1000Kitap Logosu

İsviçre

Ceren
Mecburiyet'i inceledi.
50 syf.
·
1 günde
Stefan Zweig'in yine insanın ruhu ve psikolojisini mükemmel analiz ettiği bir eser Mecburiyet.Mecburiyet kelimesi bir şeyi yapmakta zorunlu, yükümlü ve sorumlu olduğumuz anlamına geliyor. Ya da bir şeye mecbur olmak otoriteye itaat anlamına mı geliyor? Zweig tam 50 sayfada bu sorunun cevabını bizlere veriyor. Bir ülke düşünelim sınırın bir tarafında savaş ve esaretin, diğer tarafında ise barış ve özgürlüğün olduğu..Siz de ülkenizdeki savaştan dolayı kaçmış ve eşinizle İsviçre'ye sığınmış bir ressamsınız fakat sizin kontrol edemediğiniz bir güç sizi özgürce ve mutlu yaşadığınız bir ülkeden savaşa, vatan borcu adı altında insanları katletmeye çağırıyor ve siz oraya gitmeye mecbur hissediyorsunuz. Bu mecburiyet eşiniz ve insanların kanlarının döküldüğü sözde vatan borcu arasında kalmanıza neden oluyor... Sadece iki seçiminiz var..Bir tarafta mutlu bir evlilik sürdüğünüz eşiniz diğer tarafta sizi savaşa iten bir güç..Empati kurabildiniz mi? Siz olsanız hangi tarafı seçerdiniz? Aklınızla mı kalbinizle mi hareket ederdiniz? Kitap düşündürücü, heyecanlandırıcı ve ilgi çekici. Zweig'in kalemi yalın ve kitabın edebiliği yüksek. Zweig'in tüm novellalarını hızla okumaya devam edeceğim. Savaş ve zulmün olmadığı,azınlığın,halkın pıstırılmadığı, zorba ve otoriter yöneticilerin, kurumların,yasaların,devletlerin güçlerini kaybettiği bir dünya dileğiyle.. Kitaplarla kalın.️
Mecburiyet
8.3/10
· 35,5bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
16
Hüseyin Aycan
bir alıntı ekledi.
Mekke şerifinin oğlu olan Faysal, kendisinin hükümdar olacağı ve öncelikle Ortadoğu'yla, Arap Yarımadası'nın bütününü bir araya getirecek bir Arap krallığı düşlüyordu. İngilizler, Arapların Osmanlılara karşı ayaklanmasına karşılık olarak bu krallığı ona vaat etmişlerdi, babasını da halife sanıyla tanıyacaklarını vaat ettikleri gibi; dolayısıyla, Dünya Savaşı'nın sonunda, Batılı güçlerden tasarısı için destek almak amacıyla, Albay Lawrence'la birlikte Versailles Konferansı'na katıldı. Paris'te kaldığı süre içinde, Siyonizm hareketinin önemli figürlerinden, otuz yıl sonra, İsrail devletinin ilk başkanı olacak olan Chaim Azriel Weizmann'la tanıştı. Bu iki adam 3 Ocak 1919'da, iki halk arasındaki kan bağlarını ve tarihsel ilişkileri överek ve Arapların arzuladığı büyük krallığın kurulması halinde bunun Filistin'e yerleşme konusunda Yahudileri cesaretlendireceğini ileri sürerek, şaşırtıcı bir belgeye imza attılar. Ama söz konusu krallık kurulmadı. Batılı güçler bölge halklarının kendilerini yönetemeyeceklerini düşünüp İngiltere'ye Filistin, Batı Şeria ve Irak "manda"larını, Fransa'ya da Suriye ile Lübnan "manda"larını vermeye karar verdiler. Öfkeden çılgına dönen Faysal, Atatürk'ün çizdiği yoldan ilerleyip Batılı güçleri bu oldubitti karşısında bırakmaya karar verdi. Kendini "Suriye Kralı" ilan edip Şam'da Arap siyasal hareketlerinin çoğunluğunun katıldığı bir hükümet kurdu. Ama Fransa kendisine verilen bölgeden yoksun kalmaya niyetli değildi. Hiç zaman kaybetmeden oraya gönderdiği askeri birliğin Faysal'ın zayıf birliklerini yenip Temmuz 1920'de başkentini ele geçirmesi pek de zor olmadı. Tek savaş Maylasun adındaki bir köyün yakınlarında yapıldı; bu ad yurtseverlerin belleğine bir hayal kırıklığı, güçsüzlük, ihanet ve yas simgesi olarak kazındı. Suriye'deki geçici krallığını yitiren Haşimi emiri teselli ikramiyesi olarak, İngiliz himayesinde Irak tahtını aldı, ama saygınlığına sonsuza dek leke sürülmüştü. Elli yaşında, 1933'te, İsviçre'de kaldığı bir dönemde hayata gözlerini yumdu; Lawrence'da bundan İki yıl sonra bir motosiklet kazasında ölecekti.
4
Batırmak istediği Türk milleti haaa! Hangi toplumcu, Türk milletinin mutluluğu için işkencelere göğüs germekten yılmıştır bugüne kadar? Hele Sabahattin Ali... Pırıl pırıl yazılarıyla hep halkının geleceğine ışık tutmayı düşünmedi mi? Bilgisizlikten kurtulup, insan gibi yaşaması için savaşmadı mı? Başta Nâzım olmak üzere bir çok toplumcu adlar karalanıyordu. Türk milletini batıran bu değerli sanatçılardı haaaa!.. Gözlerini kırpmadan Almanların safına katılıp ulusun kaderini Hitler'in deliliğine teslim etmek isteyenler, ulusu soyup İsviçre bankalarına yatıranlar değil de, milleti batıranlar bunlar, öyle mi? Halkı için kafalarının ürünlerini ortaya döken aydınlar, sanatçılar, gazeteciler...
3
37
Serkan
bir alıntı ekledi.
Sen, seni bu hale getirenlerden yana oluyorsun... Bu dünyanın en basit gerçeğini anlamayacak ne var, onun otuz kırk apartmanı var, senin gecekondun bile yok... Onun sofrasında kuşsütü eksik olmaz, sen bir kuru ekmeği bile bulamazsın... Senin cebinde beş kuruşun yok, onun milyonları yatar bankalarda... Hem de İsviçre bankalarında... Bunu anlamayacak ne var?
Yaşar Kemal
Sayfa 218 - Yapı Kredi Yayınları [21.05.1968]
16
Orhan Acar
bir alıntı ekledi.
İsviçre peyniri sadece dağlarda otlayan, Hollanda peyniri ise ülkenin verimli çayırlarında ineklerin sütünden elde edilebilir. Bu ürünler ait oldukları halkların rayihasını taşır. Napoleon ancak Fransa'da doğabilirdi,barışçıl Çin'de dünyaya gelemezdi. İngiltere doğanın temel yasası olan hayatta kalma mücadelesi öğretisinin yaratıcısı Darwini yetiştirmiştir. Rusya ise kötülüğe kötülükle karşı koymamak gerektiğini savunan Lev Tolstoyu çıkarmıştır bağrından. Zaten başka türlü olamazdı.
2