·
Okunma
·
Beğeni
·
130771
Gösterim
Adı:
Notre Dame'ın Kamburu
Baskı tarihi:
Ocak 2016
Sayfa sayısı:
566
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053320104
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Notre-Dame de Paris
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
"Quasimodo", Paskalya'dan sonraki ilk pazara verilen addır aslında. XX. yüzyıl Parisi'nde Notre-Dame Kilisesi'nin ön avlusundaki kerevete, kimsesiz bebekler bırakılırdı. Başrahip Frollo, böyle bir günde bulduğu sakat bebeği himayesine aldı ve ona Quasimodo adını verdi. Onu büyüttü ve zangoçluk işini verdi; ancak çanın sesi altın kalpli Quasimodo'nun giderek sağır olmasına yol açacaktı. Quasimodo, koruyucusu kabul ettiği Frollo'ya büyük bir sevgi ve bağlılık duyarak büyür. Oysa başrahip karanlık içdünyasına hapsolmuş, dizginleyemediği nefretinin pençesinde kıvranan biridir.

Hayatı, çanlar ve Notre-Dame Kilisesi'nden ibaret olan Quasimodo, güzeller güzeli çingene kızı Esmeralda'ya, ilk görüşte büyük bir aşkla vurulur. Ne var ki başrahibin gözü de Esmeralda'dadır. Esmeralda'nın dünyasındaysa Yüzbaşı Phoebus'ten başka hiç kimseye yer yoktur. Artık sevgi ile nefretin, iyilik ile kötülüğün kıyasıya mücadelesidir yaşanan.
Victor Hugo, olayları ince ince ördüğü Notre-Dame'ın Kamburu adlı ünlü eserinde, insan hayatında kaderin yerini de sorgulamış, kaleme alındığından bu yana birçok sanat eserine, özellikle de filmlere esin kaynağı olan muhteşem bir roman çıkarmıştır ortaya. 

Notre-Dame'ın Kamburu aynı zamanda Paris kentinin romanıdır. Hugo, şehrin o dönemini adım adım, duvar duvar, tarih tarih, o olağanüstü zengin diliyle anlatmış, Paris'in, diğer karakterlerden rol çalmasına yol açmıştır.
(Tanıtım Bülteninden)
572 syf.
·Beğendi·9/10
Kaç zamandır harıl harıl bu kitab`ı arıyordum. Zar zor bulmuştum çok pahalıydı, kalınlığından dolayı. Aramayı durdurmuştum ki, geçen gün staj/ iş çıkışı ( keyfim pek yoktu ) sevdiğim kitapçıma uğradım. İçeri adımımı atdığım anda o koku beni mest etdi. Kitapların içinde dolaştım durdum, aniden gözüme ilişti. O kadar sevindim ki, bir dostuma rastlamışım gibi oldum. " Altun Kitaplar" diye bir yayınevi var bizde. O yayınevinin kitapları hem ucuz hem kitap seçimleri güzel oluyor. Aldım tabii, kaçırırmıyım :)

Kitab`ı okurken, bu kadar aradığımdan dolayı beklentim büyüktü. Neyle karşılaşacağımı hiç bilmiyordum. Notre Dame`nin Kanburu kim acaba, nasıl ulaşacak bize diye. Aklımda her türlü hikaye vardı. Aşk yoktu. Aşksız olur mu? Olmaz. Ama klasiklerden bir şey okurken aşk hikayeleri düşünmüyorum.

Tahmin ettiğiniz gibi aşk hikayesiyle karşı karşıya kalıyorsunuz. Kambur, sağır ( kilise çanları yüzünden ) çok fazla çirkin Quasimodo, çingene, insanın aklını baştan çıkaracak kadar güzel olan Esmiralda`ya olan masumane aşkını konu alıyor. Bu aşkın içine Quasimodo büyüten keşiş de dahil olunca ortaya garip çelişkiler çıkıyor. Aslında Esmiralda, başkasını seviyordur ya bi de o var :) Quasimodo,sevdiği Esmiralda ve minnet borcu duyduğu keşiş arasında kalacaktır.

Hugo, Quasimodo`nun aşkının akabinde, din adına insanların duygularının sömürülmesi, iktidar, para, güç sahiplerinin merhametsizliği, devlet adamlarının kendi zamanları harcanmasın diye yaptıkları haksızlıkları bildiğiniz/ söze gerek kalmayan kalemiyle iğneliyor bir nevi.

Sonu adeta beni benden aldı. Böyle bir son olur mu ki? Kaç gün düşündüm acaba gerçek olay mı diye. O kadar sahici gelmişti bana.

Okuyun, okutun diyeceğim kitapların başında geleceğinden kuşkum yok.

Keyifli okumalar, sevgili 1000 kitap ailesi :)
566 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Kitap bittiğinde ilk aklıma gelen; aşkın içinde merhamet olmalı, yoksa dünyanın en güzel duygusu, felakete ve en iğrenç sonuçlara neden olabilir. Aşıksan, aşkın kin ve nefret barındırmamali, bu duygulardan sıyrılan sevgi ve aşk duygusu dünyanın en güzel anlarını yaşatır sana, seni korur, kollar ve ısıtır. Sahipsiz bırakmaz. Sevdiği kişinin mutluluğu ile bile mutlu olur, ona zarar vermemek için, onu ürkütmemek için kendi mutluluğunu bir kenara bırakır. Aşk, zaten fedakarlık kendinden vazgeçmek değilmidir!.. Tabi bazı aşklar ise, kin ve nefret barındırır, bencillik üst düzeydedir. Benim olmuyorsan o zaman yaşamamalısın ve mutlu olmalılısın düşüncesi barındırır. Böyle bir aşkta felaket ve kötülük doğurur. İşte kitapta bu iki aşk ve sonuçları mükemmel bir şekilde işleniyor. Eyy aşk sen nelere kadirsin.!! Herkese keyifli okumalar. Her daim kitapla kalın.
537 syf.
·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
Yapmayacaktım. .
Yazmayacaktım ..
Bundan böyle kelimeler ile öldürmeyecektim kendimi.
Dayanamadım :))
" ’A N Á Γ K H "

#spoiler

"ÖLDÜR BENİ HUGO "

Buram buram klasik edebiyat kokusu çektim ya genzime, ben iflah olmam :)

Notre Dame azameti ve tariihi ile dünyaya meydan okuyan katedral ...
Romanın en gizli kahramanı o aslında ,bir insan ve canlı, nefes alan taşları ,Gargorye heykelleri ile bakışlarını Parisin üzerine dikmiş bir dev ..
1163 yılında yapımına başlanmış 1334 yılında bitirilmiş Gotik mimarinin en önemli örneği Notre Dame ..
Hugo'nun anlayışında "mimarinin" ve "matbaa' nın tam bir savaş alanı mevcut.. O, taşlara işlenmiş tarihin, kağıt sayfalara bu kadar kalıcı olarak dökülemeyeceğini savunuyor romanında .. bir yandan da şöyle söylüyor sevgili Hugo ..

"Öldükten sonra yaşamak istiyorsanız ya okunmaya değer şeyler yazın. .
.. yada yazılmaya değer şeyler yaşayın "

Romantik yazar Hugo ..
Ilk romanı_imiş "Notre Dame'nın kamburu" öyle sayfaları var ki "kalbe kurşun " döküyor resmen :))

"Bütün kadınlar ve onları seven erkeler için denmiş " bu hikaye için ..

Ben yine kötü karaktere "aşık " :)) namı_diğer Monseigneur Claude yani hain papaz :)) her ne kadar baş kahraman ,gönüllerin prensi ,vefakar,talihsiz adam Quasimodo olsa da ..bana göre "aşk " demek kara cüppeli baş diyakoz demek :)) onun kalbinden ne kelimeler okuttu bize Hugo

"Öl " diyor ..
"Madem benim değilsin ..

"Âlimim ama ilmi ayaklar altına alıyorum ..asilzadeyim ama adımı lekeliyorum; rahibim ama dua kitabını şehvet yastığı yapıyor, Tanrımın yüzüne tükürüyorum!
Bütün bunları senin için yapıyorum, büyücü! Senin cehennemine layık olmak için"

https://youtu.be/0hQCKkqmDlw
Kitabı okurken sürekli kafamdaki "iç ses" şarkısını da buraya bırakalım :))

Efendim ..
Tüm bu kelimeler çingene kızı Esmeralda uğruna nakış nakış işleniyor kitaba ..

Bir kadın iki aşık ..
Kadın bunu anlıyor mu "HAYIR"
__ çünkü o gösterişli bir savaş giysisine tamah etmiş, içi boş, sadece parlayan bir zırh ..
"Pöhhhhh " diyorum.
"Nefret ettim senden Ploebus ..bilesin .

Devamında ..
Esmeralda karakter olarak güzel ama lanetli :)) daha bebekken başlayan laneti ömrü boyunca peşini bırakmıyor , kitabı da merak edin diye spoiye girmek istemiyorum ama bir "patik" desem ip ucunu takip ederek karanlık ,münzevi kışın ateşsiz ve daima açlık olan bir zindana götürür bu iz sizi :)) gerisini okuyun :) tembellik etmeyin ..

Dip Not :)

13 ton ağırlığındaki "Emmanuel" çanı çaldığında ...

Jeanne D'arc ın yargılandığı. .
Napolyonun taç giydiği bu mekanı gezin ..

37 şapelde
75 dev sütunun önünde
9000 kişinin ibadet fısıltıları duyulurken ..

Beni de
Dumas
Zola
Ve Hugo'nun mahzenine "gömün" :)

"Iyi okumalar :)) klasiklerden keyif alın __

https://youtu.be/WV0jT1Do6NQ

Osipovasız olmazdı, eksik kalırdı : )

Ben şimdi keçi'mi beslemeye ve ona yeni numaralar öğretmeye gidiyorum :))
Aşkla kalın .. :)



.
572 syf.
·17 günde·Beğendi·10/10
Notre Dame’ın Kamburu’yla yıllar önce 1997 yapımı filminde tanıştım. Kilise çanlarının üzerinde sallanan bu adamın çirkin, kambur ve ürkütücü olması yaşımın küçüklüğünü de hesaba katınca filmin devamını keyifle seyretmeme ve kitabına merak duymama engel olmuştu.

Normal koşullarda herhangi bir gösterimi izlemeden önce kitabının olup olmadığına bakan ve eğer kitabı varsa önceliği ona veren biri olarak ben, Notre Dame’ın Kamburu’na -filmin üzerimdeki olumsuz etkisinden yıllar sonra- 1998 müzikalinde yeniden rastladım. İlk önce “Belle” bölümüne vurulduktan sonra oturup müzikalin tamamını izledim. Abartmadan söylüyorum ki boş kaldığım zamanlarda bazen kısım kısım bazen de tamamını yeni baştan izlerken buldum kendimi ve bu müzikal beni tamamen kitabın kendisine çekti. Sonunu bilmeme rağmen merakla kitabına sarıldığım için bana bir ilk yaşatmış oldu. Bu yüzden incelememi iki kısım halinde yapmaya karar verdim. Kitabın kendisi ve onu en etkili şekilde izleyiciye yansıtmayı başaran Notre Dame de Paris 1998 Müzikali.

Romanın anlatım zamanı 1831 yılı fakat hikayenin başlama tarihi 6 Ocak 1482. Kilise zangocu Qasimodo’nun papalar kralı seçileceği “Büyük Salon” adlı bölüm birinci olmak üzere kitap toplam 11 bölümden oluşuyor. İlk bölümler, 11.yüzyıl da dahil olmak üzere anlatım yılına kadar geçen süre içinde Paris’in gelişimini, şehri oluşturan yapıların tarihi değişimlerini zihinde canlandırmaya yardımcı olmak amacıyla uzun ve detaylı betimlemeler şeklinde anlatılmış. Ve tabi ki hikayenin asıl kahramanı olan Notre Dame’ın geçmiş dönemlerinden kalan izlerine de dokunarak detaylı tasvirlerde bulunmuş yazar. Bir klasik eserin ağırlığını bu sayfalarda hissetmiş ve onlarca yapı ismi arasında kaybolmuş olsam da, tasvirleri gözümde canlandırmaya özen göstererek ilerlemeye çalıştım. Ortaçağ’dan Rönesans’a geçişte değişim gösteren mimarinin, onun yerine geçen matbaanın ve diğer sanatların aydınlatıcı bilgileri eşliğinde devam ediyor hikaye. Çoğu insan için –arkeoloji okumuş biri olarak tasvirlere çok alışkın olsam bile benim için de- sıkıcı olabilecek bu bölümlerin aslında bilgi deposu olduğunu söylememde yarar var.

Roman herkesin az çok bildiği gibi, kambur, çirkin, bir gözü görmeyen ve kulakları çaldığı çanlardan dolayı uzun zamandır duymayan Quasimodo ile onun manevi babalığını üstlenmiş, Quasimodo’nun kendisini sahibi olarak gördüğü başdiyakoz Claude Frollo’nun Çingene kızı Esmeralda’ya olan aşkları üzerinde yoğunlaşmış bir şekilde işliyor.

İki zıt rengi ifade edecek kadar farklı ve sevilmekten yoksun olan bu karakterlerin aşklarını yansıtma biçimi de bir o kadar ayrı. Dinle olduğu kadar edebiyatla, bilimle iç içe yaşayan, erdem ve ahlakı hayatının merkezine koymuş olan Frollo’nun Esmeralda’ya duyduğu aşk, bildiği tüm gerçekleri yerle bir eden, yıllarca bağlı olduğu inançlarını tuzla buz eden kocaman bir balyoz gibi. Küçüklüğünden bu yana hüzünlü, ağırbaşlı ve ciddi bu adam merhamet duygusuna sahip olduğu söylense de bir kadına duyabilecek aşktan ve sevgiden yoksun. Bu yüzden böyle bir kadına aşık olmak onun için yıllarca ördüğü duvarları kendi elleriyle yıkmak demek. İçinde duyduğu ateşle benliğini ve yetilerini yavaş yavaş kaybeden ama yine de bunun için direnen Frollo’nun Esmeralda’ya olan sevgisi kendine karşı verdiği bir savaşa döndüğü için nefretle iç içe geçmiş durumda olsa bile Esmeralda’ya bir din adamı olarak söylediği şu söz beni çok etkiledi: “Cehennemden geliyorsan, seninle oraya gelirim. Senin olduğun cehennem benim cennetimdir.”

-Frollo’nun yüreğinin çaresiz çırpınışları zehre dönüşmüş olsa bile kendisine, Esmeralda'nın kayıtsızca aşık olduğu yüzbaşı Phoebus karakterine, onun sevgisizliğine ve duyarsızlığına olduğu kadar nefret duyamadığımı da ekleyerek devam ediyorum.-

Quasimodo’nun Esmeralda’ya olan aşkı ise, çirkinliğinden dolayı yıllarca halk tarafından aşağılanmış, hor görülmüş, mutsuzluğun habercisi olarak bilinen bu adam için Esmeralda’nın hayran olduğu güzelliğine ve onun tek bir merhametine karşılık neler yapabileceğini gösteren ilahi bir sevgi. İçindeki şefkat, o yoğun sevgi bir annenin yavrusunu korumasındaki kadar içgüdüsel, buz gibi bir kalbi eritip sızlatacak kadar da masum. Olay örgüsü Frollo’nun üzerinde daha çok durmuş olsa da Esmeralda’nın kendisinden ürkmesinden dolayı onu sessiz bir nefes gibi koruyan Quasimodo’nun Esmeralda’yla olan diyaloglarını ve onun için yaptıklarını kitabın kalbinin attığı yerler olarak nitelemem mümkün. (Spoiler vermemek için Quasimodo'nun yüreğimi sızlattığı kısımlara değinmeden geçmek istiyorum.)

Esmeralda'nın Phoebus'e duyduğu aşk ise bir o kadar parçalıyor insanın içini. Hayatı boyunca bir insanın tek amaç için yaşadığını ve tek bir zevki olduğunu, onları da bir kişi için elleriyle parçalayacak duruma geldiğini düşünün. Ölümün karşısında dimdik durduğunu, ölüm kapısını çaldığında bile sevdiği insanın isminden başka bir şey düşünmeyen birini. Belki aşırıya kaçan ama bir o kadar saf, duru bir sevgi...

Ve geliyorum bana kitabı deli gibi arattıran, sıraya koyduğum tüm kitaplara siz biraz bekleyedurun dedirten o muhteşem müzikale. Müzikal, kitabın başlıklarının biraz harmanlanmış haliyle öz içeriğini oluşturan bir taslak. Kitabı okurken ve bitirdikten sonra olay kurgusunun altındaki paragraflar yerini buldu ve ortaya iki şaheser çıktı. Kitabı okurken betimlemelerin ağır geldiği noktalarda kitaptan önce müzikali izlemiş olmak yardımcı bir unsur oluyor bu durumda. O açıdan önce müzikali izlemenizi tavsiye edebilirim. Karakterler kitabı okumadan önce defalarca izlediğim için mi yoksa yerlerine çok yakıştıkları için midir bilmiyorum, ne Quasimodo’yu onu canlandıran Garou’dan daha çirkin, Frollo’yu da Daniel Lavoie’den daha kötü hayal edebildim. (Frollo’ya aşırı nefret duyamayışımın sebebi de bu olabilir:) ) Müzikalde bulunan her insanı kıskanmıştım ilk izlediğimde, o sahneyi kıyısından köşesinden izleyebilmek için neler vermezdim diye düşünmüştüm. Şimdi kitap bitti ve aynı duygunun iki katını hissediyorum. Hem kitabı okuyup hem de o atmosferi yaşayabilmiş olduğumu hayal etmek bile tüylerimi diken diken ediyor.

Kitabın ve müzikalin sonunda da gözyaşlarına boğulduğumu söylemeden geçemeyeceğim. Okumakta geç kaldığım için üzüldüğüm bu kitabı rafıma kaldırırken daha önce de vermiş olduğum müzikalin linkini buraya bırakıyorum.

*https://youtu.be/6ZDKSwfyGwM

Not: Videonun türkçe altyazılı hali telif hakkı nedeniyle kaldırıldığı için en sevdiğim kısımları parçalar halinde paylaşacağım.
*https://youtu.be/ef7JHsEtu44
*https://youtu.be/UjMybfa8NII
*https://youtu.be/Dcwfn1A1ixk
*https://youtu.be/mKr5QW7GDIg

Yaşadığım güzel duyguları gerçek yoğunluğunda yansıtmaya çalışırken umarım aynı duyguları yaşamanıza vesile olurum. Şimdiden keyifli okumalar ve izlemek isteyenlere iyi seyirler.
572 syf.
Kitap çok çirkin, engelli ve kambur olan kilisenin zangocu ile Fransa' nın dini lideri Claude' nin çingene kızı Esmeralda' ya olan aşkını anlatıyor. Ama Esmeralda yüzbaşını seviyordur. Bu üç aşk etrafında dönen ve hayatı altüst olan saf bir kızla fedakar, sadık, kambur bir zangocun ağlatan, etkileyici hikayesi. Çokta yoruma gerek yok aslında yine muhteşem bir dünya klasiği ve her yazdığı efsane olan Victor Hugo...

Şuraya da bıkmadan, keyifle izlediğim müzikalini bırakayım: https://youtu.be/wBqVnINivGI
566 syf.
Efsanevi Hugo klasiklerinden biriyle incelememe başlayacağım. Bu ay ve geçen ay Hugo okumaya karar vermiştim. Notre Dame’ın Kamburu da okuyacaklarım arasındaydı. Hugo sevdiğim romantik yazarlardan biri. Bütün romantikler gibi halk kültüründen oldukça bahsetmiş eserinde. Hugo klasikleri ne kadar sevmese de ben onları da seviyorum.

Kitabın olay örgüsü adından da anlaşılacağı gibi; Notre Dame Katedrali’nde geçiyor. Paris’i bir bölüm olarak yer vermiş Hugo. Katedralin iç ve dış mimarisini oldukça iyi betimlemiş. Katedrali betimlemesinin de tabii ki bir nedeni var. 19.yüzyılda katedralin bakımsız olmasından dolayı yıkılması istenmiş, Hugo da halkın dikkatini buraya çekmek amaçlı bu eseri yazmış. Bu roman sayesinde de katedral yenilenmiş. Paris insanını ve Paris’i çok yerinde anlatmış olması beni etkileyen bölümlerdendi.

Karakterler ise oldukça ilginç seçilmiş. Kambur, çirkin, sağır birini betimlerken gözümde canlanan bir canavardı sanki. Yüzbaşını yakışıklı, çekici, kendine güvenen biri olarak betimlemesi de iki zıt karakteri bize sunuyor. Çok güzel olan bir çingene ama ucube.

Romandaki iç çatışmalar ise düşündürücü nitelikte; ucube- güzel, dindar-güzel, çirkin- iyi kalpli, güzel- kötü huylu... Kambur, iyiliği temsil ederken, rahip(dindar) ise kötülüğü temsil ediyor. Rahibin bakir kalması gerekirken, bir yozlaşma ile cenneti değil seninle cehennemi istiyorum demesi şeytani bir ruh taşıdığını gösteriyor. Bunu da aslında şu cümle ile anlıyoruz;

“Bilginken, bilimi ayaklar altında çiğniyorum; asilken, adımı mahvediyorum; rahipken, dua kitabını bir kösnü yastığı yapıyorum. Ama yine de sen Esmeralda beni hala sevmiyorsun.”

Burada rahibin Esmeralda’ya olan bağlılığı aşk mı yoksa sevgi mi yoksa bir saplantı mı? Benim fikrim saplantı yönünde; rahip eğer Esmeralda’ya aşık olsaydı ona kötülük yapamazdı, aşk kötülüğü düşündürmez çünkü, Kambur’un aşkı saf ve temizdi çünkü kendini bile feda edebilecek kadar seviyordu. Buradan da anlaşılacağı gibi çirkin olan, kötü huylu ya da ahlaklı olamaz. Dindar olan biri her zaman için ahlaklı değildir.

Hugo’nun güldürücü bir üslubunun olması ve bunu eserlerine de yansıtması hoşuma giden detaylar arasında yer alıyor. Mahkemede kamburun yargılanırken, hakimin de tıpkı kambur gibi sağır olması ve komik bir trajedi şeklinde bu konuşmaların geçmesi hoşuma giden bir bölümdü. Burada Hugo acaba sağırlık motifi ile topluma bir eleştiri mi sunmuştu yoksa güldürü amaçlı mı bu motife yer verdi o konuda tam bir fikre sahip değilim.

Aynı zamanda toplumun yapısını, sınıf ayrılıklarını, yoksulları ve zenginleri,var olduğu sanılan bir adaletsizliği çok güzel eleştirmiş.
Hugo bu eseri yaklaşık 6 aylık bir zaman diliminde oluşturmuş. Yazılacak çok şey var ama spoiler vermek istemiyorum sevgili okurlar. O yüzden okuyun ve üzerine konuşalım :)

Şimdiden keyifli okumalar...
572 syf.
·9 günde·Beğendi·7/10
35 yıl sonra tekrar okumak bana çok iyi geldi.Tavsiyemdir, çok eskiden okumuş olduğunuz kitapları tekrar okuyunuz.Bunu yaptığınızda yepyeni bir kitap okumuş olacaksınız. Viktor Hugo'nun harika bir filnalle sonlandırdığı bu kitabı okuduğunuzda,son sayfayı bir türlü kapatıp kitabı kütüphanenize koyamıyorsunuz.Son cümlenin noktasına bakıp, dalıp gidiyorsunuz.
566 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Kitabı okuduğuma göre artık filminide izleyebilirim.
Çirkin Quasimodo ve çingene güzeli Esmeralda arasında bir dram.
Çok beğenerek okudum.
Yazar Notre Dame'ın ve Paris'in mimarisini uzun uzun en ince ayrıntısına kadar betimlemiş, okurken o bölümlerde biraz sıkıldığımı söyleyebilirim.
Notre Dame'ın zangocu Quasimodo; kambur, çirkin bir insandır. Görüntüsünün altında altın gibi gibi bir kalbi vardır.
Başdiyakoz Claude Frollo; Quasimodo'nun manevi babalığını üstlenmiş kötü kalpli bir insandır. Esmeralda'ya gönlünü kaptırmış, onu elde edemeyincede yok etmek için elinden geleni yapar.
Esmeralda; çok güzel bir çingene kızıdır. Annesini bulduğu bölümde çok etkileyiciydi.
Kitap herkesin okuması gereken güzel bir eser. Hele ki Qusimodo' nun kayboluşundaki gerçeği öğrendiğimde çok etkilendim.
596 syf.
·3 günde·8/10
Notre Dame'ın Kamburu yeşilçam filmlerinde bile karşıma çıkan, küçüklükten beri merak ettiğim bir karakterdi. Farklıya, dışlanmışa olan ilgim kendimi bildim bileli vardı. Edip Cansever'in
"Biz
Aykırıya,
Ayrıntıya,
Ayrıksıya,
Azınlığa tutkunuz." dizelerini de çok severim.

Quasimodo'ya sırf farklı oluşu sebebiyle sadece çanlarının olduğu, onlarla konuştuğu başka bir dünya kurdurtan insan kötülüğü, günümüzde de devam etmiyor mu? Otizmli çocuğu, kendi çocuğunun olduğu okuldan attırmak isteyen velilerle Quasimodo'yu dışlayanlar arasında benzerlik yok mu?

Quasimodo'nun çirkinliğiyle aşkını ürkütmemek için onun gözüne görünmemeye çalışması, mutlu olsun diye kızın aşık olduğu erkeği kendi elleriyle kıza getirmeyi teklif etmesi, kızın nefretini göze alarak; bu erkeğin kıza çektireceği acıdan bile kızı koruması, çirkin ama içindeki çiçekleri koruyan vazoyla aşkını anlatmaya çalışması, aşkı ve taptığı efendisi arasındaki çatışmaları Quasimodo'yu okuduğum en ince ruhlu karakterlerden biri yaptı. (Bkz. #71830955 #71831096 )

Yas zindanlarının olması, insanın yaşarken kendi isteğiyle kendini mezara sokacak kadar acısını hayat gayesi haline getirmesi, toplumun buna kayıtsızlığı ise üzerinde en çok düşündüğüm satırlardandı. İnsanların böylesi bir acı çekişe şahit olması, önünden yürüyerek geçip gitmesinin normalleşmesi bana oldukça tanıdık geldi. Günümüzde de tıpkı böyle geçip gitmiyor muyuz? Kitaptaki en sevdiğim alıntılardan biri bu bölümle ilgili: #71622119

-SPOILER Rahip, aşkının imkansızlığını, biz hayat üzerine planlar yaparken onun karşımıza bambaşka olaylar çıkarmasını oldukça vurucu cümlelerle anlatsa da (bkz. #71717473 #71742352
#71744484 ) onun yaşadığının toksik bir aşk olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Esmeralda'ya sahip olmayacaksa kimsenin ona sahip olmamasını istemesi, kız idam sehpasına yürürken bile giydirttikleri beyaz elbise yüzünden başkalarının kızın vücudunu görmüş olduğunu düşünmesi bana patolojik kıskançlıktan, hastalıklı bir bilişten başka bir şey düşündürtmedi. SPOILER-

Ara sıra sayfalarını tekrar karıştıracağım, aklıma geldikçe iç sızlamasıyla gülümseyerek anımsayacağım bir kitap Notre Dame de Paris.
566 syf.
·9 günde·8/10
Victor Hugo öyle bir roman yazmış ki, aradan geçen iki yüzyıl içinde değerini ve anlamını hiç yitirmemiş. Birçok meseleye değinmiş bu romanda Victor Hugo. Dönemindeki sosyal ve toplumsal bozukluklardan tutun da, müthiş bir aşk kurgusuna kadar. Buyrun başlayalım.

Roman 1482 yılında, ortaçağ Fransa'sında geçiyor. Victor Hugo'nun ilk romanı. İlk kez 1831 yılında yayımlanmış. Haliyle hemen yasaklanmış. Nereye sorsanız, kime anlattırsanız size bu romanın bir aşk hikayesi olduğunu söyleyecek. Ama bu hikaye bence romanın ikincil konusu.

Peki ne anlatıyor bu kıtapta Hugo. dönem ortaçağ avrupası. Paris'i. Hatta notre Dame'ı Katolik kiliselerinin insanların boynuna giyotin gibi yerleştiği yıllar. Gerçi o dönem giyotin yok.Sonradan peydah oluyor giyotin. Astığı astık, kestiği kestik. Dolayısıyla rahipler de birer cellat. Ana konu ,ruhban sınıfının eleştirisi. Ruhban sınıfı, ortaçağ avrupasında halkın üstüne öyle bir çökmüşler ki, kimsenin takati kalmamış. Ekonomik ve dini yönden tam bir elegeçirilmişlik sözkonusu. Eleştiriye tahammülleri yok, özgür düşünceye hiç yok. Halk sürü, ruhban sınıfı çoban. Güt güdebildiğin kadar.Victor Hugo da bu yozlaşmışlığı mukemmel işlemiş kendine has tarzıyla.

Peki, bu sınıf en çok neden çekinir? Özgürlükten, serbest düşünceden, Eleştiriden. Peki,bunlar avrupada oldu mu? Oldu. Yazara göre, Gütenberg'in matbaayı icadı, düşüncenin yayılması, insanların güdüldüklerinin farkına varması, birlikte düşünerek doğrunun bulunması açısından tarihin en önemli icadı. Sonrasında reform ve rönesans. Ama başlangıç matbaa. Şöyle diyor. 'Ruhban sınıfının yeni bir buluş olan matbaa karşısındaki korkusunu, din adamının Gutenberg'in ışıklar saçan baskı makinesi paniğini ve göz kamaşmasını yansıtıyordu.' Son noktayı koyuyor. 'Bu gelişme bir gücün yerini diğerinin alacağı, basının kiliseyi öldüreceği anlamına geliyordu.' Tarihin en önemli icadı matbaamı bilmem ama, ortacağ avrupasının en buyuk sorununa merhem olduğu kesin.

Pek tabiki Hugo'nun eleştirilerinden krallık ve kral da nasibini alıyor. Kralın halka vermekten çok almakta olduğu ve çok gaddar biri olduğunu söylüyor. Diyor ki, 'Kral bir eliyle alıyor, bir eliyle asıyor.' Daha ne desin? Tabii ki, burda , kilise ve monarşinin birlikte hareket ettiğini, birbirlerinden destek aldığını ve verdiğini anlıyoruz.

Bir diğer eleştiri konusu adalet sistemi. ülkede adaletten söz edilemeyeceğini, yargıçların kral ve kilisenin değirmenine su taşıdığı çok sert bir şekilde eleştiriliyor. Bir ülkede adlet yoksa, hiçbir şey yoktur. Adı yetmez.

Romanın giriş bölümü, çok güzel bir Paris gezintisi içeriyor. Hugo bizi sokak sokak, cadde cadde Paris'i gezdiriyor. Her köşesine sokuyor okuru. Bu bölümde itiraf edyim sıkıldım. Öyle ya paris'te de doğmadık ki...

Gelelim romanın mekanına. Notre dame katedrali. Avrupanın en haşmetli yapılarından biri. Geçen yıl çıkan yangın nedeniyle hatıralarımıza kazınmıştı. Aşinayız adına. İşte bu kilise de kule kule, oda oda, çan çan betimlenmiş. Mimarisi hakkında detaylı bilgiler verilmiş.

Ve kurgu... Bir aşk hikayesi. Bir çingene kızı.Esmeralda. Ona aşik kilisenin zangocu. Quasimido. Hain papaz. Frollo. güzel bir kurgu, güzel bir anlatım.

Victor Hugo dönemimizin yazarı olsaydı, eminim çok kazanırdı. Bu kitaptan en az beş kitap çıkar emin olun. ama tek kitapta, müthiş bir görsellik.

Victor Hugo , eline sağlık...
566 syf.
·9 günde·9/10
Evet, bir klasik okumanın daha sonuna geldik. Dünyanın düz olduğunun düşünüldüğü, kilisenin dogmatik inançlarla sarmalandığı, matbaanın büyük bir günah olarak kabul görülüp tek bir sayfa eserin basılmadığı ortaçağın karanlık dünyasında geçen bir eser Notre Dame’ın Kamburu.

Bir katedral ve katedral etrafında gelişen olayları konu alan roman ilk yayımlandığı dönem büyük bir ses getirmiş, hatta Balzac gibi ustalar tarafından ciddi eleştirilere maruz kalmış. Öyle ki 19. Yüzyılda harabeye dönen ve yıkılmak istenen katedral,eserin gördüğü ilgiden sonra yenilenmesi kararı alınmış ve günümüzdeki görüntüsüne ulaşmış.
Eser, ilk olarak Notre Dame de Paris adıyla basılsa da zangoç Quasimodo o kadar sevilmiş ki kitabın sonraki baskılarında eser, “Notre Dame’in Kamburu” adını almış.
Eserin adı bizi yanıltmasın. Yukarıda da dediğim gibi kurgusal bir zemin üzerinden dönemin Ortaçağ Fransa’sına ışık tutulmuş.
Kitapta, güzelliği dillere destan Çingene kızı Esmeralda ile ona aşık dört erkek; Quasimodo, Frollo, Phoebus ve Groingere’un aşkı ve bu aşkın yol açtığı sonuçlar yer alır.

Quasimodo halkı, Frollo,ruhani sınıfı, Phoebus askeriyeyi, Groingere ise ortaçağ döneminin sanat anlayışını yansıtır.

Rahip Frollo’nun dünyevi ihtiraslar ile kilise öğretileri arasında yaşadığı gel gitler, çaresiz çırpınışları,elde edemedikleriyle beraber içinden çıkan kötülük düşüncesi insan tanımı olarak karşıma çıktı.Eserin benim icin en çarpıcı karakteriydi kesinlikle.
Victor Hugo rahip üzerinden dönemin din ve kilise anlayışına ciddi eleştirilerde bulunmuş.

Quasimodo,kelime anlamı olarak tamamlanmamış eksik demek. Sahiden,kilisenin kapısına terk edilen bu çocuk tabiri caizse bir hilkat garibesidir. Gözünün üstünü örten et beni, hırıltılı ve anlaşılmaz çıkan sesi, korkunç görünüme sahip ağzı ve dişleri sırtındaki tümseğiyle tam bir canavar görünümündedir. Kitabın ve bundan sonra bir akım olarak ortaya çıkacak olan güzel- çirkin romantizminin de figürüdür.
Yönetici gücün acımasızlığı altında ezilmiş, hor görülmüş fakat tevekkül ve itaatini kaybetmemiş 15.yüzyıl yoksul Fransız halkının da bir temsilidir Quasimodo. Eserin sonraki bölümlerinde yaşadığı uyanış aslında Fransız Halkının uyanışıdır.
Quasimodo tüm fiziksel çirkinliğiyle “güzelliğin ve iyiliğin”Frollo ise kilise ve doğmalarıyla“çirkinliği ve kötülüğün” yansımasıdır.
Groingere korkaklığı ile ortaçağ sanat anlayışını; Proubus krala ve mutlak monarşiye itiatiyla dönemin siyasi ve askeri anlayışını temsil etmiş.
Onlarca çatışma arasında kurgusal bir unsur olarak ortaya çıkan aşk ve ortaya koyduğu sonuçlarla çok beğendiğim bir eser oldu. Klasikler,Dönemin dünyasını keşfetmemizi sağlıyor ve bolca okunmayı da hak ediyor. Son olarak kitabı okuyanlar için müzikalinin linkini de bırakıyorum. Keyifli okumalar...
https://youtu.be/9xzI9VLK_A0
408 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Yine Victor Hugo yine klasik farkı. Trajik bir aşk hikayesi aşkı anlatmak için süslü püslü cümlelere güzel narin bedenlere ihtiyaç olmadıgının en büyük kanıtı. Quasimodo ve onun acıyla dolu yaşamının getirisi acı hüzün dolu bir aşk. Tabiki o dönemin var ettiği toplumsal eşitsizliklere Victor Hugonun kaleminden eleştirileride görmek mümkün. Elbette tavsiye ediyorum okunmalı diye düşünüyorum...
~

Sizi sevdiğimi söylemek için dizlerinize kapanacak olsam; ayaklarınızı değil, çünkü istemezdiniz, ayaklarınızın altındaki toprağı öpecek olsam; çocuk gibi hıçkıra hıçkıra ağlasam; bağrımdan sözler değil kalbimi, çiğerimi söküp çıkarsam bile bunların hepsi boşuna olurdu, öyle mi ?
.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Notre Dame'ın Kamburu
Baskı tarihi:
Ocak 2016
Sayfa sayısı:
566
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053320104
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Notre-Dame de Paris
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
"Quasimodo", Paskalya'dan sonraki ilk pazara verilen addır aslında. XX. yüzyıl Parisi'nde Notre-Dame Kilisesi'nin ön avlusundaki kerevete, kimsesiz bebekler bırakılırdı. Başrahip Frollo, böyle bir günde bulduğu sakat bebeği himayesine aldı ve ona Quasimodo adını verdi. Onu büyüttü ve zangoçluk işini verdi; ancak çanın sesi altın kalpli Quasimodo'nun giderek sağır olmasına yol açacaktı. Quasimodo, koruyucusu kabul ettiği Frollo'ya büyük bir sevgi ve bağlılık duyarak büyür. Oysa başrahip karanlık içdünyasına hapsolmuş, dizginleyemediği nefretinin pençesinde kıvranan biridir.

Hayatı, çanlar ve Notre-Dame Kilisesi'nden ibaret olan Quasimodo, güzeller güzeli çingene kızı Esmeralda'ya, ilk görüşte büyük bir aşkla vurulur. Ne var ki başrahibin gözü de Esmeralda'dadır. Esmeralda'nın dünyasındaysa Yüzbaşı Phoebus'ten başka hiç kimseye yer yoktur. Artık sevgi ile nefretin, iyilik ile kötülüğün kıyasıya mücadelesidir yaşanan.
Victor Hugo, olayları ince ince ördüğü Notre-Dame'ın Kamburu adlı ünlü eserinde, insan hayatında kaderin yerini de sorgulamış, kaleme alındığından bu yana birçok sanat eserine, özellikle de filmlere esin kaynağı olan muhteşem bir roman çıkarmıştır ortaya. 

Notre-Dame'ın Kamburu aynı zamanda Paris kentinin romanıdır. Hugo, şehrin o dönemini adım adım, duvar duvar, tarih tarih, o olağanüstü zengin diliyle anlatmış, Paris'in, diğer karakterlerden rol çalmasına yol açmıştır.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 8.994 okur

  • Kübra ergüven
  • Nazlıcan Deniz
  • Ceren Karadurmuş
  • Elif Benek
  • Meltem Öztürk
  • Hasnks
  • Mehmet Toyran
  • Səfər Hüseynov
  • Özlem çınar
  • Fırat onur deniz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%10.6
14-17 Yaş
%4.8
18-24 Yaş
%23.8
25-34 Yaş
%32.2
35-44 Yaş
%18.7
45-54 Yaş
%6.1
55-64 Yaş
%1.1
65+ Yaş
%2.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%66.8
Erkek
%33.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%26.4 (649)
9
%19.2 (471)
8
%16.4 (404)
7
%6.2 (153)
6
%1.7 (41)
5
%0.9 (22)
4
%0.2 (6)
3
%0.2 (4)
2
%0 (1)
1
%0.2 (6)

Kitabın sıralamaları