• 639 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    "İnsanlara umut vermek iyidir de, o umudun altından kalkamamak kötüdür" diyordu Hürü Ana. İnce Memed halka verdiği umutla yüceltiliyor bir Köroğlu olup çıkıyor. Son kurşunlarını "... bu halktan, bu ezilmeye, aşağılanmaya, küçük görülmeye, insandan sayılmamaya alışmış halktan hiçbir şey çıkamaz" diyen Arif Saim'e sıkarak yine dağlara çekiliyor. İkinci kitapta öldürülen İdris Beyin intikamını da geç de olsa alıyor. Müslüm, Ferhat Hoca, Topal Ali, Bayramoğlu... İnce Memed'in de dediği gibi, bu dünya öküzün sırtında değil, böyle yiğit, sözünün eri adamların sırtında duruyor.
  • Şeyh Sâdî buyurur:

    “Zâhiren yaratıkların en şereflisi insan, en zelili de köpektir.

    Fakat şu düşüncede ittifak vardır:

    Hak tanıyan köpek, nankör ve nîmeti inkâr eden insandan daha iyidir.

    (Sâdıklara sadâkat gösteren bir köpeğin Kurʼân-ı Kerîmʼde zikredilme şerefi kazandığını unutmamak îcâb eder.)

    Bir köpeği yüz defa taşlasan bile, o, yine de yediği bir lokma ekmeği hiç unutmaz.

    Buna mukâbil, alçak ve karaktersiz bir adamı bütün hayatı boyunca okşasan, en ufak ve önemsiz bir şey için seninle kavgaya başlar.”

    *Osman Nuri Topbaş
  • Güzel bir Mayıs geçirdik etkinlikte. Resimler bir parça etkili oldu herhalde. Ben de yazarım demiştim ama olmadı, alıştım da hem yalan söylemeye artık :) Ama olsun , yine de keyifli bir ay geçirdik bu karantina dönemlerinde.

    Ama şimdi normalleşip özgürleşiyoruz bir parça. Her şey daha iyi olacak diye umut edip işe gidiyoruz ve her şeyin gün geçtikçe daha kötü olduğunu görüyoruz. Evet, umudun zirveye çıktığı Haziran’da, bu ölümler ayında, başka ne yapabilirim, daha fazla nasıl zorlayabilir, daha kâbus bir etkinlik nasıl yapabilirim diye düşündüm tabii ben de seslice.

    Buldum ama sonunda. Öykü yazmak isteyenler, dünyanın en itici bilgelerden olan Konfüçyus’dan ilham alacak bu ay. Aşağıya bu yüce ve ukala insanın İnternette her yerde bulabileceğiniz 11 adet sözünü bırakıyorum. Bu ayki etkinliğe katılmak isteyenler kendilerine uyan, kafalarına yatan ya da nefret ettikleri bir sözün düşündürdükleri, hissettirdikleri, ya da ilgili her şeye dair bir öykü yazacaklar. Umarım yeterince saçma olmuştur bu ayın teması. (Bu arada unutmadan konuyla ilgili bir şiirimi de ekleyeyim buraya - #75095361)

    Evet 30 Haziran’a kadar aşağıdaki sözlerden birsi hakkında yazacağınız bir öyküyü paylaştıktan sonra yorumlarda bilgi verirseniz etkinliğe dahil ederim sizi de. (Etkinlik iletisi #75136876) Umarım Tolstoy’un “İnsan neyle yaşar?”ındaki öykülerden fazla çıkmaz. Gerçi çıksın da – çok önemli değil. Önemli olan yazıp rahatlamak, haziranı kazasız belasız bitirmek. İsteyenler için öykülerini isimsiz olarak paylaşabilirim eskiden beri yaptığım gibi.

    Bu kadar herhalde, etkinliklere kimse yazmayana kadar devam edeceğim gibi görünüyor. Umarım o ay bu ay olmaz. Herkese iyi haziranlar.

    Sözler:
    --------
    1. İnsanlar beni tanımıyor diye üzülmeyeceğim; insanları tanımıyorum diye üzüleceğim.
    2. Mutluluk bir varış değil, bir yolculuktur. Pek çokları mutluluğu insandan daha yüksekte ararlar, bazıları da daha alçakta. Oysa mutluluk insanin boyu hizasındadır.
    3. Gerçeği bilenler ile onu sevenler hiçbir zaman eşit değildirler.
    4. Gerçek iyilik, insanın yüreğinden fışkırır. Bütün insanlar iyi doğarlar.
    5. Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri varsa, o yerde güneş batıyor demektir.
    6. Çizik bir elmas, çizik olmayan bir çakıl taşından daha iyidir.
    7. Derin olan kuyu değil, kısa olan iptir.
    8. Aşk, dört nala giden at gibidir, ne dizginden anlar, ne söz dinler.
    9. Küçükler ot gibidir, büyükler ise rüzgâr: Rüzgar ne yöne eserse, otlar o yöne eğilir.
    10. İnsanları niçin öldürüyorsunuz, biraz bekleyin zaten ölecekler.
    11. İnsanların umutlarıyla oynama, belki tek sahip oldukları şey odur.
  • 72 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Merhaba sevgili babacım bugün bayram..

    Benim diğer günlerden farklı hissettiğim bir gün Ve yine bu sabah erkenden kalktım ama yine bir yanı eksik olarak..bayramın en büyük yokluğu ve benim için hissiz geçmesinin de itiraf etmek gerekirse size karşı olan yokluk duygusu sizin var olup olmayisiniz sizi icimde öldürmem.
    Siz nasıldinız?bilirsiniz...

    "Koltuğundan dünyayı yönetirdin. Senin fikrin doğruydu, başka her fikir deli saçmasıydı, aşırıydı, anormaldi"
    O fikri duymaya bile tahammülünüz yoktu fikri söyleyene karşı da kendi koltugunuzdan cezasını kesersiniz.

    Size yazdığım kaçıncı mektup bilmiyorum ama bu sefer yakıp yırtmayı düşünmuyorum. Hatta en çok kaçındigim Kafkayla aynı dünyaları hayatı yaşadığımız kitapla beraber size anlatmak istiyorum böyle.. Diğer insanların da bu belki sacma mektubu okumasını nedense istiyorum sanki öğrenilince bu bayram da daha çok dikkat ederler belki beni anlarlar diye düşünüyorum.

    Herhangi bir beklentim yok kimseden zaten bilirsiniz siz benim en büyük beklentimdiniz bu hayatta..ben ismail abi gibi hep o gemi birgün gelecek diye bekledim her bayramdan nefret ederek uyanabilsem dr dua edebildim yazabildim size..
    Ben babası olan çocukları çok kıskandım babacım ama bayramları izlemem daha çok canımı sıktı beni yalnizlastirdi babam..
    Sabah erkenden uyanıp babasının aldığı kıyafetleri giyen,elini öpüp babasının basından öptüğü babalarının harçlık verdiği çocukları nasıl kıskandım bir bilseniz mutlu olmak için daha çok şeker yedim onları gerçi toplayamadım bile babacım çünkü evin babası açınca kapıyı görünce içimi yine o hüzün kaplardı iste bu lanet hissi bir yabancının verme çalışması beni daha çok yıprattı ..gizli gizli ağladım yine size yazdım sonrasında..
    Arkadaşlarımın babalarının aldığı elbiseyi,ayakkabıyı gösterip (bak babam aldı)deyip göstermelerine içten içe büyük bir burukluk yasarken ben de kendi kıyafetlerimi gösterip (Benim de annem aldı daha güzel)diye karşılık verip güçlü görünmeye çalışmaktan o zamanlar çok yoruldum ..Annemin alması tabiki mutlu etti ama sizin gormemeniz ve hep kaçmaniz nefret yüklü olmaniz beni daha çok yalnizlastirdi yıldızların sanki kara delik tarafından yutulması gibi hissettim.Ve antidepresan gulumsemeleri olusturdum sizin için de..
    Halbuki size ulaşamayacağımi biliyordum ama hep denedim biliyorsunuz..
    ve zamanla böylece size karşı bu duygu yokluğu daha baskın hale geldi.Sevgi açı olmadım asla ama sizi çok özledim.Bayramlarda Harcligi teyze anne akrabalar verince daha farklı oluyor kumbarama atarken yine bir babanın evladına verdiği gibi olmuyor bunu da hissediyorum o parayı sonra benden çok sevdiğin aklıma geliyor görmek istemiyorum
    Sonra babalarının elini tutup dışarı çıkan çocuklara imrendim imrendim imrendim..
    Dualar ettim..Sonra ogretmenimin anlattığı şu hikaye tesellim oldu;
    http://biriz.biz/hikaye/dh369.htm
    Bugunu herkes gibi o kadar mutlu geçirip sevemiyorum boşluktayım sanki babacım akrabaların gereksiz sahte samimiyetlerini izliyorum sürekli birbirlerine katlanamazken nasıl da canım cicim havasındalar..Maskelerini dusurmekten utanmayislari daha çok kahrediyor.
    Sizinle bunun için de ne kadar mücadele ettiğimi biliyorsunuz.
    Siz de de bilirsin ki babalarla kızları arasında değişik bir frekans vardır. babalar kızlarını her zaman daha çok kollayıp daha çok üstüne düşerler. bazı babalar vardır ki kız çocukları için bir arkadaştan farksızdır hatta annenin duymaması gereken bazı şeyleri bile kendi aralarında yok etmeyi başarabilirler. böyle babaların kaybı da anneden çok kız çocuğunu üzer..Bu frekansın olmayışından mütevellit bayramları diger günlerden farklı olarak daha çok sevemedim icimde hep ukde kaldı babacım..Kendimden daha kötü durumda olan insanları izleyip şükrettim ama geçmiyor babacım şu bayramları sevemiyorum..Size bugün ondan çok kızgınım..
    çocukluğumda korkardım ondan, büyüdüm nefret etmeye başladım, biraz daha büyüdüm acımaya başladım. belki az biraz da anlamaya.
    ama çok gariptir bir yandan da hep çok sevdim sizi bekledim mektuplarının sesini duymanı görmeni istedim..
    aslında bu inanılmaz kötü hissettiriyor biliyor musunuz?. yani dünya üzerinde beni sevmesi gereken, sevmek zorunda olan iki insandan birinin bu sevgiyi beslenmemesi bir yana, böyle bir iddiada bile bulunmaması çok sinir bozucu düşününce
    ve evet babadan sevgi görememenin yanında eşantiyon olarak gelen o boşluğu saçma sapan ilişkiler ve saçma sapan insanlarla doldurma çabası da bir o kadar sinir bozucu..O boşluğu hayvan sevgisi,kitaplarla,çiçeklerle,her türlü arkadaşlıkla doldursam da geçmiyor özellikle bu bayramın yalnızlık eksiklik hissi babacım ..En çok insanların acimalarindan nefret ettim bu eksik yönümü kullanmalarına çok kızgınım sizi onların yerine katarakta hayalimdeki resminizle sevdim küçümser gibi davranıp babalarıyla hava atmalarina daha çok yanimda özellikle böyle davranan kibirlenen insanlar vardı sizi hep icimde yasarken bide buna katlanmak zorunda kaldım.Bana hep daha kötü olan durumları örneklediler yi dr babacım bu benim sucum değil ki ?Yani daha kötü olamamak.
    Okula hep yalnız gittim veli toplantılarına ablam katılırken yalan söylemekten bahaneler düşunmekten utandım yüzüm kizardi siz kitaplarımı yakmakla uğraştıniz tek teselli kaynağım kedimi de attıniz..yakabilirsiniz babacım atabilirsiniz önemli değil hayallerimi yakamadıniz zaten size karşı olan hislerimi de..Ama sevgimi yaktıniz hem de hiç acimadan en çok buna kızgınım.

    "Mesele senin karşıt yapın gereği çocuğa bu tür hayal kırıklıklarını daima ve kökten yaşatmak zorunda oluşundu…"

    O hayal kırıklıkları beni büyüttü kendi kendimi kırıklığım yerlerden onarmayı hayal tamircisi olmayı öğrendim..

    Sonra su içip sızlanan biri gibiydim ve hileye başvurdum sırf ilginizi çekebilmek için kötü bisey yaptım sonra siz beni cezalandırmak için evet ince bir gecelikle dışarıya bıraktınız kışın. ve hiç acimadan kapısını kapattıniz
    "Ben sadece görünüşte kötüydüm; ancak siz gerçekten zalimdiniz.”Babacım o zaman.."Elinizde olmadan öyle davrandınız ama bana acı çektirdiniz."
    Yıllarca bunun geçmesini istedim..
    “Bana ne söylerseniz söyleyin, sizi bağışlıyorum; ancak çok acı çektiğimi de bilin. Üstelik ben öylesine zayıfım ki.”..
    Ve evet...
    “Olayları kendin için zorlaştırmıyor, çok daha karlı bir hale getiriyorsun.” 

    "Diğer taraftan senin özgüvenin öylesine güçlüydü ki tutarlı olmak zorunda bile değildin ve buna rağmen hep haklı çıkıyordun…”

    Siz hep hakliydiniz ve ne derseniz itaat edilmesini isterdiniz..Sırf bundan yeni şeyler öğrenmeme hatta okula gitmeme bile karşı oldunuz.çünkü yanlışa karşı itaat etmemem gerektiğini daha çok öğrenmem sizi kızdırirdi.

    Zaten tüm düşüncelerimle senin ağır baskın altındaydım, seninkilerle örtüşmeyen düşüncelerimde bile, hatta özellikle bu noktada…

    “Sizin başkalarına [yani bana] olan güvensizliğiniz bile benim özgüvensizliğim -ki bunu da siz bana aşıladınız- kadar değildir.” Yaralıyım; bu sizin yüzünüzdendir"

    Biliyor musunuz ?size acırdım çoğu kez kendi yaşadığınız hayata,Cahilene fikirlerinize,Baskıyla şiddetle herşeyi çözme anlayışınıza,zevkleriniz için insan harcamanıza..Emir vererek konuşma tarzınıza ve evet...

    "Sende bir eğitmenlik yeteneği var gibi geliyor bana; kendi türünden bir insana eğitiminle çok faydalı olabilirdin kesinlikle…”

    Kendi türünuzden heyt höytleyen insanları bugün eğitiyorsunuz ona şaşırmıyorum ama hala size acıyorum kendinizi kandırmaya devam ediyorsunuz çünkü..Butun bunların altından kalkmak için kaba kuvveti tercih ediyorsunuz

    "Ve tüm bunları öfkenin alttan alta tınlayan o korkunç hırıltılı sesi ve mutlak bir mahkumiyet kararıyla söylerdin…”

    Ve evet ben bu öfkeyi gördüğüm zaman bir köşeye çekilir titrerdim size yazardım;

    "Bugün bu ses karşısında çocukluğumdaki kadar titremeyişimin biricik nedeni, çocukluğun o katıksız suçluluk duygusunun, yerini kısmen ortak çaresizliğimizin sezgisine bırakmış olmasıdır…”

    "Ama o senin baban"babanin evladına duası kabul olur""onu affet""boşver takma"
    anlayisi içindeki insanlarla sizi aynı kefeye koyuyorum çoğu kez ..Sasirmiyorum çünkü başkasının hayatini izleyip dışardan karar vermek kolay bisey ben de yoksun olmayan bir yönümle ovunup onun üzerinden teselli edebilirim..Ve yaralanmamis olduğum için pek kolay yarası olanla dalga geçebilirim:)Çünkü bu bana üstünlük katar öyle değil mi ?onun zayıflığını görmek bu konuda yine beni mutlu eder..

    Dini,vicdanı,ahlâkı,güzel duyguları yine polyanna anlayışıyla verebilirim çünkü bu onun yanında olduğumu daha çok hissettirir..
    Oysa benim istediğim tek şey anlaşılmakti dinlenmeleri belki bu rahatlatirdi önerilere tavsiyelere açık değilim ki bunu ben de biliyorum..

    Sana karşı tek silahım sözlerdi ..ve bu bayram yine icimde fazlasıyla bu kelimelerin biriktiğini hissediyorum..

    "Dünyayı, özellikle de bizzat seni yargılarken elimdeki en önemli araç olmayı sürdürürdü böylesi sözler ve o noktada sen mutlak bir başarısızlığa uğrardın…”"


    Bugün sizin o kapıyı açıp gitmeniz bana yaptığınız en büyük iyilik oldu..Silahi size karşı kullanmamam aslında mutlu ediyor bugün her ne kadar birikse de..Beni daha güçlü yaptı siz hala zayıfsınız oysa ne kadar paranız koltuğunuz etrafınızda kadınlar olsa iyi olursa olsun siz hep o koltukta acı çekeceksiniz kendi türünüzden insanlarla sahtelikler içinde yaşayacaksınız vicdanınız olmadan kendinizi kandırmaya devam edeceksiniz.

    Tesekkur ediyorum bana yaşamayı hayatı tek başına mücadele etmem gerektiğini öğrettiginiz için evet titriyorum bugün ama üşümemem için kendimi ısitabiliyorum insanları kullanmıyorum yalnızlığı seviyorum çoğu kez yakınsam da..Tutunmayi öğrendim bayramları çocukların mutluluğunu hissedebiliyorum köprüleri inşaa ettim..
    Yalnızlık,   adam olmayanların vereceği saygıdan, sevgiden de iyidir.
    Herkes öldürür sevdiğini.. sizi öldürmek zorunda kalmamı bıraktığınız ve bu eksiklik icimde kaldığı icin sadece bu bayram kızgınım buruk geçiyor yine..alışkını.zaten bu da geçecek..size intikam yüklü değilim aksine mutlu olun ve evet sahte mutluluğunuzun böyle acısını çekin..Ben bu sınavı bitirdim umarım tekrar girmem hayatımda bu ve benzeri sınavlara..

    Teşekkür ediyorum hayata karşı ne kadar dağılsa da ordum sizin yasattiklariniz ve hissettirdiklerinizle komutan olmayı öğrendim.ve bayramları buruk geçse de sevmeyi öğreniyorum:)

    24.05.2020/cuma 05.40
  • Roquentin
    Roquentin Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri'ni inceledi.
    535 syf.
    ·27 günde·Beğendi·10/10
    Üniversitede her dönem zorunlu felsefe derslerimiz vardı zaten ilgim de olduğu için keyifle geçerdi dersler ama bu kitabı bilmiyor olmak beni gerçekten üzdü ve kesinlikle büyük bir eksiklik hissettim.
    Yıllar sonra bu açığı kapatmış olmak bir nebze rahatlatıyor.

    Kitap Tayfun ‘un paylaşımlarından dikkatimi çekti -adam kitabı olduğu gibi yazmaya başlayınca-, baktım çok güzel alıntılar paylaşıyor, sonrasında işleri kendisini taciz etme boyutuna kadar getirerek kitabı kendime aldırmayı başardım. Karşılığında gül gibi Huzursuzluğun Kitabı’nı da verdim ama olsun:)

    Kitapla ilgili söylemek konuşmak istediğim çok şey var, resmen bir ayımı keyifle, bir dolu bilgiyle, sanatla geçirmeme neden oldu, bu anlamda çok mutluyum.
    Tayfun ‘un kitaba dair yazdığı inceleme yarı akademik ve daha düzenli olduğu için aradaki dedikodu ve enstantaneleri yazmayı kendime daha uygun buldum, bu hem kendime not hem de okuma yaparken beslenecek kaynakları da görmek için güzel bir fırsat diye düşündüm. Kitap içinde bazı alıntılar yapmak da istedim ama yine Tayfun bütün kitabı yazdığı için onun alıntılarını kullanacağım, kendimce adamdan habersiz grup çalışması yaptım.
    Esinlerimle…

    Oldum olası büyük insanların “büyük olma” hikayeleri beni çok etkiler, hayatlarına dair özel bilgileri bilmek hem ortamlarda bilge cakası satmama hem de okuduğum, izlediğim gördüğüm ne varsa onu daha da benimsememe sebep oluyor. Şimdi sevgili Laertios’un bu kitabı “felsefesever bir hanıma” –yani bana- yazarak kendimi dahil edip daldım olaya. :) Kitap o kadar keyifli ki, bu felsefe kitabından asla sıkılmaz insan –cahiller hariç-. Ayrıca MÖ yaşamış insanların spoilerı olmaz, felsefe severler bu kitapla ilgili yazımı okuyup daha keyfine varmak isterse kitabı alır, gözünde büyütenler yine yazımı okuyup keyfini alır ona da yeter.:)

    84 Filozofun yaşamları ve öğretilerini muazzam bir çalışma ile -ki bu zamana kadar gelmiş en kapsamlı araştırma da buymuş- bize getiren Diogenes Laertios burdan sana selam olsun, kral adamsın.

    Kitapta beni çeken öğretilerinden ziyade filozofların yaşamları elbette, öğretileri okulda öğrendik yeter. Mesela Efes’e gittiğim zaman orda Herakleitos’ların Sokrates’lerin ortamına dair izler bulduğumda çok sevinirdim, kendimce ortamlar oluşturur, yolda Aristo’ya takılır, Pisagor’a kafa tutardım. Şimdi gerçek yüzlerini gördüm, sandığımdan daha eğlenceli bir ortam varmış.
    Ayrıca 84 tane filozof var maalesef her birine gerekli değeri verememiş olabilirim, şimdiden ismini geçiremediklerimden özür diliyor, başlıyorum.

    1. KİTAP
    Felsefenin iki başlangıcı varmış birini Anaksimandros diğerini de Pythagoras başlatmış, ama Anaksimandros Thales’in öğrencisi olduğuna göre aslında bizim Su bükücü Thales’in başlatmış olması gerekmez miydi eyyy Laertios!
    Neyse ilk kitapta hakikatin kaynağını arayan 11 adet filozofumuz var. Kendi popülist listemi yaptığım için hepsinin ismini geçiremeyeceğim.

    Bilgelerin bilgesi, idolüm; Thales, kendisi zamanının saygı gören, büyük gösterilen 7 bilgesinden biri sayılırmış.
    Thales’e neden çocuk sahibi olmuyorsun diyorlar, reis diyor ki “Çocukları çok sevdiğim için”. Buradaki inceyi anlayıp düzgün üreselerdi ama neyse.:)
    Anası evlen artık oğul vaktidir diye darlıyormuş, o da daha zamanı değil daha okuyup iş bulacam, askerlik, kpss falan derken kaçınıyormuş, yaşı ilerledikten sonra anne yine sıkıştırınca demiş “Anam, artık zamanı değildir”. Böyle güzel kafa görmedim.

    Evrenin, doğanın üzerine konuşan ilk kişinin 7 bilgelerden gökbilimci Thales olduğu söylenir hatta ruhun ölümsüz olduğunu da ilk o söylemiş. Yetinmemiş her şeyin başlangıcı sudur demiş ve taa şimdi bile kullandığımız yılı 365 güne bölmeyi, yıl içindeki mevsimleri de o bulmuş.
    Sana çok şey borçluyuz Thales, esinlerle, sevgilerle…
    Thales’e sorarlar sence kim mutludur? diye;
    “Bedence sağlıklı, ruhça becerikli, yaratılışça eğitimli olan” demiş. “Kendini tanı!”

    Bir sonraki adamım Solon.
    Köleliğin kaldırılmasını isteyen, hacizleri kaldıran Solon, sağlam yasalar koymuş, az biraz gereksiz savaşçı ama gerek Homeros koruyuculuğu gerek demokrasi, eşitlik ve adalete olan inancı, sosyal devlet çalışmaları takdire şayan.
    Haksızlığa uğramayanın da uğrayan kadar sesinin çıkması gerektiğine inanan sevgili Solon; SENCİYİZ. Tanrı ve yasaların halk iyi yönetiliyorsa bir anlamı olduğunu söylediğin için sana madalyamı takıyor, 80 yaşına kadar yaşamak isteğini gerçekleştirdiğin için de seviniyorum.

    Sıradaki reis: Khilon.
    Cinsiyetçi bir iki söyleminin dışında o da çok tatliş. Diyor ki; "Kefil ol, al başına belayı."

    Yumruk dövüşünde birinci olan oğluna sevinirken kalbi dayanmamış da ölmüş. Geride şu güzel öğütleri bırakmış.
    “Dostlarının mutsuzluğunda, mutluluğunda olduğundan daha hızlı koş!”
    “Dilin aklının önünde koşmasın.”

    Pittakos; nasıl bir yüce gönüllülük bu. Oğlunu öldüreni yanına getirdiklerinde "Bağışlamak öç almaktan iyidir" diyerek onu serbest bırakmış. Doğaya, varlığa, insanlığa saygın bir reismiş. Zorluklar çıkmadan önlem almaya akıl işi diyor taaa MÖ 640'larda, şimdikilere gel de anlat.
    Şu öğüdü de direkt bana vermiş gibi;
    “ Yapmayı düşündüğün şeyi önceden söyleme; çünkü başaramazsan, gülünç olursun.”

    Dava yürütürken yüreği daha fazla dayanamayan Bias var bir de; savunduğu davayı kazanınca ölmüş. İnsanlar için en tatlı şey nedir demişler o da “umut” demiş, daha iyi bir cevap olamazdı be Bias.

    Periandros denilen ruh hastasını anmak istemiyorum da bu kadar vahşi, beyinsiz bir adamın bilge olarak anılmasını anlamadığım için yazdım; şiddet düşkünü, ahlaksız, katil, ruh hastası.

    2. KİTAP
    Ya bu ikinci kitap efsane, kimler kimler yok ki; İyon Felsefesi’nin kurucusu Thales’in öğrencisi, ana ilkeyi sonsuzluk olarak belirleyen; Anaksimandros, hava ve sonsuzluk diyen Anaksimenes, maddeye us bağlayan Anaksagoras, oluşu sıcak ve soğuğa bağlayan Arkhelaos, Yalınayak Sokrates, onun öğrencisi Ksenophon, mizahı bulan, atar gider reis; ARİSTİPPOS ve diğerleri…

    Sokrates;
    Yaşam hakkında konuşan ve filozoflar içinde ölüme mahkum edilerek ölen ilk filozoftur. Bu kadar bilinmesine hakkında onlarca kitap yazılıp üstüne konuşulmasına rağmen bir tane bile kitabı olmaması üzücü, ama biz onu sokak sokak gezip herkese sorular sorması ve insanların aklına bir ışık yakarak düşünmeye çalıştırmasıyla tanırız. Tabii bu uğurda nice tartışmalar yaşıyor, bir araba yumruk yiyor, saçı başı yolunuyor hatta çoğu zaman alaya alınıyormuş ama o sabırla dayanıyor, yoluna devam ediyormuş. Amacı insanları düşünmekten vazgeçirmek değil , doğruyu bulup ortaya çıkarmak. Sağlam ruhlu ve halk yanlısı bir insanmış, cağnım Sokrates.

    Sokrates’in en önemli özelliği sade yaşam biçimiyle övünmesi ve ders verdiklerinden para almamasıymış. Buna dikkat, burası çokomelli, öğrencilerine örnek olması gereken bir davranış. İnsanın bilmediği bir şeyi öğrenmesinin doğal olduğunu söylemiş, yaşlılığında da lir çalmayı öğrenmiş bu da bizi o meşhur sözüne götürüyor: “ Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir.”

    Sokrates’in eşinden yana muzdarip olduğunu bir çok hikayeden biliriz, Sokrataes’e sormuşlar; Evlenmeli mi evlenmemeli mi, diye, “Hangisini yaparsan, yap pişman olacaksın” demiş:)
    Karısı “Haksız yere ölüyorsun” demesi üzerine, “Haklı yere mi öldürülmemi isterdin?” demiş reis.

    Bir de Yiğit Özgür’ün çizdiği bir karikatürü koyayım, bayılıyorum. :)
    https://hizliresim.com/3c8xCt

    Roquentin’den buraya kadar okuyanlar için de dev hizmet. Ülkemizin büyük tiyatro sanatçısı, Nazım’dan sorumlu sanat bakanımız; Genco Erkal, korona sebebiyle evde kalan tiyatro severlere geçmişte oynadığı oyunlarının bazılarını youtube’a koydu, bunların arasında konumuza ilişkin enfes performansıyla “Yalınayak Sokrates”i de var, mükemmel bir oyun, hele bu kitabı da okuduktan sonra cila gibi geldi. İzleyiniz.
    https://www.youtube.com/...y72G0ITiUc&t=10s

    Bütün insanların en bilgesi Sokrates’i dinsizlik ve gençlerin ahlakını bozmaktan ölüme mahkum etmişler, kendisi beş drakhme ödeyip yaptığı hizmetlerden kendisine maaş bağlamalarını da talep edince resmen uyuz oldukları, kendisine cevap yetiştiremedikleri için baldıran zehri ile ölmesine karar vermişler. Yalnız unutulmasın “fikirlere zehir işlemez” sevgili Atinalılar. O oy veren zavallıları hatırlamıyoruz ama MÖ 399’da öldürdüğünüz Sokrates’i çok iyi tanıyoruz.

    Veeeee gelelim adamım Aristippos’a
    Adam dünyaya laf sokmak ve felsefeyle geçinmek için gelmiş, Sokrates'in öğrencisi olması dışında o konuda bir sorun yok tabii, daha önce demiştim Sokrates’in önemli öğretisi bu işi para karşılığında yapmamak. Sokratesçiler arasında para alan ve hocasına da para yollayan ilk sofistmiş. Sokrates de itiraz ediyor “Bu kadar para nerden ? diye, “Sen şu birazcık parayı nerden elde ettinse ordan.”:)

    Yerine, zamanına, adamına göre davranmayı bilir, her durumda ustaca rol yaparmış. Kitapta ona dair bölümlerin hepsi şahane, şöyle Krene Antik Kenti’nde oturup birkaç kişi bu bölümleri okuyup makara yapmayı çok isterdim. Hatta keşke günümüze kalmış olsa bu kitabın en çok kullanılan kaynakçalarından biri olan Aristipposcuğumun yazdığı “Eskilerin Ahlak Dışı Yaşayışları” kitabını okuyup gıybetin dibine vursak, kampını bile yaparım. :)

    Bir gün Dionysios yanında üç hetairadan (üst sınıf hayat kadını) birini seçmesini istemiş, bizimki üçünü de alıp götürürken demiş ki “birini seçmek Paris’e bile yaramadı ( Çok sağlam İlyada esprisi be:) )

    O kadar rahat ki başta hocası Sokrates olmak üzere büyük filozoflar, Platon, Dionysios'a laf sokup dalga geçmeden geri durmamış. Hiçbir laf sokma fırsatını pas geçmemiş, lafı yoksa da milletin suratına tükürerek, tükürecek başka yer bulamadım demiş, tam bir çakal pislik.

    Dionysios ona neden filozoflar zenginlerin kapısına geliyor da, zenginler filozofların kapısına hiç gitmiyor, demiş, "Çünkü filozoflar kendilerinde neyin olmadığını bilirler, öbürleri ise bilmez" diye yapıştırmış cevabı:)

    Kitapta en sevdiğim hikaye Aristippos’un denizin ortasında fırtınaya yakalandığı bölüm. Laf sokma ustası taşı gediğine koyuyor, adam daha napsın.

    Denizde Korinthos'a giderken fırtınaya yakalanınca korkudan allak bullak olmuş. Adamın biri, "Biz sıradan insanlar korkmuyoruz, ama siz filozoflar korku içerisindesiniz" demiş tabii ne bilsin karşısındaki Aristippos, "Evet, çünkü tehlikeye attığımız canlar aynı değil" demiş. Sana madalyamızı takıyor, beş drakhme etmez canımızı da alıp gidiyoruz Aristippos.
    O kadar güzel daha onlarca hikayesi var ki, merak eden kitabı okusun :)
    Anaa dur Platon’a laf çakmasını da anlatıp bitireyim. Bu arada en çok uğraştığı adam Dionysios, o da zengin bizimki fakir ama akıllı olduğu için çekiyorlar sanırım yoksa bu manyak çok yaşamazdı Neyse Dionysios’tan o para Platon kitap alırmış, ona bunu söyleyip çatana “benim paraya, Platon’un ise kitaba gereksinmesi var” diyerek Platon’a da zekasız muamelesi yapmış, lafını sokup çekilmiş.:)
    Adamımsın Aristippos!

    3.KİTAP
    Tek adam Platon;
    Sırada hepimizin bildiği, gerek ideal devlet düzeninden gerek Sokrates’in bir numaralı öğrencisi olmasına gerek hocasının savunmasını yazdığı kitabına kadar günümüze gelen az sayıda filozoftan biri Platon. Ama gerçekte onu iyi biliyor muyuz? Üzgünüm ama hayır. İşte gerçekler…

    Büyük bir dedikodu ile başlamak isterim, bu bizim Platon’un Devlet kitabı “İNTİHAL”miş.
    Vallahi farklı birçok kişinin söylediğine göre Protogoras'ın İtirazlar kitabını olduğu gibi araklamış.

    Hele bir özelliği var, kendi fikirlerini başta hocası Sokrates'in lafıymış gibi millete satmış, sallamış. Sokrates’in Savunması’nda da belli ki söylemediği bir çok şeyi söyletmiş adama.

    Ama boş adam değil tabii, çocukluğundan itibaren Dionysios’un elinde büyümüş, okuma yazmayı da ondan öğrenmiş, genç yaşta Sokrates’in öğrencisi olmuş, fikirler elbette şekillenecek.

    Tabii kral filozoftur, affedilir. Çünkü evrende bulunan her şeye dair fikirleri felsefenin temelini oluşturuyor. Ruhtan bedene, yönetimden sanata, müzikten bilgiye, hekimlikten yasalara erdemden soyluluğa güzellikten iyiliğe, toplumdan mutluluğa...

    İkinci bir dedikodum da Platon da gay imiş. Hatta o kadar çok sevgili isimleri var ki, saymak zor, bir çoğuna da yazdığı şiirler pek tatlı.
    Arkandayız Platon! Mesela şu Dion’a yazdığı;
    “Yıldızlara bakıyorsun, sevgili Yıldız’ım;
    Keşke gök olsam da, sana binlerce gözle baksam.”
    Enfes değil mi?

    Evrenin ilkelerini anlamak isteyenlere ilkin ideaları eşitlik, birlik, çokluk, büyüklük, duruş ve hareket olarak ayırt etmelerini; ikinci olarak kendi başına güzel, iyi, doğru ve bunun gibi kavramları ele almalarını son olarak da bilgi, büyüklük ve efendilik gibi idealardan hangilerinin birbiriyle ilişkili olduklarını anlamaları gerektiğini söyler. Kitapta Platon ile ilgili yüklüce bilgi var, okumak gerek.

    Şu karikatürle uğurlayalım.
    https://hizliresim.com/0j6mqQ

    4.KİTAP
    Platon'dan sonra Atina'da durumlar değişiyor, onun yeğeni Speusippos bayrağı devralıyor Akademeia'dan sağlam filozoflar çıkıyor; güvenin tek adresi demir irade Ksenokrates, Aristippos'umun mirasçısı, çoklu ilişkili; Polemon, onun sevgilisi Krates, Polemon'a platonik Krantor. Hele bir Arkesilaos var, Platon'u daha da ileriye götüren, laf sokmada usta reis. Tabii o dönemlerde hem hayat kadınlarıyla hem de öğrencilerle ilişkiler filozoflara has mıdır nedir, şıpsevdi bir filozofmuş kendisi.

    Bion da çok kafa. Kendisini soysuz diye ezdirmemiş azim ve sağlam yükselişini göğsünü gere gere anlatmakla kalmamış, dalga geçmediği hiçbir konu, çatmadık kimse bırakmamış. Yalnız evlat edindiklerini istismar eden bir arsızmış o ayrı. Tanrıya inanmıyor diye bakmamışlar da ölmüş.
    Diyor ki eli sıkı bir zengine, "Bu servet edinmemiş, servet bunu edinmiş" :)

    5.KİTAP
    Sokrates’in en önemli öğrencisi Platon’un, en önemli öğrencisi Aristotales ile başlıyor, onun öğrencisi Theophratos, onun da öğrencisi narin Straton, ondan sonra okulun başına geçen tatlı Lykon, bol bol heykeli dikilen Demetrios ve Karadeniz’in zengin çocuğu Herakleides.

    Aristotales; Sokrates'in açtığı yolda Platon'un eklediği taşlarla felsefeyi iyi işlemiş. Aristo'nun insandan doğaya, politikadan sanata, eğitime ruha yani akla gelebilecek her konuda kitabı varmış hepsi toplam 445.270 satır ediyor, çalışkanlığa bak.
    Tabi acaip karakter özellikleri Aristo'yu pas geçer mi, geçmemiş. Mesela sıcak zeytinyağında banyo yapmayı çok seviyormuş sonrasında da bu yağı satıyormuş (biraz pislik galiba).

    Aristo anladığım kadarıyla vasiyet mevzusuna yeni bir soluk getirmiş. Vasiyetinde sağken yapmak isteyip yapamadığı ne varsa millete buyuruyor deli mi ne! Kızının kimle ne şartlarda evlenmesi gerektiğinden başlarına bir şey geldiğinde ne yapacaklarına… Normalde efendi ölünce köle azat olur, vasiyette ettirmiyor, iş buyuruyor, hatta anasına yapılmasını istediği anıt var koordinatlarıyla birlikte tarif ediyor daha neler neler…

    Tabii büyük bir zat kendisi biliyorsunuz İskender'in de akıl hocalığını yapıyor, iddialara göre İskender'le haşna fişna oluyor ama sonra gözden düşüyor, İskender onu Anaksimenes ve Ksenokrates'le kıskandırmış, acaip acaip ilişkiler.
    Dedikodunun kralı yine Aristipposcuğumun “Eskilerin Ahlak Dışı Yaşayışı Üzerine “ kitabından; Aristo, Atarneus tiranı Hermias’ın sevgilisi oluyor sonra da Hermias’ın bir cariyesine vuruluyor, kadınla evleniyor bir de bu kadın için kurban kesiyor olay çıkacak gibi oluyor galiba bu da Makedonya’ya gidip İskender’in hocası oluyor.

    Tabii uzun verimli yıllar, kendisinden önceki filozoflardan beslenmesi, onu yine zirvede tutmaya yeter. Yanında uzun saatler çene çalıp sonra 'başını şişirmedim ya' diyen gevezeye 'yok canım, zaten seni dinlemiyordum ki' demiş:)

    Okumalarım tam da denk geldi:)
    Umberto Arte ile Sanat kitabını da bir yandan götürüyordum, ne göreyim; Raffaello’nun “Atina Okulu” tablosu
    Hazır Aristo 'yu bitirmişken Roquentin’den dev bir hizmet daha.
    https://hizliresim.com/BAl2yG

    "Atina Okulu" eseri, muazzam bir çalışma kimler kimler yok ki.
    Sokrates’ten Platon’a Aristotales’ten Diyojen’e Pisagor’a Heraklitos’a kadar yok yok.

    Daha ayrıntılı bilgi almak isteyene, şu linki bırakayım,
    https://dusunbil.com/...-arkasindaki-hikaye/

    Orjinalini görmek isteyene de Vatikan Müzesi’ndeki Raphael’in odasını gezme keyfisi.
    http://www.museivaticani.va/...o/tour-virtuale.html

    Theoprastos;
    Şampiyonlar gibi hocaları var, o da Aristotales Khalkis’e gidince okulun başına geçmiş. Atinalıların içinde öylesine saygın bir insanmış ki derslerini iki bine yakın kişi izliyor, üstün zekasıyla her fikrini rahatça dile getiriyor hatta kıskananlar kendisini dinsizlikle suçlayıp mahkemeye verdiğinde az daha kendileri mahkum oluyormuş.

    Aristo’dan sonra ciddi bir vasiyet geleneği var, millet yapacağı tüm işleri resmen vasiyete bırakıyor. Öğrencileri son bir isteğini sorduklarında hiçbir isteğim yok diyor ama şunu da ekliyor;
    “Yaşamdaki sevinçlerin çoğu şan olsun diye solup gidiyor. Çünkü biz yaşamaya başladığımız gün ölüyoruz. Demek ki adını duyurma merakı kadar yararsız bir şey yok. Haydi size uğurlar olsun, ya bilimi bırakın – çünkü çok yorucu- ya da gereğince ilgilenin: çünkü şanı çok büyük.“

    Tabii bu kadar laf atıyor ama o da vasiyetinde Aristotales’in heykelinin dikilmesini başkalarından istemiş ( kendin niye yapmıyorsun be adam) bir de tüm malını mülkünü felsefe yapmak isteyenlere bırakmış. Helal!
    Bu ölürken bile köleleri yönetme işini çok düşündüm de bu kitabı okurken. Onlar o kadar hak, adalet, eşitlik gibi birçok fikri düşünüp felsefeyle ilgilendiklerinde bile insanlar arasındaki eşitliğe inanmıyorlar mıydı yani, nasıl düşünmemişler. İlginç.

    Herakleides
    Bu da ayrı manyak filozoflarımızdan biri. Öldükten sonra efsane olarak kalmayı kafasına koymuş, tabutuna yılan koyulmasını istemiş, tabut hareket edince insanların onun tanrılara ulaştığını sanacağını düşünmüş. Bir de kıtlıktan kırılan Herakleialılar’a bundan kurtulmanın çaresi olarak, kendisi öldükten sonra onu kahraman ilan ederlerse bu beladan kurtulacaklarını söyletmesi için parayla rahip tutmuş. Tam bir ruh hastası.

    6.KİTAP
    Kyniklerin mekanı
    Bu kitapta Sinop'tan bir güneş doğuyor.
    Sokrates’in öğrencisi Antiathenes, Diogenes’in öğrencisi deli Monimos, bir diğer öğrencisi sağlam reis Krates, koskoca 84 kişilik filozoflar kitabının tek KADIN filozofu Hipparkhia, osuruklu Metrokles, bir diğer meczup Menippos ve son olarak şarlatan Menedamos.

    Aristhenes; de bir manyak. Atinalılarda kendi memleketlilerinden olmayanlara karşı bir küçümseme durumu varmış, bizimki Atinalı ama safkan(!) olmadığı için çeşitli kınamalara, küçümsemelere maruz kaldığı için onlardan önce davranıp onları sümüklüböcek ve çekirgeden daha az soylu olmakla itham ediyormuş. Sırf Sokrates’i dinlemek için her gün dağ tepe aşar, kendi öğrencilerini de peşine takarmış. Ne istediniz be adamdan.

    Kendisi Kynik okulunun kurucularından, çıldırmayı bile hazza yeğleyen, laf sokma yarışında Aristippos’a yaklaşan bir reis, sırf Platon’a laf sokucam diye adamı hasta yatağında ziyaret edip kustuğu tasa bakmış; “burda safra görüyorum ama hiç çalım yok” demiş. İnsanlar bunu övmeye çalışınca bile laf sokmaya çalışıyor. Seni çok beğeniyorlar diyor adam, “niye kötü bir şey mi yapmışım” diyor. Atinalılara eşekleri meclis kararıyla at yapmalarını önermiş; onlar bu öneriyi anlamsız bulunca, "Ama aranızda hiçbir şeyden anlamadıkları halde, sırf oylamayla komutan oluyorlar," demiş. Manyak!

    Veeeeeeee kral Diogenes.
    Karadeniz’in asi çocuğu, ülkemizin kuzeyinin orantısız zekası, bilginin efendisi, laf sokma piri, taşı gediğine yerleştirmede bir dünya markası: DİYOJEN

    Sinoplu dostumuzun hayat serüveni banker babasının sahte para basması sonrası yakalanıp bunların da sürgün edilmesi ile başlıyor. Peki bu durum Diyojen için bir eziklik meselesi olabilir mi, asla ve kat’a.

    Deli deliyi görünce sopasını saklarmış atasözü Diyojen’in Antisthenes’in öğrencisi olma hikayesi sonrası yazılmış olabilir. Diyojen ısrarla kendisini öğrencisi yapıyor. Ve basit yaşamı başlıyor, kendini zorluklarla mücadeleye kızgın kumlara atıp karlı heykelleri kucaklayarak alıştırmaya çalışıyormuş. Sonrasında bir fıçıda yaşadığını da biliyoruz.

    Diyojen reisin küçümsemediği çok az insan var, çalım satan Platon’u dinlemek zaman kaybı, Eukliedes’in okulu safra, yarışmalar da ancak aptallar için yapılırdı gibi açıklamaları var.

    Bir gün ciddi bir konudan söz ederken kimse dinlemek için yanaşmayınca, kuş gibi ötmeye başlamış. İnsanlar çevresine toplanmaya başlayınca da, “maskaralık oldu mu güzelce gelirsiniz, ciddi konu olunca ne umursamasınız” diye milleti kınamış, tükürmüş gitmiş.

    Diyojen’in önemli bir hikayesi de sürgün olduğu için özgür değil, bunu köle pazarında satışa çıkarıyorlar. Elinden ne iş gelir diye soruyorlar satıcılar; “insanları yönetmek” diyor. Kendisini satan adama diyor ki “sor bakalım efendi satın almak isteyen var mı?” Haha özgüvene bak!

    Şanslı olacak ki Kseniades onu satın alıyor ve hayatı boyu destek oluyor, çocuklarını yetiştirtiyor ve çocukları da ona sahip çıkıyor.

    Diyojen bu, rahat davranışları yüzünden çok dayak yemiş, yeri gelmiş dayak da atmış. Bu hır gürden kalma, kendisine köpek deniliyormuş, o da bu lakabı benimsemeye başlamış. Bir şölende bunla dalga geçmek için önüne kemik atmışlar o da bunlara cevaben çıkmış kemiklerin üstüne işemiş.
    Hatta bir gün İskender’le karşılaşıyor, İkender diyor ki “ben büyük kral İskender”, “ben de köpek” diyor Diyojen, kral niye sana öyle diyorlar diyince o da “bana bir şey verene kuyruk sallıyorum, vermeyene havlıyorum, kötüleri de ısırıyorum ondan” demiş.

    İskender ile karşılaşmalar bitmiyor tabi, en meşhuru bizimki bir gün güneşleniyor, İskender başına dikilmiş, “dile benden ne dilersen” demiş. Diyojen’in cevabı “ gölge etme başka ihsan istemem.”

    İskender kızıyor tabii bu cevaplara, diyor sen benden korkmuyor musun. Diyojen de diyor ki sen nesin; iyilik mi kötülük mü, kral iyilik deyince “İyilikten kim korkar” diyor. Ve tiz kellesi vurulmuyor elbette.

    Diyojen’e bu kadar tahammül edilmesi gerçekten zeki ve bilgili bir filozof olup insanları düşünmeye sevk etmesinden. Ki o kadar saldırdığı Platon’a soruyorlar sence Diyojen nasıl biri diye o da “Sokrates’in delirmiş hali” diyor. Varın siz düşünün.
    Diyojen talihin karşısına gözü pekliği, yasanın karşısına doğayı, tutkunun karşısına da aklı koyuyor.

    Bu yüzden beğenmediği, aklına yatmayan, doğru olmadığını düşündüğü her şeye gözü pekçe saldırıyor. Bir gün kötü ruhlu bir hadım, evinin girişine “içeri kötülük girmesin” yazmış, e Diyojen orda arkadaş, yazılır mı o; bizimki de “peki evin sahibi içeri nereden girecek” demiş.

    Bunlar da Tayfun’dan, hepsini yazamadım
    #49337304
    #49335680
    #49335147

    En komiklerinden biri bir gün agorada açıkta mastürbasyon yaparken; “keşke ovuşturmakla karnın da açlığı geçse “ demesi. Valla kral be.

    En doğru cümlelerinden biri bence bir gün tapınak görevlilerini tapınaktan kupa çalmış bir bekçiyi götürürlerken görünce “büyük Hırsızlar küçük Hırsızı götürüyorlar” demesi, hey yavrum hey.

    Ya küfrü bile böyle güzel edebilen kaç kişi var;
    Bir yosmanın oğlunu kalabalığa taş atarken görünce, "Aman dikkat" demiş, "sakın babana gelmesin!"
    Ayağına taş değmesin Diyojen, şahanesin.

    Bu da Yiğit Özgür’den
    https://hizliresim.com/68DCeq

    Bu da yakın çekim Atina Okulu tablosundan, rahatlığa bak
    https://hizliresim.com/hG01K6

    7. KİTAP
    Bu kitap Stoacıların kurucusu Zenon ile başlıyor, kafası karışık kel (garibim kellikten başına güneş geçtiği için ölmüş) Ariston, Herillos, Dönek Dionysios, yumruk dövüşçülüğünden Zenon’un okulunu teslim ettiği Kleanthes, Sphairos, Khrysippos,.

    Stoacıların reisi Zenon; kalabalıktan kaçınan, oğlanlarla ilişki kurmaz ama kadın düşmanı olmadığını da kanıtlamak için mecbur bir iki köle kızla birlikte olmuş, asık suratlı bir de üstüne cimriymiş. “Daha çok dinleyelim daha az konuşalım diye iki kulağımız ve bir ağzımız var” deyip hırsızlık yapan bir köleyi kırbaçlarken hırsızlığın kaderi olduğunu söyleyen köleye dayak da öyle deyip vurmaya devam etmiş, sen nasıl bilgesin arkadaş.

    Stoacılar felsefeyi fizik, mantık ve ahlak olarak üç bölüme ayırmışlar. Felsefeyi canlı varlığa da benzetirler; mantık kemik ve sinirlere, ahlak etli kısımlara, fizik de ruha denk gelir. İnsanı temele alınca onu mutlu etmek de amaç oluyor, bunu sağlayan etmenler de mantığın zorunluluğundan, erdem, diyalektik, retorik yani insanın usunu kullanarak yaptığı her şeyi kapsıyor.

    8. KİTAP
    Bu kitap İtalya felsefesini onun da en önemli temsilcisi Pythagoras yani bizim bildiğimiz hali ile Pisagor’la başlıyor diğerleri de onun öğrencileri; Geometride küpü bulan Arkhytas, Epikharmos, Alkmaion, Hippasos, Philolaos, Eudoksos.

    Bizim ilgimiz Pisagor reise;
    Üç yüze aşkın öğrencisiyle birlikte İtaliotlar’ı öyle iyi yönetmişler ki, gerçek bir aristokrasi ile yani en iyilerin egemenliği.

    Pisagor’un acaip de bir iddiası var, kendisinin reenkarnasyonla dünyaya yeniden geldiğini, ruhunun göç ederek çok yollardan geçtiğini söylermiş, bilgisinin derinliği ile bunu kanıtlamak için de bir çok konuda örnek anlatmış.
    Pisagorcum insan yaşamını “çocukluk 20 yıl, delikanlılık 20 yıl, gençlik 20 yıl, yaşlılığı da 20 yıl olarak dörde; bunu da mevsimlere karşılık olarak yaymış, çocukluk ilkbahar, delikanlılık yaz, gençlik sonbahar, yaşlılık da kış. Reis üçgendeki hipotenüsün karesinin dik karelerinin toplamına eşit olduğunu bulunca yüzlük de kurban kesmiş.

    Öğretilerini ima yoluyla vermiş mesela terazinin üstüne basma derken adaleti ve eşitliği çiğneme demek istiyor, güzel laf oyunları.
    “İnsanlarla ilişkilerini dostlarını düşman kılmayacak, tersine düşmanlarını dost kılacak biçimde ayarla.”

    9. KİTAP
    Bence kitabın diziminin yanlış yapıldığı bölüm bu. 1. Kitap ya da 2. Kitap olmalıydı çünkü bu kitabın bir kısmı Sokrates öncesi filozoflara ayrılmış, tabii evren ve insan üzerine ilk bilgiler onlardan geldiği için aslında çok önemliler.

    En önemlilerinden değişimin efendisi Heraklitos, sonra gereksiz Homeros düşmanı, evreni açıklamak için fikir beyan etmiş ilk bilgelerden Ksenophanes, onun öğrencisi, yerin küre biçiminde olduğunu ilk söyleyen, felsefeyi temellendiren; Parmenides, onun da öğrencisi evreni sonsuzlayan Melissos, Parmenides’in evlat edindiği sonra sevgilisi yaptığı, Aristotalesi de gerek diyalektiğiyle gerekse hitabetiyle etkileyen Elealı Zenon, onun öğrencisi ana ilkeyi atom olarak belirleyen ilk filozof Leukkippos, Sokrates’in beş dalda yarışan atlete benzettiği (fizik, ahlak, matematik, sanat ve temel eğitim konuları) “Söz eylemin gölgesidir” diyen, çok yönlü Demokritos, diyalektiği Sokrates’e öğreten, “her şeyin ölçüsünü insana dayandıran, tanrıyla ilgili olarak bilgilerin bilinmeme meselesinin insanın yaşam süresinin kısalığı ve belirsizlikle açıklayan, konuşmanın temellerini belirleyen ilk kişi., Protogoras, çok yönlü bir doğa düşünürü Apollonialı Diogenes, tepkisiz ve kolay yaşadığı için kendisine “mutlu insan “ denen İskender’e kafa tutup aldığı bir yaradan sonra kanını gösterip “reis bak sen kendini tanrı sanma bu kan ikhor değil” diyerek kendini tanrı sanan İskender’i yola getiren; Anaksarkhos, soylu bir felsefe getiren Pyrrhon, keskin zekalı, edebiyata düşkün, Homeros’a trajedya konusu vermiş Timon’u içeriyor.

    Herakleitos
    Yazarımız sevgili Laertos nasıl uyuz olduysa kibirli ve kendini beğenmiş diye saldırıyla başlıyor, tabii bu kendi fikri değil ama kendisi de insanlardan nefret ettiği için mecbur herhalde.
    Bunda küçük yaşta felsefeye başlamasının, kimsenin öğrencisi olmamasının, her şeyi kendi kendine öğrendiğini söylemiş olmasının yanı sıra kendini bilge olarak gördüğü için diğerlerinden üstünlüğünü anlatmak için cahile cahil demekten başka çaresinin de olmayışının etkisi var bence.

    Her şeyin ateşten oluştuğunu söylemiş, kendini beğenmişliği kutsal hastalık, her şeyin yine karşıtlıkların çatışmasıyla olduğunu, her şeyin ırmak gibi aktığını evrenin sonlu dünyanın tek olduğunu söylemiş. Değişmeyen tek şeyin değişimin kendisi olduğunu da zaten biliyoruz.

    Pyrrhon
    Felsefeye soyluluk katan Pyrrhon öğretisiyle tutarlı yaşamına bolca bilgi sığdıranlardan. Bir gün kendi kendine konuşurken yakalanmış nedenini sormuşlar, “doğru insan olmaya çalıştığını” söylemiş, çok kral adammış. Çok sabırlıymış ama bir gün öğrencileri bunu çok bunaltınca harmanisini çıkardığı gibi Alpheion nehrine atlayıp karşı kıyıya geçerek kurtulmuş
    Pyrrhon’un öğretilerini kuşkuculukla birleştirip zilyon fikirle onu desteklemişler, kitapta onun ölümü çok iyi anlatılmış, ayrı bir inceleme konusu olacak kadar uzun.

    10. KİTAP
    Epikuros
    Son kitap yalnız Epikuros ‘a ayrılmış. Kendisi çok küçük yaşta felsefeye başlıyor ve kendisinden önce gelen birçok filozofun öğretilerini temele alıp çala çırpa toparlamış. O yüzden tüm filozoflardan bir parça bulunabilecek eserler verip tomar tomar kitap yazmış, kendi okulunu kurmuş.

    Vasiyetine “Elveda, öğretilerimi unutmayın” diyor ve tembeller ile gerizekalılar için yazdığı kitapların bir de özetini anlattığı elkitabı hazırlıyor. Böylece duyuların önemiyle başladığı özetine evrenin yapısından, cisimlere atomlardan sonsuzluğa; ruh bilincinden ahlaka toplum sisteminden insan doğasına kadar geçmişten bugüne felsefenin konusuna giren her şeye dair açıklama yapıyor.

    İnsanlar arasındaki haksızlıklarının sebebini kıskançlık, nefret ve küçümseme ile açıklıyor, çok mantıklı değil mi?
    En çok insanın mutluluğuna ilişkin tespitleri hoşuma gitti; “mutluluk sağlayan şeylerle ilgilenmeliyiz; çünkü mutluluk varsa, her şeyimiz tamamdır, yoksa onu elde etmek için elimizden geleni yaparız.

    Ben bu kitabı okurken çok güldüm, hatta etrafımdaki insanları makarasını yapmak için çok aradım, ama yazarken zor oldu çünkü bu notları okurken yazmadım, çok pişman oldum. Kitabı iki üç kere okumak zorunda kaldım bazı notları toparlamak için. Bu incelemem kitabı okumayanlar için kopuk ve dışarıda hissettirebilir, yine de buraya kadar okuyana da helal olsun, korona sonrası kahve ısmarlarım.:)
    Esinler, sevgiler…