Merhaba kitap dostlarım,
Alışılagelmişin dışında bir Stafen Zweig klasiği okudum bir kere daha farklı konularda başarısını ispat etmiş yazar keyif alarak okuduğum bir eser oldu
Merhaba...
Bir halkın hayata bakışını, acı ve ümitlerini şamdan üzerinden anlatan bir kitap yazmış Stefan Zweig.
Anlatımı gene sade, akıcı ancak okuyucuya ortam hakkında bilgi verecek kadar dozunda betimlemelerden geri kalmamış kitap.
Bunda Recep Özbay'ın çevirisinin gözardı edilemez bir etkisi var.
İnce olması uzun eserleri sevmeyenler için kitabı ideal kılarken uzun sevenler için bir mola yeri gibi düşünülebilir.
Sonuçta okuyun, okutturun.
Güzel bir eser sürükleyici. Yahudi tarihine dair güzel bilgilerr veriyor. Ama benim dikkatimi çeken o şamdanı almak in binbir türlü zorlukları göze alıyorlar ama bir türlü sahip olamıyorlar. Sonunda hazineye bakan görevli kendi malıymış gibi alıp çıkarıyor. Bunda benim aklıma direkt bir kurumda işin vars ya çayçı halleder ya odacı mantığını getirdi. Okurken güldüm.b
Okumak çok güzel bir şey. İnsanın ufkunu açıyor genişletiyor.
Stefan Zweig tarafından tarihte yahudiler adına önemli bir yer tutan Yedi Kollu Şamdan’ın hikayesini — kendi kurgusu dahilinde — dinlemek benim için ilginç bir tecrübe oldu. İzlenimim dahilinde kendisi de bir yahudi kökenli olan Stefan Zweig’ın dünya tarihinde yahudilerin çektiklerini anlatmaya ve belli kesimleri eleştirmeye odaklandığı bir kitap Gömülü Şamdan.
“Romalı Yahudilerin yürekleri yine de sıkıntı içindeydi ve korku dolu önseziyle bir araya toplanmışlardı. Çünkü kuşaklardan beri öğrenmişlerdi ki, yaşadıkları kentin ve ülkenin başına felaket gelmesi demek, sonunda onlar için de mutlak felaket demekti.
Stefan Zweig gözünden Yahudilerin tarihteki yerleri bu sözlerden ibaret. Tabii bu cümlelerin oluşması açısından kendisinin Nazi döneminde çektiği sıkıntılar ve bu sıkıntıların devamında intihara sürüklenen yaşam hikayesi oldukça önemli. Kitabın ilk kısımlarında yahudiler sürekli sıkıntı çeken suçsuz günahsız bir ırk olarak tanımlanıyor. Kitabın 1936 yılında yayımlandığını göz önünde bulundurursak, anlatılanların gerçekten çokta uzak olmadığını daha rahat görür ve günümüz yaşananlarından bağımsız, objektif olarak düşünebiliriz. Kitabın sonlarına doğru ise artık bir öz eleştiri ve kendini sorgulama baş gösteriyor. Tamam yahudiler tarih boyunca sıkıntı çekti ama bunun sebebi ne olabilir ya da gerçekten bir sebebi var mı şeklinde bir sorgu yer alıyor.
Gömülü ŞamdanStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202217,8bin okunma
Acaba Stefan Zweig şuan yaşasaydı ve o dünyalara sığdıramadığı masum, çaresiz, korkmuş yahudilerin (soydaşlarının), Filistinli çocuklara ve kadınlara yaptığı vahşetleri ve soykırımları görseydi, bu kitabı yazabilecek gücü bulabilir miydi kendinde???
Kitap boyunca hep bu soruyu sordum.
Eğer gerçekten kendi dediği gibi savaş karşıtıysa, Adolf Hitler’den çok kendi kanından insanlardan nefret ederdi diye düşünüyorum.
Sayfa 9’da dediği gibi;
Romalı Yahudiler bu karanlıkve tehlikeli talan günlerinde her akşam gece yarılarına kadar dua ettiler.Daima kaba kuvvetin galip geldiği adaletsiz ve gaddar bir dünyada adil kişi (yahudiler), bulunduğu yerden kopup Tanrı’ya yönelmekten başka ne yapabilirdi ki? Bu yıllardır böyleydi.
Filistin halkının duadan başka silahı varmı? 1000 yıl önce Yahudiler’e yapılanlar. Şimdi Yahudiler tarafından bütün dünya halklarına yapılıyor.
Lanet olsun sizlere ve sizinle bu yolda yürüyenlere!
Ama bu kitabın en TRAJİKOMİK cümlesi şuydu;
Sevgili yazarımız Yahudiler hakkında sayfa 87’de şöyle bir cümle kurmuş:
“Bu sınanmış halk huzur bulup bir yurda kavuşsa kim bilir nasıl gelişip, neler yapacaktır!”
Yaradan bu lanetli ama çalışkan kavime bu hakkı tanıdı. Maalesef 1949’da kurulan İsrail’in ve siyonist yahudilerin neler yaptığını bizler görüyoruz Zweig.
İlk defa bir Zweig kitabını beğenmedim. Anlatımı her zaman ki gibi güzeldi ancak konusu beni içine çekemedi ve sıkılmamı engelleyemedi malesef. Yahudilerin kutsal simgesi Menora'yı konu edinmiş. Hiç bir çaba göstermeyen yahudiler sadece Tanrının çabasını bekliyorlar. Harika psikolojik tahliller yapan Zweig bu kitabında şahıslardan çok, olaylar üzerinde durmuş. Kitap kesinlikle okunmayacak bir kitap değil ancak Zwig'i ilk defa okuyacak birine bu kitabı değilde ne bileyim Korku, Olağanüstü bir gece kitaplarını öneririm. İyi okumalar...
Gömülü ŞamdanStefan Zweig · Olympia Yayınları · 200317,8bin okunma
Gömülü şamdan adından da anlaşılacağı üzere Yahudiler için kutsal sayılan yedi kollu şamdanı anlatıyor. Açıkçası yazarın kim olduğunu bilmeden okumaya başlasaydım bunun bir Stefan Zweig kitabı olduğunu anlamazdım. Zweig, bu kitabında okuduğum kitaplarından farklı olarak din ve tarih konusunu işlemiş. Biraz bahsedecek olursam Romada yahudiler Vandallar tarafından yağmalanıyor. Yahudiler için çok kutsal sayılan Menoranın ele geçirilmesiyle başlıyor. Bir gece aniden 11 yaşlı tarafından uyandırılan 7 yaşındaki Benjamini o geceyi gelecek nesillere aktarması için peşlerine takarlar. Kitabın devamı Benjaminin kutsal şamdanı tekrar alabilme umudunu ve inancını 80 yıllık süreç içinde görüyoruz. Bu kitapta beni etkileyen şey inancın bu kadar güçlü olması. Bakalım yahudi toplumu tekrardan Menora’ya kavuşacak mı?
Keyifli okunmalar dilerim…
Gömülü Şamdan
Ufak pürüzler dışında genel olarak beğendim.
Okurken şunu fark ettim ki insanların sizden alacağı bir şey varsa sizi fazlasıyla yüceltir, göklere çıkarırlar ancak umduklarını alamadıkları an sizden kötüsü ve işe yaramazı bulunmaz. Her şey çıkarlarına göre şekil alır.
Başlangıçta kendinize ve olacaklara inancınız yokken siz onlardan daha umutlu olursunuz belki ama sonuçta siz kendinize inanmadığınız noktadan daha berbat konuma gelebilirsiniz.
Bir amacınız ve hayatta bir yeriniz varsa o yeri her zaman daha ileriye taşımanız dileğimle.
Kitabın Adı: Gömülü Şamdan
Kitabın Yazarı: Stefan Zweig
Türü: Roman
Stefan Zweig, Menora’nın Roma’dan Kartaca’ya, ardından Bizans’a (İstanbul) ve son olarak da Kudüs’e kadar olan 80 yıllık yolculuğunu tarihi ve dini bilgilere dayanarak mitolojiyi harmanlayarak anlatılır. Menora’nın bu uzun yolculuğu, Stefan Zweig’ın öyküsünde Yahudilerin yüzyıllardır süregelen diaspora hayatıyla özdeşleşir. Gömülü Şamdan salt bir kutsal emanetin değil, aynı zamanda bir halkın da kader yolculuğuna ışık tutar. Çünkü: Umut hep vardır..
Yurtları işgal edilip evleri talan edilip kutsal şamdanları çalınan Yahudilerin vermiş olduğu mücadeleyi konu edinir. Öyküye adını veren şamdan, Yahudilik’te kutsal kabul edilen ‘Menora’ dır. Yahudilerin tarihinde bu şamdandan ilk kez Tanah’ın Mısır’dan Çıkış kitabında bahsedilir. Buna göre şamdanın tasarımı Sina Dağı’nda Tanrı tarafından Musa’ya açıklanmıştır. Şamdan, saf altından dövülmüş olacak ve bir taraftan üçü diğer taraftan üçü olmak üzere altı kolu olacaktır
Öyküdeki Yahudilerin şamdanı arayışı Hristiyanların Kutsal Kâse arayışına benzemektedir. Yahudiler, kayıp olan şamdanın bulunması ve tekrar kutsal topraklara götürülmesi ile binlerce yıldır devam eden sürgün hayatlarının sona ereceğine inanmaktadırlar.
Zweig, o dönemdeki Yahudi Soykırımı’nı sanki önceden görmüş gibi- bu öyküsünde zamanın Yahudi toplumuna tüm sıkıntıların bir gün geçeceği, kayıp şamdanın belki bir gün yeniden bulunacağı ve tekrar güzel günler geleceği yönünde umut mesajı ve direnme gücü vermeye çalışmaktadır.
Öykü Nazi Almanya’sında yasaklanan eserlerindendir.
Bu roman bir kurtuluş romanı değil, bir sürgün bilinci romanıdır. Bugün İsrail devletini temsil eden menora yalnızca bir semboldür. İsrail devletinin, Yahudiler için bu denli değerli ve kutsal olan menoranın izini sürmemesi ya da onu resmî olarak ortaya çıkarmaması düşündürücüdür. Oysa Yahudiler tarih boyunca bu kutsal emaneti hep takip etmiş, onun arkasından gitmişlerdir. Bu takip, bir sahiplenmeden çok tanıklık içindir. Çünkü Yahudi halkı, menoranın hiçbir zaman gerçek anlamda sahibi olamamıştır.
Musa’nın yaptırdığı kutsal menoranın, Kral Süleyman tarafından inşa edilen Kudüs Tapınağı’nda bulunduğu dönemler, Yahudilerin görece huzurlu olduğu zamanlardır. Ne zamanki bu tapınak Roma İmparatoru Titus tarafından yakılmış, Kudüs Romalılarca talan edilip yağmalanmış, işte o andan itibaren menoranın güç sahipleri arasında zorunlu yolculuğu başlamıştır. Bu yolculukla birlikte Yahudi halkının da sürüklenme hikâyesi başlar.
Menora, Yahudiler için sıradan bir kutsal eşya değildir. Farklı toplumlarda daima azınlıkta kalan, ötekileştirilen ve istenmeyen Yahudileri bir arada tutan, onlara güç veren, varlıklarını anlamlandıran bir merkezdir. Onu kaybettiklerinde kendi sonlarının da karanlığa gömüleceğine inanırlar. Bu nedenle menoranın kaderiyle kendi kaderlerini özdeşleştirirler.
Roman, Yahudilerin bu kadar değer verdiği yedi kollu şamdanın bir türlü kendi yuvasına, Kudüs’e dönememesiyle sona erer. Bence romanda verilmek istenen temel düşünce tam olarak budur: Bu dünyada kutsalın kaderini adalet değil, güç belirler. Böyle bir dünyada kutsal nesneler de sürgünde kalmaya mahkûmdur.
Menoranın Bizans’a taşınması, artık geri dönüşü olmayan bir biçimde iktidar alanına hapsedilmesi anlamına gelir. Benjamin, bu kutsalı gören son kişi olarak yola çıkar; ancak amacı onu kurtarmak ya da
Stefan Zweig, Avusturyalı yazar ve gazeteciydi. Edebi kariyerinin zirvesinde olduğu 1920'li ve 1930'lu yıllarda, dünyanın en çok çevrilen ve en popüler yazarlarından biriydi.
Zweig, Viyana, Avusturya-Macaristan'da büyüdü. Honoré de Balzac, Charles Dickens ve Fyodor Dostoyevski gibi ünlü edebiyatçılar hakkında Üç Büyük Usta (1920) ve belirleyici tarihsel olaylar hakkında Yıldızın Parladığı Anlar (1927) adlı tarihsel incelemeler yazdı. Ayrıca Joseph Fouché (1929), Mary Stuart (1935) ve Marie Antoinette'nin biyografilerini yazdı. Zweig'ın en bilinen kurgu eserleri arasında Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (1922), Amok Koşucusu (1922), Korku (1925), Karışık Duygular (1927), Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat (1927), psikolojik roman Sabırsız Yürek (1939) ve Satranç (1941) yer almaktadır.
1934 yılında Almanya'da Nazi Partisi'nin yükselişi ve Avusturya'da Ständestaat rejiminin kurulmasının bir sonucu olarak Zweig, İngiltere'ye göç etti ve 1940 yılında kısa bir süre New York'a ve daha sonra yerleştiği Brezilya'ya taşındı. Son yıllarında bu ülkeye aşık olduğunu ilan edecek ve Brezilya, Geleceğin Ülkesi adlı kitabında bu ülke hakkında yazacaktı. Yıllar geçtikçe Zweig, Avrupa'nın geleceği konusunda giderek daha fazla hayal kırıklığına uğradı ve umutsuzluğa kapıldı. 23 Şubat 1942'de Petrópolis'teki evlerinde eşi Lotte ile birlikte aşırı dozda barbitürattan ölü bulundu. Eserleri birçok film uyarlamasına temel oldu. Zweig'ın anı kitabı Dünün Dünyası (1942), I. Franz Joseph yönetimindeki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun çöküş yıllarındaki yaşamı betimlemesiyle dikkat çeker ve Habsburg İmparatorluğu hakkındaki en ünlü kitap olarak anılır.