Geri Bildirim

Notre Dame'ın KamburuVictor Hugo

·
Okunma
·
Beğeni
·
19.533
Gösterim
Adı:
Notre Dame'ın Kamburu
Baskı tarihi:
Ocak 2016
Sayfa sayısı:
572
ISBN:
9786053320104
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Volkan Yalçıntoklu
Çeviri:
İsmet Birkan
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
"Quasimodo", Paskalya'dan sonraki ilk pazara verilen addır aslında. XX. yüzyıl Parisi'nde Notre-Dame Kilisesi'nin ön avlusundaki kerevete, kimsesiz bebekler bırakılırdı. Başrahip Frollo, böyle bir günde bulduğu sakat bebeği himayesine aldı ve ona Quasimodo adını verdi. Onu büyüttü ve zangoçluk işini verdi; ancak çanın sesi altın kalpli Quasimodo'nun giderek sağır olmasına yol açacaktı. Quasimodo, koruyucusu kabul ettiği Frollo'ya büyük bir sevgi ve bağlılık duyarak büyür. Oysa başrahip karanlık içdünyasına hapsolmuş, dizginleyemediği nefretinin pençesinde kıvranan biridir.

Hayatı, çanlar ve Notre-Dame Kilisesi'nden ibaret olan Quasimodo, güzeller güzeli çingene kızı Esmeralda'ya, ilk görüşte büyük bir aşkla vurulur. Ne var ki başrahibin gözü de Esmeralda'dadır. Esmeralda'nın dünyasındaysa Yüzbaşı Phoebus'ten başka hiç kimseye yer yoktur. Artık sevgi ile nefretin, iyilik ile kötülüğün kıyasıya mücadelesidir yaşanan.
Victor Hugo, olayları ince ince ördüğü Notre-Dame'ın Kamburu adlı ünlü eserinde, insan hayatında kaderin yerini de sorgulamış, kaleme alındığından bu yana birçok sanat eserine, özellikle de filmlere esin kaynağı olan muhteşem bir roman çıkarmıştır ortaya. 

Notre-Dame'ın Kamburu aynı zamanda Paris kentinin romanıdır. Hugo, şehrin o dönemini adım adım, duvar duvar, tarih tarih, o olağanüstü zengin diliyle anlatmış, Paris'in, diğer karakterlerden rol çalmasına yol açmıştır.
(Tanıtım Bülteninden)
Kaç zamandır harıl harıl bu kitab`ı arıyordum. Zar zor bulmuştum çok pahalıydı, kalınlığından dolayı. Aramayı durdurmuştum ki, geçen gün staj/ iş çıkışı ( keyfim pek yoktu ) sevdiğim kitapçıma uğradım. İçeri adımımı atdığım anda o koku beni mest etdi. Kitapların içinde dolaştım durdum, aniden gözüme ilişti. O kadar sevindim ki, bir dostuma rastlamışım gibi oldum. " Altun Kitaplar" diye bir yayınevi var bizde. O yayınevinin kitapları hem ucuz hem kitap seçimleri güzel oluyor. Aldım tabii, kaçırırmıyım :)

Kitab`ı okurken, bu kadar aradığımdan dolayı beklentim büyüktü. Neyle karşılaşacağımı hiç bilmiyordum. Notre Dame`nin Kanburu kim acaba, nasıl ulaşacak bize diye. Aklımda her türlü hikaye vardı. Aşk yoktu. Aşksız olur mu? Olmaz. Ama klasiklerden bir şey okurken aşk hikayeleri düşünmüyorum.

Tahmin ettiğiniz gibi aşk hikayesiyle karşı karşıya kalıyorsunuz. Kambur, sağır ( kilise çanları yüzünden ) çok fazla çirkin Quasimodo, çingene, insanın aklını baştan çıkaracak kadar güzel olan Esmiralda`ya olan masumane aşkını konu alıyor. Bu aşkın içine Quasimodo büyüten keşiş de dahil olunca ortaya garip çelişkiler çıkıyor. Aslında Esmiralda, başkasını seviyordur ya bi de o var :) Quasimodo,sevdiği Esmiralda ve minnet borcu duyduğu keşiş arasında kalacaktır.

Hugo, Quasimodo`nun aşkının akabinde, din adına insanların duygularının sömürülmesi, iktidar, para, güç sahiplerinin merhametsizliği, devlet adamlarının kendi zamanları harcanmasın diye yaptıkları haksızlıkları bildiğiniz/ söze gerek kalmayan kalemiyle iğneliyor bir nevi.

Sonu adeta beni benden aldı. Böyle bir son olur mu ki? Kaç gün düşündüm acaba gerçek olay mı diye. O kadar sahici gelmişti bana.

Okuyun, okutun diyeceğim kitapların başında geleceğinden kuşkum yok.

Keyifli okumalar, sevgili 1000 kitap ailesi :)
Hangi aşk hikayesi Quasimodo’nun Esmeralda’ya aşık olması kadar saf, olanaksız, delice ve romantik olabilir ki?
Hem aşkı imkansızdı ve bu sebeple acı çekiyordu hem de bu aşk yüzünden merhametsizce katledilmişti.

İdam edilirken merhamet istemek yerine Esmeralda Esmeralda!...diye aşkına seslenen bir engellinin hikayesi. Ona ucube dedi, kalbi ucube olan merhametsizler.

Sadece aşık oldu diye kilise tarafından günahkar ilan edilen bir zangoç olduğuna mı üzülsem yoksa henüz bebek iken engelli diye annesi tarafından kilisenin kapısına koyduğuna mı üzülsem?
Baba diye sığındığı adamın onu sinsice idama sürüklemesine mi üzülsem yoksa idam edilirken bile güçlü bir umutla aşık olduğu kadına seslenişine mi üzülsem?

Belki de siz bir kitap tutkunu olarak benim sinema bağımlılığıma tepki vereceksiniz ama kitabı da okuyun filmini de seyredin.
Ama film beni kitaptan daha farklı yerlere götürdü, çocukluğumun unutulmaz filmleri arasındaki bu eser için yazara teşekkür ederim.

Saygılar...

Benzer kitaplar

  • Savaş ve Barış
    8.7/10 (605 Oy)626 beğeni2.435 okunma503 alıntı18.857 gösterim
  • Monte Cristo Kontu
    9.0/10 (804 Oy)748 beğeni2.623 okunma333 alıntı19.307 gösterim
  • Açlık
    8.4/10 (866 Oy)790 beğeni2.525 okunma413 alıntı29.445 gösterim
  • Beyaz Geceler
    8.4/10 (1.275 Oy)1.143 beğeni3.817 okunma784 alıntı25.286 gösterim
  • Kumarbaz
    8.2/10 (1.172 Oy)1.059 beğeni3.713 okunma723 alıntı23.458 gösterim
  • Babalar ve Oğullar
    8.1/10 (1.074 Oy)913 beğeni3.734 okunma811 alıntı26.446 gösterim
  • Anna Karenina
    8.7/10 (819 Oy)830 beğeni3.163 okunma936 alıntı25.313 gösterim
  • Diriliş
    8.7/10 (543 Oy)534 beğeni1.878 okunma393 alıntı13.663 gösterim
  • Budala
    8.4/10 (572 Oy)566 beğeni2.042 okunma662 alıntı18.851 gösterim
  • İnsancıklar
    8.2/10 (929 Oy)886 beğeni3.098 okunma1.039 alıntı20.056 gösterim
Notre Dame’ın Kamburu’yla yıllar önce 1997 yapımı filminde tanıştım. Kilise çanlarının üzerinde sallanan bu adamın çirkin, kambur ve ürkütücü olması yaşımın küçüklüğünü de hesaba katınca filmin devamını keyifle seyretmeme ve kitabına merak duymama engel olmuştu.

Normal koşullarda herhangi bir gösterimi izlemeden önce kitabının olup olmadığına bakan ve eğer kitabı varsa önceliği ona veren biri olarak ben, Notre Dame’ın Kamburu’na -filmin üzerimdeki olumsuz etkisinden yıllar sonra- 1998 müzikalinde yeniden rastladım. İlk önce “Belle” bölümüne vurulduktan sonra oturup müzikalin tamamını izledim. Abartmadan söylüyorum ki boş kaldığım zamanlarda bazen kısım kısım bazen de tamamını yeni baştan izlerken buldum kendimi ve bu müzikal beni tamamen kitabın kendisine çekti. Sonunu bilmeme rağmen merakla kitabına sarıldığım için bana bir ilk yaşatmış oldu. Bu yüzden incelememi iki kısım halinde yapmaya karar verdim. Kitabın kendisi ve onu en etkili şekilde izleyiciye yansıtmayı başaran Notre Dame de Paris 1998 Müzikali.

Romanın anlatım zamanı 1831 yılı fakat hikayenin başlama tarihi 6 Ocak 1482. Kilise zangocu Qasimodo’nun papalar kralı seçileceği “Büyük Salon” adlı bölüm birinci olmak üzere kitap toplam 11 bölümden oluşuyor. İlk bölümler, 11.yüzyıl da dahil olmak üzere anlatım yılına kadar geçen süre içinde Paris’in gelişimini, şehri oluşturan yapıların tarihi değişimlerini zihinde canlandırmaya yardımcı olmak amacıyla uzun ve detaylı betimlemeler şeklinde anlatılmış. Ve tabi ki hikayenin asıl kahramanı olan Notre Dame’ın geçmiş dönemlerinden kalan izlerine de dokunarak detaylı tasvirlerde bulunmuş yazar. Bir klasik eserin ağırlığını bu sayfalarda hissetmiş ve onlarca yapı ismi arasında kaybolmuş olsam da, tasvirleri gözümde canlandırmaya özen göstererek ilerlemeye çalıştım. Ortaçağ’dan Rönesans’a geçişte değişim gösteren mimarinin, onun yerine geçen matbaanın ve diğer sanatların aydınlatıcı bilgileri eşliğinde devam ediyor hikaye. Çoğu insan için –arkeoloji okumuş biri olarak tasvirlere çok alışkın olsam bile benim için de- sıkıcı olabilecek bu bölümlerin aslında bilgi deposu olduğunu söylememde yarar var.

Roman herkesin az çok bildiği gibi, kambur, çirkin, bir gözü görmeyen ve kulakları çaldığı çanlardan dolayı uzun zamandır duymayan Quasimodo ile onun manevi babalığını üstlenmiş, Quasimodo’nun kendisini sahibi olarak gördüğü başdiyakoz Claude Frollo’nun Çingene kızı Esmeralda’ya olan aşkları üzerinde yoğunlaşmış bir şekilde işliyor.

İki zıt rengi ifade edecek kadar farklı ve sevilmekten yoksun olan bu karakterlerin aşklarını yansıtma biçimi de bir o kadar ayrı. Dinle olduğu kadar edebiyatla, bilimle iç içe yaşayan, erdem ve ahlakı hayatının merkezine koymuş olan Frollo’nun Esmeralda’ya duyduğu aşk, bildiği tüm gerçekleri yerle bir eden, yıllarca bağlı olduğu inançlarını tuzla buz eden kocaman bir balyoz gibi. Küçüklüğünden bu yana hüzünlü, ağırbaşlı ve ciddi bu adam merhamet duygusuna sahip olduğu söylense de bir kadına duyabilecek aşktan ve sevgiden yoksun. Bu yüzden böyle bir kadına aşık olmak onun için yıllarca ördüğü duvarları kendi elleriyle yıkmak demek. İçinde duyduğu ateşle benliğini ve yetilerini yavaş yavaş kaybeden ama yine de bunun için direnen Frollo’nun Esmeralda’ya olan sevgisi kendine karşı verdiği bir savaşa döndüğü için nefretle iç içe geçmiş durumda olsa bile Esmeralda’ya bir din adamı olarak söylediği şu söz beni çok etkiledi: “Cehennemden geliyorsan, seninle oraya gelirim. Senin olduğun cehennem benim cennetimdir.”

-Frollo’nun yüreğinin çaresiz çırpınışları zehre dönüşmüş olsa bile kendisine, Esmeralda'nın kayıtsızca aşık olduğu yüzbaşı Phoebus karakterine, onun sevgisizliğine ve duyarsızlığına olduğu kadar nefret duyamadığımı da ekleyerek devam ediyorum.-

Quasimodo’nun Esmeralda’ya olan aşkı ise, çirkinliğinden dolayı yıllarca halk tarafından aşağılanmış, hor görülmüş, mutsuzluğun habercisi olarak bilinen bu adam için Esmeralda’nın hayran olduğu güzelliğine ve onun tek bir merhametine karşılık neler yapabileceğini gösteren ilahi bir sevgi. İçindeki şefkat, o yoğun sevgi bir annenin yavrusunu korumasındaki kadar içgüdüsel, buz gibi bir kalbi eritip sızlatacak kadar da masum. Olay örgüsü Frollo’nun üzerinde daha çok durmuş olsa da Esmeralda’nın kendisinden ürkmesinden dolayı onu sessiz bir nefes gibi koruyan Quasimodo’nun Esmeralda’yla olan diyaloglarını ve onun için yaptıklarını kitabın kalbinin attığı yerler olarak nitelemem mümkün. (Spoiler vermemek için Quasimodo'nun yüreğimi sızlattığı kısımlara değinmeden geçmek istiyorum.)

Esmeralda'nın Phoebus'e duyduğu aşk ise bir o kadar parçalıyor insanın içini. Hayatı boyunca bir insanın tek amaç için yaşadığını ve tek bir zevki olduğunu, onları da bir kişi için elleriyle parçalayacak duruma geldiğini düşünün. Ölümün karşısında dimdik durduğunu, ölüm kapısını çaldığında bile sevdiği insanın isminden başka bir şey düşünmeyen birini. Belki aşırıya kaçan ama bir o kadar saf, duru bir sevgi...

Ve geliyorum bana kitabı deli gibi arattıran, sıraya koyduğum tüm kitaplara siz biraz bekleyedurun dedirten o muhteşem müzikale. Müzikal, kitabın başlıklarının biraz harmanlanmış haliyle öz içeriğini oluşturan bir taslak. Kitabı okurken ve bitirdikten sonra olay kurgusunun altındaki paragraflar yerini buldu ve ortaya iki şaheser çıktı. Kitabı okurken betimlemelerin ağır geldiği noktalarda kitaptan önce müzikali izlemiş olmak yardımcı bir unsur oluyor bu durumda. O açıdan önce müzikali izlemenizi tavsiye edebilirim. Karakterler kitabı okumadan önce defalarca izlediğim için mi yoksa yerlerine çok yakıştıkları için midir bilmiyorum, ne Quasimodo’yu onu canlandıran Garou’dan daha çirkin, Frollo’yu da Daniel Lavoie’den daha kötü hayal edebildim. (Frollo’ya aşırı nefret duyamayışımın sebebi de bu olabilir:) ) Müzikalde bulunan her insanı kıskanmıştım ilk izlediğimde, o sahneyi kıyısından köşesinden izleyebilmek için neler vermezdim diye düşünmüştüm. Şimdi kitap bitti ve aynı duygunun iki katını hissediyorum. Hem kitabı okuyup hem de o atmosferi yaşayabilmiş olduğumu hayal etmek bile tüylerimi diken diken ediyor.

Kitabın ve müzikalin sonunda da gözyaşlarına boğulduğumu söylemeden geçemeyeceğim. Okumakta geç kaldığım için üzüldüğüm bu kitabı rafıma kaldırırken daha önce de vermiş olduğum müzikalin linkini buraya bırakıyorum.

*https://youtu.be/6ZDKSwfyGwM

Not: Videonun türkçe altyazılı hali telif hakkı nedeniyle kaldırıldığı için en sevdiğim kısımları parçalar halinde paylaşacağım.
*https://youtu.be/ef7JHsEtu44
*https://youtu.be/UjMybfa8NII
*https://youtu.be/Dcwfn1A1ixk
*https://youtu.be/mKr5QW7GDIg

Yaşadığım güzel duyguları gerçek yoğunluğunda yansıtmaya çalışırken umarım aynı duyguları yaşamanıza vesile olurum. Şimdiden keyifli okumalar ve izlemek isteyenlere iyi seyirler.
Bu kitap da aslinda kitaplığımdaki pek çok kitap gibi çok uzun süre sıranın kendisine gelmesini bekledi.
Hikayeyi aslında bilmeyenimiz yoktur. Uzun yıllardır pek çok çizgi film ve filme ilham olmuş hikayesi uzun zamandır müzikal olarak da izleyicileri ile karşı karşıya. Hele Son 10 yılımda yüzden fazla defa müzikali baştan sona dinlediğim ve her seferinde mest olduğumu düşünürsek... Sonuçta hikayeye fazlaca hakimdim ve dolayısıyla kitabı önceliklendirememiştim. Öte yandan da bu denli çok sevdiğim bir eseri orjinal halinde (Victor Hugo romanı) okumamış olmak da vicdanımı içten içe sızlatıyordu.
Velhasıl kelam, okudum.
(Sonrasında içerik hakkında detay bilgi bulunur)
Bu kitapla bir eserin nasıl klasik sayılabileceğini çok iyi anladım. Kitap aslında Fransa'daki güzeller güzeli çingene kızın etrafında geçmektedir. Ona aşık bir peder vardır, ancak bir din adamı olarak bir kadına yaklaşmaması gerkmektedir. Dolayısıyla aşık olduğu kadının kendisini dinden uzaklaştırdığını düşünerek ondan nefret eder. İlahi ve bedeni aşk arasında parçalanmış, kendini kaybetmiş bir adamdır. Bir diğer karakterimiz kilisenin zangocu çirkin Quasimodo'dur. Quasimodo'yu peder evlat edinmiş bakmış büyütmüştür ve Quasimodo ona adeta bir köpeğin sahibine sadık olduğu kadar sadıktır. Ve peder dışında ona merhamet göstermiş tek kişiye, Esmeralda'yı sever. Delice bir aşk değildir onunkisi, masum bir sevgi, en çirkinin en güzeli sevme hakkını sorgulatan acılıve lanetli bir sevgi... Bir de yakışıklı delikanlımız vardır, asker Phebus... Esmeralda'nın kalbini çalmak için yakışıklılığı dışında hiç bir meziyeti olmayan, hayatını soylu bir eşle birleştirmeden evvel Esmeralda'yla güzel bir gece geçirmek dışında hiç bir amacı olmayan biri...
Ancak bu aşk dörtgeni arasında verilmiş olan toplumsal eleştiriler, sanat ve dinin eleştirileri, genel algı çözümlemeleri... İşte bana en çok zevk veren de, bundan evvel izlediğim hiç bir görsel medyada olmayan bu kısımlar oldu.
Tek kelimeyle özletlemem gerekirse, mükemmeldi!
35 yıl sonra tekrar okumak bana çok iyi geldi.Tavsiyemdir, çok eskiden okumuş olduğunuz kitapları tekrar okuyunuz.Bunu yaptığınızda yepyeni bir kitap okumuş olacaksınız. Viktor Hugo'nun harika bir filnalle sonlandırdığı bu kitabı okuduğunuzda,son sayfayı bir türlü kapatıp kitabı kütüphanenize koyamıyorsunuz.Son cümlenin noktasına bakıp, dalıp gidiyorsunuz.
Sefiller kitabından hemen sonra okuduğum için kitabın içine girmekte biraz zorlandım. Tabi bunda kitabın etkisini de yok saymamak gerek. Aslında fena bir giriş değildi ama sonrasında mimari yapılar, tarih vs. konular biraz ağır ilerledi bundan dolayıda açıkcası biraz sıkıldım. Burada insanların tarihi yapılara nasıl zarar verdiğini eleştirel bir bakış açısıyla bize gayet güzel sunuyor. Hak vermemek mümkün değil. Vikipedi'de şöyle bir bilgi var
"19. yy başlarında Paris şehir planlamacıları Notre Dame Katedrali'nin bakımsızlığından ötürü katedrali yıktırmak istemişlerdir. Ünlü Fransız yazar Victor Hugo, halkın ilgisini buraya çekmek ve katedralin yenilenmesini sağlamak için Notre Dame'ın Kamburu adlı romanını yazmıştır. Roman, Notre Dame Katedrali'nin yenilenmesinde büyük rol oynamıştır." Yazarın mimariyi, tarihi nasıl da önemsediğinin kanıtıdır herhalde.

Yazar başlangıçta kahramanların hepsinin hayatları ile ilgili tek tek bilgiler veriyor. Sonrasında romanın geçtiği yerlerin tarihi yapısı, mimari yapısı hakkında bilgiler veriyor. Burada biraz sıkılabilirsiniz. Sonrasında ise bu kahramanların hayatlarını tek tek birbirleriyle kesiştirip harikulade bir eser ortaya çıkarmış.
Bu kadar saf bu temiz bir aşk görülmemiştir. Quasimodo Ah Quasimodo sen ne kadar temiz yüreklisin bir insan kimseyi böyle sevmemistir. Neden insan hep onu sevmeyene gider. Üzen herzaman neden değerlidir. Bir insan elde edemediği sevgi icin ne kadar acımasız olabilir? Gercekten beni derinden etkileyen bir hikayesi vardı. Notre Dame'nın Kamburu hep benim kahramanım olarak kalacak. Yarim insan olsada yüreği kocaman onun. Ben Esmeralda karakterini hiç sevmedim. Favorim Quasimodo'ydu. Belki gercek aşk orta çağda kaldı. Aşk temiz ve saf değil artık ama ben. Çancı başının aşkını hep temiz ve saf olarak hatırlayacağım.
Victor Hugo'nun en beğenilen romanlarından bir tanesi. Hüzünlü bir hikaye. Filmini izlediğimde de çok etkilenmiştim. Quasimodo, (kilise çancısı) romandaki baş kahramandır. Çingeneler tarafından katedrale bırakılan çirkin, kambur bir bebektir. Kilisenin papazı ona sahip çıkmış, kendi gözetiminde büyümesini sağlamıştır. Çirkin ama altın gibi kalbi olan, yürekli, mutsuz bir adamdır. Quasimodo ve güzeller güzeli Esmeralda'ya olan masum aşkını anlatan hüzünlü ve etkileyici bu romanı bazen gözyaşlarıyla okudum. Okurken aşkı ve acıyı yürekten hissedebiliyorsunuz. Ayrıca belirtmeliyim ki güzellik çok göreceli bir kavram. Bu romanda da çok iyi işlenmiş.
Klasikler hakkında söylenecek fazla bişey yoktur aslında ama Bu zamana kadar nasıl okumamışım dediğim bir kitap daha.. Her ne kadar yayınevi azizliğine uğramış olsam da bu durum kitabın kalitesini hiç etkilemedi bence. Tam anlamıyla bir şaheser. İnsanı ağlatan aşkı anlatan müthiş bir kitap.. Okumamış olanlar mutlaka okumalı.
3 kişi ve belki de 3 kurum. başdiyakoz oldukça kibirli, dinine bağlı! bir asker pheobus yakışıklı, çapkın, vurdumduymaz ve sin olarak da quasimodo belki de bu üçlüden en günahsızı. bu üç kişi sadece 3 kişi degil aslında tam bir ortaçağ romanı olan esere yedirilmiş üç fikir üç kurum. kilise asker ve edilgenler.kahramanlarımızın üçünün hayatta
bulusabilecekleri tek ortak nokta esmeralda
bu ele avuca sığmayan tüm münzevi hisleri yeniden hayata döndürecek kadar canli esmeralda. henüz 16 yaşındaki çingene kızı nitre dame'ın avlusunda dans ettikçe bu üç adamın hayatında onulmaz yaralar açılacak... din adamları içlerinde saklı tuttukları tutkuların hücrelerinin kapılarını aralayacak, standart bir yaşam, ün,para, şöhret ve yüklü miktarda drahoma hayalindeki askerler hayatlarının direksiyonunu tutan ellerini gevsetecek ve edilgen halk ilk defa başkaldıracak kendisini var eden değerlere. ve her daim olduğu gibi kazanan yine güç yine vurdumduymazlık ve korkaklık olacaktır. bu üç adamın ilki ve üçüncüsü yolları farklı olsa da bazen zalimlikle sinanan aşkları için mucadele edecekler. yikilmayı harap olmayı tüm unvanlarından unvanları yoksa hayatlarından vazgecmeyi göze alacaklar. kazanan kim mi olacak aşkı bulduğu anda ellerinin arasından kaçıran ancak tekrar elde etme konusunda hiçbir eylemde bulunmayan ve hayatın onun onune serdiği ihtişamlı yaşam uğruna bir insanı hem de hiç suçu yokken kayitsizligi ile ölüme gonderen asker....
Kadınların içgüdüleri erkeklerin zekasından daha çabuk harekete geçip tepki verir.
Çünkü çocuğunu kaybeden bir anne için yaşanan her yeni gün ilk gün gibidir. Bu acı hiç yaşlanmaz. Yas giysileri yıpranıp ağarsa da, yürek hep karanlıkta kalır.
İnsanın aç karnına yatması başlı başına bir dertti. Fakat bir insanın hem aç, hem geceyi nerede geçireceğini bilmemesi daha büyük bir dertti.
Victor Hugo
Sayfa 51 - kum saati yayınevi

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Notre Dame'ın Kamburu
Baskı tarihi:
Ocak 2016
Sayfa sayısı:
572
ISBN:
9786053320104
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Volkan Yalçıntoklu
Çeviri:
İsmet Birkan
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
"Quasimodo", Paskalya'dan sonraki ilk pazara verilen addır aslında. XX. yüzyıl Parisi'nde Notre-Dame Kilisesi'nin ön avlusundaki kerevete, kimsesiz bebekler bırakılırdı. Başrahip Frollo, böyle bir günde bulduğu sakat bebeği himayesine aldı ve ona Quasimodo adını verdi. Onu büyüttü ve zangoçluk işini verdi; ancak çanın sesi altın kalpli Quasimodo'nun giderek sağır olmasına yol açacaktı. Quasimodo, koruyucusu kabul ettiği Frollo'ya büyük bir sevgi ve bağlılık duyarak büyür. Oysa başrahip karanlık içdünyasına hapsolmuş, dizginleyemediği nefretinin pençesinde kıvranan biridir.

Hayatı, çanlar ve Notre-Dame Kilisesi'nden ibaret olan Quasimodo, güzeller güzeli çingene kızı Esmeralda'ya, ilk görüşte büyük bir aşkla vurulur. Ne var ki başrahibin gözü de Esmeralda'dadır. Esmeralda'nın dünyasındaysa Yüzbaşı Phoebus'ten başka hiç kimseye yer yoktur. Artık sevgi ile nefretin, iyilik ile kötülüğün kıyasıya mücadelesidir yaşanan.
Victor Hugo, olayları ince ince ördüğü Notre-Dame'ın Kamburu adlı ünlü eserinde, insan hayatında kaderin yerini de sorgulamış, kaleme alındığından bu yana birçok sanat eserine, özellikle de filmlere esin kaynağı olan muhteşem bir roman çıkarmıştır ortaya. 

Notre-Dame'ın Kamburu aynı zamanda Paris kentinin romanıdır. Hugo, şehrin o dönemini adım adım, duvar duvar, tarih tarih, o olağanüstü zengin diliyle anlatmış, Paris'in, diğer karakterlerden rol çalmasına yol açmıştır.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 2.461 okur

  • Belkıs Aslan
  • Ömer Karakaş
  • Dilan Türkan
  • Ezgi Can GEZER
  • Belgin Kılınç
  • Osman Sarı
  • Özlem Taşçı
  • Ayşegül Atalay
  • Veli Altinkaya
  • Seyda Coban

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.5
14-17 Yaş
%5.6
18-24 Yaş
%22.3
25-34 Yaş
%31.8
35-44 Yaş
%21.9
45-54 Yaş
%10.3
55-64 Yaş
%1.6
65+ Yaş
%2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%69.5
Erkek
%30.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%37.8 (245)
9
%22.5 (146)
8
%24.7 (160)
7
%9.1 (59)
6
%2.8 (18)
5
%1.5 (10)
4
%0.3 (2)
3
%0.3 (2)
2
%0.2 (1)
1
%0.8 (5)

Kitabın sıralamaları