Puan vermedi·192 syf.··
2026 99. kitabı
Yıldız SilierYıldız Silier Oburluk ÇağıOburluk Çağı adlı kitabında bireyin varoluşuyla kırılma noktalarını Karl MarxKarl Marx, Arthur SchopenhauerArthur Schopenhauer, Friedrich NietzscheFriedrich Nietzsche, Sigmund FreudSigmund Freud, Carl Gustav JungCarl Gustav Jung Zygmunt BaumanZygmunt Bauman, Immanuel KantImmanuel Kant gibi aydınlanma çağının ve SokratesSokrates Platon (Eflatun)Platon (Eflatun), AristotelesAristoteles gibi antik çağın düşünürleri üzerinden anlatım sağlamıştır. Bu anlatımla insanlığn dinamiklerinin değişkenliğini, evren anlayışının, doğayla etkileşimi bağlamında birey, toplum ve kadın incelemesinde bulunmuştur. Kitabın başlıkları ve bölümleri göz önünde tutulduğunda; insan, insan haklarının ve mülkiyet kavramının toplumları, bireyi ve doğayı nasıl dejenere ettiğini, insanın tanımını fransız devrimiyle sanayi devriminin yaşanması ve bunların birbirini ardıllamasından hareketle 'homoeconomicus'a dönüşmesi ve bu dönüşümün bireyin-toplumun özne yıkımı üzerinden okunmasının anlatımını sunmuştur. Bu sunuş okuyucuyu hem modern hem postmodern hem de geçmiş tarihin izlekleri ve izleri hakkında bilgi vermektedir. Kitabın son bölümüne gelindiğinde kadınlığın bir etiket ya da marka gibi kullanılmasını eleştirmekle birlikte Simone de BeauvoirSimone de Beauvoir üzerinden feminizm anlatımı yaparak; kadınlığın geçmiş ile şimdi arasındaki bağlam ve bağıntılarını okuyucuya anletmıştır. Özellikle kadının temel nosyonu veya yetkinliği olan 'annelik' formunu ele alarak batı-doğu arasında annelik bağlamının değişkenliğini ve 'kadın'ın temel formunun 'annelik'tek ziyade kendini gerçekleştirmek hem potansiyel hem de eylemsel noktalarına değinmiştir. Sonuç olarak; Yıldız SilierYıldız Silier Oburluk ÇağıOburluk Çağı kitabında çağımızın tüketim toplumunu eleştirirken; kimlikleri, bireyi, toplumu ve hatta tarihsel ve kültürel mirasın uğradığı dejenerasyonu ve kadın kimliğinin modern çağ ile birlikte evrimleştiği yönü saptamıştır. Böylelikle eser okuyucuya kendi var olduğu anı merkez kabul ederek; o kendilik anını oluşturan algıları, olguları, olumlamaları ve olumsuzlamaları anlatım
Oburluk ÇağıYıldız Silier · Yordam Kitap · 2011337 okunma
Puan vermedi·280 syf.··
2022 110. kitabı
Cahit Sıtkı Tarancı (1910-1956), Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin önemli isimlerinden biridir. Şiirlerinde genellikle bireysel temaları (yaşama sevinci, aşk, yalnızlık, ölüm korkusu) sade, akıcı ve içten bir dille işlemiştir. En ünlü eseri olan “Otuz Beş Yaş” şiiri, 1946’da CHP Şiir Yarışması’nda birincilik kazanmış ve Türk edebiyatının kült şiirleri arasına girmiştir. “Bütün Şiirleri” (veya “Otuz Beş Yaş” toplu şiirleri) içinde yer alır ve şairin ölüm, zamanın geçişi ve yaşlanma kaygılarını en yoğun biçimde yansıtır. Asım Bezirci, şiirleri yayım tarihlerine göre kronolojik olarak sıralamıştır. Kitap şu bölümlerden oluşur: Sunu — Asım Bezirci’nin sunuş yazısı. Şiir Üstüne — Tarancı’nın bir röportajı / şiir üzerine düşünceleri. Öncekiler (23 şiir) — Erken dönem, kitaplara girmemiş şiirler. Ömrümde Sükût (1933, 21 şiir). Aradakiler (81 şiir) — Dergilerde kalmış ara dönem şiirleri. Otuz Beş Yaş (1946, 108 şiir) — Şairin en ünlü ikinci şiir kitabı. Düşten Güzel (1952, 35 şiir). Sonrakiler (6 şiir) — Geç dönem ve ölümünden sonra yayımlananlar. Çeviri Şiirler — Baudelaire, Verlaine, Apollinaire gibi şairlerden çeviriler. Temalar ve Tarancı’nın Şiir Anlayışı Tarancı’nın şiirleri genel olarak:Yaşama sevinci, aşk, doğa, yalnızlık ve ölüm korkusu etrafında döner. Sade, akıcı, içten ve halk diline yakın bir üslup kullanır. Hece ölçüsünü ustaca benimser. Hiçbir akıma sıkı sıkıya bağlı kalmamıştır; bireysel ve hümanist bir sesi vardır. Behçet Necatigil’in ifadesiyle: “Yaşamanın ve aşkın güzelliğini öven, ölümün üstünlüğünü vurgulayan, Türkçeyi bütün tatlılık ve anlatım gücüyle şiire geçiren” bir şairdir. Önemi Tarancı’nın dağınık dergi şiirlerini bir araya getirerek kalıcı bir külliyat oluşturur. Okuyucular ve araştırmacılar için temel referans kitaptır. Türk şiirinde bireysel
Otuz Beş YaşCahit Sıtkı Tarancı · Can Yayınları · 202014,1bin okunma
Reklam
Yaşamanın Laneti!
Puan vermedi·256 syf.··
2026 94. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 20:41
Chuck PalahniukChuck Palahniuk LanetliLanetli eserinde modernist ve kapitalist yaşamın lanetlenmiş yanını ve bireyi 'sevgi' hasletlerini, ebevynleri arasındaki bağlanma türlerini ve ölümle kayıt altına alınan hayatın neliği üzerine karamsal, kötücül diyagramları anlatmıştır. Bu anlatımla birlikte birçok özne ve yargı ikiliklerinii eserinde yer vermiştir. Chuck PalahniukChuck Palahniuk LanetliLanetli eserindeki 'şeytan ve tanrı' kavramları metafiziksel yönergeleri olduğu gibi eylemsel yönleri de bulunmaktadır. Bu bulunmaklığın bize sunmuş olduğu sezi ise antik, ortaçağ, modern ve postmodern dönemdeki 'tanrı' algısının da geçişleri kahramanlar üzerinden sunulmuştur. Bu sunuşun anlaşılması içinde okucunun art belleğinin geniş bir alana sahip olması gerekmektedir. Diğer bir yönse; ebeveyn kavramlarının ana kahraman tarafından sadece materyalist bir alana haiz olması, sevgi ölçütünün marka ve metayla ölçülmesi, homolikeus ve itibar diyalektiğinden davranılması gibi yüklemler üzerinden değerlendirildiğinde 'sevgi, anne, baba ve kardeş (üveyde olsa)' bireyin hem yaşayış hem düşünce hem de eylemsel çeperini belirleyenlerin yokluğu ve yoksunluğunu çektiği de anlaşılacaktır. Özellikle anne kavramının bir beğeni, baba kavramının da gösteriş gösteriş fanusu içinde kaldığı gösterilmektedir. Hatta beğeni ölçütünün 'üvey kardeş' üzerinden erotize edilerek ensest beğeni sac ayağı da gösterilmiştir. Bu sac ayağının varlıysa yine anne özelindeki fiziki görünüş ve kadınsallığını kullanma nosyonu gözden kaçmayacaktır. Bölümlerin içeriklerine tümel ve tikel olarak yakınsak bir açıdan yaklaştığımızda Chuck PalahniukChuck Palahniuk marka, materyalis ve erotize gibi modern ve postmodern dünyanın ruhunu ele geçirmiş tanımların; birey ve insanı kendine yabancı bir hale getirdiğini de göstermiştir. Bu göstergelerden harektele modern ve postmodern çağın bireyi sevgisiz, marka
LanetliChuck Palahniuk · Ayrıntı Yayınları · 2020803 okunma
Puan vermedi·288 syf.··
2026 79. kitabı
Fosforlu Cevriye Suat Derviş ile bu kadar geç tanışmanın pişmanlığını yaşadım kitabı bitirdiğim an. Farklı lisanlardaki kelimeleri, sokak jargonunu bu kadar ustalıkla kullanıp, müthiş bir armoni oluşturmak hiç kolay olmasa gerek. Bu kelimeleri bir arada kullanırken konu daha da güzel bir hale geliyor. İsmail Güzelsoy’un mükemmel sunuş yazısı da kitabı daha da güzel bir hale getirmiş. Sunuşu okumadan kitaba başlayan çok şey kaybedecektir diye düşünüyorum, sunuşu yaparken spoiler vermemek için de büyük bir özen göstermiş. Gelelim Fosforlu Cevriye’ye; İstanbul’da feleğin çemberinden gelen ve hayatını seks işçiliği yaparak kazanan Cevriye’nin hikayesini aktarıyor bize Suat Derviş. Toplumun farklı kesimlerindeki insanların hayatlarına da yer veriyor. Erkekler için sadece bir meta olarak görülen Cevriyenin meşhur biriyle karşılaştıktan sonra hayatındaki değişimi de görüyoruz. Cevriye’nin“Hayatımda ilk defa biri bana siz diye hitap etti, ilk defa bayan olduğumu anladım” cümlesi o meçhul kişiyle karşılaştığı ana kadar nasıl bir hayat sürdüğünün en büyük göstergesidir. Yine aynı kitapta geçen, “Allah’a inanmayan bir insan nasıl olur da bu kadar iyi olabilir” cümlesi de, o dönemde insanların inancı olmayan insanlara toplumun bir kısmının bakış açısını da göstermektedir. Sözün özü, Suat Derviş bir seks işçisinin gözleriyle toplumdaki bir çok kesimini de mercek altına alıyor. Şiddetle tavsiye ediyorum.
Fosforlu CevriyeSuat Derviş · İthaki Yayınları · 20252,636 okunma
Ateşi Yakalamak | İnceleme, spoiler içerir!
8/10
·448 syf.··
2026 4. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 11:35
Serinin ikinci kitabı Ateşi YakalamakAteşi Yakalamak ile birlikte bende giderek daha fazla yer edinen bir evren olmaya ilerliyor. İlk kitaptaki açlık oyunları galibinin (?) mıntıkaları zafer turuna çıkması; seyirciler, kameralar ve bolca rollenmeler ile biraz hareketsiz ilerledi. Kitapları üçer bölüme ayrılarak yazılmış bu kitabının ilk iki bölümü için bu böyle devam etti denilebilir. Bunun sebebi bir sistemin taşlarını devirmenin, karakterler arasında ve kendi içinde yaşanan duygusal savaşların bütün gidişatı nasıl etkileyebileceğine atfedilmiş bir zorluk olduğunu anlatmakla ilgiliydi bence. İlk iki kısmın aksiyonsuzluğu içinde mıntıkalardaki otoritenin kendini hissettirmeye başlaması, Başkan Snow ile karşı karşıya gelen Katniss'in Peeta ile sürdürdükleri oyunu ne kadar sahici oynaması ve belki de bunun ömür boyu sürmesi gerektiğinin şaşkınlığını çok güzel hissettim. İlk kitapta da belirtmiştim, gerçekten hissettirilmesi gereken hissettiriliyor ama hala seri boyunca devam eden koyulaşmamış bir anlatım dili var ve sanırım böyle devam edecek. Bu sene gerçekleşecek olan 75. Açlık Oyunları Çeyrek Asır Oyunları'na denk geliyor. Yani, her mıntıkadan bir erkek bir kadın olmak üzere gönderilen haraç sayısının iki katı kadar haraç arenaya alınıyor. Bu da oyunları daha meşakkatli, haraçları da daha yaşam savaşı verecekleri bir psikolojiye maruz hale getiriyor demektir. Ama bu Çeyrek Asır Oyunları'nda beklenmedik bir seçim yapılıyor. Ne olabilir? Başkan Snow'un bu oyunları sunuş biçiminde dikkatimi çeken: "Aralarından en iyilerinin bile Capitol'e karşı gelemeyeceğini hatırlatmak için..." cümlesi oldu. Snow'un hitabet şekli ve politikaları bir baskın lider otoritesinin nasıl olması gerektiğini çok iyi anlatan siyasi bir figür olmuş. Örneğin, her sene düzenlenen açlık oyunlarında haraçlar kurada
Edebiyat & Roman
Ateşi YakalamakSuzanne Collins · Dex Kitap · 202024,1bin okunma
Kendini Bulmanın İlk Adımı Kendini Kaybetmektir!
Puan vermedi·200 syf.··
2026 91. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 11:17
Hermann HesseHermann Hesse DemianDemian adlı eserinde insanın varoluş sancısını ve varoluşunun adımları hakkında okuyucuya kendi iç sesinin adımlarını sunmuştur. Bu sunuşun izlerini takip ettiğimizde bireyin varlık, oluş ve bozuluş donelerini anlamaktayız. Bu anlamın ve mananın ontolojik olguları düşünüldüğünde inancın ve kavramlarının etkisini okumaktayız. Kısacası eser bize kendimize dönüklüğümüzde baktığımız yüzün kendimiz olacağı ve kendimizi bazen kendimizin dahi tanıyacağımız zamanların içinde olacağımızı bize tanıtmaktadır. DemianDemian'nın bölümlerindeki hikayeleri göz önüne getirdiğimizde; bize Carl Gustav JungCarl Gustav Jung'un Dört ArketipDört Arketip'ini, Friedrich NietzscheFriedrich Nietzsche'nin 'amor fati' kavramını, Albert CamusAlbert Camus'unun sisifos söylencesinde kabul ve başkaldırısını ve yer yer Marquis de SadeMarquis de Sade'in eksikli bir sadomi yanlarını göstermektedir. Özellikle ilk bölümdeki ebeveyne tapış-kopuş, daha sonraki bölümlerdeyse kendini inşa etme sürecindeki bir taş oymacılığı gibi çekiç gibi tecrübelenmiş ve bu tecrübelerin kabullenilmişinin ağırlığını hissetmek olarak devam etmektedir. Bu kabullenişin kendi içsel ve eylemsel yanları ve yönleri hakkında okuyucuya bir hayat alıntısı vaaz etmiştir. Bu vaaz edişin psikolojik yargılaması düşünüldüğünde karşımıza hayal ile gerçek arasında ve kitabada adını veren karakter Demian çıkmaktadır. Demian kahramanımızın hayat öyküsünde, kimlik arayışında, varoluş sancılarında ve hatta estetik olgularında dahi temel bir yetkinliği bulunmaktadır. Bu karekteri iyice okuduğumuzda bize varlığının bedenselliğinden çok zihinsel bir etkinliğe sahip olduğunu dayatmaktadır. Bu dayatış kahramnımız olan Sincilar'ın yaşam nosyonunda öyle bir yere sahiptirki; çoklu kişilik, dualist tanrı gibi hem bireyin eylemsel hem de metafiziksel yön ve yönergelerini etkilemiştir.. Belki de bu pencereden Demian Sincilar'ın zihinde var ettiği, tıpkı Chuck PalahniukChuck Palahniuk'in
DemianHermann Hesse · Can Yayınları · 20216,5bin okunma
Reklam
Reklam