• Bugün özellikle gençler, internetin demokratik bir bilgi kaynağı oluşundan istifade etmenin sarhoşluğunu yaşıyorlar. Binlerce insan yazdıklarınızı okuyabilsin diye ders kitabı yazmanıza ya da çok satan bir gazetede köşe yazarı olmanıza gerek yok artık. Kendinize bir web sayfası ya da blog sayfası hazırlayın, yeti yor. Hiçbir yetkilinin olmaması cehaletinizin, bilgi akışının serbest olması ve isteyen herkesin yazılanlara ulaşabilmesi ise kim olduğunuz, ehil olup olmadığınız sorusunun üstünü örtebiliyor.

    Peki internetteki bilgi, kitabın/ öğretmenin yerini, reytingler sonucu ortaya çıkan "ortalama fikir" de halkın sağduyusunun yerini tutabilir mi? Sadece teknik düzeyde cevaplayamayacağımız bu soru bizi, hakikat/gerçeklik, bilgi/enformasyon, vasat/ortalama, ehliyet/ eşitlik gibi karşıtlıklar üzerinden ele alınabilecek fel sefi ve varoluşsal derinliğe sahip meselelerin kucağına bırakıyor.
  • Cüneyd' in ünlü öğrencisi, Hallac-ı Mansur olarak tanınan Hüseyin bin Mansur uyarılan dinlemedi ve mistik inancın şehidi oldu. Irak'ta dolaşarak halifeliğin devrilmesini ve yeni bir düzen kurulmasını vaaz eden Hallac yetkililerce hapsedildi ve kahramanı İsa gibi çarmıha gerildi. Vecd halindeki Hallac yüksek sesle "Ben Hakikatım!" [ene'l Hak] diye bağırmıştı. lncil'e göre İsa da, kendisinin Yol, Hakikat ve Yaşam olduğunu söylediğinde, aynı iddiada bulunmuştu.
    Kuran sürekli olarak Hıristiyanların Tanrı'nın İsa olarak dirilişi inançlarını kafirlik olarak mahkum etmişti, dolayısıyla Müslümanlar Hallac'ın vecd halindeki bagırışından dehşete kapılmışlardı. El-Hakk (Hakikat) 'Tanrın'nın adlarından biriydi ve basit bir ölümlünün bu adı kendisine alması kafırlikti. Hallac'ın Tanrı'yla birlik duygusunu ifade ediş biçimi özdeşleşme duygusuna çok yakındı. Şiirlerinden birinde dedigi gibi:
    Ben Sevdiğimim ve benim Sevdiğim de ben:
    Biz aynı gövdede barınan iki ruhuz.
    Beni görürseniz O'nu görürsünüz,
    Ve eğer O'nu görürseniz, ikimizi.
    Bu, piri Cüneyd'in fena adını verdigi nefsin yok oluşunu ve Tanrı ile birligi anlatan cesur bir ifadeydi. Hallac kafirlikle suçlandıgında sözünü geri almayı reddetti ve bir aziz gibi öldü.
    Çarmıha gerilmek için getirilip de çarmıhı ve çivileri gördüğünde, halka döndü ve şu sözlerle biten bir dua söyledi: "lşte beni öldürmek için toplanan Seninkulların, Senin dinin için ve Senin lütfunu kazanmak için coşku içindeler; onları affet. Ey Rabbim, onlara merhamet et; çünkü gerçekten onlara da bana açıkladıklarını açıklasaydın bu yaptıklarını yapmazlardı; ve eğer onlardan gizlediklerini benden de gizleseydin, bu mihneti çekmezdim.Her ne yaparsan Medhedilecek olan Sensin ve her ne istersen Medh onadır.
    Hallac'ın ene'l Hakk! (Ben Hakikatim!) bagırışı mistiklerin Tanrı' sının nesnel bir gerçeklik olmayıp fazlasıyla öznel oluşunu gösterir.
    Daha sonra Gazali onun kafir olmayıp, yalnızca sırrı bilmeyenleri yanıltacak ezoterik hakikati ilan etmesinin akıllıca olmadıgını ileri sürmüştü.
  • Avrupa Parlamentosu Araştırma Servisi tarafından Mart ayında hazırlanan bir rapor, yanlış bilginin hızlı artışını açıklayabilecek beş temel nedene işaret ediyor. Bunlar, çevrimiçi propaganda yayan ve kâr amacı güden yanlış bilgi siteleri; siyasetçiler, partiler ve hükümetin gerçekler yerine propagandalardan beslenmesiyle önü açılan hakikat-ötesi siyasi ortam; taraflı medya; kutuplaşmış kitleler ve arama motorlarının kişiselleştirilmesi, algoritmaların şeffaf olmaması gibi birtakım teknolojik oluşumlar. Son zamanlarda yapılan araştırmalar ve yürütülen anketler ise internet kullanıcılarının zihinsel hareketlerini anlamaya yöneliyor. Alenen yanlış olduğu bilindiği halde sahte içeriklerin paylaşılma nedenleri, yankı fanuslarında tekrar edilen söylemlerin daha kolay gerekçelendirmesi gibi karmaşık zihinsel süreçleri, bilişsel bilimin araştırmalarını anlamlandırıyor.

    Ana akım medyanın ve Facebook, YouTube, Pinterest gibi çevrimiçi sosyal mecraların yanlış bilginin yayılmasını önlemede yetersiz ve eksik kaldığı tartışmaları sürerken, yeni araştırmalar insan beyninin de tek başına yanlış bilgiye inanabildiğini gösteriyor. Araştırmalarında, Gordon Pennycook, Tyrone Cannon ve David G. Rand 2016 Amerika Birleşik Devletleri Başkanlık seçimleri sırasında uydurulmuş, çarpıtılmış ya da aşırı taraflı içeriklerin inandırıcılığını yükselten önemli bir faktör tespit etti: yanlış habere daha önceden maruz kalmış olmak.

    Bellek yanlış bilgiye karşı savaşta aldatıcı olabilir

    Bilişsel bilim, bir bilgiyle daha önce karşılaşmış olmamızın algımızı ve belleğimizi etkileyebileceğini söylüyor. Hafızanın telkine açık oluşu, ön yargılardan beslenip sapması, öğrenilmiş bir içeriğin doğrusuyla güncellenmesine karşı gösterdiği direnç ve bazı bilgileri yanlış ilişkilendirmesi aslında insan belleğinin de yanlış haberlere karşı aldatıcı bir rol oynayabileceğini gösteriyor.

    Sahte haberlerle karşılaşma sıklığımızın belleğimizde yarattığı izlenimi inceleyen çalışmada araştırmacılar, katılımcılara gerçekten yayımlanmış sahte haber manşetlerini Facebook içerikleri formatında sundular. Buradaki amaç, katılımcıları doğru veya yanlış olduklarını bilmedikleri bilgilere “maruz” bırakmaktı. Araştırma, içeriğe sadece bir kez denk gelmenin bile, o bilginin “doğru” olduğu izlenimini arttırdığı sonucuna ulaştı. Dolayısıyla bir bilgiyle daha önceden kurulan tanışıklık, kaynağın güvenilir olup olmadığını unutmamız nedeniyle beynimizde o bilginin “doğru” olduğu yanılgısını yaratabiliyor.

    Mantıksız ve aşırı taraflı söylemlerin bile devamlı tekrarlanması belleğimizi kandırabilir

    Bir bilgiye daha önceden rastlamış olmamız, bizim o bilgiyi doğru kabul etme olasılığımızı yükseltiyor; bilişsel bilim bu olguyu aldatıcı gerçeklik etkisi olarak adlandırıyor. Hayatımızın bir anında, bir şekilde edindiğimiz fakat etkin olarak kullanmadığımız bilgilerin zaman geçtikçe kaynağını unutuyoruz. Kaynağının güvenilir olup olmadığı bilgisini hatırlayamıyor oluşumuz ise belleğimizin yanıltıcı olmasına sebep oluyor. Zihnimizde kaynağa dair bildiklerimizin belirsizleşmesi ve bilginin sürekli gündeme taşınarak tekrarlanması artık o bilginin daha fazla süzgeçten geçmeden “doğru” kabul edilmesine neden oluyor. Özellikle sürekli içerik üretmeye, yönetmeye ve paylaşmaya teşvik eden sosyal mecralarda, yanlış bilginin sürekli tekrar edilmesi sezgisel olarak bizi onun doğru olduğu yanılgısına düşürüyor. Daha da ilginç olan ise, bu durumun sadece şüpheli içeriklerde yaşanmıyor oluşu. Çarpıcı iddialarla hedef göstermek amacıyla paylaşılan mantıksız, aşırı taraflı ve provokatif söylemler bile çok sık tekrar edildiği takdirde “doğru” olduğu yanılgısı yaratabiliyor. Yani bir müddet sonra bellek, yerleşen bilginin yanlış olabileceği ihtimalini düşünmekten bile kaçınabilir.


    Başında bireysel olarak başladığı düşünülen bu süreç, kısa zamanda Mandela etkisine dönüşebilir. İlk defa 2010 yılında, sayısız internet kullanıcısının, Nelson Mandela’nın öldüğünü “hatırlaması” (aslında o sırada halen hayattaydı) sırasında kavramsallaşan Mandela etkisi, “gerçek olmayan bir bilginin gerçekmiş gibi bir grup insan tarafından hatırlanması durumunu” tanımlıyor. Yani zihnimizin ilk önce birey düzeyinde başlattığı ‘aldatıcı gerçeklik etkisi’ tüm topluma yayılarak, kitlelerin bazı olay veya bilgileri yanlış hatırlamasına neden olabilir. Kitle olarak içine düşülen bu yanılsama ise bilginin sürekli yankılanacağı yeni bir ortam yaratacağından, insanları yanlış bilginin sürekli doğru olarak pazarlandığı bir kısır döngünün içine hapsedebilir.

    Sadece doğru bilgiyi mi aklımızda tutuyoruz?

    Jordi Fernández, zihnimizin “episodik” bir hatırlama biçimine daha yatkın olabileceğini düşünüyor. Hafızamız inandıklarımız doğrultusunda şekilleniyor ve doğru bir kayıttan ziyade aklımıza yatkın kurmaca bir hikaye oluşturmaya yöneltiyor. Bu da belleğimizin bir “arşivci”den çok bir “hikaye anlatıcısı” olarak çalıştığını gösterir nitelikte. Yanlış bilginin bu hikayelere dahil olması ise an meselesi.

    Ayrıca bellek direncini kırarak doğru bildiğinin yanlış olduğunu öğrense bile hala yanlış olan bilgiyi de hatırlıyor; yani çoğunlukla doğru bilginin yanlış bilginin tamamen yerini alması mümkün olmuyor. Araştırmalar da insanların sadece doğru bilgileri değil, kendi inandıklarına ters düşen yanlış bilgileri de, -kendi inançlarını savunma dürtüsüyle- hafızalarında tuttuklarını gösteriyor.

    Sahte haber ve komplo teorilerinin dolaşımda olduğu, hatta öne çıkarıldığı çevrimiçi platformlardan talep edilen düzenlemeler ve yanlış bilginin yayılmasına karşı alınan önlemlerin nihai sonuca yaklaşması umut ediliyor. Zihnimizin yanlış bilgiye karşı sunabileceği çözüm önerisi ise ‘bilim insanı gibi düşünmek.’ Yani eğer kişisel ön yargılarımızın ve değişmez sandığımız ‘gerçeklerin’ peşinden gitmez ve her zaman sorgulayıcı olabilirsek belleğimizin bizi kandırmasına karşı direnç gösterebiliriz.

    Kaynaklar

    European Parliamentary Research Service, Automated Tackling of Disinformation, Mart 2019

    Research Gate, Prior Exposure Increases Perceived Accuracy of Fake News, Eylül 2018

    Psychology Today, The Seven Sins of Memory, 9 Haziran 2016

    The Conversation, How fake news gets into our minds, and what you can do to resist it, 16 Nisan 2019

    The Conversation, The ‘Mandela Effect’ and how your mind is playing tricks on you, 12 Şubat 2018

    Euronews, Araştırma: İnsan hafızasının çalışma şekli, yalan habere (fake news) yatkın, peki çaresi ne, 24 Nisan 2019

    Taylor & Francis Group, New Directions in the Philosophy of Memory

    The Conversation, We made deceptive robots to see why fake news spreads, and found a weakness, 28 Kasım 2018
  • İnsanın serüveninde iki dünyası vardır:
    Gerçeklik dünyası. Bu tarihtir ve dili de nesirdir.
    Hakikat dünyası. Bu efsaneler veya mitolojidir dili de şiirdir.