• 16.BÖLÜM “KALAN PARA”

    Mahallemizde komşularımızdan birisi evinde
    Meybuz yapardı ( eski moo derdik biz ona )
    Buz dolabının buzluk kısmında üretirdi
    Gider mutfak camını tıklatırdık evdeyse açardı niye geldiniz der gibi
    sanırım zamansız giderdik .
    Gider ondan meybuz alırdık çete üyeleriyle yanımızda başkalarıda varsa onlarada ısmarlardık
    Yalar dururduk ondan sonra ağzımız dilimiz meybuzun renginden olurdu
    Çok yediğimiz zaman boğazlar şişerdi ki hepde öyle olmuştu .

    Bir tane futbol topu almıştık deri ve dikişli .
    Mahalle futbol takımı kurmuştuk
    Hergün toplanır diğer mahallelerin çocukları ile maç yapardık .
    Spor ayakkabısını o gün giymeyen değişen oyuncunun ayakkabısını giyerdi
    Küçük büyük fark etmezdi , yada iki ayakkabısı olan birini arkadaşına giymesi için düşünmeden verir di .

    Sahada takım saha dışında çeteydik .
    Güzel futbol oynuyorduk yenildiğimiz zaman kendi aramızda tartışıyorduk orda pas versen yenecektik yada berabere kalacaktık diye

    Artık günler böyle kovalamaya başlamıştı bir birini biz parayı erittik yedik bitirdik .
    Maç yaparken , Mahallemizin kızlarıda gelir izlerdi desteklemek için .
    Bizi izleyen amcalarda vardı teknik direktör gibi pas at Mökkem vur diye bağırır dururdu .

    Mahallemizdeki herkesin ayrı şivesi vardı
    Lazı,yörüğü,kürdü,türkü,alevisi ama hepimiz bir birini korur kollardık 5inden80 ine kimse kimseye komşusunu arkadaşını ezdirmezdi allem kullem edip gönüller alınırdı . Düğünlerde derneklerde davet edilmesse bile gidilirdi çünkü komşuyduk biz .
    Bir tas şeker istendiyse komşudan o komşu nereliyse geri bir tas şeker ve yanında memleketine özgü ne varsa o an evde o gönderildi
    kendine özgü birşey yapılmadıysa yanına mutlaka başka birşey ilave edilirdi .
    Mahallemizdeki amcalar sıra şaşırmadan çocuklara harçlık verirdi yada çikolata gofret
    Teyzeler genelde yelek ceplerinde bayramdan kalan şekerleri dağıtırdı

    Hepsi çok güzel amcalar teyzelerdi Allah hepsinden razı olsun .

    Şimdi bir çok kişi el öpmeye tiksinir olmuş .
    Emin olun o amcalar teyzeler yine olsun sebepsiz çıkarsız sokakda görsem yine öperim ellerinden .Ellerinde ağır bir yük görsem yine koşarım .
    NEDEN DİYE MERAK EDENİNİZ VARDIR BELKİ
    O AMCALAR YERİ GELDİ BİZE BABALIK YAPTI
    O TEYZELER YERİ GELDİ BİZE ANNELİK YAPTI
    KISACASI BİZİ BU GÜNLERE ONLAR GETİRDİ

    ARALARINDA RAHMETLİ OLANLAR VARDIR
    ALLAH RAHMET EYLESİN GERİDE KALANLARA SABIRLAR .
    Keşke olsanızda kızsanız yaptığımız yaramazlıklarımıza KEŞKE ....

    16.BÖLÜMDE BİTSİN BAKALIM BÖYLE

    SİZ DEĞERLİ OKURLAR A SUNMUŞ OLAYIM .
    Lütfen kendinize ve çevrenize güzel bakın .!!!!!!


    17.BÖLÜM “BAYRAM ŞEKERİ OLSUN “
  • 144 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Sanırım 3-4 sene önce okumuştum bu kitabı ama hiçbir şey anlamamıştım. Hem o zamanlar okuduğum baskısı iyi değilmiş hem de Dostoyevski okumaya hazır değilmişim. Şu an bu esere BA-YIL-DIM!!!
    .
    .
    Kitap, Yeraltı ve Notlar olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Ilk kısımda karakter iç sesi ile boğuşuyor. Ikinci kısımda ise bir hikâye mevcut. Her iki bölüm de bana aşırı akıcı geldi. Okunmasi zor bir kitap olarak biliniyor ama bana çok çok akıcı geldi. Daha da olsa okurdum. Sayfalar nasıl akıp gitti anlamadım.
    .
    .
    Ana karakterimiz (bir ismi yok) çaresiz, yalnız, bir öyle bir böyle olan birisi. Kendisini dünyadan soyutlamış ve her şeye kızgın. Insanları nankör ve aptal olarak görüyor ve sanırım bunda da bir nebze de olsa haklı.
    .
    .
    Dostoyevski bu kitabında fuhuş, çıkarcı dostluklar, ahlaksızlık temalarını işlemiş.
    .
    .
    Kitabı aşırı aşırı çooooook sevdim ve birçok yerin de altını çizdim. Sanırım yazarın her ay bir kitabını okuyacağım gibi.
  • 112 syf.
    ·1 günde·Beğendi·7/10
    Elizabeth Hoyt'un kitaplarını genellikle sevmiyorum. Bu yüzden yazarın kitaplarına beklentisiz başlıyorum. Yine pek bir beklentim olmadan başlasamda bu kitabı sevdim.

    Yazarın, bu kadar farklı bir kadın karakter yazmasını sevdim. Kadın karakter bu kadar farklı olmasına rağmen kırıcı ve kaba saba bir erkek karakter yazmamasını da sevdim. Carol ve Isaac, genel anlamda okumaktan keyif aldığım karakterler oldu.

    Kitabın konusu ve işlenişi de fena değildi. Keşke kitap, biraz daha uzun olsaydı diye düşündüm ama yazar, özellikle kısa yazmak istemiş. Öyle olunca olayların hızlı gelişmesinden rahatsız olmadım. Kitap bu kadar kısa olunca, olayların gelişme hızı da kitaba göre normal kalıyor tabi.

    Elizabeth Hoyt ile yıldımız pek barışmıyor ama bu kitapta olduğu gibi bazen tarzını seviyorum. Sanırım yazarın diğer kitaplarını da bir şans vereceğim.
  • Sanırım bugün dünyada birçok imparator, kral, duka, prens ve papalar vardır ki, kim bilir hangi goygoycu papaz ya da sırık hamalının soyundandırlar; buna karşılık öyle miskin, züğürt tımarhane dilencileri de vardır ki, büyük kralların ve imparatorların kanından ve soyundan gelmedirler, nitekim ne kadar şaşırtıcıdır krallıkların ve imparatorlukların birbirine geçişleri:
    Asurlardan Medlere
    Medlerden Perslere
    Perslerden Makedonyalılara
    Makedonyalılardan Romalılara
    Romalılardan Bizanslılara
    Bizanslılardan Fransızlara.
    Ben kulunuzdan örnek vermem gerekirse, sanırım eski zamanların zengin bir kral ya da prensinin soyundan gelmeyimdir; çünkü benim kadar büyük bir tutkuyla kral ve zengin olmak isteyen kimse görülmemiştir;
  • 475 syf.
    ·151 günde·Puan vermedi
    Kitap başlangıçta iki cilt şeklinde iken taşınma ve okunma kolaylığı gözetilerek kısaltılıp bir kitap halinde de sonradan basılmış. İnşallah ilk halini de okumak nasip olur. Sanırım bu derece kapsamlı, akıcı, gönle işleyen bir siyer anlatısını ilk kez okuyuşumdu. Yaşanan olaylar, çekilen zorluklar, peygamberliğin nüzul sürecinde Efendimiz'in hissettikleri, din olmaktan çok ekonomik bir sisteme dönüşmüş putperestliği tamamen yok sayan yepyeni bir sistem, sadece inançtan ibaret bir olgu değil, tüm hayatı sarıp sarmalayan bir yöntem, insan olabilmenin kılavuzu, kılavuzun bir insan suretindeki yansıması, kanıyla canıyla yediğiyle içtiğiyle, açlığıyla yoksulluğuyla dostluğuyla, bir eş, baba oluşuyla, bir komutan, idareci oluşuyla, yeri geldiğinde bir inşaat işçisi oluşuyla, tüm insanlığıyla anlatılmış Efendimiz. Ve o güzel sahabelerimiz. Tüm düzenlerini ellerinin tersiyle kenara itip büyük bir güven, kararlılık, teslimiyetle İslam'a sarılışları, Efendimiz'e yoldaş oluşlarıyla o gerçek insanlar. Hatalarıyla, hatalarından çıkardıkları dersleriyle, dünyalık heves, arzularıyla, bazen kıskançlıklarıyla, karşı çıkışlarıyla yaşamış gerçek insanların gerçekten insani yönleri. Çoğu zaman kutsayarak baktığımız bu insanlar sen ben biz. İnsanlar. Kitapta bu o kadar güzel ifade edilmiş ki, 'yav biz nasıl onlar gibi olalım tövbe haşa' bakış açısını yerle bir ediyor. Kur'an tüm insanlığa hitap eder, İslam insanı insanlığının en güzel mertebesine çıkaracak bir kılavuz, bir yaşam biçimi. Hal böyleyken ümmetin ilk üyelerini bu niyetle değil ama çoğu zaman öyle bir yüksek mertebeye koyuyoruz ki artık ulaşılamayacak kadar uzakta kalıyor zannediyoruz. Bu güzel ümmetin Efendisi, öyle hoş ve gerçekçi anlatılıyor ki, mallarıyla, canlarıyla, sevdikleriyle, temel ihtiyaçlarından mahrum edilişleriyle, memleketlerinden kovuluşlarıyla, tüm eski alışkanlıklarını geride bırakışlarıyla, Rablerine sonsuz itaat ve sevgileriyle, peygamberlerine olan sevgilerini, ağzından çıkan tek bir söz karşılığında aralarında hayır yarışıyla ifade etmeleriyle, Bedir'deki savaşçılardan biri, Suffa'da eğitim görenlerden biri, açlıktan karnına taş bağlayanlardan biri, evini, malını, memleketini din kardeşiyle paylaşanlardan biri, mescid inşasında taş taşıyanlardan biri, İslam'ı tebliğ etmeye görevlendirilenlerden biri, bu uzun ve meşakkatli görevinin son anına kadar peygamberinin yanından, öğretisinden, ondan gördüğü öğrendiği İslamı yaşama usulünden hiç vazgeçmeyenlerden biri, peygamberi vefat ettiğinde O'nun ölümüne inanmak istemeyenlerden biri de siz oluyorsunuz. Tüm hikayeyi biliyor olsanız da sanki o dönemde yaşıyorsunuz ve Kur'an yeniden iniyor, yeni bir hayat başlıyor. Rabbim yazandan, elimize ulaştıranlardan razı olsun, Efendimiz'i örnek alabilmeyi, İslam'ı en güzel şekilde yaşamayı, yaşatabilmeyi tüm Müslümanlara nasip etsin inşallah. Kur'an'ı en iyi anlayan, yaşayan örnek insanı yakından tanımak, İslam'ı en doğru şekilde yaşayabilmeyi öğrenmenin ilk adımı diye düşünüyorum. İlk adımın çok güzel bir serüveni elinizin altında. Mutlaka okuyun, nasiplenin inşallah.
  • 299 syf.
    ·Puan vermedi
    Kitap Ağacı Bursa Ailesi olarak bu ay Macar edebiyatından Gyula Krúdy’nin ‘Günebakan’ romanını okuduk. Genelde beğendiğim ve önermek istediğim kitapları paylaşıyorum. Bu kitap için öneride bulunamayacağım sanırım. Kitabın önsözünde ve arka kapağında vaadedilen şeyleri ne yazık ki bulamadım. Macar edebiyatı ile çok sıcak bir tanışma olmadı yani . Karakterle ilgili bilinçaltı tahlillerinin yer aldığı, gotik izlerin göründüğü ciddi bir aşk romanı okuyacağımı düşünürken, kendimi karmaşık ilişkiler ve dağınık bir anlatımın yer aldığı toplumsal eleştiri de dahil her şeyin kıyısından köşesinden tutulan ve aşk ile pek bir ilgisi olmayan bir kitabın içinde buldum. Önsözde yazarın anlatımına dair zaman kurgusunun olmadığından bahsedilmişti. Sanırım kitapla ilgili tek doğru tespit buydu. Yoğun bilinç akışı kullanılan romanlarda zaman kavramına pek önem vermem ama bu kitapta öyle bir durumda söz konusu olmayınca kendimi tuhaf bir zaman boşluğunda hissettim. Umarım Macar edebiyatından daha içime sinerek okuyacağım kitaplarla karşılaşarak bu hayal kırıklığını unuturum.