• Sevgili Thom,
    Bu sabah mektubunu aldık. Mektubuna kendi bakış açımdan cevap vereceğim, Elaine de kendi bakış açısından.

    İlk olarak, eğer aşıksan bu iyi bir şeydir, hatta bir insanın başına gelecek en iyi şeydir. Sakın bunu küçümsemelerine izin verme.

    İkincisi, aşkın çok çeşidi vardır.
    Biri bencil, cimri, açgözlü, egoist ve aşkı kendini beğenmek için kullanır. Bu aşkın, çirkin ve sakat çeşididir.
    Diğeri, senin içindeki iyi olan her şeyi dışa vurmanı sağlar. İyilik, itibar ve saygı. Sadece toplumsal saygı meselesi değil, bir başkasını eşsiz ve değerli görebilmeni sağlayan o daha yüce saygıyı da.

    İlk çeşidi, seni hasta, küçük ve zayıf yapabilir, ikincisi seni güçlendirir.
    Sahip olduğunu bilmediğin cesareti, iyiliği ve bilgeliği ortaya çıkarmanı sağlayabilir.

    Bunun gelip geçici bir gençlik aşkı olmadığını söylüyorsun. Eğer bu kadar yoğun duygular hissediyorsan elbette gençlik aşkı değildir.

    Fakat benden sana neler hissettiğini söylememi istemiyorsun diye düşünüyorum. Hissettiklerini, sen herkesten daha iyi biliyorsun. Sana bu konuda ne yapman gerektiğiyle ilgili yardımcı olmamı istiyorsun; bunu yapabilirim.

    Öncelikle sonuna kadar hissettiklerinin tadını çıkar, müteşekkir ol ve şükran duy.
    Aşkın amacı en iyi ve en güzel amaçtır. Ona ulaşmaya çalış.

    Eğer birine aşıksan o kişiye açılmakta bir tehlike yoktur; yalnızca bazı insanların çok çekingen olabileceğini unutmamalısın, bazen ilan-ı aşk ederken bu çekingenliği göz önünde bulundurmak gerekir.

    Kızlar senin ne hissettiğini bilmek gibi bir özelliğe sahiplerdir ama yine de hissettiklerinizi duymak isterler.

    Bazen hislerine bazı sebepler dolayısıyla karşılık alamazsın; ama bu hissettiklerinin değerini ya da güzelliğini azaltmaz.

    Son olarak, senin ne hissettiğini biliyorum, çünkü ben de aynı şeyleri hissediyorum; sen de böyle hissettiğin için memnunum.

    Susan’la tanışmayı çok isteriz. Bu görüşmenin planlarını Elaine yapacak, çünkü bu onun uzmanlık alanı; çok da memnun olacaktır. O da aşkı biliyor, belki sana benden daha fazla yardımcı bile olabilir.

    Ve sakın kaybetmekten korkma. Eğer doğruysa devam edecektir. Acele etme yeter. İyi şeyler asla elden kaçmaz.

    Sevgiler, Baban
    John Steinbeck
  • Bunca yüzyıllar boyunca olduğu gibi, bugün de, milletlerin cahilliğinden ve bağnazlığından yararlanarak binbir türlü siyasî ve kişisel maksatla çıkar sağlamak için, dini alet ve araç olarak kullanmak girişiminde bulunanların memleket içinde de dışında da var oluşu, ne yazık ki, daha bizi bu konuda söz söylemekten alıkoyamıyor. İnsalık dünyasında, din konusundaki uzmanlık ve derin bilgi, her türlü hurafelerden arınarak, gerçek bilim ve tekniğin ışıklarıyla tertemiz ve mükemmel oluncaya kadar, din oyunu aktörlerine her yerde rastlanacaktır.
    Mustafa Kemal Atatürk
    Sayfa 507 - Alfa Yayınları
  • ... bunca yüzyıllar boyunca olduğu gibi, bugün de ulusların bilgisizliğinden ve bağnazlığından yararlanarak bin bir türlü siyasi ve kişisel amaçla çıkar sağlamak için dini alet ve araç olarak kullanmak girişiminde bulunanların, İçteki ve dıştaki varlığı, ne yazık ki, bizi bu konuda söz söylemekten henüz uzak bulundurmuyor. İnsanlıkta din konusundaki uzmanlık ve derin bilgi, her türlü yanlış İnançlardan arınarak gerçek bilim ve tekniğin ışıklarıyla tertemiz ve mükemmel Oluncaya kadar, din oyunu aktörlerine her yerde rastlanacaktır.
  • 83 syf.
    Dünyada bilim denilince ilk akla gelen isimlerin başında gelen Albert Einstein'in penceresinden dünyaya bir bakış olarak kısaca özetlenebilecek bu eserinden birkaç hususa değinmek istiyorum.

    Öncelikle hep söylenilegelen Einstein'in atom bombasını yaptığı veya buna neden olduğu haliyle de büyük yıkımlara neden olduğu konusunda, Einstein'in getirdiği açıklama: Meşhur bilimsel denklemi ortaya koymuş olması ve İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitler Almanya'sinin nükleer silah yapımını başarmasi tehlikesi nedeniyle, başkan Roosevelt'e nükleer silah yapımını teşvik eden mektup yazmış olmasıdır. Yani aslında olası büyük tehlike karşısında barışı sağlamaya çalışmaktır yaptığı.

    Barışın sürekliliğini sağlamak için de bir dünya devleti kurulmasını isteyen Einstein, kitabında yer yer Hitler'den kaçarak geldiği ABD'yi de çeşitli nedenlerle elestirmektedir. Bunlar; zencilere yapılan ayrımcılık(ırkçılık), SSCB'yi tehdit olarak görüp halkı manipüle ederek çeşitli antidemokratik işler yapılması, nispeten de kapitalist düzen...

    Einstein'in eğitim üzerine düşüncelerine de tamamen katılmamak elde değil diye düşünüyorum. Eğitimin amacının kişiye herhangi bir konuda uzmanlık sağlamak veya onu bilgi bombadirmanina maruz bırakmak olmadığı; kişiyi eleştirel ve sorgulayan, farkındaligi yüksek bir birey haline getirmek olduğu ifade ediliyor. Bununla birlikte, kişinin içinde yaşadığı toplumdan kopuk olmaması gerektiği aksine toplumunun farkında olmasi ve bir amacının her daim toplum temelli olmasi gerektiği söylenmiş diyebiliriz. Nitekim Einstein kitabında sık sık insanın toplumsal yönüne vurgu yapmaktadır. İnsanı, hayvandan ayıranin onun toplumsal bir canlı olması olduğunu söylüyor.

    Einstein deyince hemen akla gelen diğer bir konu da onun din hakkındaki düşünceleridir. En çok duyduğumuz ve bir kesimin Einstein'in başka hiçbir sözünü görmeden ve onun hayata bakışını irdelemeden kendi inançları için bir tanık gösterme aracı olarak kullandıkları "Tanrı zar atmaz." sözünün aslında bu kesimin anladığı gibi bir manaya gelmediğini, Einstein'in bu kitaptaki yazılarından ötürü anlayabiliyoruz.

    Einstein, dinleri oluşturan iki etmen görüyor diyebiliriz. Bunlardan birisi, insanın evren karşısındaki hayranliginin çeşitli korkulariyla birleşmesi, sonra da bunun krallar, rahipler elinde giderek sistemlesmesidir. Diğeri ise Freud'un Tanrıyı açıkladığı Baba kompleksidir diyebiliriz. Ancak Einstein; insana müdahale eden, insanı sınav yapan ve bu sınavın neticesinde de onu ödüllendirecegi veya cezalandiracagi bir Tanrıya ve bundan şekillenen bir dine inanmadigini görebiliyoruz. Einstein bir bilim insanı olarak yaklaşarak, evrendeki sırları çözme yolunda atılacak küçük bir adımın insanda yaratacağı huşuyu dindarlik, evrenin ardında bir aklın olmasını da Tanrı olarak niteliyor. Yani deistik ve panteistik bir Tanrı anlayışı bulunmaktadır.


    Özetle, Einstein'in fikirlerini okumak ve onun penceresinden dünyaya bakmak oldukça güzeldi. Neredeyse her sayfasında veya iki sayfada bir alıntilamak istediğim pasajlar oldu. Özellikle kimi düşünceleri(ABD'nin soğuk savaş nedeniyle halkını sürekli dış tehdit var diyerek bir yöne sokması ve aydınları baskıya alması gibi) bana Uganda'yi anımsattı.


    İyi okumalar..
  • Özellikle günümüzde matematik gibi formel veya fizik gibi temel bilimler alanlarında ciddi bir uzmanlık gerektiği sıkça vurgulanır. Örnek olarak, hiçbir gazetede köşe yazarı, uzmanı değilse, ne Kuvantum Fiziği'nin ne de felsefesinin derin sorunlarına girmez; ya da topolojinin problemleriyle, lineer cebrin sorularıyla uğraşmaz, astrofiziğin karmaşık teoremlerini tartışmaz. Böyle bir işe kalkışan kişinin denetlenmesi de nispeten kolaydır; çünkü sahanın uzmanı, daha baştan köşe yazarının kullandığı terimlerden başlayarak ne kadar anlamsız konuştuğunu kolayca ortaya koyar.

    İlginçtir ki, en basit konuda bile uzmanlık isteyen insanlar, dinî, tarihî kısaca beşerî/sosyal bilimlerde aynı hassasiyeti göstermezler. Basit bir işlemi çözen bir bilgisayar programı için kursa gidenler, manevi dünyalarını belirleyen dinî metnin bir cümlesini anlamak için gayret sarf etmez; bilenlere sormaz, hatta konuşma hakkını sürekli saklı tutarlar. Benzer biçimde ne lâfız ne mefhum ne de mâ-sadak düzeyinde anlamadıkları tarihî bir metin üzerinde ahkâm keserler; geçmişi yargılarlar. Hafif bir deyişle, dinî, tarihî, kısaca sosyal/beşerî bilimler "ağzı olan herkesin konuştuğu", kendisinde bu hakkı gördüğü bir sahaya dönüşür.

    Türklerin tababet, diyanet ve siyaset alanlarında doğuştan bilgili olduğu, şaka yollu söylenir. Halk düzeyinde bu şakanın kaldırılabilir bir tarafı vardır; çünkü halk bu davranışında, en nihayetinde, bir art niyet sahibi değildir. Ancak, şöyle ya da böyle bir eğitim almış, kendisini aydın kabul eden, çeşitli gazete ve dergi köşelerini hasbelkader tutan kişilerin hemen her konuda ahkâm kesmesi, safsata yani anlamsız konuşması, sanırım Türkiye'de dinî, tarihî, kısaca sosyal/beşerî bilimlerin bir terim dağarcığına ve yöndeme sahip olmamasıyla yakından ilgilidir. Düşünce, terimsiz ve yöndemsiz yapıldığında ise kaçınılmaz olarak, ehil olmayanların, -Tolstoy'un deyişiyle- "fikir fahişelerinin" eline düşer.