19.yüzyıl İngiliz edebiyatının önemli kadın yazarların biri olan bir Emily Bronte'nin tek romanı Uğultulu Tepeler, kırık olduğu kadar marazi de olan bir aşk hikâyesi etrafında gezinerek kadın ve erkek, insan ve doğa, aşk ve ölüm, sadakat ve ihanet, hakikat ve yalan gibi ikilikleri kendine özgü bir dille işliyor.

Uğultulu Tepeler günümüzde gotik romanın en önemli örneklerinden biri sayılmaktadır. Gotik roman karmaşık ve hastalıklı aşklar, girilmesine izin verilmeyen adaların olduğu büyük karanlık evler, hayaletler, kâbuslar ve kadınların sert mizaçlı ve kötü niyetli erkeklerin ağına düşen av olarak görüldüğü temaları işler.

Uğultulu Tepeler bu temalarını hepsine sahiptir. Ölüm, kahramanların yanı başındadır. Aşklar hastalıklı, tutkular mantıkdışıdır. Bronte'nin bu romanda dağa huzur veren bir yeşillik değil, adeta yabani olduğu kadar hırçın yapısıyla da ölüme neden olan, tedirgin edicidir.

Roman içindeki tekrarlardan hep aynı kalıplarını yinelendiğini görürüz, karakterlerin bazen kaderleri onları bir bütün olarak görmemize neden olmaktadır.

Annesiz büyüyen çocuklar, varlıklı bir ortama doğmuş ama her şeyini kaybetmiş gençler, sevgisiz evlilikler, aile içinde dışlanmalar sürekli tekrarlanır karakterlerin hayatlarında.

Mina Urgan İngiliz Edebiyatı Tarihi kitabında şöyle anlatır. Emily Bronte ilk ve tek romanını:

" Wuthening Heights ne nesnel gözlemlerden ne de öznel deneyimlerden kaynakların sadece ve sadece düş gücünün yarattığı bir mucizedir ve ihsan şaşar ıssız Howarth köyünden ancak birkaç ay uzaklaşan, ailesi dışından neredeyse hiç kimseyi tanımayan bu evde kalmış kızın, salt düşgücüyle böyle bir mucize yaratmış olmasına."

Dünya da her şey olanca karmaşıklığına rağmen son derece yalındır. İstekler çözülür, arzular, geri çekilir, geriye uğultusuyla yabani bir doğa, sızılı bir yalnızlık ve aşktan taviz veren bir ruh hali kalır:

Hem bu ne biçim aşk böyle, sonsuz aşkın bir kar fırtınasına bile dayanamadı! Yaz günleri, ay gökyüzünde parladığı sürece, bizde yataklarımız da rahatça uyuduki ama kışın ilk fırtınasıyla hemen başını sokacak bir yer arıyorsun.

Emily Bronte , kar fırtınasına dayanamayan güneşli aşklardan soğukları, rüzgarları göze alan bir aşk anlayışından yana atıyor zarını, acıyı ve yalnızlığı göze almak pahasına...

Sunuş bölümünden az olsa yararlandım. Kitap kalın olmasına rağmen akıcı ve güzeldi hiç bitmesini istemedim. Okumayan okuyuculara tavsiye ediyorum.

ömer selçuk, bir alıntı ekledi.
22 May 13:24 · Kitabı okuyor

Doğanın gereği faşistlik. Güçlünün zayıfı yemesi faşizan ve doğal. Ölüyü gömmek de dostluk, aşk gibi kavramları yalanlayan en büyük doğa geleneği. Ki bu gelenek hayatta kalana unutmayı emrediyor. Unutmak için toprağa gömmeyi. Yoksa kokutuyor cesedi. Çürütüyor gözlerinin önünde artık nefes almayan dostunu, sevgilini...

Kinyas ve Kayra, Hakan GündayKinyas ve Kayra, Hakan Günday
Esra Koç, Aşkın Metafiziği'yi inceledi.
20 May 22:20 · Kitabı okudu · 4 günde · 7/10 puan

''Siz bilgeler, yüksek ve derin bilgili
Sizler ki derin düşünür ve bilir misiniz
Nasıl, nerede ve ne zaman, çiftleştiğini her şeyin
Niçin sevişildiğini, öpüşüldüğünü?
Siz ulu bilgeler, yüzüme söyleyin!
Kafa patlatın bakalım, bana ne olduğuna
Nerede, nasıl ve ne zaman,
Niçin başıma geldiğine bunların, hadi kafa patlatın!

Bu sözlerle aşkın metafiziği adlı kitabına başlangıç yapan Arthur Schopenhauer aşkı şöyle tanımlar: aşk, başta dizginlenebilir bir eğilimken sonrasında bir tutkuya tüm engelleri aşabilme gücüne ve tatmin edilmez bir duygu haline gelirse ölümü bile göze alabildiğine.

Schopenhauer; bu konuya neden felsefik bir yaklaşım getirdiğini ise şöyle ifade eder. Madem aşkın varlığından, gücünden eminiz bütün yazar ve şairlerin vazgeçilmez konusu aşkı neden bir filozof irdelemesin. Ayrıca aşkı konu olarak ele almasının nedeninin ona öncü olan düşünürlerin tezini çürütmek olmadığını, aşk konusunun onun dünyasına nesnel olarak dayatıldığını söyler.

Schopenhauer aşka dair düşüncelerini beş bölümde incelediği kitaba gelecek olursak;

Birinci Bölüm:
Bu bölümde aşk Schopenhauer 'e göre istediği kadar dünyevilikten uzak, saf tanımlansa bile o bireyselleşmiş cinsel dürtüdür. Birçok insan için zihinlerinin yarısını sürekli meşgul ettiği, en ciddi meselelerde kararları etkilediği, evrakların el yazmalarının arasına saç buklelerini yerleştirmeyi başardığı, en feci kavgaları körüklediği, bazen zenginliği bazen statü ve rütbeyi kendine kurban seçtiği, her şeyi yıkmaya çalışan, altüst eden bu tutkuyu önemli kılan tüm bu gayret ve süreçte yaşanılanlardır. Bu çabanın altında yatan neden ise cinsellik olsa da nesnel bir hayranlık olarak insana kendisini sunar. Bu bir savaş hilesidir. Tüm bu bireyler arasında uygun eşi bulma, seçme ayıklama, aşk oyunlarının amacı sadece bir şeye hizmet eder. Gelecek kuşağı (türü) meydana getirmek. Doğanın kişilere kamufle ederek sunduğu bu amaç doğrultusunda bireyler birbirlerine ne kadar uygunsa aralarındaki tutku o denli fazla, ortaya çıkacak türde o oranda sağlıklı genler taşır.

İkinci Bölüm:
Schopenhauer 'e göre iki cinsin inançları, düşünceleri, karakterleri ve zihinsel eğilimleri uyuşuyorsa aralarında cinsel sevgi etkisi olmaksızın bir dostluk kurulabilir. Ancak bunların evliliği çok mutsuz, doğacak çocukta zihinsel ve bedensel düzlemde uyumsuz olacaktır. Bunun tam tersi için düşünecek olursak cinsel tutku var, ancak uyum yoksa bunların evliliği de mutsuz olur.
İnsanın doğasındaki bencillik türün devamını sağlayacak bakış açısını bir yerde engeller. Fakat bireyin aklına bir şüphe kuruntu yerleştirilirse gerçek sadece tür için en iyi olanın onun için de iyi olacağı gibi görünür. Bu kuruntunun adı içgüdüdür. Cinsel hazzın tatmininde ise türün çirkinliğine, güzelliğine bakılmaz, hiç bir bağ yoktur bu bağlamda. Seçim tamamen ortaya çıkacak yeni türün tipinin olabildiğince katıksız ve doğru korunması ile ilgilidir. Buna göre herkes en güzel bireyleri, kendi varlıklarında türün katıksız olmasını sağlayacak bireyleri şiddetle arzu edecektir. Diğer bir nokta ise bu seçimde öteki bireyde kendi kusurlarını örtecek özellikler aramasıdır. Örneğin kısa boylu erkekler iri kadınları ararlar, sarışınlar esmerleri severler vb…
Erkek kendisine uygun güzellikteki bir kadına baktığında türün damgasını vurduğu o kadınla sürdürmek istediği türün tipinin korunmasına dayalı eğilimdir. Demek ki insanın içinde taşan hazza verdiği cevap bu çekimle ilgili değil, tür için iyiye yönelmiş bir içgüdüdür. İnsanın seçtiği kişiye ulaşmak için yaptığı tüm rezillikler şan, şöhret, para, onur vs. kaybetme pahasına katlandığı eziyetler doğanın her yerdeki bağımsız iradesine uygun olarak türe hizmet eder. Erkek ulaşmak için kırk takla attığı kadına ulaşınca türe hizmet ettiğini hissettiğinden evlilik dışı her olayda kötü yeni bir bireyin oluşumundan çoğu zaman iğrenir, engellemek ister. Ve o hazza ulaşınca aslında herhangi bir kadınla yaşayacağı hazdan farklı olmadığını görüp hezeyana uğrar. Kendisini aldatan, bireyin bilincine girmeyen türün irade gücüdür.
Aşkta erkek ve kadının doğası belirgin farklar taşır. Erkek doğası gereği vefasız, kadın ise sürekli sadakate eğilimlidir. Erkeğin aşkı doyum bulduğunda azalırken, kadının aşkı o andan itibaren artmaya başlar. Erkeğin gözü hep başka kadınlardadır. Kadın ise tek bir erkeğe sımsıkı sarılır. Bundan dolayı erkeğin eşine sadakati yapay, kadının ki doğaldır.

Üçüncü Bölüm:
Bu bölüm Schopenhauer ‘in aşkta bireylerin seçimlerinin altında yatan nedenleri incelemesini içermekte. Ona göre seçimlerde öncelikle yaşa bakılır. Doğurganlıktan dolayı 18-28 yaş arası idealdir. Güzellikten yoksun gençliğin gene de çekici olduğu ancak gençlikten yoksun güzelliğin çekici olmadığını ifade eder. İkinci bakılacak unsur sağlıktır. Sağlıklı olmayan bireyler hastalıklarını türe aktaracağı için tercih edilmemelidir. Üçüncü unsur iskelet yapısıdır. Kemik yapısı türün tipinin temelidir. Bu yüzden önemlidir. Dördüncü etken kadının belirli bir dolgunlukta olması ceninin beslemesi açısından önemlidir. Beşinci etken ise yüz güzelliğidir.
Kadınlar ise erkek güzelliğine çok az önem verirler. Erkeğin kuvveti buna bağlı cesareti cesur bir koruyucusu olması açısından önemlidir. Kadınlar kendi güzelliklerini aktaracakları için çoğunlukla çirkin erkekleri severler. Bir kadının bir erkeğin kültürüne, entellektüelliğine aşık olması gülünç bir iddiadır. Bir annenin çocuğuna güzel sanatlar vs. eğitimi vermesinin sebebi ise güzel kalça ve dolgun göğüsleri yapay yollardan destekleyen bir zekayı ortaya çıkarmaktır.
Ayrıca tüm bu etkenlere bakılırken her bir birey bedeninin her bir uzvundaki eksiklik ve zaafları karşı cinste düzeltilmesini kovalar, üstelik söz konusu parça ne kadar önemliyse bu arayışta o kadar kararlı ve ısrarlı olur.
Eğer bir adam çok çirkin bir kadına aşık olursa cinsellikten kaynaklıdır ve kendini eksik görmediği için türe aktarılacak özellikleri kendi tamamlayacağını düşünür ve bu çok üst mertebede aşıklık halidir.

Dördüncü Bölüm:
Eğer aşk bir kişiye yönelmiş ise bu kişiye kavuşamama durumunda dünyanın bütün nimetleri hatta hayatın kendisi bile değerini kaybedip intihara kadar gidebilir. Tür bireyden daha önemlidir. Bu yüzden sevenler çokça çabalar ve bu çabayı yüce ve haklı görür. Aşkın çoğu zaman kişiyi trajik, komik durumlara sokmasının nedeni aşık erkeğin ruhunu türün ele geçirmiş ve hakimiyeti altına almış olmasıdır. Türün istediği gerçekleşince kaybolup giden, geride kalan nefret edilen bir eşin mantığı böyle açıklanabilir. Çoğu zaman aklı başında bir erkeğin canavar ruhlu bir kadınla evliliği buna örnektir. Eskilerde bunu aşkın gözü kördür diye nitelendirir.
Aşk evliliğinde de uyumsuzluklar çıkınca yine mutsuzluk gelir. Bir İspanyol atasözü der ki ‘’ Aşk nedeniyle evlenen acılar çekerek yaşamak zorundadır. ‘’ Anne baba tavsiyesi ile evlilikte de değerlendirilmiş yönler başta mutlu etse de sonrasında sorunlu bir mutluluk olarak kalır. Bu durumda bir evlilik ya ortaya çıkacak türe ya da sadece bireyin çıkarlarına ters düşer.

Beşinci Bölüm:
Bu bölümde ‘’oğlancılığı ‘’ ele alan Schopenhauer oğlancılığı yolu sapmış içgüdü olarak tanımlar. Hem doğaya aykırı hem de tiksinti uyandırıcı bu içgüdü yozlaşmış insanların yapacağı tek tük rastlanacak eğilimken aksine dünyanın hemen hemen her yerinde yaygın ve modadır. O dönemin filozof ve yazarları ozanları da bu işe bulaşmışlardır. Platone ve stoacılar bu aşktan başka aşk tanımazlar. Asya ‘da Galliler ‘de hatta islam toplumlarında, hint çin toplumlarında da yaygın olan bu sapkınlığı ölüm cezasına çarptırılarak durdurmaya çalışılsa da gizli saklı varlığını korumaya devam etmiş.
Schopenhauer ‘e göre oğlancılık insanın doğasından kendiliğinden doğmakta fakat doğaya aykırı olarakta bir paradoks oluşturmaktadır. Bu paradoksu Aristotales ‘in çok genç ya da çok yaşlı kişilerin çocuklarının zeka ve bedenen geri olacağını bu yüzden çocuk yapılmaması gerektiği tezi üzerinden açıklamaktadır. Yaşlı erkeklerin çocuk meydana getirmemesi için var olan cinsel dürtülerinin genç oğlanlara yönelimi zayıf, çelimsiz, olgunlaşmamış türlerin meydana gelmesini önler. Yani doğa kendince böyle bir çözüm yolu bulur. Doğa iki kötüden daha az kötü olanı tercih eder ve yine türe hizmet etmiş olur.
‘’ Doğa sadece fiziksel olanı bilir ve tanır ahlaki olanı değil ‘’ … (syf 86)


Etkinlik kapsamında bu kitabı okuyarak Arthur amcayla tanışmamı sağlayan Quidam ‘a çok teşekkür ediyorum. Schopenhauer ‘in aşka dair felsefesini ince bir kitabı dört günde okuyarak, yürek çatlatan uzunluktaki incelememi de iki günde yazarak özümsediğimi düşünüyorum :)) Kitapta yer alan fikirlerin bir çoğuna katılmasam da Arthur amcanın akıl yürütmelerine hayran kalmamak elde değil.
Felsefe severlere keyifli okumalar...

Ahmet Biçer, Genç Werther'in Acıları'ı inceledi.
19 May 03:27 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 9/10 puan

Johann Wolfgang von Goethe tartışmasız Almanların en büyük yazarlarındandır. Şiir, drama, hikâye, otobiyografik, estetik, sanat ve edebiyat teorisi, ayrıca doğa bilimleri olmak üzere birçok esere imza atmıştır. Goethe’nin kendisinden sonra gelen Alman şair ve yazarlara etkisi her yerde geçerliliğini korumaktadır.
Friedrich Nietzsche tüm hayatı boyunca Goethe’ye hürmet etmiştir ve özellikle halefi olarak, bunu Hıristiyanlığa ve Almanya’ya ilişkin kuşkucu davranışlarında ortaya koymuştur. Hugo von Hoffmanstahl 1922 yılında şunları yazmıştır: “Goethe, eğitim temeli olarak tüm kültürü teşkil etmektedir” ve “Goethe’nin düz yazıdaki sözlerinden, bugün belki tüm Alman üniversitelerinden olduğundan daha fazla okuma geleneği türeyecektir.”
Thomas Mann da Goethe hakkında makale ve denemeler yazmıştır ve 1932 ile 1948 yıllarındaki Goethe’yi anma kutlamalarına ilişkin can alıcı konuşmalarda bulunmuştur. Lotte in Weimar isimli romanında Goethe’yi yaşatmıştır ve ‘Doktor Faustus’ adlı romanla Faust serilerini yeniden ele almıştır.

Bu büyük yazarın çok özel bir eserinden bahsetmek istiyorum sizlere, Genç Werther’in Acıları. Eminim ki okuduğunuz zaman başucu kitaplarınızdan olacaktır.

Almanya’da bütün gençliği etkisi altına alan romanın, birçok intihara neden olduğu, Werther’in giydiği mavi frak, sarı yelek ve çizmelerin döneminde moda yarattığı, Napoléon’un bile kitabı sürekli yanında taşıdığı söylenir. Son derece duyarlı ve tutkulu bir genç ressam olan Werther’in, düşsel dostu Wilhelm’e yazdığı mektuplardan oluşan Genç Werther’in Acıları, edebiyatta akılcılığın yerini alan duygusallığın bir başyapıtıdır.
Her okuduğunuzda farklı bir şeyler bulabileceğiniz bir eser, romanın arka planının Goethe’nin yaşantısına dayandığı biliniyor, Goethe’nin Wetzlar’da 9 Haziran 1772’de katıldığı bir baloda tanıştığı Charlotte Buff’a olan aşkı romana yansıyan en büyük olay diyebiliriz.
O tarihte Goethe 22, Charlotte 19 yaşında. Charlotte kendisinden 11 yaş büyük Kestner ile nişanlı ve ilerleyen günlerde evleniyorlar. Bu nedenle Goethe, Wetzlar’ı terk etmiştir. Bu durum tüm içtenliği ile romana yansımıştır

Bir sanat romanı gözü ile bakarsanız; 18. yüzyıl Alman edebiyatına yön veren ‘aydınlanma düşüncesinin’ sanata bakışı doğrultusunda, edebiyat yapıtının oluşması için bazı kuralların uygulanması gerekirdi. Bunun sonucu olarak da Almanlar, yazarlığın öğrenilebilir bir şey olduğu düşünürdü. Ancak bu durum Goethe ile birlikte kökünden değişmiştir. Goethe yazarlığın bir yetenek olduğunu, sonradan öğrenilemeyeceğini düşünüyordu ve bu düşüncesini kitapta açıkça ortaya koyuyordu.
Bir aşk romanı olarak baktığınızda; genç bir adamın büyük aşkını içinizde hissedebilir, çektiği acılarda belki de kendinizden bir şeyler bulabilirsiniz. Yaşamadıysanız aşkın hayret verici gücüyle karşılaşabilirsiniz.

Werther’in hikayesini hala okumadıysanız, genç bir adamın iç dünyası sizi bekliyor, bir uğramanızı tavsiye ederim.

Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek
Aşksız ve paramparçaydı yaşam bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Aşk demişti yaşamın bütün ustaları
aşk ile sevmek bir güzelliği
ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.
işte yüzünde badem çiçekleri
saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.
sen misin seni sevdiğim o kavga,
sen o kavganın güzelliği misin yoksa...

Bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bin kez budadılar körpe dallarımızı
bin kez kırdılar.
yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz
bin kez korkuya boğdular zamanı
bin kez ölümlediler
yine doğumdayız işte,  yine sevinçteyiz.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri
suyun ayakları olmuştur ayaklarımız
ellerimiz, taşın ve toprağın elleri.
yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık
törenlerle dikilirdik burçlarınıza.
türküler söylerdik hep aynı telden
aynı sesten, aynı yürekten
dağlara biz verirdik morluğunu,
henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz...

Ne gün batışı ölümlerin üzüncüne
ne tan atışı doğumların sevincine
ey bir elinde mezarcılar yaratan,
bir elinde ebeler koşturan doğa
bu seslenişimiz yalnızca sana
yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!

Saraylar saltanatlar çöker
kan susar birgün
zulüm biter.
menekşelerde açılır üstümüzde
leylaklarda güler.
bugünlerden geriye,
bir yarına gidenler kalır
bir de yarınlar için direnenler...

Şiirler doğacak kıvamda yine
duygular yeniden yağacak kıvamda.
ve yürek,
imgelerin en ulaşılmaz doruğunda.
ey herşey bitti diyenler
korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.
ne kırlarda direnen çiçekler
ne kentlerde devleşen öfkeler
henüz elveda demediler.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek! 


Adnan YÜCEL

https://m.youtube.com/watch?v=h1mZ2QE5E1g

GÜL BEYAZ, Genç Werther'in Acıları'ı inceledi.
 13 May 21:35 · Kitabı okudu · 3 günde · 8/10 puan

werther'nın intihar sebebi yalnızca lotte'ye olan karşılıksız aşkı değildir. kendini, kurallara bağlı yaşayan, iş güç derken sevgi ve aşk'a yeteri kadar zaman ayırmayan, doğa'yı anlamaya çalışmayan o sıkıcı insanlardan görmez werther. o insanlardan mektuplarında sürekli kötü bahseder, aşağılar, hayattan zevk almadıklarına dem vurur. kendisi ise bir dahi, bir ressam bir sanatçıdır. fakat yine mektuplarından anlaşılacağı üzere kendini ressam 'sanan' werther, doğru düzgün hiç bir resim veya tablo yapamaz. sebep olarak doğa'nın zaten kusursuz olduğunu, her şeyi bu sebepten ötürü olduğu gibi resmettiğini, hiç bir ayrıntı ekleme gereği duymadığını gösterir mesela. aslında resime yeteneği yoktur. onun haricinde kendini zaten diğer sıkıcı halktan görmeyerek nereye ait olduğunu tam olarak bilmez ve bir boşluk içinde sallanır durur. benim fikrimce lotte'ye olan aşkı onu intihara sürükleyen bir sürü sebepten yalnızca biridir. lotte'nin nişanlı olduğunu bile bile ona gönlünü kaptırmış, kendi karanlığında aşk adı altında göz göre göre ve bile bile dibe çökmüştür. bu çöküşüne okuduğu kitaplar paralel gitmiştir. başlarda sürekli homer'den bahsederken, sonlara doğru "o'nun homer'i"ni doğa'yı daha melankolik ve karanlık bir şekilde anlatan ossian almıştır. kendine bu dünya'da yer bulamayan ve buraya ait hissetmeyen werther, son çareyi intiharda görmüştür. yalnızca imkansız aşkı açısından bakmak bence bu romanı biraz basite indirgemektir.

mehmet temiz, Rafael'i inceledi.
12 May 17:21 · Kitabı okudu · 3 günde · 8/10 puan

Sanat sanat için midir yoksa sanat toplum için midir sorusunu akla getiren bir eser. Kitap, adeta diğer yazarlara esin kaynağı olacak şekilde, bir edebi süs cümlelerinin birleşiminden oluşmaktadır.


Yazar neredeyse dünya da yapılabilecek ne kadar doğa tasvirleri varsa hepsini, romantizmin doruklarda olduğu bu kitapta yapmış . Adeta kendinden sonra gelecek olan yazarlara ders veriyor. Onlara buyrun kaynak burada diyor.

Romantik duygular ve bir aşıkın iç dünyasındaki fırtınaları bu derece ayrıntılı anlatan başka bir kitap var mıdır bilmiyorum, ama ben olacağını sanmıyorum. Yazar bu duyguları da doğayla özdeşleştirip uzun uzun tasvirlerle dillendiriyor..

Bunlara ilaveten aşkın ve duygularının uzun uzun felsefi olarak anlatımını da yer veriyor.

Bütün bu doğa tasvirleri, duygu tasvirleri ve felsefi değerlendirmeler kitapta o kadar çok yer kaplamış ki, esas konu olan Rafael ile Julie arasında yaşanan dramatik aşk hikayesi adeta geri plana kaymış. Bu durum da, tabiiki akıcılığı ve sürükleyiciliği sıfıra indirmiş. Dolayısıyla da böyle bir başyapıt, çok zor okunan ve okuyanı yoran bir kitap haline gelmiş.

Şimdi ilk cümleme gelmek istiyorum. Sanat yönünden böylesine muhteşem bir eser var ama çok ağır ve zor okunuyor. İşte burada bu kitap toplumun okuyup keyif alması için mi yazılmış yoksa içerisinden örnekler vererek sadece edebiyat derslerinde okutulmak için mi ? Bence ikincisi doğru. Yani bu kitap toplumun keyif alarak okuması için değil, sadece yazarın sanatındaki kabiliyetini göstermek için yazılmış bir eserdir. Tabii ki bu benim düşüncem. Eğer toplum için yazılmış olsaydı, tasvirler bu derece uzun tutulmaz ve mutlaka kitaba akıcılık ve sürükleyicilik kazandırılarak, kolay okunur hale getirilirdi diye düşünüyorum.

Romantizm severlerin ve kitaptaki muhteşem denecek derecedeki doğa ve duygu tasvirlerini ( betimlemelerini) merak edenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Tabii ki akıcılığın olmadığı bir kitap olduğunu da bilerek ellerine almalarını tavsiye ederim.

Ferda Betül ÇİFTÇİ, Bütün Şiirleri'ni inceledi.
10 May 00:37 · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

Bir çok konuda (aşk, memleket olayları, sevgi, özlem, doğa...) yazılmış kısa ve derin anlamlar yatan hoş şiirler. Ahmet Kutsi Tecer bazı konulara şiirin verdiği o ahenk ile çok güzel parmak basmış. Şiirseverler zevkle okuyabilir..(:

Sevgi, Mürebbiye'yi inceledi.
 07 May 12:33 · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

Yorgun zamanların kısa terapisi Zweig...

Zweig'in kitaplarının ruha dokunan bir yanı var. Psikolojik eserler olması bunu gerektirebilir, ama bu farklı bir şey... Zweig bize aslında ne kadar farklı olursak olalım aynı olaylara karşı aynı tepkileri verdiğimizi gösteriyor.

Kitaba adını veren hikayede çocuk psikolojisinin meraklı yanlarını okurken bir bilinçaltı gezisi yapıyoruz. Merak duygumuzun büyüklere olan hayranlığımızı, birey sayılmaya çalışmayı anımsıyoruz. Çocuklara karşı tutumlarımızın onlara nasıl etki ediyor?görüyoruz. Çocukların büyüklerine karşı tutumlarını, küçük kalplerindeki büyük merhameti anlatıyor. Olaylar, gizlenen şeyler çocuklara hayatı öğretmeye başlamış bile...

Diger hikaye ise, Geç Ödenen Borç yılların anılara nasıl gömüldüğünü, bir gün sis perdeleri arasından görünen bir anının verdiği büyük minnet ve ödenen vefa borcunu içiniz sızlayarak okuyorsunuz.

Bu hikaye bana bir öğrencimin anlattığı hikayeyi hatırlattı.
"Bir ülkede çok iyi bir aktör varmış. Yaşı hayli geçkin olan bu aktöre bir film teklifi gelmiş. Ülkedeki diğer oyuncular onun bu rolün altından kalkamayacağını düşünmüşler. Buna çok üzülmüş aktör. Genç aktörlere bir ders vermek ile birlikte kendine bir borcu olduğunu düşünerek, sınırlarını zorlamış ve rolünü çok iyi oynamış. Gala gecesinde konuşma yapması için çağrıldığında;
"Bir çok insan hatta en yakınımdakiler bile benden umut kesmişlerdi. Fakat ben işimi aşk ile yapıyorum. Bir evin çatısında kar varsa, bu içeride ateşin olmadığı anlamı taşımaz." demiş. Tüm salon ayakta alkışlamış.

Bunun gibi bir çırpınış yaşamış Peter. Ve onu bu halinden kurtaran büyük tesadüf, ruhani Zweig tesadüfü Margeret'in onu görmesi, tanıması ve anılarında yasayan bu adama olan borcunu ödeme isteği ile değişen bir hayatı anlatıyor. Borç sadece para değil, asıl borç gönül borcumuzdur, vefadır, iyi niyetlerin karşılığıdır, insanlıktır...

Diğer öyküsünde muhteşem doğa betimlemesi ile gözü açık rüyalar daldığımız bir öykü... Bu hikayenin anlatımı Zweige tadı size kalır. Yaşamak gibi bir rüya için okumak gerek. Okurken yaşama hissini alinca Zweig'e teşekkürü borç biliyoruz.

Söz konusu Zweig ise anlatılacak o kadar şey oluyor ki... Insani en iyi anlatan Zweig tabiki Zweig hep Zweig. Yorgun zamanların kısa terapisi. Tabiki okunmalı.

Keyifli okumalar!

Semra, bir alıntı ekledi.
06 May 16:26

Doğanın ruh halinin seninki gibi olduğunu mu sanıyorsun yoksa?Bütün damarlarında hissetmiyor musun gençliğin çağrısını?Göğsünü doldurmuyor mu aşk ve özlem?Nasıl böyle yalnız oturabiliyorsun?Doğa yalnız mı oturur?

Sais Çırakları, Novalis (Sayfa 59 - Notos kitap yayınevi)Sais Çırakları, Novalis (Sayfa 59 - Notos kitap yayınevi)