Gençliğin gözünde film, müzik, kitap, televizyon sadece eğlence amacına yönelikti artık. Her şeyde bir eğlence arıyorlardı.
Örneğin, çocuğuyla aynı odada TV seyreden baba, çocuk kendisi­ne bir şey sorduğu zaman, "sus, bana bir şey sorma; görmüyor mu­sun, televizyon seyrediyorum!" diyorsa, o kendi gereksinmesini bi­rinci plana almış demektir ve aynı odada olsa dahi, gerçekte çocuğu ile beraber değildir.
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kazağımı çıkarmadan dalıyorum yatağa, Bop Hope’lu, neşeli bir eğlence programı yakaladım bir televizyon kanalında. Hiç ingilizcemle oldukça anlıyorum. Göz kapaklarım kapanıyor. Türkçe uyuyorum.
Güzel
Salt niceliksel olan paranın hiçbir içeriği yoktur, ama içeriği olan bir şeyle değiş tokuş edilebilir: para satın alır. Aynı şey zaman için de geçerli duruma gelmiştir: zaman da artık, kendisinde bulunmayan içeriğe karşılık alınıp satılabilmek-tedir. Ücrete karşılık emek-zaman, satın alınan şeye "tıkılmış", ya-şanmamış zamana karşılık ücret: otomobilin "hız"ı, televizyon ek-ranının sonsuz şimdi'si, yüzlerce ev aletiyle "kazanılan" zaman, ge-lecek emekli aylığının sağlayacağı huzur vb.
Evler büyüdü. Ama aileler küçüldü. Hanelere televizyon girdi. Biz okumayı unuttuk. Arabalarımız oldu en yenisinden. Biz yürümeyi unuttuk. Evlere klimalar girdi en kalitelisinden. Serinlemek için ağaçların altına oturmayı unuttuk. Büyükşehirlerde yaşamayı öğrendik. Köyde yağmur kokusunu unuttuk. Ceplerimize telefonlar girdi en akıllısından. Biz muhabbet etmeyi unuttuk. Bilgi arttı. Ama vicdanımızı kullanmayı unuttuk. Elimizin altına bilgisayar geldi. Postacıları unuttuk. Her cüzdana kredi kartı girdi. Biz paranın değerini unuttuk. Parfümlere verdik tüm değeri. Kırlarda taze çiçeklerin kokusunu unuttuk. İlaç kolay bulunur, tedavi çabuk edilir oldu. Hastalıklar çoğaldı ve sağlıklı yaşamayı unuttuk. Ve o kadar çok koşturduk ki... BİZ YAŞAMAYI UNUTTUK!
Zevk yoksunu zenginlerin, ellerinde olağanüstü olanaklar varken bunları değerlendirememesi, kapitalizm içindeki genel bir probleme işaret eder. Prix d'Amour fiyaskosu aslında hamburger zincirinde veya kumarhane lobisinde, bayağı televizyon şovları ile zekâ fukarası gazetelerde olanın büyütülmüş bir versiyonundan başka bir şey değildir. Para beğeniyle -yani hem iyi ve güzel olana hem de çok fazla dile getirilmemiş ihtiyaçlarımıza uygun olana duyarlıkla-birleştiğinde, yiyecekten konut ve medyaya her alanda çok iyi sonuçlar alınabilir. Sorun, akıllıca harcamaların çok nadir olmasıdır. Hata, para sisteminin kendisinden değil, daha çok tüketicilerinbeğenilerinden kaynaklanmaktadır. Medici Şapeli ile Prix d'Amour arasındaki tezat, kapitalizmin can alıcı bir çıkmazını gözler önüne serer. Mevcut iktisadi sistemimiz öncelikle servet yapmayı hedefler. Kimilerinin mali kaynak olanaklarını maksimize etmek için sınırları sonuna kadar zorlarken, paranın kazanıldıktan sonra nasıl kullanılacağına pek karışmaz. Para kazandıran vasıflar, parayı soylu amaçlar için harcamaya yönelten vasıflarla kesinlikle örtüşmez. Özel servetin cidden ne işe yaradığı noktasında ortak bir akıl yürütemememizden ileri gelir bu. Ne talep edeceğimizi bilmediğimiz için her şeyi tüketicilerin kaprislerine bırakırız.
Sayfa 166·Kitabı okudu