• 416 syf.
    ·7313 günde·Beğendi·10/10
    #OcakAyındaNeOkuyorum
    #okudumbitti
    #kitapyorumum
    #HanımeliveKörebe
    Nejla Arslan

    Yazarımızın okuduğum ikinci kitabı. Tüm samimiyetimle söylüyorum ki yazarımız ne yazarsa okunur. Akıcı ve sade bir dille yazılmış kitabı elinizden bırakamıyorsunuz.
    Konusuna gelince
    1980 darbe yıllarında ,siyasi düşünceleri yüzünden içeri girenlerin hikayesi.. Ahmet ve Sevinç de siyasi düşünceleri yüzünden ve siyasi içerikli kitaplar okudukları gerekçesiyle arananlar arasındadır.En büyük korkuları yakalanmaktır. Maalesef ki korktukları şey başlarına gelmiştir. Ahmet yakalanır ve Sevinç hamile haliyle oradan oraya sürüklenip durur.
    Selim’in doğumundan sonra o da yakalanır. Cezaevinde geçen seneler ve sabırlı bekleyişi son bulsa da beklenmedik son darbe ile hayatına yön çizer Sevinç. Hepimizin büyüklerinden duyduğu darbe yıllarını bir de yazarımızdan okuyun derim. Tavsiye ederim
    #Alıntılar
    Hüzün en derin yerinde, susarak çoğalıyordu sokak ;yüreği gibi boş, yalnız, yakıcı, yabancıydı…
    Memleketin köy kokusu tereyağına karışan gübre kokusu da olsa;güven veriyor insana.
    Ne kadar asil bir davranış, hiç mi bozulmamış, kirlenmemiş burada insanlık.
    Sevgi adına kendin olmaktan vazgeçemezsin. Sevgi özgürlük ister
    Özgürlüğün olmadığı yerde sevgi değil, esaret vardır. Esaretse itaati getirir.
    Sevgi olmayanı oldurur, yeşermeyeni yeşertir, sevgi umut olur, görmezsen güz olur, yinede sen bilirsin.
    Ağlamak biraz yaşama ses vermektir. İçimdeki sesler sustu.
    Hayalleri olmayanların umutları olmaz, yarınları olmaz.
    İçlerinde hasret taşıyanlar, farkında olmadan iç çekerler.
    Analık her dilde aynıdır.
    Aynı kaderi paylaşan insanların yürekleri, tüm bağların üzerinde anlıyor, seviyor ve koruyordu gözlerindeki sevgi akışıyla.
    İçeridekilerin yüreklerindeki tüm duyguları taşıdılar özgürlüğe.
    Hayatta kalmalıyız, bunun mücadelesini vermeliyiz, yılgınlığa düşmeden, kalbimizi kararmadan, biraz daha güçlü, daha umutlu, yaşamak görevimiz.
    İnsan onuru tüm önceliklerden önce gelir.
  • içinizde şeytan dediğin o şeyin en kıymetli tarafın olmadığını nereden biliyorsun? sizin gibi beş hissinden başka duygu vasıtası olmayanlar bu daimi korkudan kurtulamazlar.asıl sebep ve nedenlere varabilseniz göreceksiniz ki en zayıf tarafımız dışımızdadır.gözümüzü kör eden yedi renktir, kulağımızı sağır eden sesler, ağzımı paslandıran yediklerimiz, kalbimizi önce coşturup sonra durduran sonsuz koşmalarımızdır. yüksek insan dışına değil, içine kıymet verendir.
    Sabahattin Ali
    Sayfa 51 - yky’de 59.baskı- (Emin Kâmil)
  • %89 (445/505)
    ·9/10
    Spoiler içerir kitabı daha iyi anlamak için made in siberia (nickli ekşi sözlük yazarından alıntıdır)

    kitap "herkesin esit, ama bazilarinin daha da esit" oldugu stalin rusya'sini kiyasiya elestirir, bunu yaparken sovyet politburosunun yerine bir edebiyat lokalini koyar. burada cikan yemekler siradan bir vatandasin ruyasinda bile goremeyecegi kadar kaliteli, bir o kadar ucuzdur. uyeler lokalin mudurunun olum haberiyle bile sampanyalarini yudumlamayi birakmazlar. ayni mudur, uyelerden biri olan bir saire "isa'nin aslinda hic var olmadigi"ni anlatan bir siir yazmasini dikte edecek kadar "tarafsiz"dir. ayni sairin dogaustu olaylara tanik oldugunda ilk sarilacagi sey bir ikonadir!
    (ayni lokalin uyesi baska bir sair rejim yanlisi coskulu siirler yazmaktadir, ve yazdiklarina kendisinin de inanmadigini itiraf eder.)

    en masum, en yoksul, sisteme en bagli gorunen insanlar aslinda gizli gizli doviz biriktirmekte, bu bir tiyatro bileti bile olsa rusvete tenezzul etmektedirler. bu haliyle roman elbette o yillarda yayimlanamazdi ve yazar bunu cok iyi biliyordu. yine de 12 yil gibi uzun bir sure uzerine dusmesi, hakkinda cok az sey bilinen 2000 yil oncesi filistin'i gibi konulari orada yasamis gibi anlatabilecek yetkinlige erismesi, kisilerin gercek; olup bitenlerin hayal urunu oldugu 2000 yil oncesiyle kisilerin hayal urunu; mekanlarin gercek oldugu 30'larin moskova'sini icice ve birbirinden bagimsiz bu kadar iyi kurgulamis olmasi inanilir gibi degil.

    inancli biri oldugu halde hz.isa'yi mucizelerden uzak kendi halinde bir filozof, yani siradan bir insan gibi gostermis olmasina ayrica bir parantez acmali. ki kendi gorusum de gercege en yakin isa'nin boyle bir isa oldugudur.
    not: isa'li bolumlerde elbette "mucizemsi" kucuk seyler oluyor. ornegin kendisini sorgulayan valiye bas agrisinin gececegini soylemesi ve gecmesi, vali idam karari verdigi anda ciceklerin solmasi, havanin kapanmasi gibi olaylar. ama tum bunlar dogal nedenlerle de aciklanabilecek, cehovvari bir gercekcilik icinde kalan olaylar.

    elbette her iyi yazar ayni zamanda iyi bir gozlemcidir ve insana dair bircok seyi ezbere bilir, ama asagidaki iki paragrafa sapka cikartilmaz da ne yapilir?
    kisaca okuyun, okutturun. boyle romanlar yuz yilda bir gelir...

    "'inaniyorum' diye haykirdi sanatci sonunda ve bakislarini sondurdu. 'inaniyorum! bu gozler yalan soylemiyor. size kac kere asil hatanin insan gozunun onemini hafife almak oldugunu soylemistim. sunu anlayin, dil gercegi saklayabilir, gozler asla! size ani bir soru sorarlar, gozunuzu kirpmazsiniz bile, bir saniyede kendinize hakim olur ve gercegi gizlemek icin ne soylemek gerekiyorsa bilirsiniz ve cok inandirici bir sekilde konusursunuz, yuzunuzde tek bir kirisiklik bile olmaz, ama heyhat, ruhun derinliklerinden gelen gercek bir anda gozlerde yanip soner ve iste her sey tamam. onu gorurler, yakalanirsiniz!'"

    ...

    "vali gelen adami magrur ve biraz urkek gozlerle inceliyordu. insan hakkinda cok sey duydugu birine, uzun zaman dusundugu ve sonunda gordugu birine boyle bakar."

    made in siberia (nickli ekşi sözlük yazarından alıntıdır)
  • Herkesçe beğenilen asıl güzellik, ahlâk güzelliğidir. Çünkü ahlâkı güzel insan her yaşta güzeldir.
    Ali  Fuad Başgil
    Sayfa 75 - Yağmur Yayınları
  • "İnsan bildiğini değil, asıl inandığını özlermiş. Varlığını bilip de varamamanın özlemi başkadır. İnsan, içimizde bekleyen boşlukların sahibini özler."
  • Çok doğal olarak dünyanın neresinde bir insan toplumu varsa, o toplum başlangıçta anaerkil bir toplumdu; orada egemenlik ve söz kadınındı. Çünkü kadının çocuk doğurduğu, ama erkeğin buna pek bir katkısı olmadığı o zamanlar da biliniyordu. İlk tohumlanma süreciyle doğum arasındaki o uzun dokuz ayda, erkeğin varlığı ve katkısı zaten unutulup gidiyordu...
    Amazonlar; Sümerlilerin İnanna dedikleri Anatanrıça Kibele'ye tapıyorlardı. Ve erkekleri de, hem evlerde hem tarlalarda köle olarak kullanıyorlardı! İşte bu erkek köleler bir gün ülkelerine gelen bir yabancıdan, dünyamızda Zeus adında erkek bir Baba Tanrı'nın ortaya çıktığını duydular. Bunun üzerine onlar da bir kadın olan tanrıça Kibele'yi bırakıp Zeus'a tapmaya başladılar... Bunun ardından da; "Biz babayız, asıl tohum bizde. Kadınlarsa tarladan başka bir şey değil!" diye böbürlenip diklenmeye başladılar! Bunun üzerine Amazon kadınlar da, egemenliklerini korumak için bir gecede, şımarık ve isyancı erkeklerin üreme organlarını dipten kesip tanrıça Kibele'ye armağan ettiler!.. (İşte bu dipten kesme geleneğinin hafifletilmişi olan sünnet uygulaması da, Amazonların bir armağanı olmalıydı!..)
  • “içinde şeytan dediğin o
    şeyin en kıymetli tarafın olmadığını nereden biliyorsun? Sizin gibi beş hissin￾den başka duygu vasıtası olmayanlar bu daimi korkudan kurtulamazlar. Asıl sebep ve illetlere varabilseniz göreceksiniz ki en zayıf tarafımız dışımızdadır.
    Gözümüzü kör eden yedi renktir, kulağımızı sağır eden sesler, ağzımızı paslandıran yediklerimiz, kalbimizi önce coşturup sonra durduran sonsuz koşmalarımızdır. Yüksek insan dışına değil, içine kıymet verendir.”