• "Bütün isteklerimin en son gayesi belki de ona tamamen, hiç noksansız, bütün maddi ve manevi varlığıyla sahip olmaktı fakat elde edebildiğimi de kaybetmek korkusuyla, bu gayeye gözlerimi çevirmekten çekiniyor, seyretmekte olduğu ve yakalamak istediği harikulade güzel bir kuşu küçük bir hareketiyle kaçıracağından korkan bir insan gibi atıl kalıyordum."
  • 528 syf.
    ·5 günde·Beğendi·10/10
    197 GÜN romanı hakkında değerlendirme ve bilgilendirme yazıma geçmeden önce şunu belirtmekte yarar görüyorum.Sultan Tarlacı hocamız gerçekten harika bir iş çıkartmış.Bir roman bu denli güzel olabilirdi,okuyucusuna yeni bilgiler kazandırmada ,var olan bilgilerini yeniden düzenlemede,gözden geçirmeye yardımcı olmada bir başka örnek var mıdır bilmiyorum ama 197 GÜN kitabı tam da bu söylediğim özelliklere sahip. Avusturyalı ressam Gustav Klimt'in 1907 - 1908 yılları arasında yaptığı THE KİSS tablosu örneğin.Üzerine sayfalarca yazılar yazılmış, uğruna koleksiyoncu savaşları çıkmış bir şaheserin bir cinayet romanı içine işlenişi takdire şayan diyebilirim.197 GÜN'de aktarılan bir başka detay da RAVEL ve onun harikulade eseri BOLERO.197 Gün'ü okurken ya da bundan sonra okuyacağınız ya da okumakta olduğunuz kitaplarla birlikte dinleyebileceğiniz bir eser diyebilirm Bolero için.Eser trampetle başlar. Takiben, enstrüman grupları melodiyi yineleyerek sırayla müziğe dahil olurlar. Saplantılı melodisiyle dinleyeni on beş dakika boyunca hipnotize eden eser, kişiyi yükselten, çarpıcı bir finalle son bulur.
    Gelelim 197 Gün'e. 197 GÜN gerçek bir cinayetten esinlenerek yazılmış,öldükleri mekanlarda hapsolmuş ruhların gözünden anlatılan bir roman.Anlatıcılardan biri de biraz önce söylediğimiz o korkunç cinayete kurban giden kız.Hangi cinayetten esinlenerek yazılmış bu eser diye düşünebilirsiniz.Söyleyelim: Münevver Karabulut cinayeti. ''Türkiye’yi 197 gündür meşgul eden Münevver Karabulut cinayetinin katil zanlısı sonunda teslim oldu'' haberlerini o dönemde okumuşsunuzdur.İşte kitabın adı da burdan geliyor.
    Korkunç bir cinayetle başlayan olaylar ve katilin yer yarılmış da içine saklanmış gibi ortadan kayboluşu,katili yakalamak için rekabet eden psişik ve parapsikolojik yeteneklere sahip insanlarla tanışıyoruz kitap boyunca.
    Dr.Saltı,Federico,Nilgün ,Füsun-İlker (Tika) çifti,Jülide öğretmen,Janset (Emine),Gülin,Tattu-Tugay ikilisi,Komiser Vefa,Güven,Safiye Hanım,Güher Hanım kitabın ana karakterleri.
    Bu karakterler içinde psişik yeteneklere sahip kişiler ise bir hayli fazla.Nedir bu yetenekler ,biraz da onlardan bahsedelim dilerseniz.
    Bir objeyle temas sonucunda bu obje ile ilgili olan kişi veya kişiler, olaylar ve objenin içinde bulunduğu ortamlar hakkında, özellikle geçmişe ayrıca şimdiki zamana ve geleceğe ait bilgi ve izlenimlerin tespit edilmesi durumuna psikometri,bu yeteneğe sahip kişilere ise psikometrist deniliyor.Kitapta kim peki bu psimometristimiz : FÜSUN.
    Bir diğer yenenek ise uzaktangörü yeteneği.
    Genelde, uzakta saklanan, kişinin bilgi sahibi olmadığı bir “şey”i tanımlamaya çalışması ve çizmesidir. Bu bir zarf içerisindeki saklı resmi, kayıp bir çocuk, bir katilin saklandığı yeri, kaybettiğiniz yüzük, bir çanta içindekiler, kutuplardaki arkadaşınızın evinin içindekileri algılayarak çizmeye çalışmak ve tanımlamaktır.İşte JÜLİDE tam da bu yeteneğe sahip karakterimizdir.
    Bilinen duyu araçları ve organları (göz-kulak-dokunma...) kullanılmadan, zaman ve mekanla sınırlı olmayan uzak yerlerden bilgi edinme yeteneği ise durugörü olarak ifade edilebilir.SAFİYE HANIM ise bir durugörürdür.
    İşte bu ve bunun gibi sıradışı daha doğrusu duyudışı algılama yeteneklerine sahip psişik kişilerin Dr.Saltı etrafında bir araya gelerek kayıplara karışmış katil zanlısını bulmaya çalışmalarını konu edinen parapsikolojik polisiye bir roman diyebiliriz 197 Gün için.
    Kitabın arka kapağında yazan ;akıcı kurgusu ,ikna edici bilimsel zemini,ilgi çekici dini ve parapsikolojik yaklaşımlarıyla polisiye romanlar içinde türünün tek örneği ifadelerini ilk sayfanın ilk satırlarından son sayfanın son satırlarına kadar hak eden bir eser olmuş desem yeridir.
    Kitapta insan ilişkilerinde başarının görmezden gelinişine,hor görülmeye,itibarsızlaştırmaya,kıskançlıklara rastlamamız mümkün.Buna bilim camiasında rastlıyor olmamız ise üzüntü verici. Dr.Saltı - ki bence bizzat Sultan Tarlacı oluyor kendisi- yaptıkları ve yapmaya çalıştıklarıya hor görülmeye ,yıpratılmaya,çalışmalarıyla itibarsızlaştırılmaya çalışılsa da doğru bildiği gerçeklerden asla taviz vermemiş ve sonuna kadar yol almaktan asla çekinmemiştir.
    197 Gün kitabı okunduğunda , durugörü,psişik dedektiflik,Ingo Swann,uzaktan görü ve uzaktangörünün askeri kullanım alanları,para etmeyen psikoloji-parapsikoloji,rüyalar,psikometri,kendiliğinden yanmalar ,Ganzfeld deneyi,Levitasyon ,duyu dışı algı konularında kendinizi bir takım araştırmalar yaparken bulacaksınız.

    RAMAZAN ÖZKUL
  • Hayatta hiçbir zaman kafamızdaki kadar harikulade şeyler olmayacağını henüz idrak etmemiştim.
  • Yeni bir insanla tanışıp ondan hoşlandığımda hemen ona veda etmenin nasıl bir şey olacağını hayal etmeye başlıyorum... Otto Rank, yaşama karşı bu tutumu harikulade bir anlatımla özetlemişti: "Ölüm borcundan kaçınmak için yaşam kredisini reddetmek."
  • "Bu harikulade düşüncelerin meyvelerinden nasibimizi almak istiyorsak, kendimizi doğuya kavuşturalım, onun kendisinin bize gelemeyeceğine göre. Tercümeler bizi sürüklemek, bize kılavuzluk etmek açısından paha biçilmez değerde olabilirler; ama kitaplardaki dil, dil olarak ilk rolü oynuyor. Bu hazinelerin kaynaklarını aracısız tanımayı kim istemez ki!"
    /Goethe
  • "Hayatta hiçbir zaman kafamızdaki kadar harikulade şeyler olmayacağını henüz idrak etmemiştim."
  • "Hayatta hiçbir zaman kafamızdaki kadar harikulade şeyler olmayacağını henüz idrak etmemiştim.”