1881 Viyana doğumlu Stefan Zweig, oldukça varlıklı bir ailenin çocuğudur. Yaşadığı Habsburg İmparatorluğu, çağının en renkli ve çok kültürlü dönemlerinden biridir. Çünkü bu imparatorlukta Yahudiler, Hırvatlar, Macarlar, Slovaklar ve Balkan halkları gibi birçok ulustan insanlar bir arada yaşar. Bu çok kültürlü yapı; din, dil ve kimlik zenginliği; ayrıca Zweig’in çok yönlü aile ortamı, onun dünya görüşünü ve yazarlığını derinden etkilemiştir.
Bu nedenle Zweig’in düşünce dünyası, milliyetçi duyguların çok ötesine taşarak evrensel bir insancıllığa dönüşmüştür. O yalnızca Avusturyalı bir yazar değildir; tüm insanlığı kucaklayan bir dile ve bakış açısına sahiptir. Onun için milletten önce “insan olmak” gelir. Eserlerinde insan onuru, vicdanı ve kişiliği her şeyin önündedir. Milliyetçi değildir, ırkçı hiç değildir. “Biz ve onlar” dilini kullanmaz; o yalnızca insanı anlamaya, çözmeye ve insana dair her duygunun özünü yakalamaya çalışır.
Acımak romanı da bu insancıl anlayışın en güçlü örneklerinden biridir. Romanın konusu birçok okuru kolayca ağlatacak kadar hüzünlüdür; ancak Zweig, kötürüm bir genç kızın dramını asla melodrama düşmeden, duygu sömürüsüne kaçmadan anlatır. Okur roman boyunca hem kendini hem de karakterleri sorgular; Zweig adeta insan olmanın resmini çizer.
Romanın kadın kahramanı Edith, yürüyemeyen genç bir kızdır. Annesi ölmüştür; babasıyla birlikte bir villada yaşar. Zengin ve konforlu bir hayatları olsa da Edith’in dünyası sınırlıdır. En yakınında ona arkadaşlık eden kuzeni vardır. Edith, onunla sıkıntılarını ve hayallerini paylaşır.
Aynı bölgede görev yapan Teğmen Anton Hofmiller, gösterişli fakat yüzeysel bir subaydır. Edithlerin davetine katıldığında romanın kader anı yaşanır. Teğmen, dikkatsizliği yüzünden Edith’i dansa davet eder; ancak Edith