Paulo Coelho

Paulo Coelho

Yazar
8.3/10
12.504 Kişi
·
42.354
Okunma
·
3.406
Beğeni
·
46.076
Gösterim
Adı:
Paulo Coelho
Unvan:
Brezilyalı Yazar ve Söz Yazarı
Doğum:
Rio De Janeiro, Brezilya, 24 Ağustos 1947
Paulo Coelho yazarlığa başlamadan önce ülkesinde tanınan bir şarkı sözü yazarıydı. Bir süre gazetecilik de yapan Paulo Coelho, 1986yılında Hıristiyanların Batı Avrupa'dan başlayıp İspanya'da Santiago de Compestela kentinde sona eren geleneksel hac yolculuğunu yaptı. Bu deneyimini Hac (özgün adı: "The Pilgrimage") adlı kitabında anlattı. 1988 yılında yayınlanan romanı Simyacı, Coelho'yu en çok okunan çağdaş yazarlardan biri yaptı. 42 ülkede yayınlanan, 26 dile çevrilen Simyacı, benzersiz bir başarıya ulaştı ve bu kitap sayesinde Gabriel Garcia Marquez'den sonra en çok okunan Latin Amerikalı yazar oldu. Paulo Coelho'nun kurduğu Paulo Coelho Enstitüsü, ülkesindeki yoksul çocuk ve yaşlılara yardım etmektedir. Coelho, UNESCO'nun Kültürlerarası Diyaloglar programında danışman olarak görev yapmaktadır. Aynı zamanda İsviçre'nin Davos kentindeki Dünya Ekonomik Forumu'nu düzenleyen Schwab Vakfı'nın yönetim kurulundadır. Paulo Coelho pek çok saygın ödülün sahibi oldu; bunlar arasında Dünya Ekonomik Formu'nun verdiği Crystal Award ve Fransız Légion d'Honneur nişanı da vardır. Yazar 2002 yılında Brezilya Edebiyat Akademisi'ne kabul edildi. Coelho, ayrıca pek çok saygın basın kuruluşu için haftalık köşe yazıları yazmaktadır. Paulo Coelho Rio de Janerio'da yaşamaktadır.

Son romanı Elif, Portekizce'den sonra ilk olarak Türkçeye çevrildi ve Mart 2011'de yayınlandı. Romanda, yazar ve yetenekli bir keman virtüözü, sıradışı genç bir Türk kızı Hilal'in Sibirya'yı baştan başa geçecekleri bir yolculuk sırasında, kendileri, birbirleri ve varoluşları ile yüzleşmeleri anlatılmaktadır. Kitabın tanıtımı için açtığı yarışmayı Aleph by Raif Kurt videosuyla, Türk sanatçı Raif Kurt kazanmıştır.
“Because, wherever your heart is, that is where you´ll find your treasure”

Çünkü kalbiniz her neredeyse, hazinenizi bulacağınız yer orasıdır.
"Dünyanın bütün dağlarında, ormanlarında, bîr tek yaprağı bile bir başkasının tıpkısı olarak yaratmamıştır Tanrı. Oysa siz farklı olmayı delilik sayıyorsunuz."
İnsanlar bir yığın acayip şeyler söylüyorlar. Bazen, koyunlarla birlikte yaşamak çok daha iyi, konuşmaz koyunlar, yiyecek ve su aramaktan başka bir şey yapmazlar. Ya da kitaplar, dinlemek isterseniz size ilginç öyküler anlatır kitaplar. Ama insanlarla konuşurken durum başka, öylesine tuhaf şeyler söylerler ki, konuşmayı nasıl sürdüreceğinizi bilemezsiniz.
- Öyleyse neden yüreğimi dinlemek zorundayım?
- Çünkü onu susturmayı hiçbir zaman başaramazsın. Hatta onu dinlemiyormuş gibi yapsan da o gene oradadır, göğsündedir; hayat ve dünya hakkında ne düşündüğünü sana tekrarlamayı sürdürecektir.
- Bir hain olsa da mı?
- İhanet, senin beklemediğin bir darbedir. Ama sen yüreğini dinleyecek olursan, sana baskın yapmayı hiçbir zaman başaramayacaktır. Çünkü onun düşlerini ve arzularını tanıyacaksın ve onları hesaba katacaksın. Hiç kimse kendi yüreğinden kaçamaz. Bu nedenle en iyisi onun söylediklerini dinlemek. Böylece, kendisinden beklemediğin bir darbe indirmeyecektir kesinlikle sana.
''Bazı kapıları kapayın.
Gururunuzdan dolayı değil,
artık hayatınıza uygun olmadıkları için.''
Simyacı kitabını okumama öğrencilerim sebep oldu. Sürekli: “Hocam Simyacı çok güzel de mi? Hocam Simyacı’yı okudunuz mu?” gibi sorular gelince mecbur alıp okumaya karar verdim. Kitabı aldığım esnada kitabın beni kendine doğru çektiğini hissettim. Ciddi anlamda uzun süredir beni bu denli kendine çekebilen bir kitap olmamıştı. Açık okumaya başlayınca kendimi bir bilge ile yolculuğa çıkmış gibi hissetim. Neticede yolculuğumuz gayet keyifli geçti.

Kitabın olay örgüsü baktığımızda “Santiago” adındaki karakterin kişisel menkıbesini bulmaya çalışmasından yola çıkılarak oluşturulmuş. Bunun için Mevlana’nın hikâyesinden yola çıkılmış da deniyor. Fakat ben Mevlana’nın bu hikâyesini okumadığım için bu konuda yorum yapmayı düşünmüyorum.

“Santiago” karakteri ile başaralı bir karakter yaratmayı başarmış yazar. İster istemez karakteri seviyorsunuz. Bu sizin kitabı daha istekli okumanızı sağlıyor. Zaten bir kitabın en önemli özelliklerinden biri de karakter yaratma becerisidir. Çoğu başarılı kitap, karakteri ile anılıyor. Örneğin; Rodion Ramonoviç Raskolnikov, Oblomow ve Prens Lev Nikolayeviç Mışkin gibi. Yazar Santiago karakteri ile bunu başarmış. Kitap roman olmasına rağmen size bir felsefi yapıt, masal ve hikâye izlenimi veriyor. Üstüne bütün bunları sürükleyici bir şekilde verdiği için kitabı sıkılmadan okuyorsunuz.

Ayrıca bir nasihatname özeliği de var diyebiliriz. Çünkü kitap karakterlerin birbirine nasihat vermesi yoluyla oluşturulmuş. Okuyucuya karakterler üzerinden sürekli örtülü nasihatler verilmiş. Nasihatlerin genel amacı “kişinin kendi kişisel menkıbesi gerçekleştirmesi”dir. Kitabın belki eleştirilebilecek tek yanı burası çünkü bu noktadaki nasihat sayısı gerekenin üstüne çıkmış ve sıkıcılık yaratmış. Bu konudaki nasihatler daha az olabilirdi.

Netice olarak hem masalımsı hem felsefik hem de güzel bir an geçirmek istiyorsanız okumanız gereken bir kitap diyebiliriz.
Burada okuduğum yorumların tesiriyle okuma kararı aldığım bir kitap The Alchemist (Simyacı). Daha en başlarında kitabı okurken biraz kitaba ihtiyar kaldığımı hissettim. Sanki orta-lise arası dönemde okusaydım çok daha keyif alacaktım kitaptan. Zamanı geri alma şansım olmadığına göre ve ruhumun da beni okumaktan caydırma çabalarını bertaraf edebilmek için kitabı okurken şöyle bir yöntem geliştirdim. Lise dönemlerimdeymiş gibi hayal ederek okudum kitabı. Sanıyorum taktiğim işe yaradı. Çünkü son derece keyif almayı başardım.

İspanya’dan Mısır piramitlerine gördüğü rüyaya dayanarak hazinesini aramaya giden Endülüslü genç bir çoban Santiago’nun masalsı öyküsü.

Santiago’yu anne ve babası rahip olması için papaz okuluna göndermiştir fakat on altı yaşına geldiğinde rahip olmak istemediğine karar vermiştir. Okuldan ayrılmak ve gezgin olmak istemektedir. Babası da onun bu isteği üzerine ona bir miktar para verir ve bir sürü satın almasını ister. Çünkü babası oğlunun, en iyi şatonun kendi yaşadıkları, en iyi yerin kendi çevreleri ve en güzel kadınların kendi kadınları olduğunu kendi gözleriyle görmesini istemektedir. Burası beni şaşırttı çünkü bizim hikayelerimizde kahir ekseriyetle babalar oğullarına karşı çıkar ve oğul tası tarağı toplayıp kendi başına buyruk bir şekilde -bir nevi evden kaçarak- hikayesine atılırdı:)).

Aslında daha fazla hikayenin içine girip büyüsünü bozmak istemiyorum. Buradan sonrası Santiago’nun rüyasında gördüğü hazineyi ararken yolda karşılaştıklarıyla ilgili. Ve filmin sonunu söylemiş gibi olmamak için burada hikayeden bahsetmeyi kesiyorum. Lakin son olarak şunu da ilave edeyim: Öykünün içinde bir hikaye var. Sanıyorum 15-20 yıla yakın olmuştur o hikayeyi bir yerde duyalı. Çok sevmiştim. Bir kaşığın içindeki bir kaç damla zeytin yağı ile ilgili. O hikayenin bu kitapta olduğunu görünce bir kez daha hayıflandım lise dönemlerimde okuyamamış olmama. Neyse, en azından geç oldu ama oldu. Bardağa dolu tarafından bakıp daha da geç olmadan okumuş olmanın keyfini çıkarmalıyım sanırım. Son olarak okumayı düşünenlere şimdiden keyifli okumalar diliyorum. Ve geciktirmeyin:))
Kitabı 2 yıl önce 1Mayıs`da kız kardeşimin doğum gününe hediye almıştım. Ne yazarı tanıyordum o zaman ne böyle bir kitabın mevcut olduğundan haberim vardı. Çok aramıştım. Yanımda arkadaşımla bir kitapçıya girdik. Böyle eski kitapçılardan. Tam "Kız Külesi"nin yanında. Onun kadar tarih ve kültür kokan bir yerdi. Sahibi, yaşlı, gözlerinde kocaman gözlüğü olan, ufak tefek adamdı. Güya kitap alacağım. Tam 1 saat adamla ( dedemden yaşlıydı ) sohbet ettik. Daha kitaplar hakkında bilgimin aşk romanlarıyla sınırlı kaldığı, 1k`nı keşfetmediğim ( yalnızca kaydolmuştum) zamanlarımdı. O, "Sade" diyor, ben " o kim ki?" diye bakıyorum. Kafka uzatıyor, tereddüt ediyorum. "Klasik" diyor burun kıvırıyorum. Ne istediğimi yine kendim de bilmiyorum...

Sonunda, arkadaşım kendini kötü hissettiği için çabuk çıkmayı denedim. "Ne alsam acaba?" sorusu beynimde uğuldadı. Ve o zaman gözüme bir kitap ilişdi. Ucuzdu. Çünkü 2. eldi. :) Çaresiz aldım. Yol boyu hem kitapları, hem o adam`la kitap hakkında hiç bitirmek istemediğim söhbeti ve arabir gözüm kaydığında içimi sıkıntı kaplayan aldığım kitabı düşünüyordum. "Beğenecek mi acaba?" "Yine kafamı şişirecek. Ben senin doğum gününde böyle mi yapıyordum?"
Sıkıntıyla kitabın sayfalarını çevirirken, altı çizilmiş cümleleri gördüm. Hepsini okudum. Takdir edersiniz ki, ne kadar etkilenmiştim.

Tabii, kardeşim beğendi. :) Aramızda hep "çok saf kitap" diyorduk. Ne zaman içim daralsa açıp, eskiden kimin olmuşsa onun çizdiği cümleleri okuyorum.

Bu kitabı almak hayatıma bir sürü yenilikler, kendimi kavrama yeteneği, kitapları uzun bir süre sonra hayatıma dahil etme, 1000kitap gibi bir yerle tanışma imkanı, gitmiş olduğum kitapçı`da durmadan kitaplardan konuşacağım birini tanıma fırsatı, edebiyyat alanının daha bir katresine dahi dalmadığım yazarlar, kitaplar olduğunu bilme yetisi kattı. Ve de en esası, kardeşimin dilinden kurtulmak :)

Kitabın içeriği ile ilgili bir şey söylemek istemiyorum. Zira bana hayatımın mutluluklarını armağan eden kitap ve yazar`ı en üst seviyyede anlatacak kadar Türkçe kelimelere sahib değilim.

:)
Bir insan neden intihar etmek ister? Hayattan sıkıldığı için mi,yoksa umutsuzluktan mı? Hayır hayır, söyleyeyim: intihar etmek ister, çünkü başka çaresi yoktur. Ama her zaman bir çare vardır! Evet, her zaman bir çare vardır ama istisnalar kaideyi bozar...

Bir hafta ömrünüz kalsaydı, ilk yapacağınız şey, son kez yapacağınız deneyim veya hep isteyipte ertlediğiniz şey ne olurdu?

Veronika, 22 yaşlarında genç, güzel, gezmeyi ve sosyal takılmayı seven bir kadın olmasına rağmen hayattan zevk alamıyor, her daim bir şeylerin eksik olmasından kaynaklı yeterince mutlu olamayan bir kadındır. Bir gün intihar girişiminde bulunur ve hayata veda ettiğini sanarken, gözlerini açar.''Burası cehennem mi?'' dedi Veronika. Derinden bir ses,'hayır, daha vaktin var.' dedi. Veronika intihar girişiminin başarsızlıkla sonuçlandığını ve kendisinin bir akıl hastanesinde olduğunu anlar. İntihar girişiminin başarısızlıkla sonuçlandığını öğrenen ve hoşnutsuz olan Veronika'ya iyi haberi Dr.İgor,'Yarım bıraktığın iş tamamlanacak,çünkü en fazla 1 hafta ömrün kaldı.' der. Veronika, ilk birkaç günde hastaneyi pek umursamaz, çünkü birkaç gün sonra hayatta olmayan biri için yapacak pekte bir şey yoktur. Ama 3-4 gün geçtikten sonra hastanedekilerle arkadaşlık kurmaya çalışır. Bunlardan biri şizofreni hastası Eduard'dır. Eduard, Veronika'nın piyano çalmasına tutulmuş bir gençtir. Veronika Eduar'da karşı tarifi olmayan birtakım duygular besler, ölümün yaklaştığı günlerde onunla beraber olmak ister. Ancak Eduard, kimseyle konuşmamış ve herkese konuşmadığını sahiden bir şizofreni olduğuna ikna etmiştir. Vaktinin dolmasına sadece 1 gün kalan Veronika, Eduard ile yürüşteyken Eduard konuşur ve ona bu son günü dışarda geçirmek gerektiğini söyler ve elinden tutup firar ederler. Lüks bir lokantada yemek yerler, gece boyu şarap içerler ve birbirlerine sarılarak ağlamaya başlarlar...

Kitap son derece sürükleyici, düşündürücü, imgelere ve kısa sözlere yer verme açısından tatmin edecek şekilde yazılmış. Özellikle kapak fotoğrafı olan fotoğraf gerçekten okumayan birini,'Hımm, acaba nasıl bir şey, nasıl bir hikayesi var.' dedirtebilecek türden.

Karakter isimleride son derece akılda kalıcı, bölgesel isimler olmasından beğenilecek ve kitabın yer yer kopmasından dolayı bile olsa akıldan çıkmayacak ve kopmasına izin vermeyecek türden önemliydi. Veronika, Eduard, İgor...

Kitaptan birkaç bölüm paylaşmak istiyorum:

''Kendini vurmak, yüksek bir yapıdan atlamak, kendini asmak, bu seçeneklerden hiçbiri onun kadınsı doğasına uymuyordu. Kadınlar kendilerini öldürek için çok daha romantik yöntemler seçer; bileklerini kesmek ya da aşırı dozda uyku ilacı almak gibi.'' (15)

Kadınlar üzerindeki bu tespiti beni mestetti diyebilirim. Ama bu tespit sadece kadınlar üzerinde mi etkili emin değilim. Paulo Coelho belki de, kadınların ağır duygusal yönlerine dikkat çekmek için bu tespiti yapmış ve intihar girişiminde olan birinin, bir kadının farklı düşüncelerine ve duygusal açıdan şiddet eğilimi gösterdiğini vurgulamıştır.

2-''İki dileğim olacak. Birincisi bana öyle bir ilaç verin ki uykum gelmesin ve yaşamımın geri kalanının her anını yaşayabileyim. Çok yorgunum, ama uyumak istemiyorum. Yapacağım sandığım günlerde hep ertelediğim şeyler bunlar, sonra, hayatın yaşanmaya değmeyeceğine inanmaya başlayınca da...''

Okurken acıyı hissettiniz mi? Problem değil, o da hissetti.

Kitaptan iki söz paylaşacağım;

1-''Kendi dünyasında yaşayan herkes delidir. Şizofrenler, psikopatlar, manyaklar. Yani başkalarından farklı olanlar.''

Bazı şeyleri sağduyu belirler: Bir gömleğin düğmelerini öne dikmek mantık işidir, çünkü bunları yandan iliklemek çok zor, arkadan iliklemek ise imkansızdır.

Herkesin hayatta kalmak için yaşam mücadelesi verdiği bu dünyada, intihar etmek isteyenleri anlamak kolay mı?

Keyifli okumalar.
"Ruh eşimi nasıl tanıyacağım?"
Wicca, Brida'ya "Riske girerek" dedi. "Başarısızlık, hayal kırıklığı risklerini göze alacaksın ama aşk arayışından hiç vazgeçmeyeceksin. Arayışına devam ettiğin sürece sonunda zafere ulaşacaksın."

Gerçekten de ruh eşini bulma arayışı içine girdiğinde bu riskleri göze almadan sonucun zafer olmayacağını gösteriyor bize yazar.
Paulo Coelho'nun dili çok hoşuma gitti açıkçası. Simyacı'da da gördüğüm gibi, anlatmak istediklerini sade ve akıcı bir şekilde okuyucunun zihnine işliyor resmen. Diğer kitaplarında da bu tadı alabilirim umarım. Kitabı konusu olarak değerlendirmek gerekirse büyücülük, cadılık gibi kavramlara fazlaca yer veriyor ama aslında anlatmak istediği insanın kendini arayışıdır. Gerçekten ne aradığını bilerek ve bu yolda önümüze çıkan engellere karşı direnerek devam edersek başarıya ulaşabiliriz. Çıktığımız yolda önümüze her zaman seçenekler çıkar, doğru ya da yanlış değil bazen acı veya tatlı sonuçları olan seçenekler. Hangisini seçersek seçelim hayatımızı sarsacak seçenekler ve bence cevaplar sorulardan daha önemlidir. Cevap vermeden ilerleyemediğiniz biliyoruz. Hayatımızın aynı döngüye takılı kalmaması için uğraşmayı ve yüreğimize uygun cevaplar vermeyi ilke edinmeliyiz. Ancak o zaman huzurla devam edebiliriz. Yazar kitabın sonunu insanın yüreğini yakacak bir şekilde ve iz bırakacak cümlelerke noktalamış. Çok hoşuma giden bir kitap oldu herkese tavsiye ederim.

# Kitapta öyle cümlelere denk geldim ki kendi adıma neye uğradığımı bilemedim resmen.

"Bu noktaya nasıl, nereden ve ne zaman geldiğimizi bilebiliriz ama neden ve niçin geldiğimiz sorusu her zaman cevapsız kalacaktır. Evrenin Yüce Mimarı'nın amacını, sadece Kendisi bilir. Başka hiç kimse bilemez."

Bu kitabı okumadan önce bitirdiğim Başlangıç kitabının ana teması ve uğraşı da bu soruya cevap aramaktı. Birbirinden yıllarca sonra basılmış bu 2 kitabı benim ard arda okumam ve böyle cümlelere denk gelmem benim çok şaşırmama sebep oldu. Bu da kitapla ilginç bir anımdı.

"İncelememi okuyan herkese teşekkür ederim."
1000kitap'ta inceleme yapması içimden gelmeyen nadir kitaplardandır Simyacı.

"Ha şimdi sen bu kadar popüler ve beğenilmiş bir kitabı eleştiriyorsan kesin prim yapmak için yapıyorsundur bunu." mantığıyla gelinebilir bunu anlarım fakat zaten dünyada büyük etki bırakmış bu tür eserleri böyle eleştirmek, kötülemek vs. biraz ilginç ve hadsiz hissettirmiyor da değil. Keza bu durumun tersi olarak, bu zamana kadar epey popülerleşmiş 1984 ve Kürk Mantolu Madonna gibi eserleri de çok sevmiştim mesela. Bu incelemeyi de sadece kitabı okuyup bitirdikten sonra oluşan duygularımı dürüstçe açıklamak istediğim için yazıyorum, zaten bu sitede de yaptığım puanlamaları elimden geldiğince gerçek okuma deneyimime dayanarak vermeye çalışıyorum.

Kitabı okuyanlar için spoiler entry'si : https://eksisozluk.com/entry/24419002
Kitabın konusu aslında birebir Takkeci İbrahim Ağa hikayesinden alıntıdır diyebiliriz. Okumadan önce haberim yoktu bu hikayeden fakat kitapla birleşemememin sebebi de bu değil zaten. Basit bir kişisel gelişim kitabı mantığına da katılmamakla birlikte, kitabın konusunu ve anlattığı şeyleri epey sade buldum. Aslında dünyada da genel olarak bu sadeliğinin güzelliğinden dolayı seviliyor olabilir. Fakat, Simyacı bana bu sadelik, detaysızlık ve konunun katmanlı değil tek bir yönde ilerlemesinden ötürü bir tuzsuz pilav yemiş etkisi yaptı. Evet, okuduktan sonra okudum ve bu kitabı hayatıma kattım diyebiliyorsunuz ama ben kendi adıma tat alamadım bu kitaptan.

Hiçbir kitabı zaman kaybı olarak görmeyen ben, bu kitabı da keza zaman kaybı olarak görmedim. Sadece popüleritesinin yerini alabilecek çok fazla sayıda başka kitap var iken bu kitabın neden bu kadar popüler ve kıymeti abartılmış, gereğinden fazla değer verilmiş olmasını sorguladım kendi adıma.

Hayatın sürekli devam ettiğini, kendini tanımanın ve "kişisel menkıbe"nin önemini, yolculukların, gelişimin ve güzelliklerin önemini ben de biliyorum fakat bu bir romana yoğrulunca bende bir kişisel gelişim kitabıymışçasına algı bırakıyor sanki.

Dediğim gibi benim için hala tuzsuz bir pilav, şekersiz bir tiramisu, ekşisiz bir mandalina, acısız bir çiğköfte etkisi bırakan kitaptır.
Biri dese ki “Hippi’yi” beş kelime ile tanımla. Diyeceğim kelimeler; cinsellik, müzik, dans, seyahat ve uyuşturucu. Evet, hippi olmanın yolları bunlardan geçer. Çiçekli fistan, elbiselere yapıştırılmış çeşitli figürler, olmazsa olmaz uzun saç ve kot pantolonu da unutmamak gerek.

1970 yıllarında ABD’nin bağrından koparak dünyaya yayılan bu kültür akımının, kimine göre zibidiler takımı, kimine göre ise ahlaksızlar takımı olarak bilinmesine sebep olunmuştur. Haklı yanları var mı? Ben göremedim.

Hikâye için denir ki Paulo Coelho’nın öz yaşam öyküsüne en yakın olanıdır. Karakterin gerçek olduğunu yazarın kendisi de belirtmiş hatta ana karakterlerden birinin isminin de Paulo olması da bunu desteklemiştir. Bir dünya kitap kapak renk seçeneklerinizin olduğunu unutmayınız, benim kapağım beyazdı.

Kitap konusu geçmiş zamandan başlayıp, üçüncü tekil şahıs anlatımıyla şimdi ki zamanda devam edip o şekilde son buluyor. Hikâye edilen konu “Ergen İrisi” gençlerin iç dünyalarını tamamlaması ve kemale ermek için kendilerini Hindistan, Nepal, Peru ve Amsterdam gibi şehirlerde kutsal ışığı bulup, paranormal güçlere erişmek istemesini ve oralarda inzivaya çekilip hayatları Tanrı’ya adamak istemeleridir.

Çok güzel bir şekilde konular birbirine bağlanmış ve yazarın akıcı dile her sayfada kendisini belli ediyor. Hikayenin İstanbul’dan, Anadolu’dan az biraz Türk kültüründen ve Mustafa Kemal Atatürk’ten bahsetmesi göğsümüzü kabartmıyor değil.

Aşırı derece uyuşturucu türleri ve kullanım şekilleri hakkında içerik mevcut. Yazarın betimlemeleri o kadar hoş ki; “Bir tadına baksak mı?” diye içinizden geçirmeden edemiyorsunuz. Bilenler bilir, bizim ülkemizde de her sene düzenli olarak Fanta, Pepsi, Coco Cola gibi içecek firmalarının düzenlediği (Rock'n Coke, Fanta Gençlik) festivaller hippilerin yaşam felsefelerine çok yakın. Tesadüf bu ya gırla “Prezervatif” tüketimi yaşanan bu tür etkinliklerde yer bulmakta çok zor.

Hippilerden anladığım normalde tek eşliler, ancak seyahat halinde ortalık bayram yeri !!!

Kitap kahramanımız Paulo’nun huzura ermesi için çıktığı bu yolda, huzuru Rumi Dergah’ında bulması ise çok güzel. Mevlana’a hazrete de kitap içerisinde ufak donuşlar yapılmış ve kendisinden bahsedilmiştir.

Diğer kahramanımız Karla ise hayatı boşluk içerisinde dalgalanırken uyuşturucunun boş bir kimyasal olduğunu gönlü aşk ile tutuşunca anlıyor. Sevgi, uyuşturucudan daha etkili bir kimyasaldır…

Genel olarak kitap farklı konuları ele almış, okuna bilinir niteliktedir. Ben beğendim ve sıkılıp bunalmadan okudum. Tavsiye ederim.

Şimdi fırına gidip 3 tane yumurtalı ramazan pidesi alacağım. İstanbul için iftar saatine çok az kaldı :) Afiyet olsun.
(11 Haziran 2018 saat 20:08)

Sevgi ile kalın.
Simyacı özellikle son yıllarda fazlasıyla okunan, üstünde konuşulan ve okuyanların büyük çoğunluğunun beğenisini kazanan bir kitap. Çağımızın önemli ve görece verimli yazarlarından biri olan Paulo Coelho'nun da en sevilen kitabı. Peki dillerden düşmeyen ve çok beğenilen bu kitabın konusu ne? İspanyol bir çoban olan Santiago'nun bir dileği vardır; Santiago, yaşadığı yerdeki diğer çobanların yaptığı gibi o bölgeye hapsolmak yerine dünyayı keşfetmek, dolaşmak ister. Bu isteğin temel sebebi ise gördüğü bir rüyadır. Bu rüyayı iki kez üst üste gören genç çobanımız rüyayı görme sebebinin altında Mısır piramitlerinin yanında bulacağı hazine olduğunu öğrendiğinde Afrika'ya doğru yola çıkar ve yolculuk başlar.

İçinde az da olsa olağanüstü öğeler de barındıran Simyacı'da bu tür öğeler çeşitli felsefi unsurlarla harmanlanarak aktarılıyor. Kitaptan çıkarılabilecek bir dolu ders, kulak verip kendi hayatlarımızda da uygulamaya çalışabileceğimiz birçok nasihat var. "Bir şey istediğin zaman, bütün Evren arzunun gerçekleşmesi için işbirliği yapar." Kitabın henüz başlarında yer alan bu cümle belki de bu kitabın minik bir özeti. Santiago hazine bulmak amacıyla çıktığı yolda çeşitli kişilerle karşılaşıyor. Kral Melkisedek, Billuriyeci, İngiliz ve en son Simyacı. Yukarda yer verdiğim alıntı Kral Melkisedek'in ağzından çıksa da  Santiago'nun sonrasında tanıştığı kişilerle gerçekleştirdiği diyaloglar ve yaşananlar bu cümleyi destekler nitelikte. Melkisedek'le tanıştığında zor durumda olan Santiago bu tanışıklıktan sonra amacına daha bir şevkle sarılıyor. Önemli karakterlerden bir diğeri de  Santiago'nun para kazanmak için yanında çalıştığı Billuriyeci. Bu kısımdaki belki de en dikkat çeken noktalardan biri Billuriyeci'nin Müslüman olması, Santiago ise Hıristiyan. Buna rağmen (aslında burada rağmen olacak bir bu olmayabilir) aralarında gayet iyi bir ilişki var. Billuriyeci hacca gitme hayaliyle yaşayan, aslında bunun için fırsat da bulan ancak, kendisini bu hayalin ayakta tuttuğunu söyleyen ve bu hayalini gerçekleştirirse ne duruma geleceğinden endişe duyan biri. İşleri kötü giden ancak bunun için hiçbir çaba sarf etmeyen Billuriyeci'nin işleri Santiago ile tanışmasının ardından iyiye gitmeye başlıyor, çünkü çeşitli tabular yıkılıyor. Yani yazarımız burada diyor ki : "Şikayet etmeyi bırakın, kötü giden şeyleri iyileştirmek için çaba sarf edin. Bir şeyler başarabilmek için sizin gayretinizden daha önemli olabilecek hiçbir şey yok." Tanıştığı kişilerle yaptığı konuşmalar, ardından meydana gelenler Santiago'yu yeni bir amaca sürüklüyor. Kendi "kişisel menkıbesini bulmak". Bu noktada, amacına ulaşmak için sadece kitap okuyan İngiliz karakter giriyor devreye. Santiago ise bu kişinin aksine amacına ulaşma yolunda kitap da okuyor, gözlem de yapıyor, çevresindekilerle fikir alışverişinde de bulunuyor.

Tüm karakterler okura istediği şeye ulaşması yolunda yoluna taşlar çıksa da bunları kendi istekleri, çabası ve Evren'in de işbirliği ile aşıp amacına ulaşabileceğini iletiyor. Hedeflerinden sapmaması ve bu yolda ilerlemesi gerektiğini aktarıyor. Simyacı birçok harika cümleyle dolu bir kitap. Altı çizilebilecek ve hayran hayran okunabilecek onlarca cümle, paragraf var. Kitapta geçen bir hikaye ve kalbin istekleri ile ilgili bir yazı var ki sırf bu bölümler için bile Simyacı övgüyü fazlasıyla hak ediyor. Simyacı'yı henüz okumadıysanız bence kesinlikle okumalısınız.

Son olarak, "Gerçekten gönülden istediğiniz ve ona ulaşmak için çabaladığınız bir şeye evrenin de yardımıyla er geç ulaşacaksınız, yeter ki işaretleri takip etmeyi bilin."
Okuduğum ikinci Paulo Coelho kitabı ve bir birinden zıt iki kitap, çok yönlü bir yazar olduğunu düşünüyorum.

“Paulo Coelho gençken anne ve babası tarafından üç kez akıl hastanesine gönderildi. Aylarca hastanede kaldı. Sakinleştiriciler ve elektroşok verilerek tedavi uygulanmaya çalışıldı.” Bu deneyimleri üzerine kurulu bir kitap aslında.

Delilerin dünyasında kuralsızlık hakim yasa yok,ceza yok...Aslında kitapta delilikten kasıt şizofrenler,panik atak krizleri geçirenler, intihar teşebbüsünde bulunanlar bunların hepsi bir çatı altında toplanmış.Bu kitabı kendinizi güçsüz ve yaşamdan soğumuş hissettiğiniz bir dönemde okursanız size kendinizi ve yaşamınızı sorgulatır, her günümüzün bir birinden özel ve kıymetli olduğu bilincine kavuşursunuz.İçinize umut aşılar.Kitabı 5 ay önce aldım pişmanım aldığım gibi hemen okumadığım için.Sağlıcakla kalın.
Simyacı Paulo Coelho'dan okuduğum ilk kitap. İyiki de okumuşum dediğim kitaplar arasında. Yazarın anlatımı, olayların kurgusu sürükleyici ve anlamlı. Öylesine okunacak bir kitap değil, bir oturuşta bitirmemenizi öneririm kitapta bulunan felsefeye kafa yormalısınız, anlamlar çıkarmalısınız.

''Yeryüzünde her insanın kendisini bekleyen hazinesi vardır.''
Santiago gibi azim ve kararlılıkla herkesin kendisini bekleyen hazinesini bulması dileğiyle.
İyi okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Paulo Coelho
Unvan:
Brezilyalı Yazar ve Söz Yazarı
Doğum:
Rio De Janeiro, Brezilya, 24 Ağustos 1947
Paulo Coelho yazarlığa başlamadan önce ülkesinde tanınan bir şarkı sözü yazarıydı. Bir süre gazetecilik de yapan Paulo Coelho, 1986yılında Hıristiyanların Batı Avrupa'dan başlayıp İspanya'da Santiago de Compestela kentinde sona eren geleneksel hac yolculuğunu yaptı. Bu deneyimini Hac (özgün adı: "The Pilgrimage") adlı kitabında anlattı. 1988 yılında yayınlanan romanı Simyacı, Coelho'yu en çok okunan çağdaş yazarlardan biri yaptı. 42 ülkede yayınlanan, 26 dile çevrilen Simyacı, benzersiz bir başarıya ulaştı ve bu kitap sayesinde Gabriel Garcia Marquez'den sonra en çok okunan Latin Amerikalı yazar oldu. Paulo Coelho'nun kurduğu Paulo Coelho Enstitüsü, ülkesindeki yoksul çocuk ve yaşlılara yardım etmektedir. Coelho, UNESCO'nun Kültürlerarası Diyaloglar programında danışman olarak görev yapmaktadır. Aynı zamanda İsviçre'nin Davos kentindeki Dünya Ekonomik Forumu'nu düzenleyen Schwab Vakfı'nın yönetim kurulundadır. Paulo Coelho pek çok saygın ödülün sahibi oldu; bunlar arasında Dünya Ekonomik Formu'nun verdiği Crystal Award ve Fransız Légion d'Honneur nişanı da vardır. Yazar 2002 yılında Brezilya Edebiyat Akademisi'ne kabul edildi. Coelho, ayrıca pek çok saygın basın kuruluşu için haftalık köşe yazıları yazmaktadır. Paulo Coelho Rio de Janerio'da yaşamaktadır.

Son romanı Elif, Portekizce'den sonra ilk olarak Türkçeye çevrildi ve Mart 2011'de yayınlandı. Romanda, yazar ve yetenekli bir keman virtüözü, sıradışı genç bir Türk kızı Hilal'in Sibirya'yı baştan başa geçecekleri bir yolculuk sırasında, kendileri, birbirleri ve varoluşları ile yüzleşmeleri anlatılmaktadır. Kitabın tanıtımı için açtığı yarışmayı Aleph by Raif Kurt videosuyla, Türk sanatçı Raif Kurt kazanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 3.406 okur beğendi.
  • 42.354 okur okudu.
  • 1.097 okur okuyor.
  • 19.554 okur okuyacak.
  • 576 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları