• Her şeyin mahvolması için aşk iyi bir nedendir diye bir söz var.bu söz kitabın özeti niteliğinde benim için.Geldiği bölgeyi delicesine seviyor Werther,doğa onu büyülüyor,doğa onun sevgilisi.mektuplarında doğaya karşı aşkını apaçık görebiliyoruz fakat bir süre sonra hiçbir şey ona zevk vermiyor..bıkmışlık ve sıkıntı ruh halinde.Lotte ona sevdiğin şeylerden artık tiksiniyorsun diyor.Hiçbir yere ait hissedemiyor artık kendini,zaten bir mektubunda "evet,yalnızca bir gezgin,yeryüzünde bir yolcuyum ben! Ya sizler daha önemli şeylerle mi meşgulsünüz?"diyor.
    çok güzel bir incelik,çok naif bir aşk onunki.belki de bu yüzden bu kadar yüreğimi dağladı..
    kitap normal okuma süreme göre geç bitti fakat asla kötü diyemem,altını çizecek bir sürü cümle bulacaksınız.
  • #williamshakespeare (1564-1616): Oyunlarında insanlık durumlarını dile getiriş gücüyle yaklaşık 400 yıldır bütün dünya okur ve seyircilerini etkilemeyi sürdüren efsanevi yazarın #aşkveanlatışiirleri’yle oyunları arasında söz, duygu, ruh, ihtiras, inanç bakımından çeşitli yakınlıklar bulunmaktadır. Bu şiirlerde de lirik cazibe, heyecanlı olaylar, sürükleyici yaşantılar, billur özdeyişler vardır, şairin anlatı ustalığına ve imge yaratıcılığına hayran olmamak, mekân, görüntü, doğa ve nesne betimlemelerini başarılı bulmamak mümkün değildir. “Venüs ile Adonis” güzellik tanrıçasının isteksiz bir genci baştan çıkarmak uğrundaki ısrarlı çabalarının küçük bir mitolojik destanı, “Lükres’in İğfali” kocasına sadık soylu bir kadına şehvetten gözü dönmüş bir prensin tecavüzünün öyküsü, “Anka ile Kumru” felsefi ve vicdani gücü ağır basan bir “saf” şiir, “Bir Âşıkın Yakınması” sevgiye güvendiği için bir çapkının tuzağına düşen bir kadının haklı şikâyetidir. Aşk ve Anlatı Şiirleri’nde Shakespeare’in yazdığı sanılan “Coşkulu Yolcu” ve “Ölsem mi?” adlı şiirler de yer almaktadır. #okudumbitti #hasanaliyücelklasiklerdizisi #ingilizce #türkçe #türkiyeişbankasıkültüryayınları #talatsaithalman #hayallervekitaplar #benbirkitapkurduyum #benokudumsendeoku
  • Halil Cibran okumaya devam ediyorum .
    Bu kitap Halil Cibran ' ın zamanında küçük kağıt parçalarına ve defterlerine karaladığı aforizmalardan oluşan ve 83 sayfalık kısa bir kitaptır .
    Aşk , güzellik , doğa ve insanlık durumuna ilişkin bir türlü bulanamayan ifadeleri " suskunluğa gömülmüş " olanı çok güzel ifşa ediyor .
    İnsana dair verdiği mesajların her dönemde geçerli olup " ezeli ve ebedi " olması da ayrıca kitabı güzel kılıyor .
    Okumanızı tavsiye ederim . :)
  • Tatil ve Yaşar Kemal kampını da içeren 17 gün boyunca Oblomov ile birlikte Akdeniz - Ege turu yaptık. Ama doğa ile birlikte bu hareketlilikte aşırı oksijen, muhteşem deniz, kum ve güneşte bana eşlik edemediği için Oblomov bir köşede her zamanki gibi uyukladı, yattı.

    Istanbul'a döndüğümde bu sefer ben Oblomovluk yaparken Ilya ile de savaş verdim. Bu sefer o beni zorladı oku diye ama kah yerde yuvarlandım kah koltuk ile bütünleşerek koltuk desenine sahip oldum kah Ilya'nın akla hayale gelmeyecek denli delirten 'hiç bir şey yapmama' halini, hayatının ellerinin arasından kayışını onu boğma isteğiyle bıraktım. Sen adamı delirtirsin be adam. Bu kadar ısrarı, iyi niyeti ve belki bir insanin hayatında bulup bulabileceği en büyük aşkı nasıl uykuya, tembelliğe bıraktın aklım almıyor.

    Öylesine güzel öylesine aşk dolu öylesine muhteşem tespitler var ki hayata dair bu kitapta... Kendimi eksik saydım bu kadar bekledigim için.
    İyi ki okumuşum be.

    Üzerimden de büyük bir yük kalktı. Son yükü de kaldırayım mı üzerimden? Oblomov benim hayatımda fuardan çaldığım ilk kitap. Pişman değilim, keşke kitaplar parayla satılmasa, öğrencilik bunu gerektirir be o yüzden. Şimdi parayı az da olsa bulunca öğrenci olsun olmasın insanlara kitap hediye etmemin altında bu bilinç-altı yatıyordur belki de . Kendi psikolojik analizimi de yaptığıma göre kıssadan hissemi vereyim;
    Hepimiz Oblomovuz. :))
  • Aşksız ve paramparçaydı yaşam
    bir inancın yüceliğinde buldum seni
    bir kavganın güzelliğinde sevdim.
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

    Aşk demişti yaşamın bütün ustaları
    aşk ile sevmek bir güzelliği
    ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.
    işte yüzünde badem çiçekleri
    saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.
    sen misin seni sevdiğim o kavga,
    sen o kavganın güzelliği misin yoksa...

    Bir inancın yüceliğinde buldum seni
    bir kavganın güzelliğinde sevdim.
    bin kez budadılar körpe dallarımızı bin kez kırdılar. yine çiçekteyiz işte
    yine meyvedeyiz bin kez korkuya boğdular zamanı bin kez ölümlediler
    yine doğumdayız işte,  yine sevinçteyiz.
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

    Geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri
    suyun ayakları olmuştur ayaklarımız
    ellerimiz, taşın ve toprağın elleri.
    yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık
    törenlerle dikilirdik burçlarınıza.
    türküler söylerdik hep aynı telden
    aynı sesten, aynı yürekten
    dağlara biz verirdik morluğunu,
    henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz...

    Ne gün batışı ölümlerin üzüncüne
    ne tan atışı doğumların sevincine
    ey bir elinde mezarcılar yaratan,
    bir elinde ebeler koşturan doğa
    bu seslenişimiz yalnızca sana
    yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

    Saraylar saltanatlar çöker
    kan susar birgün
    zulüm biter.
    menekşelerde açılır üstümüzde
    leylaklarda güler.
    bugünlerden geriye,
    bir yarına gidenler kalır
    bir de yarınlar için direnenler...

    Şiirler doğacak kıvamda yine
    duygular yeniden yağacak kıvamda.
    ve yürek,
    imgelerin en ulaşılmaz doruğunda.
    ey herşey bitti diyenler
    korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.
    ne kırlarda direnen çiçekler
    ne kentlerde devleşen öfkeler
    henüz elveda demediler.
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek! 
  • Doğanın gereği faşistlik. Güçlünün zayıfı yemesi faşizan ve doğal. Ölüyü gömmek de dostluk, aşk gibi kavramları yalanlayan en büyük doğa geleneği. Ki bu gelenek hayatta kalana unutmayı emrediyor. Unutmak için toprağa gömmeyi. Yoksa kokutuyor cesedi. Çürütüyor gözlerinin önünde artık nefes almayan dostunu, sevgilini...
  • "Mutluluğun esrarlı bir yanı yoktur. Mutsuz insanlar birbirlerine benzer. Uzun zaman önce açılmış bazı yaralar, gerçekleşmemiş bazı dilekler, ayaklar altına alınmış gururlar, retle-daha da doğrusu ilgisizlikle- karşılanan aşk kıvılcımları, onlara yapışıp kalır; ya da kendileri onlara yapışır. Dolayısıyla her günlerini dünün bulutları altında yaşarlar. Mutlu insan ise arkasına dönüp bakmaz. İleriye de bakmaz. Böyle bir kişi anda yaşar. Ama bunun da bir kusuru var. "An" asla bir şeyi veremez: Anlamı. Mutluluğun ve anlamın yolları aynı değildir. Mutluluğu bulmak için, kişinin sadece anda yaşaması gerekir; sadece an için yaşamaya ihtiyaç duyar. Ama eğer anlam istiyorsa -hayallerinin, sırlarının, hayatının anlamı- kişi ne kadar karanlık olursa olsun geçmişte, ne kadar belirsiz olursa olsun gelecek için yaşamalıdır. Böylece doğa mutluluk ve anlamı bizim için karıştırır ve bizden aralarında bir seçim yapmamızı bekler."