bir çocuktur. Yaşıtları sokakta oynarken o, istihbarat subayı olan babasından öğrendiği şifreleme yöntemiyle çeşitli kodlar yazarak eğlenir. Annesi tarafından sevgi görmeden büyüyen Van, bu eksikliğinin üzerine annesinin başka erkeklerle birlikte olmasına şahit olur ve karanlık tarafa geçiş biletini kazanır. Askeri eğitim alır, kriminoloji okumak ister, opera dinlemeye bayılır. Org çalmadaki yeteneğiyle etrafında kendinden söz ettirse de, insanlar onu her zaman "değişik" olarak nitelendireceklerdir. İcraata geçmeye gerek yok, karanlık bir ruha sahipseniz bu her zaman fark edilir.

Eğitim dönemi biterken Van, saçmasapan batıl inançlara -hayaletlerin ona musallat olması gibi- sahip olmaya başlar. Yavaş yavaş içindeki psikopat uyanmaktadır. Bir gün kendinden 13 yaş küçük Judy'e aşık olur. Kısa zaman sonra birlikte kaçarlar. Judy 14 yaşında olduğu için yasal olarak evlenmeleri mümkün olmaz. Buna rağmen Judy yaşıyla alakalı yalan söyler, evlilik belgelerini Van doldurur ve evlenirler. Yasal olmayan bu evlilik Judy'nin annesinin ihbarıyla ilk darbeyi yer. Van pedofili muamelesi görür ve gözaltına alınır. Tüm imkansızlıklara rağmen tekrar tekrar kaçarlar birlikte. Judy sonunda hamile kalır ve Van için aşk, hastalıklı bir tutkuya dönüşmeye başlar. Judy'e tek başına sahip olmak için bebeği istemez, yeni doğmuş bebeği sandığa koyup havasızlıktan ölmesini umacak kadar nefret eder oğlundan. Bir gün onu, bulunmasını umduğu bir merdiven boşluğuna terk eder. Judy evde çığlık çığlığa ağlarken, küçük Van kaderini değiştirecek Stewart ailesine evlatlık verilir. Bu olaydan sonra evlilikleri yerle bir olur. Bu kısmı detaylı anlatıyorum çünkü Judy, Earl Van Best Jr'ın Zodyak'a evrilmesine sebep olan kadındır.

Judy'den uzak kaldıkça Van yoldan çıkmaya başlar. Bitmek bilmeyen kin ve öfke ruhunu her geçen gün daha da karartırken Şeytan'ın Kilisesi olarak bilinen bir organizasyona dahil olur. Şeytana tapmaya başlar. Aynı dönem Charles Manson'ın müridlerinden biriyle arkadaş olur ve karanlığın zirvesine ulaştığında ilk cinayetini işler. Ne tesadüftür ki ilk kurbanı biricik aşkı Judy'e fazlasıyla benzemektedir. Öldürmenin tadını alan Van için bu sadece seri cinayetlerinin hoş geldin öpücüğüdür. Böylece Earl Van Best Jr, Zodyak'a dönüşür.

"ONUN KADINLIK ORGANLARINI KESİP GÖRSÜNLER DİYE BÜTÜN ŞEHRE BIRAKACAĞIM. BU YÜZDEN BUNU BENİM İÇİN KOLAYLAŞTIRMAYIN. KIZ KARDEŞLERİNİZİ, KIZLARINIZI, EŞLERİNİZİ SOKAKLARDAN VE PATİKALARDAN UZAK TUTUN"
* 29 KASIM 1966 * (polise ilk mektup)

Vahşeti artarken zekasının takdir edilmesi ihtiyacıyla polise şifreli mektuplar yollamaya başlar. Mektuplarının sonuna imza olarak kullandığı daire içinde haç sembolünü yerleştirir. Cinayetleri işledikten sonra anonim aramalarla kendisini ihbar eder. Judy'e benzeyen genç kızları kurban olarak seçerken, yanlarındaki erkekleri de silah veya bıçak kullanarak öldürür. Bunlara rağmen polis ne cinayetleri ne şifreleri çözmeyi başarır. Bu durum Zodyak'ın egosunun tatmin etmekten ve öldürmeye teşvik etmekten başka bir işe yaramamıştır. Öyle ki, şifrelerin bir kısmı 40 sene sonra ancak çözülmüş bir kısmı ise hala çözülememiştir.

14 Temmuz 1934'te doğan Earl Van Best Jr, 20 Mayıs 1984'te Zodyak olarak ölür.

***************** Spoiler Sonu *****************

Gary Stewart'ın 10 senelik araştırmalarının, hislerini aktardığı günlüklerin, babasının ve annesinin hayatına giren insanlardan öğrendiği bilgilerin, polis kayıtlarının, görgü tanıklarının ifadelerinin, babasının sabıka kayıtlarının derlenmesiyle oluşturulmuş bu kitap. Zodyak'ın bebeklik fotoğrafından tutun da robot resmiyle yayınlanan arama emrine kadar çok fazla belgeyi okurla paylaşmışlar. Earl Van Best Jr'ın el yazısıyla Zodyak'ın mektupları, parmak izleri karşılaştırılmış ve bunların hepsi tek tek resimlerle yer almış sayfaların arasında. Benim için en vurucu olan kısım ise Van'ın resmiyle Zodyak'ın robot resminin üst üste yerleştirildiği ve insanda şüphe bırakmayan o fotoğraftı. Görmelisiniz!

Zodyak, kriminolojiyle ilgilenmeye başladığımdan beri bende en çok merak uyandıran seri katildir. Hakkında çekilen filmleri ve belgeselleri izledim, makaleler okudum, neler yaptım neler! Bu kitap kadar bilgiye doyurucu bir kaynak bulamamıştım. Merak ettim, şok oldum, heyecanlandım, yeri geldi Gary Stewart'ı bağrıma basmak istedim. İlginç ve muhteşem bir deneyimdi.

Hala çözülemeyen şifrelerinden dolayı yukardan bize gülüyor mudur acaba?

"HER ZAMAN DEMİŞ OLDUĞUM GİBİ, BEN ÇÖZÜLEMEZİM"
* 13 Mart 1971 *

R.T, Dişi Kurdun Rüyaları'ı inceledi.
02 May 03:11 · Kitabı okudu

Cengiz Aytmatov'un üç bölümden oluşan 390 sayfalık romanı. Kitap adını, içindeki "Akbar" adlı dişi kurttan alıyor. Eski Sovyet düzeni eleştirisi barındıran bir Aytmatov romanıdır. Başta belirttiğim gibi üç bölümden oluşuyor, ancak iç içe öyle çok hikaye var ki, hangisinden bahsetsem bilemiyorum. Ancak kitaba adını veren dişi kurt Akbar'ın hikayesi en acıklı olanı. Doğanın tıkır tıkır işleyen düzeninin insanoğlu tarafından bozulması anlatılır.
••• Kitapları sonradan hatırlamak üzere inceleme yazdığımdan bu kısım ipucu (spoiler, süprizbozan) içerebilir. KİTABI OKUMAMIŞ OLANLARIN BU KISMI OKUMAMASINI TAVSİYE EDİYORUM. Daha genel bilgiler okumak isteyen bundan sonraki kısmı okuyabilir.
-----------------------------------------------------------------
Kitabın ilk bölümünde Akbar (Akcıdav) ve Taşçaynar (taş çiğner) adında iki kurdun başına gelen acı olay anlatılır. Hamile olan Akbar, üç kurt dünyaya getirir. Kurtlar biraz büyüyünce Mujunkum bozkırında ailecek ilk kez ava çıkarlar. Tam bir saygayı avlayacakken helikopter ve insanların ortaya çıkması sonucu kendilerini bir sürek avının ortasında bulurlar. İnsanlar buraya sayga avı için gelmişlerdir. Ellerinde tüfekler bir bir saygalara ateş ederler. Bu sırada yavrularının vurulması sonucu onları kaybederler. O geceyi bir kayanın ardına saklanarak geçirir Akbar ve Taşçaynar. Mujunkum bozkırı istemeyerek de olsa bu avı gerçekleştiren kişilere de evsahipliği yapar. Kepa (şoför), Kandalov, Galkin, Mişaş, Uzukbay, Abdias... katliamı yapan altı kişi. Bu altı kişi içerisinde Abdias bazı özellikleriyle onlardan ayrılan tek kişiydi. Babası papazdır ve gelecek vaad ettiği gerekçesiyle papaz okuluna alınır. Ancak dinden saptığı gerekçesiyle okuldan atılır. Abdias'a göre Tanrı bizim düşüncemizden, vicdanımızdan başka bir şey değildir, Tanrı bizim içimizdedir. Ve yine ona göre din çağa uymadığı gerekçesiyle modernize edilmelidir. Bu düşüncelerinden ötürü okuldan atılır. Ancak Abdias buna rağmen düşüncelerini insanlara anlatmaktan vazgeçmez. Kötülere kendi Tanrı inancını anlatarak bütün insanlığa yaymayı amaçlamaktadır. Bu işe ilk olarak yoldan çıkmış insanlardan başlayacaktır. Altı kişilik ekipte Abdias dışında herkes alkoliktir.

Mujunkum'daki sürek avı katliamının öncesinde Abdias haşhaş kaçakçılığı yapan uyuşturucu tacirleriyle bir araya gelir. Amacı kaçakçılık değil, onları yanlış yoldan çıkarıp doğru yola sevk etmektir. Uyuşturucu tacirlerinden Petruha ve Lenka ile Calpak-Saz'a doğru yol alırlar, onlarla beraber çalışır Abdias. Bu ikisi uyuşturucu bağımlısı, alkolik ve Tanrı'yı inkar eden insanlardır. Haşhaş işine girişmeden önce dikkat çekmemek için bir yerde günübirlik çalışacaklardır. Abdias orada motosikletli bir kızla tanışır ve ona aşık olur. Ertesi gün haşhaş tarlarının olduğu yere doğru yola çıkarlar. Abdias her fırsatta Petruha ve Lenka' ya Tanrıyı anlatır, uyuşturucunun zararından söz eder. Çetenin başıyla ilgili sorular sorması da Petruha' nın dikkatini çeker. Tüm bu nasihat ve sorulardan sıkılan Petruha, Abdias'la kavga eder. Haşhaş tarlalarına ulaştıklarında üçü de haşhaşları hızla çuvallarına doldurur. Petruha, Abdias'a çete liderine haşhaş poleni toplayıp hediye etmesi durumunda onunla görüşebileceğini söyler. Bu fırsatı kaçırmak istemeyen Abdias, polenlerin yoğunlaştığı yere doğru gider. Bu sırada haşhaş kokusunun etkisiyle başı döner, Haşhaş polenleri üzerine yapışmaması için soyunur ve tarlada koşmaya başlar. O gün Akbar ve Taşçaynar yeni yavrularıyla Abdias'ın bulunduğu tarlaya gider. Taşçaynar ve Akbar otların içinde dinlenirken yavru kurtlar da koşuşmaya başlar. Yavru kurtlar, tarlanın içinde haşhaşın verdiği sarhoşlukla koşan Abdias'ı fark eder. Abdias da yavruları görür ve onlarla oynamaya başlar. Bunu fark eden Akbar, yavrularına zarar vereceği iç güdüsüyle olağanca gücüyle koşar, ona saldıracağı sırada Abdias oturur ve kafasını elleri arasına alarak kendini savunur. Akbar zarar vermeden onun üstünden atlar, yavrularını da alarak uzaklaşır. Abdias, Akbar'ın mavi gözlerini bir daha hiç unutmayacaktır. Abdias çok korkmuştur. Petruha ve Lenka'nın yanına giderek başından geçen olayı anlatır. O gece toplanan haşhaşları trenle kaçıracaklardır. Bunu yapmadan önce Abdias, çete lideri Grişan'la tanışır. Abdias'a fikirlerini kendine saklamasını, çetesinin aklını karıştırmamasını, aksi takdirde kendisi için kötü olacağını söyler. Tren yaklaşınca ateş yakarak trenin durmasını sağlayıp trene atlarlar. Trende uyuşturucu alırken Abdias onları uyarır, ancak kendini dinletemez. Abdias bunun üzerine haşhaş çuvalını vagondan dışarı atar. Vagondakiler Abdias'ı dövüp vagondan aşağı atar. Abdias o gece binbir güçlükle kendine geldikten sonra ayağı kalkar ve bir kamyona rast gelir. Calpak-Saz istasyonuna doğru yol alırlar. Abdias'ı istasyonda perişan halde gören yaşlı bir kadın onu hastaneye götürür. Abdias hızla iyileşir. Bir sabah botanist bir kız onu görmeye gelmiştir. Abdias bu kızı tanır motosikletli kızdır bu. Adı İnga'dır ve haşhaşları yok etmek için çalışmalar yapmaktadır. Haşhaş konusunda yazacağı yazılar için bilimsel bulgulara ihtiyacı olduğundan Abdias'la tanışmak istemiştir. İnga ve Abdias Moskova'ya dönerler. İkisi de birbirini sevmektedir ve evlenmeye karar verirler. İnga'nın bir oğlu vardır ve oğlu nedeniyle eski eşiyle problemleri vardır. İnga bir gün aniden Calpak-Saz' a gitmek zorunda kalır. Abdias, İnga' nın onu terk edeceği korkusuna kapılır ve boşluğa düşer. Her gün istasyona gider. İstasyonda yeni iş teklifini alır. Kandalov le tanışır ve ona Mujunkum da sayga avlayacaklarını, işin ucunda iyi para olduğunu söyler. O an Abdias teklifi kabul eder ve Mujunkum'un yolunu tutarlar. Abdias dini fikirlerini orada da yaymaya çalışır ancak başarılı olamaz. Kandalov ve arkadaşları onu suçlayarak ağaca asar ve ölüme terk ederler. Akbar ve Taşçaynar, Abdias'a rastlar, Abdias, Akbar'a bakarak bir şeyler mırıldanır ve son nefesini verir.

Akbar ve Taşçaynar, yaşadıkları yerler insanlar tarafından yaşanmaz hale getirilince başka bir yere göçerler. Aldaş Gölü yakınlarında bir yıl kalırlar. Tekrar hamile olan Akbar beş yavru dünyaya getirir. Ancak doğayı kendi çıkarları için talan eden insanoğlu madenlere ulaşmak ve bu madenleri taşımak için yol inşa edenler, çalışmalarında güçlük çıkaran sazlıkları ateşe verirler. Sazlık yangınında üç yavru ölür. Akbar ve Taşcaynar gölün karşı kıyısına geçerek bu durumdan kurtulacaklarını düşünerek her biri bir yavruyu ağızlarına alarak göle girerler. Ancak karşıya geçtiklerinde iki yavrunun da boğularak öldüğünü görürler. Bir kere daha içgüdüleri onlara yerlerini değiştirmelerini söyler. Bu sefer dağların yolunu tutarlar. Akbar burada dört yavru dünyaya getirir. Bu da onların soylarını devam ettirmek için son çabaları olur. Bundan sonrası onlar için büyük bir facia ile son bulur.

Bundan sonrası kitabın son bölümüne ait. Hayvan ticareti yapan Bazarbay, bir gün bir ekibe kılavuzluk yaptığı esnada dönüşte kurt sesleri duyar. İçtiği votkanın da tesiriyle kurtları satıp para kazanırım düşüncesiyle dört yavru kurdu alır, iki heybesine koyarak uzaklaşır. Akbar ve Taşçaynar av bulmaya çıkmışlardır. Döndüklerinde yavrularını bulamayınca yoldaki at izlerini takip ederek Bazarbay'ı takip etmeye başlarlar. Bazarbay uzun kovalamacanın ardından Boston nefret ettiği rakibi Boston'un evine sığınır. O gün Boston evde yoktur. Eşi Gülümhan ve yardımcıları, Bazarbay'a yardım eder onu ağırlarlar. Akbar ve Taşçaynar onu eve girerken gördüklerinden pusuya yatarlar. Evden ayrılırken Rızkul ve Murat, Bazarbay'a eşlik eder. Kurtlar, Bazarbay'ın gidişini görmemişlerdir, yavrularını hâlâ o evde sanarlar. Boston olayları duyunca sinirlenir. Kaçırılan yavru kurtların Akbar'ın kurtları olmasından korkmaktadır. Zira Akbar'ın namını bilmektedir. Akbar ve Taşçaynar günlerce evin yakınında acı acı ulur. Uyku uyutmazlar. Sonunda Boston, Bazarbay'a gidip yavruları kendisine satmasını ister. Bazarbay inadına satmaz. Orda burda Boston hakkında ileri geri konuşur. Boston'un kulağına gider bu cümleler.

Bir gün bir lokantada rastlaşırlar tatsızlık çıkar. Boston laflarına aldırmaz ancak Gülümhan'n kulağına gitmesinden çekinir. Çünkü Gülümhan ikinci eşidir. Gülümhan'ın ilk eşi Ernazar, Boston'la yeni otlaklar bulmak için yaptıkları bir keşif sırasında uçurumdan düşerek hayatını kaybetmiştir. Ondan altı ay sonra da Boston'un eşi rahatsızlanmış ve vefat etmiştir. Vefat etmeden önce de Gülümhan'la evlenmesini tavsiye etmiştir. Bir süre sonra her şeye rağmen Gülümhan ve Boston evlenmiş, Kence adında da oğulları olmuştur. İşte, lokantada bu evlilikle ilgili söylenen nahoş sözler üzerine Boston rahatsız olmaktadır. Bazarbay olanlar üzerine Boston'u şikayet eder. Hücre sekreteri Koçkorbayev de bunu fırsat bilir. Çünkü Boston her sene koyunları otlatmak için yeni otlak bulmanın zor olması sebebiyle, herkesin kendine ait bir otlağı olmasını istemiş; Koçkorbayev de bunun parti felsefesine uygun olmadığını belirterek reddetmiştir. Böylece sürüp giden tartışmalar sonucu araları açılmıştır. Akbar ve Taşçaynar bu olaylar esnasında yavrularını bir türlü bulamamalarının hırsını çevredeki koyunlara zarar vererek çıkarmaktadır. Kimse onları yakalayamamaktadır.

Boston, Bazarbay'ın yavru kurtları satması üzerine Akbar ve Taşçaynar'ı öldürmekten başka çaresi olmadığına karar verir. Bir gün koyunlarından bir kısmını alarak onlara pusu kurar. Ancak kurtlar bu pusuya kanmaz. Boston'un arkasına saklanan Taşçaynar tam üstüne atlayacağı sırada Boston döner ve tek hamlede onu vurur. Akbar'ı yakalayamaz. Taşçaynar'ı kaybeden Akbar, hayattan kopar. Amaçsızca dolaşır. Küçük avlarla yetinir. Sürülere zarar vermeyi bırakır. Kurtların anasına yalvarır, gözyaşı döker. Bir gün yaylaya hareket zamanı geldiğinde evde yalnız kaldıkları esnada küçük çocuk Kence dışarı çıkar. Tavukları kovalar. Bahçenin dışına çıkar. Akbar'la karşılaşır. Kence onu köpek sanar, oyun oynar. Akbar, Kence'yi koklar. Alıp yuvasına götürmek ister. Fanilasından tutarak tek hamlede sırtına atar. Kence ağlamaya başlar. Bu sırada onları gören çobanın karısı Aslıgül hemen Boston'a haber verir. Boston tüfeğini alır peşlerinden koşar. Ateş eder, vuramaz iki atış hakkı kalmıştır. İki el ateş ettiğinde Akbar'ın sendelediğini görür ve hızla koşar. Boston yerde can çekişen Akbar'a baktıktan sonra oğlunu eline alır. Küçük Kence kanlar içindedir, onu da vurmuştur. Boston oğlu kucağında acıyla evinin yolunu tutar. Arkasından Gülümhan ve Aslıgül ağlayarak ağıtlar yakarak giderler. Evin önündeki yatağa bırakır yavrusunu Boston. Bazarbay'ın evinin yolunu tutar. Bazarbay'ı öldürür. Teslim olmak üzere karakola giderken yaşama sevincini kaybeden Boston kendini Isık Göl'ün sularına bırakır.
-----------------------------------------------------------------
Kitapla ilgili özet kısmı oldukça uzun. Ancak anlatsam daha neler neler çıkardı kimbilir. Çünkü hikâye içinde hikâye var bu kitapta. Yalnız bu sitede on sekiz okurun kitabı yarıda bıraktığını gördüm. Bana göre kitabın yarıda bırakılmasının sebebi, kitabın ilk bölümündeki Abdias'ın modernize edilmiş din ve Tanrı anlayışıyla ilgili sorgulamaları olabilir. Benim de bu konuda katılmadığım bölümler oldu. Sayfa 95, 97, 99, 100, 104, 105, 153'teki monolog ve diyaloglarda Abdias'la zıtlaştığım kısımlara bolca ünlem koymuşum. Kitabın ikinci bölümünde yer alan Hz. İsa'nın çarmıha gerilişini anlatan kısımlarda da etkileyici bir anlatım mevcut. Ancak meraklısı olmayanların da Abdias'lı kısımları geçebilirlerse burada kitabı yarım bırakma noktasına gelebileceklerini düşündüm. Bu kısım Nasıralı'nın insanlar tarafından nasıl anlaşıldığının -ya da anlaşılamadığının mı desem bilemiyorum- bir özeti aslında. Nasıralı (İsa), ölümünün ardından insanların kıyamete dek ıstırap çekeceklerini söylüyor. Akıbetiyle ilgili karar verecek olan vali bey ise insanların doğası gereği böyle bir pişmanlık duymayacaklarını söylüyor. Bu bölümde Abdias, düşünceleriyle İsa'nın yaşadığı dönemlere giderek onun duyduğu ıstırabı duymak istediği için böyle bir bölümü kaleme alınmış. Diyalog ve monologlar oldukça etkileyici. Kitabı bu noktaya kadar bırakmayanların bundan sonra bırakacağını sanmıyorum. Çünkü kitabın üçüncü ve son bölümü daha normal bir seyirde ilerliyor. Burada Akbar ve Taşçaynar'ın soylarını devam ettirme adına son çabalarını okuyoruz. Kitabın ilk iki kısmında teolojik temelli sorgulamalar mevcutken, son kısımda rejim eleştirisiyle karşılaşıyoruz. Aytmatov bunu çok güzel işlemiş. Alıntılarda (syf 323) da mevcut nitekim. Ayrıca eleştirebilmek için özgür olmak gerektiğini, kaybedecek bir şey olmayacak kadar özgür olmak gerektiğini de çok güzel anlatmış Aytmatov (syf 322 ve 329). Yaradan, biz insanlara verilebilecek en değerli özelliği "aklı" vermiştir. Bizi diğer canlılardan ayıran en büyük özellik budur. Acı hissi ise yalnız insanlara özgü değildir. Aytmatov bu hissin hayvanlarda da var olduğunu Akbar ve Taşçaynar ile bize anlatmıştır. İnsanların, her gün biraz daha insan kalmaktan, insan olmaktan uzaklaştıkları her an çıkarları uğruna doğanın dengesini nasıl alt üst edebileceklerini bu romanla çarpıcı bir şekilde ortaya koymuştur Aytmatov. Bir roman okudum derken içinden birkaç roman çıkabilecek bir kitap okuduğumu düşünüyorum. Betimlemeler uzun uzadıya ancak anlaşılır. Zihnimde film çektim sanki.

Kötülük ve iyiliğin mücadelesini, tabiatı yok eden insanın vahşetini anlatan, gelenekten evrensele uzanan Aytmatov'un bu eserini okumanızı tavsiye eder, değerli okurlara keyifle okumalar dilerim.

Umay, bir alıntı ekledi.
02 May 00:14 · İnceledi · 7/10 puan

50 yaşımızı geçtikten sonra kendimizi hain ve karaktersiz buluruz diye düşündüm,bu duruma ne kadar süreyle dayanabileceğimizdir sorun. Birçoğu elli bir yaşındayken kendini öldürür diye düşündüm bir çoğu elli ikisinde, ama çoğunlukla ellibirinde. Ellibirlerindeyken kendilerini öldürmeleri ya da ellibirlerindeyken doğal ölüm dedikleri ölümle ölmeleri farketmez. Glenn gibi ölmeleri ya da Wertheimer gibi ölmeleri aynı şeydir nedeni 50 yaşındaki birinin 50 yaşını geçince duyduğu sınırı aşma utancıdır çoğunlukla. Aslında 50 yıl kesinlikle yeterlidir diye düşündüm.Elliyi geçip yaşamaya,varlığımızı sürdürmeye devam ederek kendimizi bayağılaştırırız. Sınırı aşan korkaklarızdır diye düşündüm, elliyi geçince kendini iki kez acınacak duruma düşürenler oluruz. Şimdiden o utanmazım, diye düşündüm. Ölüleri kıskandım. Bir an için onlardan düşünceliliklerinden ötürü nefret ettim.

Bitik Adam, Thomas Bernhard (Sayfa 28)Bitik Adam, Thomas Bernhard (Sayfa 28)
Sezgi, bir alıntı ekledi.
01 May 18:24

Egzistansiyalizmin
temelinde de hayata karşı derin bir bıkkınlık, gerçek
bir nevroz vardır. Bir yazarın dediği gibi,
egzistansiyalist filozof, hayattan nefret eder ve
insanlardan tiksinir.
Sizif masalında, Anlaşmazlık'ta, Yabancı'da, cana kıyılır
veya intihar edilir. Kahramanlar marazi bir keyf duyar
cana kıymaktan. Kör bir kaderdir bu. Deniz kıyısında
yaşamak isteyen parasız bir genç kız, para elde etmek
için adam öldürür ve en küçük bir nedamet duymaz.
Sonunda intihar eder, ama öfkesinden. Egzistansiyalist
roman kahramanları bir eser yaratmak, faydalı olmak için harekete geçmezler. Eylemleri ister caniyane
olsun, ister kahramanca, var olduklarını isbat için bir
imkân, bir araç Sızif, boyuna kayayı kaldırır, bunu
yaparken kendi varlığını vurgulamaktadır. Abesmiş!
olsun. Gücünü göstermek için bir kurallar dehlizine
kapanan sanatkârın aradığı da bu buruk tatmin değil
mi? Kendilerini, hür olduklarına inandırmak için kan
ter döken bu kahramanların gözünde mühim olan tek
şey bu saçma sapan davranışlardır.

Bir Facianın Hikayesi, Cemil MeriçBir Facianın Hikayesi, Cemil Meriç
Kitaplara Fısıldayan Kız, bir alıntı ekledi.
16 Nis 20:18 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

Erkekler yağmalar, yiyecekleri alır, öldürür, insanları köle yaparlardı. Erkekler böyleydi. Bunun için onlardan nefret etmek, onları bunun için sevmek kadar saçmaydı.

Vahşi Kızlar, Ursula K. Le Guin (Sayfa 37 - Modh)Vahşi Kızlar, Ursula K. Le Guin (Sayfa 37 - Modh)

Sevilen kimseye karşı duyulan nefret zaman, zaman o kadar ileri bir noktaya varabilir ki aşık önce sevdiğini öldürür, ardında da kendi canına kıyar.

Betül, bir alıntı ekledi.
06 Nis 21:56

Sevilen kimseye karşı duyulan nefret zaman zaman o kadar ileri bir noktaya varabilir ki aşık önce sevdiğini öldürür ardından kendi canına kıyar. Bu türden örnekler gazetelerde neredeyse her yıl gözümüze çarpmaktadır.

Aşkın Metafiziği, Arthur Schopenhauer (Sayfa 86)Aşkın Metafiziği, Arthur Schopenhauer (Sayfa 86)