Adı:
Çocukluğum
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
262
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053541752
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bordo Siyah Yayınları
Yedi yıllık siyasi sürgünden dönen Gorki, 1913 yılında, 1923’te Benim Üniversitelerim’le bitecek üçlemesinin ilki olan Çocukluğum’u kaleme alır. Anlattıklarının kendisine değil, geçmişte ve yaşadığı günlerdeki sıradan Rus halkının hayatına ait korkunç izlenimlerin kasvetli çerçevesinden ibaret olduğunu söyleyen Gorki, hayatının ayrıntılarına, tesadüflerine; tarihinin en büyük dönüşümüne doğru evrilen Rusya’nın gerçekliğini yansıtan temsili bir güç kazandırır.

Çocukluğum: Hayatın dikenli yollarında.
282 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10 puan·Ne Okusam'dan
Çocukluğum,
Maksim Gorki’nin benzerine rastlayamayacağınız türden, çağ ötesi bir başyapıt.
Sevgi, şevkat, merhamet gibi yüce duyguların yanında; acının, hüznün de evrensel olduğunu hatırlatıyor bizlere.. Ortak duyguları paylaştırıyor yüreklemize bir bir..
Belki de, çok şey bilip de susmanın ağırlığını yaşatan hislerimizin, kıyılarına vurarak gün yüzüne çıkarıyor içimizde bastırdığımız ne varsa..
Sayfaların arasında kâh gülüyor kâh ağlıyorsunuz.. Kendiliğinizden bürünüveriyorsunız o çocuğa.. O çocuğun hüznüne,acılarına,sevincine dönüşüyorsunuz..

Aynı zamanda,
Dönemin Rusya’sını, Rus aile yapısını, bir ev ve o eve tanıklık eden; ölümler, miras kavgaları, çıkarları yüzünden yeryüzünü birbirinin ayakları altından çekip alan insanların arenası.. Bitmek bilmez bir iktidar mücadelesi ve bütün bunlara çaresizce ortak olan bir yaşamın öyküsü.. Çocuk olmanın çaresizliği, hiç birşey yapamamanın ve her geçen günün bir öncekini arattığı bir manzara.. Küçük Aleksey’in dedesi tarafından uğradığı akıl almaz şiddet!. Fizyolojik bir yıkım olmanın çok ötesinde, psikolojik ve ruhsal bir kıyım..

Belki de onun en şanslı yanı; bu talihsiz yaşamın seyrini değiştirecek, sevgiyi düstur edinmiş bir anneanneye sahip olmak.. Okurken bile hissedeceksiniz o sıcacık şevkat kokusunu..

Bu kitaptaki herkes , psikolojik ve sosyolojik olarak incelenmesi gereken bir vaka. Ve her olay ince ,derin anlam katmanları içeriyor.. Her satır düşünmeye ve sorgulamaya sevkediyor zihinlerimizi..

Kendine has ayırt edici bir üslubu ve sağlam bir içeriği var. Ne zaman bittiğini bile anlamayacağınız, tekrar tekrar okumak isteyeceğiniz bir kitap..Israrla öneriyorum.. ;)
282 syf.
·Beğendi·10/10 puan
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Bu işsiz inceleme için anahtar kelimeleri ve isimleri veriyorum : PUNISHER VE FRANK CASTLE , METALLICA , ROCK MARKET , YADİGAR EJDER , ADİLE NAŞİT , ETİ PUF, LAFF A LYMPICS OLİMPİYATLARI VE GERÇEK KÖTÜLER .. BİR DE ÇİKOLATALI İRMİK TATLISI VE NÜKLEER TANDIR !!!

Sene 1990...9 yaşımda, belki bilemedin 10 yaşında falanım.. Trt 3 te rock market diye bir program var..Halen daha olduğu gibi o dönem de metal , müzik olarak değil deli işi olarak görüldüğü için gecenin bir yarısına koyuyorlar bu programı..Annem yatırıyor gece yarısı kalkıyorum ama sorun şu ki şimdiki gibi wireless kulaklıklar falan yok ..Hoş , kulaklıkta yok..Tv annemlerin odasına çok yakın.. Deliriyorum izlemek için ama sesi açsam uyanacaklar ,baskın yiyeceğiz ..İşin ucunda "z"opa var! Sesi kısıp dibine gömülüyorum bu kez de radyasyondan yeşeriyorum falan filan ..Yine böyle gecelerden birinde Metallica' nın One parcasının klibine denk geldim!! Okulda ismini duyuyoruz ama dinlemek nasip olmamış .. Yani o yoklukta 9-10 yaşında bir çocuğun ilk kez bu denli agresif bir müziğe denk gelişini size nasıl anlatayım bilemiyorum.. 3 uzun saçlı tip senkronize şekilde kafa sallıyor önünüzde..double cross u ilk kez duyuyoruz..Beynimden testere geçiriyorlar sandım ..Tel takıp elinizle gezdirdiğiniz dandik plastik arabaların Transformer 'lara dönüştüğünü düşünün.. Az kaldı aklımı yitirecem.. (merak edenler için : EVET O GÜN SESİ AÇIP, METALLICA' YA ÖZENİP, NE OLACAKSA OLSUN DİYİP, KAFA SALLAMAYA BAŞLAYINCA ,UYANIP O HALİMİ GÖREN ANNEM TARAFINDAN "İÇİNE ŞEYTAN GİRMİŞ BU ÇOCUĞUN" DİYEREK SAĞLAM BİR ZOPA YEDİK! İSYAN BAYRAĞI İLK KEZ O GÜN GÖNDERE ÇEKİLDİ..İLK KAN O GÜN DÖKÜLDÜ!!) Tabi o dönemler de , Metallica ' nın senfoni orkestralarıyla düetler dizip popcorna dönmeden önceki "KAFA KOPARDIĞI" , kuduz köpek gibi müzik yaptığı yıllar..Manyağı olduk..Bir dönem geldi "ingiliççe" öğrendik , sözleri çevirdik bi baktık ki total "protest" muhabbetler.. "Haksızlığa" karşı yazılmış sözler..Tabii yaş ilerliyor, her erkek çocuğu gibi biz de çizgi roman ve atari denen illeti tecrübe ettik conan , x-men ,spiderman derken Punisher ve Frank Castle ( büyüksün REİS!!) ile tanıştık..Ailesi ellerinden alınan ex- special forces elemanı psikopat bir marine (komando işte kardeşim).. Onun da payına "haksızlık" paydasına intikam düşmüş..Şimdi diyeceksin ki yahu arkadaş bize bunları neden anlatıyorsun ? Bunların Gorki ile ne ilgisi var .. Açıklayayım : Maksim Gorki de tıpkı bu yukarda adı geçenler gibi hayattaki payına "haksızlık ve adaletsizlik" düşmüş ve bu haksızlıklara karşı kalem oynatmış mücadele vermiş bir yazar..Bu bağlamda tamamıyla aynı hizaya denk geliyorlar..Yaklaşık bir saat önce Punisher' ın Metallica - One parcasıyla mixlenmiş trailerını görmeseydim daha uzunca bir müddet yazamıcaktım bu incelemeyi sanırım..Gelelim Maksim Gorki' ye..

Gorki ile tanışma faslım seneler evvel Ana adlı romanıyla oldu.. O dönemler nerden nasıl elime geçmiş olduğunu bilmiyorum , tam olarak hatırlamıyorum ama iskele yayınlarından çıkmış bu romanı alıp okumuş ve baya baya etkisinde kalmıştım.. Etkisinde kalmış olmam şu bakımdan önemli idi çünkü o dönemler hakkaniyet duygumuzun olmasına karşın apolitik bir cizgi üzerinde yürümekteydik .. Pek tabii o dönem de ( şu gün de!) metal dinliyor yine protest bir çizgiyi savunuyorduk ama görüşümüze bir ad koymamış idik .. İşte bu roman sayesinde ilk kez Emek - sermaye olayına sonuna kadar , tartışmasız bir kesinlikle haklı olan ile insafsız sömürünün yanında yer alan haksızın gözünden tarafsız bir gözle bakabildim .. Roman hoşuma gitmiş ama anlatımı pek sevmemiştim ..Onun da sebebini farklı ama rusça aslından iyi bir çeviri okuyunca anladım.. Siz siz olun ucuz yahni yiyeceğim diye dalağınızdan böbreğinizden olmayın.. Kitaba gelir isek .. Bu kitap Maksim Gorki' nin hayatını anlattığı 3 bölümlük kitaplar silsilesinin ilk kısmı..Yine Kemalettin Tuğcu roman kahramanlarını secdeye yatırıp , bunca bunalıma dayanamayıp overdose madde alımına koşturacak dramları çok küçük yaşta yaşamış bir çocukla girizgah yapıyor Gorki .. Düşünün ki 4 yaşında babasını kaybettiğini idrak dahi edemeyen Gorki, hiç farkına varmaksızın defin gününde babasının yağmur altında toprağa verilirken çamurlu sularla mezara yuvarlanan kurbağalara ne olacağını düşündüğünü aktarıyor sizlere .. Sonrasında anneanne tarafına hicret ..Kitap aslen bu bölümden sonra başlıyor diyebiliriz.. Kaşirinler olarak anılan ,iki dayısı ,yengeleri, dedesi ,anneannesi ve uşakları ile yanlarında çalıştırdıkları terkedilip evlat edinilen bir yetimden oluşan bu kötülükler silsilesi aile , tabiri caizse Laff A Lympics olimpiyatlarındaki GERÇEK KÖTÜLER takımı olup adeta kan kusturuyorlar ona.. Dayılara bakarsan biri YECÜC biri MECÜC..Dedeye gelecek olsan eli sopalı son derece psikopat ve acımasız bir kişilik ..Megatron'un eski Rusya' da yaşamış versiyonu..Kuzenler son derece sinsi ve sürekli kendisine tuzak kurarak falakaya yatırılmasına sebebiyet veriyorlar..Yalnız bu anlattıklarımın dışında bir kadın hayal edin: ANNEANNE..Burası ÇOK önemli !!

Kaşirin Nine için malzemeler :

1 adet Yadigar Ejder
1 adet Adile Naşit
1 adet Rapunzel
Bol miktarda Eti Puf (siyah olacak)
Azıcık dinlenin malzemeleri toparlayın gelin devam edelim..bu arada başka bir evrene uzanalım araya da fon olsun =) "ALL" Hail the dark-side!!! <3

https://www.youtube.com/watch?v=oZuwZiaW4kA

Geldiniz mi? OK!
Yadigar Ejder'in kalıbını , Adile Naşit' in kalbiyle marine edip ,Rapunzel' in saçlarını siyaha boyayıp kökünden kestikten sonra kulak memesi kıvamına gelen karışıma alabildiğince Eti Puf ekleyerek buzdolabında bekletiyoruz ..Oluşan karışımı HADRON ÇARPIŞTIRICISINA koyup reaksiyonu gözlemlemeye başlıyoruz..veeee 10 dakika sonra Kaşirin Nine hazır!! =)) İşte bu uzun saçlı altın kalpli KELİMENİN GERÇEK MANASIYLA DEV KADIN Gorki' nin evdeki tek koruyucusu .. Tüm bu anlattıklarım ışığında Kaşirinlerin evini bir NÜKLEER TANDIR , Gorki'yi de bu tandırda unutulan gereğinden fazla pişmiş ÇİKOLATALI İRMİK TATLISI olarak düşünün .. Çünkü anlatımı o kadar tatlı ve sade ,başından geçenlerse bir o kadar acı ve dayanılmaz.. Kısaca oku ya da oku kategorisindeki kitaplardan.. Bu işsiz incelememizin de böylece sonuna geldik CİCİŞLER ..Kısa tutayım dedim ama yine uzun oldu kusura bakmayın ..

Elzem Linkler:

Punisher trailer : https://www.youtube.com/watch?v=lIY6zFL95hE

Laff A Lympics Olimpiyatlarında hep kazansınlar istediğim ama bir türlü muvaffak olamayan gönüllerin şampiyonu GERÇEK KÖTÜLER :
http://img01.alkislarlayasiyorum.com/...sipsak/263751_12.jpg

Hadron çarpıştıcısı : http://www.btnet.com.tr/...-hadron-collider.jpg

Yadigar Ejder : https://instela-static.info/...ar-ejder--i12185.jpg
282 syf.
·3 günde·7/10 puan
Çokça duymuş olmama rağmen bu zamana kadar hiç Maksim Gorki okumamıştım. Dolayısıyla hayatını da hiç merak etmedim. Peki ama Maksim Gorki'nin bu otobiyografik eserini neden okudun o zaman diye sorarsanız, sebebim tamamen şudur:

Gorki'nin Çocukluğum isimli bu kitabını, değerli arkadaşım (Yoksa "gönül dostu" mu demeliydim? Bu aralar çok meşhur da sitede...) fazi'nin #26348782 incelemesinde yazdığı: "Anneanneden bahsetmezsem sanki incelemem eksik kalacakmış hissini taşıyorum. Eksik kalmasın... Anneanne ile büyüyen ben, Gorki'nin anneannesine duyduğu koşulsuz sevgiyi kalbimle hissettim. Anneannesinin korumacı duruşunu, verdiği değeri, yumuşacık kalbini okumak duygulandırdı beni. Sanki karşımdaydı Kashirin. Anlattığı her hikayeyi sevgiyle okudum." paragrafı sebebiyle okuma kararı verdim.

Ben de anneannesi ile büyüyen biriyim ve anneanneler konusunda son derece hassasım. Bu sebeple kitabın beni kesinlikle etkileyeceğini düşündüm. Bazen tek bir cümle bile sizi o kitaba çekebilir ve okumanıza sebep olabilir. Fazi'nin cümleleri hafiften kalbimi titrettiği için de kararlı bir şekilde siparişimi verdim ve okumaya başladım.

Kitap, Aleksey Maksimoviç Peşkov isimli 5 yaşındaki kahramanımızın babasının öldüğü günü betimlemesi ile başlıyor. Bu başlangıcın son derece çarpıcı bir başlangıç olduğunu bu noktada hemen kabul etmeliyiz. Babasının ölümüyle Aleksey anneannesinin ve dedesinin yanına yerleşiyor ve akabinde annesi de Aleksey'i çeşitli sebeplerden ötürü terk ediyor. Kitap hep bu çerçevede Aleksey'in yaşadıklarını bize aktararak ilerliyor.

Öncelikle anneannesi ile büyüyenler bilir ki, en büyük zorluk anneanne ile torun arasındaki nesil farkıdır. Çünkü aradan bir nesil çıkarılmıştır ve anneannenin öğütlerini çocuk anlayamaz; çocuğun beklentilerini ise anneanne anlayamaz. Aleksey başından beri böyle bir anlamama ve anlaşılamama derdi ile karşı karşıyadır.

Bu ailenin içerisinde sürekli ölümlerle ve en sevdiklerinin ölümüyle yüzleşmek zorunda kalır küçük kahramanımız. Dayılarından ve dedesinden şiddet görmediği gün yok denecek kadar azdır. Hatta bu neviden bir şiddet karşısında en yakın arkadaşı olan "çingenecik" gözleri önünde can verir. Bir çocuk için hayli ağır bir yüktür en yakın arkadaşının ölümünü izlemek...

Bütün bunlar yetmezmiş gibi bir de annesinin gözleri önünde ölümünü izler Aleksey Maksimoviç Peşkov. Bir çocuk daha fazla ne yaşayabilir ki diye sormadan edemedim kitabın bu kısımlarında...

Esasen ben otobiyografileri ve otobiyografik eserleri okurken genellikle sıkılırım. Bile bile lades demiş oldum bu kitabı okuyarak; ama asla pişman olmadım. Gorki'nin hayat hikayesini değil de anneannesi ile olan bağını daha çok önemsedim hep okurken. Bu sebeple de kitaba ilişkin "okuyun" veya "okumayın" diyemiyorum. Benim bakış açım oldukça farklıydı çünkü. Herkese keyifli okumalar...
282 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Gorki ile yıllar yıllar önce edebiyat dersinde ödev olarak verilen "Ana" kitabı sayesinde tanıştım. Yeri doldurulamaz, hafızamdan silinmeyen izler bıraktı bende Ana. Sonra devam ettim Gorki okumaya. Ve her kitabında onu daha çok sevdim.

Bu yıl bir türlü fırsat bulup okuyamadıklarımı okuyacağım derken, Çocukluğum geldi aklıma. Yine Modern Klasikler'den okumayı tercih ettim. Üçleme olan Gorki otobiyografisinin ilk kitabında bu denli etkileneceğimi beklemiyordum doğrusu.

Küçük yaşta babasını kaybeden, sonra annesi ile arasındaki bağı yitiren, anneannesi ve dedesi ile yaşamak zorunda kalan, her çocuğun acımasızca dayak yediğine inandırılan, ezilen, çevresinde birçok ölüme şahit olan, oradan oraya sürüklenen Aleksey Maksimoviç Peşkov... Okuduğumun kendi hayatı olduğunu, bunca ölümü ve sefaleti onun çocukluk çağında yaşadığını bilmek çok etkiledi beni.
Bir diğer husus da Gorki'nin anneannesi ve dedesinden dinlediği Tanrı'yı anlamaya çalışması, Tanrı'nın "vicdanlı" mı "gaddar" mı olduğuna karar verememesi ve sürekli bunu sorgulamasıydı. Bu sorgulama kitap boyunca devam etti, sonu yoktu ailesindeki Tanrı inancının.

Anneanneden bahsetmezsem sanki incelemem eksik kalacakmış hissini taşıyorum. Eksik kalmasın... Anneanne ile büyüyen ben, Gorki'nin anneannesine duyduğu koşulsuz sevgiyi kalbimle hissettim. Anneannesinin korumacı duruşunu, verdiği değeri, yumuşacık kalbini okumak duygulandırdı beni. Sanki karşımdaydı Kashirin. Anlattığı her hikayeyi sevgiyle okudum.

Her anı yoksullukla, zorluklarla geçen ama o kadar zorluğun arasında bile sevmeye yer bulabilen bir insanı okudum. Ekim Devrimi'ne katılan, Çar rejimine karşı hep dik duran, idealist ve sosyalist Gorki olma yolunda etkilendiği birçok şeyle karşılaştım otobiyografide.
Ekmeğimi Kazanırken ve Benim Üniversitelerim'i de okumak için sabırsızlanıyorum. Tavsiyemdir :)
282 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10 puan
Yine bir kitap aldı götürdü beni ve hiç bilmediğim mecralarda bıraktı.Maksim Gorki'nin diğer eserlerini okumadan rahat edemeyeceğim anlaşılan.

Bir insanın çocukluğunu okursunuz da artık onu nasıl sevmezsiniz veya ilgi duymazsınız?.
Bir çocuğun hayatı dinlediği masallarla anlamlandırmaya çalışması; sevdiklerinin yanıbaşında uysal bir kedi gibi sevilmeyi beklerken, onlara zarar verebileceğini hissettigi insanlara öfkesiyle bir kaplan kesilişi; anlatıp geçtiği akılalmaz acıları,  ama uzun uzun betimlediği huzur bulduğu anları...
Hepsi bu yaşanmışlıkların sonraki hayatındaki izdüşümlerini öğrenme merakında bırakıyor insanı.

Bir yandan Aleksey' i dinlerken bir yandan o zamandaki Rus aile yapısı, insanların karakteristik özellikleri  ve hayat tarzları hakkında fikir sahibi oluyoruz.

"Daha sonraları anlamıştım ki, hüzünlü ve yoksul bir yaşam yaşayan Ruslar, dertlerini kendine eğlence yapmışlardı. Acılarıyla çocuklar gibi oynuyor ve hiçbir utanma duymuyorlardı.
Günlük yaşamın durgunluğu içinde mutsuzluk bir eğlence. Silik bir yüz üstünde bir çizik bile bir süstür."

Böyle bir ortam...Bu kitaptaki her bir kişilik psikolojik olarak incelenmesi gereken bir.vaka. Anne, dede, büyükanne, dayılar ... Özellikle sefkat timsali büyükanne ve dengesiz, acımasız dedesi.
Her ikisi de kendi Tanrısını kendi karakteri üzerinden vurgulayan, kendi çaplarında dindar insanlar. Alexey ise onların ibadetlerini izleyip ,sürekli cezalandıran dedesinin öfkeli Tanrısıyla , büyükannesinin içini döktüğü, kendince daha güzel bulduğu diğer iyi kalpli Tanrıyı karşılaştıran bir çocuk.

Aleksey'in karakteri ve inanç dünyasi iyisiyle kötüsüyle bu insanların atmosferinde inşa edilirken, başka bir kitabında geçen şu sözü ,hayatı boyunca bu inanç konusunu hiç es geçemediğini gösteriyor:

"Çok düşündüm.Bu sözlerim 40 yıllık bir düşünmenin ürünüdür.Ateist olmayi cok istedim.O zaman başıma buyruk yaşayacak kimseye hesap vermeyecektim.Ama olmadı.Çünkü evrendeki müthiş düzen beni inanmaya mahkum etti."

Ben ise bu sözlerinin arkasında büyükannenin arttığı sevgi tohumlarını gördüm.

Bizleri kendi doğrularına inanmaya zorlayan, aksi takdirde acı çektirmekle tehdit eden insanlara ve fikirlerine ,haklı olduğu noktalar olsa bile savunma mekanizması gelistiririz. Oysa hayat tecrübeleri ve doğrular sevgi ambalajıyla sunulsa, iradi olarak kalp kapılarımızı kapatsak bile, o sevgi, çeperlerden, bosluklardan içeri süzülür,sessizce etkisi altına alır bizi. Aciz kaldığımız zamanlarda da farketmeden o sevgi kırıntılarına yapışır, onlardan güç almaya çalışırız.
Işte Aleksey'e herkes kendince bir terbiye methodu uygularken; zafer, ona  sevgiyle yaklaşan  büyükannesine aitti.

Maksim Gorki'nin oğluna ithafen kaleme aldığı bu otobiyografisinin yazılma amacını belirttiği cümleleri ise kitapta sizleri neler beklediğinin özeti:

"Vahşi Rus yaşamının o kurşuni iğrençliklerini hatırladıkça bazen soruyorum kendime: “Günümüzde bunlardan söz etmeye değer mi acaba?” Ve aynı anda daha da güçlü bir inançla cevap veriyorum kendime: “Evet, değer! Çünkü yaşandı bunlar, hepsi aşağılık gerçeklerdir, günümüzde hâlâ da varlar. Belleğimizden, insanların ruhundan, ağır ve yüzkarası yaşamımızdan silinip atılması için de sonuna kadar bilinmesi gereken gerçekler...”

İyi okumalar dilerim.
282 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10 puan
ÇOCUKLARI, KADINLARI BİR DE KEDİLERİ
ÜZMEYİN BEYLER...

Canım yandı okurken, her fırsatta dövülen, küfredilen, ağlatılan çocuk ve kadınlarla dolu bu dünyada canım yandı. :(

İlk anımsattığı şey Zeze oldu, hırpalanan, dövülen, sindirilen ve korkutulan kalbimizin çocuğu Zeze.
Otobiyografik roman bilindiği üzre “Çocukluğum” . Küçük yaşta babasını kaybeden, babası mezara konulup üzerine toprak atılırken, mezarda zıplaşan kurbağaların da toprağın altında kalp kalmayacağını merak eden çocuk yüreğiyle iç burkan Aleksey.
Çağrışım işte bu , ölüm ölümü anımsattı bana, geçen sabah mahallemi temizleyen temizlik işçisine “ Ne yapacaksınız buna?”dediğim an. Kaldırımda soğuktan donarak ölen beyaz kediyi göstermiştim, o da bana” Dün gece soğuktan ölen ikinci kedi bu.” deyince ortak hüzünle başka kuracak cümlemiz kalmadı. Dün gece ben sıcak evimdeydim ve donan hayatlardan habersiz hayatı rutine almıştım. :(
İki Tanrı arasında seçim yapmak zorunda kalan bir çocuk. Papaz ve büyükbabanın dua ettiği Tanrı ile anneannenin ve kilise korosunun inandığı Tanrı, biri Yahudi, biri Hristiyanların Tanrısı.
Mahalle kavgalarında aldığı darbeleri,yüzünde madalya gibi taşıyan Aleksey iyi olduğunu düşündüğü anneannenin Tanrısını daha yakın bulur kendine.
Kahramanlar çok renkli; kör bir dilenci, “ölümü cebinde taşıyan” bir meczup, sarhoş bir dayı, kırmızı sakallı bir büyükbaba, öz anne yerine yaşlı şeytan dedenin ( dedenin kendi tabiridir) baktığı Aleksey, kağıt ve kumaş toplayan Tatar çocuklar...
Yalanlarla örülü bir dünyada, öfkesini bastırmanın yolunu arıyor Aleksey ,yaramazlık yapmak yerine kötü sözler söylemekte buluyor çareyi.
En sevdiği ve tutkuyla yaptığı şey kavga etmek, sevgi denen duyguyu ruhunda solduran bu çocuğun

Neden Rus edebiyatı ve Rus romanları bu kadar ön plandadır sorusunun yanıtı: Çünkü Ruslar sefaleti, yoksulluğu bizzat yaşamıştır, realist roman yazmanın ilk kuralı belki: Yaşadığını anlat!
14 yaşında evlenen bir anneannenin
“ölmeseler bir sokak dolusu olacaklardı “ dediği 18 ölen çocuğu...”Bazı insanlar o kadar yoksuldur ki sözcüklerle anlatılamaz.” der anneanne.
Romanın esas oğlanı Aleksey gibi görünse de anneanne capcanlı duruyor karşımda.
Aleksey anneanneye şöyle der: “Bir azize gibisin sen büyükanne, acı veriyorlar sana, sesini çıkarmıyorsun.”
Romanın vurucu son cümleleri :
Annemin toprağa verilmesinden birkaç gün sonra dedem şöyle dedi bana : “ Hadi Aleksey, boynumda madalya değilsin sen benim, bu evde yerin yok artık, git, insanların arasına karış...”
Ve insanların arasına karıştım.
282 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10 puan
Okuduğum ilk Maksim Gorki kitabı ama son olmayacağına eminim. Anlatımı çok sade ve rahatlıkla okunabilecek bir kitap. İçerik açısından da bir hayatın ne kadar zor olabileceğini anlattığı kısımları okurken hüzünlenmemek elde değil. Kitabı okurken sanki bende onlarla bir aradaymışım hissine kapıldım çoğu zaman, sizi olayların içine çeken bir kalemi var Gorki'nin. Kesinlikle okunması gereken kitaplardan olduğunu düşünüyorum en azından yazarın hayatını anlattığı üç kitabın ilki olarak, okuduğumuz yazarların nasıl bu sürece geldiklerini görmek için okunmalı.
282 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
İnsan doğduğu evde, çocukluğunda neye hasret kalırsa, onu arıyor hayatı boyunca; her daim özlenenin eksikliğini bir yanında, bir şekilde taşıyor. Gündelik telaşlar içerisinde pek fark etmesekte, gecenin çöküp tüm evrenin kendi içine çekilmesiyle insanın göğsüne bir acı doluyor. Kimi için bu acı sevilene duyulan hasret, kimi için evlada ve kimi içinse sıcak bir aileye, anneye duyulan hasret; tıpkı Aleksey’de olduğu gibi…
***
Babasının hazin ölümüyle hayatı bir yıkım, dönüşüm evresine giren Aleksey, dedesinin evinde ardı arkası kesilmeyen ölümler, kayıplar, trajik olaylar, yoksulluk ile çocukluğunu yaşayamadan yaşamın acılı bilinmezliği içinde buluverdi kendini. O henüz annesini kaybetmeden kaybetmişti. Babasının ölümü öyle sarsıcıydı ki, anne bu hüzün ile dağılmış, bir o yana bir bu yana savruk, derbeder bir yaşama kendini vermiş, kaybolmuştu. Yeni yaşamı ona ne yazık ki bu zorlukları atlamasını sağlayacak güzellikler sunmamıştı: aynı evin içinde birbirine yabancı zorunlu kan hısımları, en vahşi haliyle şiddet, tuhaf ve anlamsız gelenekler ve daha nicesi. Lakin bu durum sadece bu aileye has değildi, Gorki’nin de bahsettiği gibi bu kitapta o kendini anlatmıyordu, klasik Rus insanının o gün bugündür yaşamakta olduğu boğucu kaderini anlatıyordu. (syf.15) Fakat bilinir ki insana en kötü anında imdadına o yüce Tanrı yetişir. Aleksey Tanrı’yı ninesi ile buldu, onun sayesinde tanıştı ve sevdi. Ninesi ile tanıdığı Tanrı herkese ve her şeye karşı aynı ölçüde iyi ve yakın olan Tanrı’ydı. (syf.110) Ve artık onun için Tanrı’ya ilişkin tüm duygular ve düşünceler yaşamının yegane kaynağıydı; çevresindeki her şeyin en güzeli, en aydınlık olanıydı…
Aleksey’in hayatı bir arı kovanı gibiydi; basit ve sıradan insanları fikirlerini, bilgilerini sunabildikleri bütün zenginlikleri, bir arının kovana taşıdığı balmışçasına sunardı Aleksey’e. Çok yazık ki, bal her zaman temiz olmazdı bilakis çoğu kez acı olurdu… Tıpkı dedesinden aldığı, birbirinden tutarsız öğütler gibi Aleksey herkesin sunduğu fikirleri alıyor, dinliyor fakat kendi vicdanına uygun olanı alıyordu.
***
Aleksey’in çocukluğu(!) geçip giderken kendinden de pek çok şey götürüyordu. Evet, bu hayata alışmıştı -ki başka şansı yoktu- fakat yaşadığı karanlık çukurda tüm duygularını yitirmiş bir yarı ölü, yarı diri varlığa dönüşmüştü ve adına sevgi denen tüm duygular küçük Aleksey’in gönlünde solmuştu. Annesinin yokluğunu katre katre hissediyordu.
Tüm bunlara karşın hayata karşın direncini yitirmiyordu, yitiremezdi: kendi hayatını kazanmayı ve kendi hayatının patronu olmayı öğrenmesi gerekiyordu.
Dedesinin “Var git insanların arasına karış!” öğüdünü dinledi ve o da insanların arasına karıştı…(syf.278)
232 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Bu akşam sizlere Maksim Gorki'nin Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken ve Benim Üniversitelerim'den oluşan üçleme olan otobiyografik eserlerinin birincisinin paylaşımı ile geldim

Kitapta anlatılanlar daha 5 yaşındayken babasının ölümüyle başlar ve anneannesinin yanına yerleşmeleriyle devam eder. Miras kavgaları, doğumlar, ölümler, küçük Aleksey'in tanık olduğu ve bizzat maruz kaldığı akıl almaz şiddet, bu evde gündelik hayatın normal, sıradan olaylardır. Ailede dayılar büyükleri ve çocukları sevmiyor, düşmanca davranışlar ve öldürme girişimleri Babası ölmüş olan, karışık yaşantısı olan annesinin sahiplenmediği Aleksey'in sadece büyükannesi ona destek olur, sahip çıkar.
Ayrıca Aleksey'in hayatında iz bırakan çok sayıda capcanlı karakter var kitapta.

Oldukça statik olmasına rağmen çok çabuk okunan bir klasikti. Okurken çocuk için çok üzüldüm. Özellikle maruz kaldığı şiddet ve haksızlıklar ve bunların normal görülüyor olması beni üzdü. Dönemin özellikleri ve kültürünü bir şekilde aksettiriyor bizlere. Sınıf farkları ve eğitim sistemleri hakkında da bilgiler sunuyor.

@acilenokuyoruz grubumuz ile okuduğumuz bu modem klasik kitabını çok beğendim. Gorki'nin otobiyografi serisinin devamını da okumayı düşünüyorum.
282 syf.
·5 günde·9/10 puan
•KİTAP HAKKINDA;
Kitap Maksim Gorki’nin kendi çocukluğunu anlatıyor
Babasını kaybetmesi üzerine annesi tarafından dedesi ve büyük annesiyle yaşamaya zorlanıyor bunun üzerine kavgalar aile içi sorunlar maddi sıkıntılar şiddet aşalama gibi durumlarla mücadelesi başlıyor
Her duruma ve her koşula ayak uydurmaya çalışması insanları kötü yanları ve iyi yanları olarak iki çeşitte değerlendirmesi hepsine kendince anlamlar yüklemesi yaptıklarının takındıkları üslubun nedenlerini arayışı iyi bir gözlemci oluşu bunu aktarması ve de yazarın bunu çocuk kalbiyle sanki o anda yazıyormuş gibi ustaca kaleme alması beni etkileyen kısmıydı
yazarla tanıştığım ilk kitabıydı çocukluğunu okumakta çok anlamlıydı tek kötü yanı ise betimlemeler o kadar fazlaydı ki yer yer ara vermeme neden oldu onun dışında kitabı sevdim
otobiyografik olmasından dolayı daha da fazlasıyla etkiledi
Yazar Maksim Gorki’nin nasıl bir çocukluk geçirdiğini merak ediyorsanız okumanızı tavsiye ederim.
280 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar 1k okuyucuları.
Otobiyografik bir tür olan Çocukluğum kitabı Maksim Gorki'nin kendi çocukluğunu anlatır. Yazar küçük yaşta babasını kaybeder ,büyükannesi ve annesi ile dedesinin yanına yerleşir. Dedesi gelenekçi bir yaşam tarzı ve düşünme biçimine sahip ,çocukların döverek terbiye olacağına inanır .Büyükanne ise gayet sevecen ,masal anlatan ve dini bütün bir kadın. Çocuk kahramanımız çoğu zaman büyükanne ile dedesinin Tanrısını sorgular .Dedenin Tanrısını kötü bilir ,büyükannenin ise iyi bilir .Ayrıca yetiştiği ev ortamındaki diğer fertler de birbirinden beterdir .Çocuk bu ortamda büyürken iyiyi ,kötüyü, güzeli, merhameti bulmaya çalışır. Önüne çıkan, onunla ilgilenen ,seven kişilere tutunmaya çalışır. Birkez daha öğreniyoruz ki bir bireyin en önemli çağı çocukluktur.Günümüzde katil olan, diktatör olan ,savaşlar çıkaran, katliamlar yapan kişiler de bir zaman çocuktu. Vel hasıl kelam içimizdeki çocuklar hiç ölmesin.
Tanrım! Senin de bildiğin gibi, kötülüğümden değil, aptallığımdan hep günahlarım.”
Maksim Gorki
Sayfa 61 - T.İş Bankası Kültür Yayınları, 6.Basım, Ç: Mazlum Beyhan
Biliyor musunuz, çok yalnızım; dünyada hiç kimsem yok! İnsan susar, susar, ama bir gün gelir, ruhunda biriken şeyleri ansızın boşaltmaya başlar... O zaman da, ağaçla da konuşmaya razı olur.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Çocukluğum
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
262
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053541752
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Bordo Siyah Yayınları
Yedi yıllık siyasi sürgünden dönen Gorki, 1913 yılında, 1923’te Benim Üniversitelerim’le bitecek üçlemesinin ilki olan Çocukluğum’u kaleme alır. Anlattıklarının kendisine değil, geçmişte ve yaşadığı günlerdeki sıradan Rus halkının hayatına ait korkunç izlenimlerin kasvetli çerçevesinden ibaret olduğunu söyleyen Gorki, hayatının ayrıntılarına, tesadüflerine; tarihinin en büyük dönüşümüne doğru evrilen Rusya’nın gerçekliğini yansıtan temsili bir güç kazandırır.

Çocukluğum: Hayatın dikenli yollarında.

Kitabı okuyanlar 7,8bin okur

  • Sueda Erdoğan
  • heidi
  • Sultan
  • Paradoks
  • Hilalll

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları