• 300 syf.
    ·22 günde·8/10
    * Spoiler içerir

    İyi aile yoktur: çarpıcı ve iddialı bir yargı cümlesi. Kitap, ismindeki bu çarpıcılığa uygun olarak okurunda önemli farkındalıklar yaratma ve ezber bozma özelliği gösteriyor. Yazar kitabın amacına değindiği cümlelerde temel maksadının ağzı bantla kapanmış çocuğun yardım çığlığını duyurmak olduğunu söylüyor.

    Muhtemelen bu iddialı başlığı özellikle seçmiş olan yazar "iyi aile yoktur" yargısı hakkında kitap boyunca birkaç defa açıklamalarda bulunuyor. Bu açıklamalardan bir tanesinde iyi olmayan ailedeki aile’den kastının bu kurumun tüm kemikleşmiş, statik hale gelmiş, kurumsallaşmış ölü anlamları olduğunu belirtiyor. (Sy 263)

    Yazarın, kitap boyunca uzun uzun kendisinden alıntılar verdiği Alice Miller ismindeki psikoterapistin ayak izlerini takip ettiğini söyleyebiliriz. Kitabın hemen başında okurunu "bu isme götürme" umudu ifade ediliyor.

    Pesimist "iyi aile yoktur" çıkışına uygun olarak kitaba pesimist bir aforizmayla başlangıç yapan Kaya Hallac-ı Mansur'un "Cehennem acı çektiğimiz yer değil, acı çektiğimizi kimsenin bilmediği yerdir." düşüncesini çocuklar üzerinden açımlıyor. Yazar çocukların acı çeken, acı çektiği bilinmeyen ötesinde kendisi dahi çektiği acıları tanımlayamayan insanlar olduğu üzerinde duruyor. Yazara göre bu acıların sahibi çocuklara "seni üzen şey her ne ise bana anlatabilirsin" şeklindeki bir yaklaşım bile travmaları sona erdirmek bakımından etkili olmayabilir, Zira çocuk açısından önemli bir nokta; çocuğun kendisini üzen şeyin çoğu zaman farkında olmaması.

    Bu zararın büyüklüğüne dikkat çeken yazar, yine sıra dışı bir yorumla: "anne babanın çocuğa verdiği zararı örtbas edebilmek için anne-babalık kurumsallaştırılmış ve kutsallaştırılmıştır" savında bulunuyor. (Sy 16)

    1944'te Amerika'da yapılan bir deneyde yirmi çocuğa fiziksel ihtiyaçları itibariyle kusursuz bir bakım yapılmakla birlikte bakıcıları çocuklarla hiçbir türlü iletişim kurmaz. Deneyin sonunda çocukların yarısı ölmüş diğer yarısı da jest ve mimik kullanamaz hale gelmiştir. Yani "dokunulmayan bebeklerin hepsi ölür"

    Yine Umberto Eco'nun “Avrupa Kültüründe Kusursuz Dil Arayışı” adli kitabında paylaşılan alıntıya göre Kral 2. Friedrich’in yeni doğan bebeklerin hiçbir şey konuşmamaları halinde büyüyünce hangi dili konuşacaklarını sınamak istediği deney de bebeklerin ölümü ile sonuçlanmış. Bu duruma Eco’nun “dil ile varoluş arasındaki sıkı bağn ispati” olarak baktığı kaydedilmiş.

    Yazara göre çocuğun olumlu duygularını kabul edip olumsuz duygularını yasaklamak onda ömür boyu farkında olmadığı problemler ortaya çıkarır. “İster çocuk ister yetişkin olsunlar insanların mutsuz olma hakkı vardır ve bu hakka saygı gösterilmesi gerekir.”

    Çocuğun sorunları esasında anne babanın sorunları olup faydayı anne babanın sorunlarının çözümünde bulmalıdır. Yine çarpıcı bir cümle olarak Psk. Tuğba Korkmaz’ın ifadesiyle “anne olunca insanın bütün travmaları kompleksleri zaafları geçmiş kırıklıkları ayna gibi karşısına çıkar” ve “insan çocuğuyla ve genel olarak çocuklarla yüzleşmesi kendi çocukluğuyla yüzleşmesi demektir.”

    Çocuk ebeveyn ilişkisinde koşulsuz seven ve affeden anne baba değil çocuktur. Alice Miller’den alıntıyla “anne babanın çocuğa bilinçli ya da bilinçsiz yaptığı kötü muamele çocuğun sevgisi sayesinde meydana çıkmaktan korunur.” Sorunumuz kötü bir evlat olmaktan çok anne babamızın karşı olumsuz hislerimizi dürüstçe sahiplenememektir.

    Saygı itaat değildir ve en önemlisi karşılıklıdır, tek yönlü sadece büyüklerin küçüklerden beklentisini ifade eden şey saygı değil itaattir.

    İzlediği bir video ile beş yaşında vejetaryen olan bir kız çocuğu üzerinden yazar bize “çocuğun kişisel tercihlerine saygı duyulmazsa çocukta tercih mekanizmasının gelişmeyeceğini” hatırlatıyor. Çocukların aileleri tarafından kendi tercihlerini olamayacağını ikna edildiğini ifade ediyor.


    “Bize bitirme özgürlüğü tanımayan ilişki gerçek bir ilişki değildir” ifadesini kullanan yazar insanın mutluluğun ve mutsuzluğun diğer insanlardan değil kendi tercihlerinden kaynaklandığını vurguluyor. Bir insanın en olumsuz yanını çocuklara gösterdiğini örneklerle anlatıyor.

    Anne babalıkla ilgili şu yorum kayda değer: “Anne babalık deneyimi çocuğunuzla ilişkiniz üzerinden sizi kendi çocukluğunuza ve çocukluğumuzdaki anne baba ile ilişkinize götüren ve bunları kendi anne babadığınızda yeniden yarattığınız bir süreçtir.” (Sy 51)

    Şu cümleler bu düşüncenin bir açılımı “Bir insanın gerçek kalitesini, normalde değil öfkelendiğinde, kendisini çaresiz hissettiğinde nasıl davrandığı, öfkelendiği kişilere nasıl, ne şekilde tepki verdiği gösterir, değil mi? Bir insanın en çok öfkelendiği kişi çocuğudur; üstüne üstlük bu yansıtma (projeksiyon) ve yansıtmayla ilişkili verdiği tepkiler başkaları tarafından eleştirilmeyeceği, “anne babalık” adı altında örtbas edileceği için kişi daha rahat davranır.”

    Kitapta anneliğin ülkemizde fiziksel ihtiyaçları karşılamakla ölçüldüğüne ve anne sevgisinin bu rolün gerisinde kaldığına dikkat çekilmiş. Oysa diyor yazar, çocukluğunun kötü geçtiğini düşünen bireylerin şikayetleri kahvaltıların kötü olması, balkonun kirli olması, pilavın kıvamsız olmasıyla ililgili değildir.

    “İnsanların çocukluk acılarına dair nasıl cümleler kurduklarını dikkat edin. “Annem ayaklarımın büyük olduğunu söylerdi”, ”babam arkadaşlarımın doğum günü partisine gitmeme izin vermezdi”, “arabayı nasıl yıkarsam yıkayayım beğenmezlerdi” gibi aslında uzaktan detay gibi görünen şeyler olduğunu fark edeceksiniz.”

    Çocuk sevgisinin -yeterince- olması yerine -gereğince- olması gerektiğini vurgulayan yazar, bir anne-babanın çok sevdiğini hissetmesi ile çocuğun kabul gördüğünü hissetmesinin ayrı şeyler olduğuna işaret ediyor.

    Depresyon “insanın içindeki anne babanın insanın içindeki çocuğu sabote etmesi” olarak tarif ediliyor. Korkularımız çoğu zaman korkulan şeyden daha yıpratıcı olduğunu ifade eden kitap, bunların anne babamızın sevgisine, onayına su gibi ihtiyacımız varken bu sevgi ve kabulün bazı şartlara bağlı olduğunu hissetmemizden ileri geldiğini vurguluyor

    Ve ilgi çekici bir terapi tanımı: “ Terapi dediğimiz şey özetle insanın sabah yataktan çıkmasını veya başka şeyleri önleyen gerçek dışı algıların neler olduğunu öğrenmek ve onları “unlearn” edebilmek yani vaktiyle öğrendiğimiz bu şeylerin doğru olmadığını içsel olarak öğrenebilmek üzere çalışmak demektir.”

    İkinci bölüm Thom Hartmann'ın “Modern Eğitim Nasıl Ortaya Çıktı” isimli kitabından uzun bir alıntı ile başlıyor. Maddeler halinde modern örgün eğitime köklü eleştiriler getiriliyor, yine çocuğun saygınlığını üzerinden eleştiriler sıralanıyor

    “Okullar hiç kimse yazar olsun, sanatçı olsun diye değillerdir. Hep söylediğim gibi hayat hiç kimsenin yazmasını ve ya da yaratıcı olmasını istemez. Yaratıcı iç güdümüz en sağlıklı iç güdümüzdür ve biteviye kendisini gerçekleştirmek için uğraşır. Ama dünya; aile, okul, toplum, iş ve kurumsallaşmış her şey aracılığıyla bu yaratıcılığı dört yönden bastırmaya öldürmeye çalışır. Yeniye, doğduğu şeyden ayrı olana, çocuk arketipine karşılık gelen “yaratıcılık”, potansiyel olarak hepimizin içinde bulunsa da yaratıcı eyleme dönüşmesi engellenir.” (Sy 94)

    İlerleyen sayfalarda anne baba dışındaki insanların çocukları istismar etmesinin sebebi olarak yine anne baba davranışlarını işaret edilmiş. Çocuğun eleştirel, sorgulayıcı, aktif düşünen mekanizmalarının örselenmesi ile onun bir şekilde istismar edilmesinin önü açılmış olmaktadır.

    Burada yine bir terapi tarımı yapılıyor: “Terapi çoğu kez kendimiz hakkındaki olumsuz his ve düşüncelerin aslında anne babamızın bizim hakkımızdaki olumsuz his ve düşünceleri olduğunu keşfetmektir, bu keşif görünmez prangalarımızı çıkarmanıza yardımcı olur.”

    “Anne babaların zulmüne dair söylenen her şey okul ve öğretmenler için de geçerlidir. Aileler çocuğun ruhunu öldürmek ve sakatlamak konusunda çok kez okul ve öğretmenlerle beraber çalışıyor” ifadelerini kullanan yazar okulun çocuğu sosyalleştirdiği fikrine katılmıyor.

    Üçüncü bölüme “çocuk hiç kimseye borçlu doğmaz” başlığıyla başlayan yazar, çocuğun üzerinde kurulan “seni ben doğurdum” baskısının haksızlığına işaret ediyor İerleyen sayfalarda dini-kültürel ögelerin kitabının ana teması çerçevesinde değerlendirmesini yapılıyor burada “linç edilmeye hazırım” çıkışıyla genel inançlara muhalif sayılabilecek fikirler ortaya konuyor. Bunlardan bir tanesi olarak, anlatılagelen Hz Muhammed'in annesinin onu bakıcıya vermesi üzerinden anne şefkatinden uzak kalan çocukların tarih boyunca ve günümüzde bakıcıları eliyle uğradığı travmalar ele alınıyor. Batıda süt annelere takılan lakap olarak “angel maker” -melek yapıcı- ünvanının çocukların cennete uğurlandığı bir süreç olarak ifşası anlamına geldiği anlatılıyor. Antik çağda ve erken Ortaçağ'da çocukların yarısının bakıcı kadınların elinde öldüğü kaydediliyor
    Başka bir husus olarak İbrahim peygamberin İsmail peygamberi kurban etmek istemesi inancının toplum bilincindeki dramatik tezahürlerinden bahsediliyor. Burada Pan'ın Labirenti isimli bir filme işaret eden yazar kendisine vicdanına ters bir şey emredilen birisinin bu emre rağmen ”bu emredilen cennete mal olacaksa bile doğru olanı yapacağım” diyenin kazanacağı bir İmtihanı idealize ediyor.

    Kitapta evlatların anne babaya öfkesi iyileşme sancısı olarak görülüyor hayal kırıklıkları ve acılardan daha çok yıkıcı olanın bunların ifade edilmemesi olduğunu vurguluyor.

    Dördüncü bölümde sevginin bir “kendini sevdirme projesi” olup olmadığı sorgulanıyor. Kişilerin aile kurma ve çocuk sahibi olma güdülerinin dış kaynaklı toplumsal motivasyon olduğuna değiniliyor. Sartre’den alıntıyla sevmenin karşımızdaki bizi sevmediği halde var olması halinde gerçek bir sevgi olacağı söyleniyor. Bundan hareketle birçok anne babanın çocuklarına olan sevgilerinde beklenti halinde bir sevgi gösterdiklerinden, çocuk sevgisinin çok kere sahici olmamasından bahsediliyor.

    “Çocuğu kitleye kurban etmek” başlığında yazar özellikle annelere yönelen müdahaleciliği eleştiriyo. Bu müdahalelerin hep fiziki annelik bakımından gerçekleştiğini aslında müdahalecinin müdahalesinin benliğinde hissettiği eksikliği yansıttığını ifade ediyor.

    Çocuğa olan haksız müdahalenin hemen orada engellenmesini ve hemen orada çocuğun savunulduğunu hissetmesinin önemi ifade ediliyor

    Çocuğun yaşadığı olaylar karşısında çoğu zaman yetişkin dayanışması ile burun buruna geldiğini söylüyor yazar. “Bu dünyadaki en görünmez acılar çocuğun çektiği acılarlardır”...

    Affetmenin şifa bir etki verici bir etkisinin olmadığını savunulduğu ilerleyen sayfalarda bastırılan duyguların hasta edici etkisi şöyle anlatılıyor.

    “Nefretin bizi hasta ettiği doğru değildir. Bastırılan, bağlarından koparılan duygular bizi hasta edebilir, ancak ifade edebildiğimiz bilinçli duygular bizi hasta etmez.” (Sy 204)

    Öfkenin ışığının normalde göremeyeceğimiz şeyleri görmemize yarayacağı, esas olanın öfkemizin nedenini anlamak olduğu vurgulanıyor

    Özellikle kadınların yaşadığı bir durum olarak bir şeyi mahrem-gizli tutman zehirli özellik göstereceği söyleniyor. Bazı terapistlerin geçmişi unutmak ve hatırlamamak üzerine işleyen çalışmalarının anlamsızlığı ve hasarına dikkat çekiliyor. Her halükarda gerçeğin ve gerçeğin insana yaşattığı duyguların üstünün örtülmesinin isabetsizliği vurgulanıyor

    Anne-babaların geçmişteki davranışlarıyla ilgili -özellikle annelerin- suçluluk duygusu altına girdiğini belirtiyor yazar. Oysa diyor, suçluluk duygusu çocukların da suçluluk duymasına neden olur. Geçmişteki hatalarla ilgili suçluluk değil üzüntü duymanın sağlıklı olduğu kaydediliyor,

    Kişinin anne babasının suçlaması ise bundan sonra o kişinin “sitemli” bir insan olacağı anlamına gelmez. Gerçek muhatabını bulmayan duygular Adolf Hitler de olduğu gibi diğer insanlara doyumsuz ve yıkıcı olarak yansıtılır.

    Kaya, İstanbul Tıp Fakültesinde yapılan bir Araştırmadan bahsediyor. Araştırmanın bulgularına göre orgazm olan kadınlar ile olmayan kadınlar arasında anneleri ile ilişkileri bakımından anlamlı farklılıklar var. Orgazm olabilen kadınların anneleri ile ilişkileri hem daha mesafeli hem daha olumlu; fiziken daha uzak olmalarına rağmen hisleri daha sıcak

    Kitap anne babanın çocuklarına karşı duygusuz ve şiddet içeren davranışlarının bir kıskançlıktan kaynaklandığını daha sorunsuz,daha neşeli daha sağlıklı çocukların büyükler tarafından kıskanılmasının ihmal edilemeyecek bir ihtimal olduğunu aktarıyor.

    Yne kişinin anne-baba-çocuk ilişkisi hakkındaki düşüncelerinin devlet ve vatandaş ilişkisi hakkındaki düşünceler ile sıkı bir bağ halinde olduğu vurgulanıyor. Politikacıların çocukluk travmasını kullanarak itaat mekanizması geliştirdiği ifade ediliyor. Kitabın 263 sayfasındaki şu cümleler kitabın temel fikir örgüsünü özetler mahiyette “Çocuğumuzun ve içimizdeki çocuğun gerçekten yaşamadığı bir varoluş, sahte bir varoluştur. İtaatin olduğu ama saygının olmadığı, uyumun olduğu ama gerçek bir bağ kurmanın olmadığı, bağlılığın olduğu ama yaşıyor olma hissinin olmadığı, devamın olduğu ama yenilenmenin olmadığı, her şeyi kısırlaştırmış, stabilize etmiş, statikleştirmiş, kendi kendisinin bir tekrarı haline getirmiş, dolayısıyla kendi kendisini içeriden öldürmüş, boşaltmış, ölü bir varoluştur.”
  • 96 syf.
    ·10/10
    Bir çocuğun karşısındaki insanın ona kızıcak bağırıcak düşüncelerine ve isteklerine saygı gösterilmeyecek düşüncesiyle yaşamak ne zor değilmi ? Tamda bundan bahsediyorum frans aslında ne kadar efendi ve kişiliğini koruyan bir çocuktu sinirli ve asabi dediğim dedik babasına bile asla saygısızlık etmedi isyan çığlıkları bile onu susturdu çünkü o onun babasıydı ama artık o büyüdü ve herşeyin farkına varmaya başladı .. çok etkilendiğim br franz mektubu okuyun okutturun
  • 224 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Babamı çok küçük yaşlarda kaybettim ve beni annem büyüttü.Annem, sabırlı ,duyarlı,yumuşak ses tonu olan ,beni bir birey olarak görüp duygularımı hiçe saymayan,benimle konuşan ,beni dinleyen ,hatalarımla beni kabul eden ,beni dövmeyen ,azarlamayan bir yetişkindi...
    Üniversitede psikoloji eğitimi alınca ben anneme hayran kaldım çünkü benim annem pedagog hassaslığında ve bilincinde yetiştirmişti beni.Hakkı ödenmez..
    Sonrasında görevime başladığımda sorunlu çocuklarla yaptığım konuşmalarda bu çocukların fıtratını ,anne ve baba tutumları ya da öğretmen tutumlarının bozduğunu gözlemledim.
    Sorunlu çocuk yoktu aslında sorunlu yetişkinler vardı.

    Duyarsız ebeveynler tarafından duyarsızlaştırılan çocuklar vardı.Duygularını özgürce yaşanmasına izin verilmeyen çocuklar..
    Çocuğun anne ve babasıyla bağ kurabilmesi için ailesine güven duyması ve gerçekten sevmesi gerekir bunun içinde anne ve babanın çocuğunu olduğu gibi kabul etmesi ve öfke ve cezasız bir ortamda koşulsuz sevmekle oluşur...
    Kişinin kendisini değerli hissetmesi için varlığı onaylanmalı ve saygı duyulmalıdır ve bu çocuk için de geçerlidir.
    Hayat bağlanmalardan ibarettir.Önce anneye sonra babaya,aileye ve ardından yaşama
    Yaşama Sevinci olmayan kişiler bu bağlanmaları gerçekleştirememiş olanlardır..
    O yüzden annelik çok önemlidir.Anne çocuk bağlanması insan yaşamındaki en önemli bağlantıdır

    Adem Güneş hoca,Tutunma Çabası ve Aidiyet adlı kitabında ,doğru bildiğimiz yanlışlarımızı,aidiyetin önemini,sağlıklı bir çocuk yetiştirmenin tüm ayrıntılarını çok güzel anlatmış .Bence çocuk sahibi olmayı düşünen ya da çocukluk yıllarında duygularının zarara uğradığını düşünen herkese çok faydalı olabilecek bir başucu kitabı...

    Çocukluğum....

    Affan Dede'ye para saydım,
    Sattı bana çocukluğumu.
    Artık ne yaşım var, ne adım;
    Bilmiyorum kim olduğumu.
    Hiçbir şey sorulmasın benden;
    Haberim yok olan bitenden.

    Bu bahar havası, bu bahçe;
    Havuzda su şırıl şırıldır.
    Uçurtmam bulutlardan yüce,
    Zıpzıplarım pırıl pırıldır.
    Ne güzel dönüyor çemberim;
    Hiç bitmese horoz şekerim!


    Cahit Sıtkı TARANCI
  • 384 syf.
    ·Beğendi·9/10
    İyiki okudum dediğim kitaplardan oldu ve en'lerim arasına hızlı bir giriş yaptı.
    Kesinlikle her anne baba okumalı..

    Hatta size bu konuda ufak bir önerim var, tabiki öncelikle siz alın ve okuyun.
     Sonra hani yeni evlenen yada hamile bir arkadaşınıza,hayırlı olsuna giderken yada bir davete  'aman elim boş gitmeyeyim şuradan bir kilo tatlı yada mutfak eşyası alayım'cılardansanız artık tatlı,hediyelik eşya yerine şu kitabı götürün derim...

    Belkide o evdeki yavrucağın namazların da sizinde iziniz olur

    Ne demişti Efendimiz(sas);
    “Kim hidayete çağrıda bulunursa, kendisine tabi olanların sevapları kadar ona sevap verilecek ve tabi olanların sevaplarından da hiçbir şey eksilmeyecektir. Kim de dalalete davet ederse, kendisine tabi olanların günahları kadar günah ona verilecek ve tabi olanların günahlarından da hiçbir şey eksilmeyecektir.”


    Gelelim uzuuunn özetime(kitap 383 sayfa olunca o kadar uzun değil aslında)


    Namazla büyüyen bir çocuk istiyorsak;








    DAHA ÇOCUĞUMUZ OLMADAN ÖNCEKİ NAMAZ EĞİTİMİ


    Ilk namaz eğitimimiz duamızdır.

     Daha doğmamış olan çocuğun ibadet terbiyesi önceki neslin duası ile başlar.



    Hatta eş seçerken dindar ve ahlaklı olanını seç diyen Resulullah'ın dediği gibi taa eş seçiminde dikkat etmeliyiz..



    Unutmayalım neslimizi ya namaz nesli olacak ya da namazı zayi edip şeytanın ve arzularının peşi sıra giden bir nesil olacaktır.



    Bir namaz kahramanı yetiştirmek istiyorsak daha o bebeği taşırken seccade başındaki zamanlarınızı kıymetini bilmeliyiz. Onun ilk tanıştığı namaz; bizim karnımızda yaptığımız Rüku ve secde ile başlar ve bu ölene kadar devam eder.

    Sonra her Yaşın Ayrı ayrı terbiyesi vardır.


    Neyi nasıl öğretmeliyiz önce  bunu öğrenmemiz gerekir;

    İlk olarak inanç eğitimi.

    (Çocuğa inanç eğitimi verirken kısa net cevaplar, ilimden çok inanç içerikli cevaplar vermeli, daha soru oluşmadan önce, çocuğa Allah'ı doğru bir şekilde tanıtmaya çalışmalıyız.) Bunu için önce kendi heybemizi doldurmaliyiz..



    Unutmayalım;Allah hakkında doğru bilgileri biz öğretmezsek, çevremizdeki herhangi biri ona inanç hakkında yanlış bilgiler öğretmekte gecikmeyecektir. 

    (Yeter ki koyunun başı başı olsun çobanlık için herkes sıraya girer)



     Ve unutmayalım ki örnek biziz. Eğer bizim gözlerimiz Allah dendiğinde parlamıyor da, para dediğinde ya da şöhret dendiğinde parlıyorsa çocuğun Allahı tanıması çok zordur. Daha evladımız doğmadan gözlerimizin neye parladığını kontrol etmeliyiz?



    Ebeveyn olarak doğru hedef koymalıyız. Hem kendimize hem de çocuğumuza…



    Dikkat etmemiz gereken husus; çocuktan önce kendimize düzeltmek olacak yoksa Allah'ı yanlış tanımaya sebep olabilecek bazı unsurlara onları itebiliriz. Bunlar aşırı zenginlik hayalleri, Şöhret akıntısı ve bitmek bilmeyen-olmadık isteklerdır. Çünkü vaktinde çocuğun içindeki Allah'ı arayan manevi açlığı doldurmazsak ilerde cocuk bu açlığı aşırı zenginlik veya şöhret hayalleri ile doldurmaya çalışılır.



    Sözlü akait eğitimi için çocuğa Rabbin kim? Dinin ne? Seni kim yarattı? niçin yarattı? bu soruları sorup cevaplamalıyız.(Bu konularda olası sorulara hazırlık yapmalıyız)



    Akaid eğitiminden sonra ibadetler ve namaz geçmeliyiz.



    Namaz eğitimi sırasında aşırı serbest ve ihmalkar olmamalıyız.

    Unutmayalım  anne-babalar olarak biz hayatımızda neyi eksik bırakmışsak, çocuğumuz o konuda eksik kalacaktır.

    Sonrasında ise bu çocuk niye böyle diye yakınmak hiçbir şeyi değiştirmez… çünkü bunun kaynağı ihmalimizdir. (Yani bizim çocuksuzken ki halimiz, ibadetlerle ilişkimiz bile çocuğumuzu etkileyecektir)



    Rad Suresi 28. Ayette; 'onlar iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olan kimselerdir. Bilesiniz ki Kalpler ancak Allah'ın zikriyle mutmain olur' ayeti çocuk yetiştirirken de bize örnek olmalı çocuğun her dönemde zikirle muhatap etmeliyiz.(taa karmızdayken başlayarak)





    0-3 YAŞ DÖNEMİNDE NAMAZ EĞİTİMİ


    Yeni doğan bebeklere; ezan okuruz. Bu ona secde eğitiminde hayatı boyu rehberlik ediyor.

    Bu ezanla "ey küçük bebek Sen dünyaya ne için geldin biliyor musun? Sadece bu çağrıya icabet etmek için geldin, başka bir gayeye bunun önünü asla geçirmeyesin, başka şeyler için namazını asla terk etmesin, Allah'ın arzusu önünde başka Arzuları geçirmesin" demektir..



    Daha sonraki yeni doğan sünnetleri; tahnik,Akika kurbanı,saç tıraşı ve ağırlığınca altın, isim koyma, emzirirken duygularımıza ve yiyeceklerimizde haram karıştırmama ve bol bol dua..




    0-3 yaş döneminde; çocukların etrafı keşfederken bazen zarar verebilecek unutulmamalı, çocuğumuzu korumalıyız, onun ritmine ayak uydurmalıyız, yapabileceği işlerde desteklemeli zararlı örneklerden korumalıyız.



    Kendimizi güzel örnek yapmalıyız, yanında dedikodu ve ahlaksızlık içeren hiçbir konuşmaya yer vermemeliyiz.

    Bu açıdan televizyona çok dikkat etmeliyiz.



    Çocukların ibadetlere karşı isteksiz ve gevşek insanlarla vakit geçirmemesi için elimizden geleni yapmalı bu konuda tedbirler almalıyız.



    Eğer çocuğun yakınlarında olumsuz etki bırakmasından endişe ettiğimiz biri varsa o zaman çocukla kuracağımız yakınlık dozunu daha fazla artırmalıyız.

     Burda yeterince iyi olursak, çocuk sevinç ve coşkuyu anne ve baba ile hissettiği sürece dışarıdaki olumsuz etkiler zaman içerisinde önemini kaybeder.



    Çocuğumuzu eğiten bizim duygularımızdır.

     Yani sen sevinçle namaza gidip, huşu içinde namaz kılıyorsan, Ramazanı sevinç havasında yaşıyorsan, zikrederken evladını seni görüyorsa bunlar ona çok güzel duygu geçişleridir.


    Çocuk ilk konuşmaya başlayınca eğitimde başlamalıyız.(la ilahe illallah?Allah ismi,esma-ül Hüsna önceliğimiz olmalı sonrasında Allah'ın rahmeti gördüğümüz her şeyden örneklendirerek Tefekkürü öğretmeli, yine beğendiği şeyler üzerinden Allah hatırlatmalıyız.

    Allah'ın sınırsız gücüne dikkat çekmeliyiz.

    Burada dikkat etmemiz gereken bir husus biz Allah'ı doğru temsil edemezsek çocuk Allah'ı yanlış tanıyabilir. Ve Allah'ı yanlış tanımak başkalarına yanlış tanımaya da benzemez bunun için Lokman Hekim'in oğluna nasihatleri bizim için çok güzel örnektir.)





    3-6 YAŞ DÖNEMİNDE NAMAZ EĞİTİMİ


    3-6 yaş döneminde; bu yıllar onun kişiliğinin şekillendiği yıllardır.

     O yüzden buradaki kusurlar geri dönüşü olmayan zararlar doğurur.

    Bunun için ailemizde belirgin bir İslami atmosfer olmalıdır.

    Çocuğu Kur'an'a özendirmeliyiz,evladımız bizi 5 vakit nafile ve gece namazları kılarken görmeli.



    Bebeklikten başlayıp 6 yaşa kadar dönemde çocuk sevgiye doyurulmalı.

    Sevgi, bağlanma, saygı gibi asli duyguları düzgün yerleştirmeliyiz ki ileriki yaşamında bütün hayranlık ve ilgisini Allah'a yöneltebilsin..

    Bunun için sevdiğimizi açıkça söylemeli, kucaklayıp öpmeli, başlarını okşamalıyız.



    6 yaşına kadar öğrendiği şeyler sonraki hayatının binasının temeli olacağı için bilinçaltı çok güzel doldurmaliyiz.



    Bizim kıldığımız namazlar izletilmeli,bunları bilinçaltına kaydetmesine izin verilmeli, yanında dualar, cemaat ve  huşu içinde kılınan namazlar, abdest ve namaza konu alan çeşitli kitaplar, namaz içerikli hadisler için yazılan defterler, oyunumuzda namaza önem veren oyunlar, namaz içerikli şiirler ile çocuğun bilinçaltı doldurulmalı.


     


    İlk konuşmaya başlayınca la ilahe illallah sonrasında kur'an-ı Kerim'den İsra 111 ayeti ezberletmeliyiz.



    Ibadet eğitiminde önce kime ibadet edileceği öğretmeliyiz ve burada yavaş ama temkinli ve sağlam adımlarla gitmeliyiz. Bir seferde bütün bilgileri yüklememeliyiz.



    İlk eğitim " la ilahe illallah"tan başlamalı dedik yani çocuğumuz;

     Allah'tan başka yaratan rızık veren ve gözetip idare eden olmadığına inandırmalıyız(yani rububiyetin sadece Allah'a ait olduğunu bilmeli)


    Yaratan Allah olduğuna göre bütün hayatımızı onun istediği gibi yaşamak zorunda olduğumuzu başka seçeneğimiz olmadığını bütün hayatımızın ibadet olduğunu bilmeli(Yani uluhiyetin Allah'a ait olduğunu kabul etmeli.)

    Esmaül Hüsna ile Allah'ın bütün isimleri sıfatları örneklendirilmeli.

    Burada Peygamberimizin yeğeni olan Abdullah ibni Abbas adındaki çocuk sahabe ile yolculuğundaki hadisi şerifi rehberimiz olmalı.

    Öncelikle Emir ve yasaklara mutlaka riayet etmesi gerektiğini öğretmeliyiz.

    Yani; eğer Allah sana bir nimet vermeyecekse bütün insanlar bir araya toplansa da onu elde edemeyeceğini,ne beklersen Allah'tan beklemelisini ve sadece Allah'tan korkmalısını, Allah dilemedikçe kimsenin zarar veremeyeceğini sürekli hatırlatmalıyız. Ayrıca Ümit sevgi ve korku bunları önce kendimizi iyice anlayıp sonra çocuğa bunları güzelce aktarmalıyız.



    Evde abdest ve namaz içerikli piyes ve dramalar oynamalı,Kur'an öğretme, evde peygamber ve sahabe sevgisi ile karakterlerinin oturmasını sağlanmalıyız.

     Akıllı telefon ve tabletlerden uzak tutmak ve evimizde sürekli açık duran sohbet dersleri çocuğun eğitimi için çok önemlidir, unutmayalım.


    Bu yaşta ayrıntıya girmeden her şeyin genel hatları öğretmeliyiz.

     Kısa açıklamalarla telkin yeterlidir. Gün içerisinde sık sık namaz bizim en önemli görevimizdir,müslüman olduğumuz için namaz kılarız gibi kısa cümleler kurarak kesin mesajlar göndermeliyiz.


    Çocuğun bir oyun gibi bizi taklit yeteneğinden namazda abdest ve diğer ibadetlerde faydalanmalıyız..


    Onunla namaz içerikli oyunlar oyun oynamalıyız tek başına oyuna terk etmemeliyiz.



    7-9 YAŞ DÖNEMİNDE NAMAZ EĞİTİMİ


    7-9 yaş arasında;

     rol model olmalıyız. Çünkü bu yaşta çocuk etrafta olup biteni ilk kez anlamaya başlar.

    7 yaşında ilk namaz ile tanıştırmalıyız.

     Bunu yaparken namaz günü adıyla yaş pastalı özel bir kutlama ilanı yapılmamalı.

    Çünkü namaz tek kişilik bir eylemdir ve iç alemde beslenir. Namaz günü yapıldı diye namaza ihtimamı gösterilmesini beklememeliyiz. Ayrıca çocukta anlık oluşturulacak doyum onun namaza ihtimam göstermesine mani olabilir,gelen davetliler tarafından henüz hak etmediği takdiri gören çocuk iç doyuma ulaşabilir ve namaz günlerinde abartılı takdir ve şişirilmiş itibar egoyu dengesiz bir şekilde besler.Bu da çocuk için doyum olabilir.

     Çünkü namaz 1 günlük pasta toplantısı olmanın çok uzağında Ömürlük bir eylemdir.



    Ilk namaz olarak sabah namazı olabilir.Çünkü güneşin doğuşuna yakın olan vakitler en kıymetli vakitlerdir.Bu yüzden bu uygulama faydalı bir uygulama olur.


    Erkek çocukları için ilk namaz camide kaldırılması da güzeldir.


    Çocuğa namaza götüren şey şölen ya da etkinlik değil namaz kılan ev halkını görmesi ezanın dinlenmesi ve cemaat olmalıdır.


    Çocuğumuza sağ ve solundaki meleklerin tanıtmalıyız.



    Anne-baba olarak  çocuğun ibadete ihtiyacı olduğunu unutmamalı ve ertelememeliyiz..



    Çocuğumuza gününün nasıl geçtiğini anlatmayı adet haline getirtirsek, sonrasında Allah'a tekmil vermeye alıştırılır. (Yani çocuk namazla Allah'a ifade vermelidir.)



    8-11 YAŞ DÖNEMİNDE NAMAZ EĞİTİMİ



    8 -11 yaş arasında;

    Artık Çocuklar namaz kıl çağrısından çok namaz kılış şekli ile ilgili bir yaşa gelmiştir.


    9 yaş çocuk eğitiminde kilit yaştır. Eğer anne baba olarak biz  ibadette aksaklık yaparsak,çocuğun manevi dünyası tamamen sarsılır.

    Anne baba olarak en büyük derdimiz namazsa çocuk da bunu dert edinir…



    10 yaş çocuğun gördüğü ve seçip beğendiği değerlere sıkıca bağlanma yaşıdır artık soyut işlemlere geçilmeliyiz.


    Cennet cehennem melekler gibi görünmeyen alemde ki bütün her şeyi yeniden anlatmanın tekrar bilgilendirmenin faydası olacaktır.Çünkü bu yaşta daha iyi anlayacaktır. Niçin namaz kıldığını,kılmayan kimsenin nasıl bir sonuna karşılaşacağını önceki anlatımlardan daha gerçekçi bir üslupla anlatmamız gerekmektedir.



    Anne baba olarak henüz mesul değil yanılgısına kapılmamalıyız.

     Çocuğu doğduğu andan itibaren ibadet aşkıyla büyütmeliyiz.



    Nasıl olsa büyünce kılacak gibi bir yanılgıya da asla düşmemeliyiz.

     O büyüyünce kılacak peki sen ne yapacaksın?Senin anne babalık görevini ne olacak?

     


    10 yaşa özel tavsiyeler;

    Öncelikle sınırsız sevgi ve merhamet yani sağlıklı iletişim kurmalıyız. Çünkü Rahman'a itaate çağırmak ancak rahmetle olur.



    Namaza çağırırken kullanılan ses tonu ile dikkat gerekir sabırla davranmalıyız.

    'Kalk hemen namazını kıl' yerine 'Vakit girdi yavrum haydi namazımızı kılalım'.

    'Senin namaz kılacağın yok ben hatırlatmasam,geçip gidiyor' yerine 'bakalım namazı ilk hangimiz hatırlayacak?'

    ' Aklın başında bile değil namaz vakitlerini bile bilmiyorsun' yerine 'namaz vakitlerini bilmemen çok normal Ben de senin gibi iken bilmezdim ama ara sıra saate bakıversen bence benim öğrendiğim yaşlardan daha önce öğrenebilirsin'tarzında daha olumlu yaklaşımlarla namaza sevk etmeliyiz.



    Disiplini elimizden bırakmamalıyız. Ne gevşek ne de çok sıkı bir disiplin olmalı bu.



    Doğru disiplin yönteminde; ne sürekli kontrol edici bir baskı vardır nede kuralsızlık ve aşırı özgürlük..

    Çocuk sorumluluklarını bilir, evde kendisini ne patron olarak hisseder ne de silip kalır.

    Disiplin otorite değil rehberliktir,kurallar belirlenmeli çocuk uygulama konusunda fikir vermelidir,çocuğa aile içinde görev ve sorumluluklar verilmelidir, çocuğun öğrendiği doğrulara kendisinin sahip çıkmasına teşvik edilmeli ona serbest alan verilmelidir, rehberliğe devam ederek tabii ki çocuğa olduğu gibi sevilip kabul gördüğünü anlamalı ki anne babasının kendisini yönlendirdiği kurallar konusunda anne babaya öfke duymasın..

     Çocuk yaptığı hataların sonucu ile yüzleştirilmekten kaçınılmalı.

     Gün içerisinde çocukla mutlaka en az 20 dakika birebir sohbet edilmeli  özel anlar yaşamaya dikkat edilmeli, düzenli olarak birlikte yaşına uygun oyunlar oynayıp aktiviteler yapmalıyız.Çocuğun bize  öfke biriktirmesini fırsat vermemeliyiz.



    Çocuğun manevi gelişimi için ilk şart aile içi uyumdur. Unutmayalım; büyük ağaçları ancak büyük sarsıntılar yıkabilir ama taze fidanlar küçük rüzgarlarla yıkılabilir. Hatta kökünden bile kopabilir.



    Düzenli kılacağı namazlara hazırlanmak için abdesti çok güzel anlatmalıyız.


    Çocuğumuza kıldığı namaz için ödül vermemeliyiz.Çünkü ödülü Allah verecektir. Ödülle namaza alışan çocuk ödülden vazgeçildiğinde namazdan davaz geçebileceğini sanabilir..



    Çocuğa namaz kahramanı olduğunu hissettirmeliyiz.



    Namazı ezan okunur okunmaz kılmaya ve kıldırmaya gayret etmeliyiz.


    Çocukta zaman bilinci oluşturmak için onu ara sıra saati sorup zamanla ilgili göndermeler yapıp gün içerisinde yapacağımız belirli bir etkinliği namaz vaktine göre ayarlayabiliriz,saat kullanımına, kendi saatine, değişen namaz vakitlerini takip etmesine yardımcı olacak takvim yaprağı gibi şeylere dikkat ederek zaman bilinci oluşturabiliriz.



    Çocukların rutin işlerini belli bir namaz vaktine ekleyerek, her vakit namazı belirli bir eyleme bağlayabiliriz.

    (Okuldan geldikten sonra ellerini yıkamak için girince abdest almayı öğretmek ve Cemaatle namaz kılmak şu vakit namazdan sonra şunu yapacağız gibi)



    Evin her köşesinde namaza vurgu yapmalıyız. Belirli görseller tesbih seccade namaz başörtüsü takkesi gibi namaz sembolleri ile hafızalarına kazanmalıyız.

     Günlük namazlarımızı çocukların güleceği yerde kılmalı, namazı kenar köşe ibadeti olmaya mahkum etmemeliyiz.



    Anne baba olarak namazımızı takip ettiğimizi çocuklara sezdirmeliyiz..



    Ev içi etkinlikleri namaz saatine göre ayarlamalıyız.



    Çocuklara özel bir Mescit yapabiliriz.



    Her gün mutlaka bir namaz kahramanı hikayesi okuyup, hatta kendimiz bir hikaye oluşturabiliriz.Normal bildiğimiz hikayeleri de bu şekilde şekillendirebiliriz.



    Çocuk namaza iyice alıştıktan sonra bu evin içerisinde yoğun bir namaz gündemi oluşturmalıyız.

     Özellikle 40 gün hadisine dikkat etmeliyiz.



    Evden çıkarken çocuklara namazı tembih etmeli,onu dualarla uğurlamalıyız, çantasına namazı hatırlatıcı eşyalar koyabiliriz.



    Namazla ilgili ayet ve hadisler ezberleyebiliriz. Bunlara örnek;

    1.Namaz dinin direğidir terk eden dininin yıkmış olur.

    2.namaz her hayrın her iyiliğin anahtarıdır.

    3.müminin nuru ve beyazlığı abdest suyunun ulaştığı yere kadar varır.

     4.bizimle kafirler arasındaki temel fark namazdır namazı terk eden kimse küfre düşer.

     5.namazın farz olduğuna inanıp eksiksiz kılan cennete gider.

    6. Sabah namazının iki rekat sünneti dünya ve dünyadaki her şeyden daha hayırlıdır.

    7.Dua rahmetin abdest Namazın Namaz cennetin anahtarıdır.

    8.namazın yeri vücutta başın yeri gibidir.

     9.Kıyamette kulun ilk sorguya çekileceği ibadet namazdır, namazı düzgün ise diğer amelleri kabul edilir, namazı düzgün değilse hiçbir ameli kabul edilmez.

    10.kim sabah akşam camiye gider gelirse,her gidip gelişinde Allah o kimseye cennetteki ikramını hazırlar.




    Evde Cemaatle namaz kılmaya dikkat etmeliyiz. Çünkü çocuk tek başına kıldığı namazda yakalayamadığı bazı duyguları cemaatte hissetmeye başlar.



    Erkek çocuklarına Cami alışkanlığı kazandırmalıyız.


    Namaz kılmayan kişilerle mesafeli durmalıyız.


    Dışarıdan alınacak desteği hafife alma almamalıyız. Çünkü çocuk evdeki gündemin devamını dışarıda da bulmalıdır.

     Mesela gençliğe adım atmak üzere olan çocuklar sık sık izledikleri filmlerden, telefonlar vesilesi ile her gün izlemeye maruz bırakıldıkları videolardan eğitimlerini alırlar.Siz bunları zararsız görebilirsiniz ama çocuğun beyni bunların en zararlı kısmı ile şekillenir.



    Yatsıdan sonra uyumayı alışkanlık haline getirmeli ve uyanmak için uyumalıyız.



    Abdest eğitimine küçük yaşlarda başlayıp, elini yüzünü yıkamaya giden çocuğa eğlenceli bir abdest merasimi yapabiliriz.Gece yatmadan önce abdestli yatmaları tavsiye etmeliyiz, abdestsiz namaza teşvik etmemeliyiz.



    Ezanı duyduğumuz zaman hep beraber dinlemeli ve faydaları hakkında konuşmalıyız. Çünkü Ezanı dinlemek görülmeyen imanla alakalı bir faydadır,ezan sonunda dediğimiz La havle vela kuvvete illa billah; "Allah'ım sen beni önemli bir göreve çağırıyorsun, ben de bu görevi mutlaka yerine getireceğim. Fakat Bütün güç ve kuvvetler senden olduğu için bu çağrıya icabeti kolaylaştıracak da sensin, bana bu çağrıldığım vaktin namazını eda etme imkanı ve kolaylığı ver" demektir..

     Bunu konuşmalı ve gündem yapmalıyız..



    Biz ezana özen gösterirsek bu çocuğun dikkatinden kaçmaz.



    Ezan duası ve manası hakkında konuşmalıyız.





    "Çocuklarınıza 7 yaşına geldiklerinde namazı öğretiniz,Eğer 10 yaşına geldiği halde kılmazlarsa onlara dövünüz" hadisi şerifini uygularken buradaki dövmenin; 

    -eline ya da kaba etine hafifçe vurmak şeklinde olduğunu ve 

    -ancak bebeklikten itibaren kendisine inanç eğitimi verilmiş, 

    -7 yaşında namaza başlatılmış ve 

    -10 yaşına kadar düzenli bir şekilde namazı takip edilmiş,

    -alışması sağlanmış çocuklar için geçerli olduğu unutulmamalıyız.!!!!


    -Bu uygulama 7 yaşındaki alıştırma döneminde sert ve baskı ile namaz öğretilmiş kendisine namaz sevdirememişsek,doğru bir şekilde anlatılmamışsak  bu hadis bizim için geçerli değildir.


    -Namaz asla dayakla ve sert musluklu öğretilmez.


    - Bu uygulama çocuğu hem dünyasını hem de öteki alem için karşılaşacağı daha büyük cezalardan koruma maksadı taşır bunu unutmamalıyız.


    -Bu hadis anne-babalara namazın ehemmiyetini tam anlamıyla kavratan bir hadis olmalıdır.


    -Basit meselelerden dolayı dayak yemiş bir çocuk buradaki uyarıya hiçbir anlam yüklemez..


    -Buradaki dövme hakkında;

     7 yaş öncesi çocuğa vurulmaz,

     dayak eğitim maksatlı olmalı,

     öfke boşalması şeklinde değil..

     Eziyet ve yaralama olmamalı, kasıtsız ve unutarak yaptığı davranışlar sebebiyle çocuk dönmemeli, vurulacak yerler çok sınırlı;baş yüz karın ve kasıklarda asla vurulmaz haramdır.

    üçten fazla vurulursa kısas gerekir. hafifçe ya da bükülü mendille ya da ince bir çubukla dövmeye müsaade vardır.


    -Döverim de severim de mantığı, bizim çocuğumuz da olsa bir şeyi değiştirmez.

     Allah onları bize vermişse emanet olarak vermiştir bunu unutmamalıyız.


    Çocukla hakaret,eleştiri ve aşağılama yerine motive edici şekilde konuşmalıyız.



    Aceleci olmamalıyız, tutarlı olmalıyız, yorulmadan çağırmaya devam etmeliyiz. Namaz hakkında konuşmak için ortam göz etmeliyiz.



    Nasihat  etmeliyiz ama kısa konuşmalar halinde.

    -Nasihat verirken çocuğun dinlediğinden ve tüm kalbiyle sizinle olduğundan emin olmalı, nasihat ederken dozunu kaçırıp süreyi uzatmamalıyız. Çocuğun kalbi ve kulağı başka yerde iken nasihata devam etmemeliyiz. Çocuğun nasihat alacak kişi sevmesini sağlamalıyız.

    Öncelikle Biz nasihatımıza inanmalıyız ve kendimiz uygulamalıyız.

    Nasihat ettiğimiz şey 3 cümleyi geçmemeli,nasihat somutlaştırılmalı,

    0-6 yaş döneminde konuşmaktan faydalanmalı,

    nasihatlerimizi nedeni açıklanarak söylenmeli ve çocuğun aklı nispetinde açıklanmalıyız.

     Çocuğa fikirleri sorulmalı, hemen sonuç beklememeli çok fazla uyarmamalı, emir vermemeliyiz…


     Ve unutmamalıyız ki çocuklar da bize nasihat eder onları dinlemeliyiz.



    Sürekli şunu  söylemeliyiz; senin ilk görevin kulluk. Sen Allah'ın kulusun ve kulluk için yaratıldın.

     Çocuklar bunu anladıktan sonraki aşama 'evladım daha iyi ibadet etmek için yeriz, ibadet için gerekli olan sağlığımızı korumak amacıyla evler ediniriz, bütün bu dünyevi işler Allah'a kulluğumuza hizmet ettiği sürece faydalıdır,değilse dünyaya kulluk etmeye başlarız,Allah muhafaza' demeliyiz.



    Çocuklara 'büyüyünce ne olacaksın?' sorusu yerine 'ne için yaşıyor ve ne için büyümek istiyorsun?' diye sormamız lazım.



    ÇOCUĞUN İRADE GELİŞİMİ (nefis terbiyesi) için ona yardımcı olmalıyız.



    Günahlardan kaçınmalı ve çocuğumuzu buna şahit etmeliyiz.


    Kendi istek ve arzularımızı dizginlemeli ve buna da şahit etmeliyiz.


    Her canımızın istediğini yememeliyiz.Oruç tutmaya özen göstermeliyiz.


    Her gün yapılan şeyleri bazen terk edip çocuğu da buna alıştırmalıyız.


    Zoru başarmak gibi bir hedefimiz olmalı ki irademiz kuvvetlensin.


    Tefekkür, düşünme, iradeyi kuvvetlendirir.

     Her fırsatta tefekkürden yararlanmalıyız.



    İrade eğitimi doğumla yani bebeklik döneminde başlar. Anne bebeğin ihtiyaçlarını karşılarken bunu ertelemeden, zamanında ve güler yüzle yapmalıdır,çocuk 0-3 yaş döneminde yapmak istediği basit işlerde engellenmelidir,evde katı olmamak şartı ile beraber bir disiplin olmalıdır..



     

    Çocuk 7 yaş öncesinde kıldığı namazlarda hissettiği coşkuyu hayatının sonraki her döneminde hatırlar. Çünkü kendi iradesini kullanarak namaza gelmiştir artık. Ama 6 yaşına kadar namazı sevmez ve kılma isteği duymazsa bu onun ibadet eğitimi için bir eksikliktir ve eğitim boşluğundan söz edilir.



    Çocuğun kendi iradesi ile ömür boyu namaz kılması için şunlara dikkat etmeliyiz;

    1.Bütün duygusal ihtiyaçlarını karşılamalı, koşulsuz sevgi ve gerekli aile bağını kurmalıyız.

    2. ibadetin içerik ve ruhunu öğretmeliyiz.

    3.kıldığı namazlar için ödül vermemeliyiz. 

    4.çocuğa ev içinde görev ve sorumluluklar vermeliyiz ki Zaman zaman kendi başına iş yapmasını alışsın tek başına namaz kılmaya teşvik edilsin.

    5. çocuğa verdiği nimetlerden dolayı Allah'a şükretmeyi öğretmeliyiz.

    6.Televizyon ya da bilgisayar oyunlarına dikkat etmeliyiz. Henüz bağımlılık oluşmadan engel koymalıyız.

    7.çocuğun basit kararlar almasına izin vermeliyiz.

    8. ona aktif roller vermeliyiz.



    Namaz kılanların cömert, Allah korkusu dolu, İffetli, emin, istikrarlı kişiler olduğu olması gerektiği çocuğa anlatmalı ve hissettirmeliyiz.



    Çocukta namaz kılmaya karşı bir inatçılık varsa ailesi ile güven bağı oluşturulmamış demektir.

    Bu yüzden çocukluk döneminde çok fazla vakit geçirmeye ve eleştiri ve nasihat içermek sizin birkaç saat sohbet etmeye,sık sık kucaklayıp öpmeye, yakın temas kurmaya, özel aktiviteler ve geziler düzenlemeye dikkat edilmeliyiz.


    Çocuk da namaza karşı inatçılık oluşmuşsa bilinmelidir ki bu namazda ilgisi olmayan bir şeydir.

     Namaz hiçbir zaman temel problem değildir. Temel problem ne ise onu bulup çözmek lazımdır.


    Bazı durumlarda yardım almak gerekir, uzman kişiden yardım almaktan çekinmemeliyiz.



    Namazlarımız da öncelikle kendiniz huşuyu yakalayıp çocuklarımıza da huşu hakkında sohbetler etmeliyiz.İlk Fatiha suresini öğrenmek ve Fatiha hakkında konuşmak olmalıdır.


    Huşu ile kıldığımız namazların model etkisi olduğunu unutmamalıyız.


    Huşuya mani bir sebep; iç huzursuzluğudur. O yüzden kaygı endişe ve huzursuzluğu ortadan kaldırmamız gerekir.

    -Bunun için Bebekken her acıktığında fazla ağlatmadan doyurmalı, korku duyacağı ortamlardan korumalı, yalnız bırakmamalı, toplum içerisinde küçük düşürmemeli, hakaret ederek onu rencide etmemeli, o üzülürken sevinir gibi bir tutum sergilememeli, bir uyarı veya ikaz anında ezici bir bakıştan kaçınmalı,başkalarıyla  konuşurken çocuğun ortaya koyduğu becerileri küçümsememeli, alaya almamalı, ortamlarda yaşıtı olan birini fazlasıyla övmemeli, toplum içinde hak ettiği itibarı sağlamalı, sevmediği şeyleri yemeye ve içmeye zorlamamalı, kardeşler arasındaki haksızlığa dikkat etmeli,adaleti öne çıkartmalı, kötü bir vasıf veya ahlakla yaftalamamalı, kazandığı herhangi bir başarı karşısında onu aşırı yüceltip,başarısızlık karşısında dışlayıcı ve küçültücü tavırlar sergilememeliyiz.



    Huşu ile namaz kılmak için gece namazlarına ve abdeste çok dikkat etmeliyiz.


    Anne baba olarak henüz anne karnına yerleşmeden ruh terbiyesi ve niyetimiz ile işe başlamalıyız.(Hz Meryem'in adanmışlığı gibi)



    Ama çocuğumuz doğmadan önce böyle bir niyet etmediysek,  her gün 'çocuğum daima ibadetlerine düşkün olsun, Allah'a karşı sorumluluklarına çok titizlik göstersin,müslümanlara önderlik etsin' diye ıçimizden geçirmeliyiz (sessiz bir şekilde)

    çocuklarımıza her bakışta bu dua ile bakmaliyiz.

     İnanın çocuk bazen sözlerle, bazen de gözlerle terbiye edilir. 



    Çalışmalı, gayret etmeli ve görevi hakkıyla yerine getirdikten sonrasına artık Allah'a bırakıp tevekkül etmeliyiz.



    Evlat yetiştirmeye  dua ile başladığımız gibi her zaman, her daim ve sonunda da duaya sarılmalıyız.


    dua mahallenin küçük çocuğunu bir ümmete önder yapar unutmayalım!


    Unutmayalım duamız olmasa Rabbimizin katında ne ehemmiyetiniz olurdu ki?(Furkan 77)
  • 250 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    Mükemmel bir kitabı bitirmenin burukluğunu yaşarken kitap hakkında yazmak biraz zor ama sıcağı sıcağına anlatmak istemem ağır basıyor.
    Öncelikle şunu belirtmek istiyorum anlatım o kadar hayattan o kadar akıcı ve bi o kadar gerçekki yaşanan olayı siz yasıyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz . Kitapta geçen olayların hayatın içinden olması bir sonraki adımı tahmin etmenizi sağlıyor ve bu okumanıza ayrı bi tat veriyor.
    Gelelim spoilere
    Toplumumuzdaki baba figuru çok iyi anlatılmış. Yaşanan üzücü olayları içine atan ve bu olaylardan dolayı bir türlü yarası kabuk bağlamayan babalar dedirti bana.
    Kitabımızda beklenen bir ölüm var ölümün olacağı çok belli ama ölüme doğru giden o yolda yaşanan minnettarlık, çaresizlik, sevgi ,anne ve babaya olan saygı, aileyi üzmemek için katlanılan acıların gerçekliği o kadar iyi aktarılmışki duyguları birebir hissettiriyor.
    Ölüm yaklaştıkça artık içine attıklarını tutamayan baba sürekli ağlamaya başlıyor özellikle küçükken ölmüş oğlunu sürekli sorması onun için ağlaması acizliğini kabul etmeyişi ama daha sonra mecburen bazı şeyleri kabul etmesi gibi olaylar işte bunlar hayatın gerçeği dedirtiyor.
    Beyaz at,beyaz gömlekli çocuk, duguk kuşunun gizemi kitabın merak uyandıran bölümleriydi benim için.
    Ve son olarak Ayperi'nin kedisi Cu için o gitti geri dönmeyecek demesi ve girdiği matem havası daha sonra anne ve babasının kızlarının morali düzelsin diye onunla ilgilenip oyun oynamaları şakalaşmaları ve Ayperinin kedisinin yokluğuna alışması daha sonra baba karakterinin ölüm haberinin gelmesi başta büyük bir yıkım daha sonra gelen alışma... Bu son bölüm artık bazı şeyleri kabullenme bölümü oldu.
    Tekrar söylemek istiyorum toplumumuzdaki baba figuru ancak bu kadar olduğu gibi anlatılabilirdi.
    Çok teşekkür ederim sevgili Hasan Ali TOPTAŞ mükkemmel bir kitaptı bitmesin diye yavaş yavaş okudum
  • 112 syf.
    ·2 günde·Beğendi·8/10
    Kafka'nın babasıyla olan çalkantılı ilişkisini anlattığı kitap. Çoğu kitabına yansıttığı gibi kötü olan ilişkileri, burada kesin bir dille yazıya dökülüyor. O babasının kendi hayatını büyük ölçüde değiştirdiğini dile getirirken yazdıkları birçoğumuza normal bir baba-oğul ilişkisi gibi gelebilir. Kendi kendinize "Bu muydu yani ?" diyebilirsiniz. Ancak Kafka'nın psikolojisi üzerinde bıraktığı etki çok farklı okuduğum kadarıyla. Ve babasının bundan haberi bile yok yüksek ihtimalle. Çünkü yaptığı herşey, belirtip belirtmediği her düşünce Franz Kafka tarafından benimsenmiş ve onu değiştirmiş. Zaten suskun olan zayıf yapısını daha da çökertmiş. Buradan heybetli Hermann Kafka'ya ne yaparsa yapsın saygı duyduğumu belirtmek istiyorum... Sonuçta onlar için mücadele eden bir baba figürü de var karşımızda. İkisi de huzur içinde uyusun.