Adı:
Notre Dame'ın Kamburu
Baskı tarihi:
Ocak 2016
Sayfa sayısı:
572
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053320104
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Notre-Dame de Paris
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
"Quasimodo", Paskalya'dan sonraki ilk pazara verilen addır aslında. XX. yüzyıl Parisi'nde Notre-Dame Kilisesi'nin ön avlusundaki kerevete, kimsesiz bebekler bırakılırdı. Başrahip Frollo, böyle bir günde bulduğu sakat bebeği himayesine aldı ve ona Quasimodo adını verdi. Onu büyüttü ve zangoçluk işini verdi; ancak çanın sesi altın kalpli Quasimodo'nun giderek sağır olmasına yol açacaktı. Quasimodo, koruyucusu kabul ettiği Frollo'ya büyük bir sevgi ve bağlılık duyarak büyür. Oysa başrahip karanlık içdünyasına hapsolmuş, dizginleyemediği nefretinin pençesinde kıvranan biridir.

Hayatı, çanlar ve Notre-Dame Kilisesi'nden ibaret olan Quasimodo, güzeller güzeli çingene kızı Esmeralda'ya, ilk görüşte büyük bir aşkla vurulur. Ne var ki başrahibin gözü de Esmeralda'dadır. Esmeralda'nın dünyasındaysa Yüzbaşı Phoebus'ten başka hiç kimseye yer yoktur. Artık sevgi ile nefretin, iyilik ile kötülüğün kıyasıya mücadelesidir yaşanan.
Victor Hugo, olayları ince ince ördüğü Notre-Dame'ın Kamburu adlı ünlü eserinde, insan hayatında kaderin yerini de sorgulamış, kaleme alındığından bu yana birçok sanat eserine, özellikle de filmlere esin kaynağı olan muhteşem bir roman çıkarmıştır ortaya. 

Notre-Dame'ın Kamburu aynı zamanda Paris kentinin romanıdır. Hugo, şehrin o dönemini adım adım, duvar duvar, tarih tarih, o olağanüstü zengin diliyle anlatmış, Paris'in, diğer karakterlerden rol çalmasına yol açmıştır.
(Tanıtım Bülteninden)
Kaç zamandır harıl harıl bu kitab`ı arıyordum. Zar zor bulmuştum çok pahalıydı, kalınlığından dolayı. Aramayı durdurmuştum ki, geçen gün staj/ iş çıkışı ( keyfim pek yoktu ) sevdiğim kitapçıma uğradım. İçeri adımımı atdığım anda o koku beni mest etdi. Kitapların içinde dolaştım durdum, aniden gözüme ilişti. O kadar sevindim ki, bir dostuma rastlamışım gibi oldum. " Altun Kitaplar" diye bir yayınevi var bizde. O yayınevinin kitapları hem ucuz hem kitap seçimleri güzel oluyor. Aldım tabii, kaçırırmıyım :)

Kitab`ı okurken, bu kadar aradığımdan dolayı beklentim büyüktü. Neyle karşılaşacağımı hiç bilmiyordum. Notre Dame`nin Kanburu kim acaba, nasıl ulaşacak bize diye. Aklımda her türlü hikaye vardı. Aşk yoktu. Aşksız olur mu? Olmaz. Ama klasiklerden bir şey okurken aşk hikayeleri düşünmüyorum.

Tahmin ettiğiniz gibi aşk hikayesiyle karşı karşıya kalıyorsunuz. Kambur, sağır ( kilise çanları yüzünden ) çok fazla çirkin Quasimodo, çingene, insanın aklını baştan çıkaracak kadar güzel olan Esmiralda`ya olan masumane aşkını konu alıyor. Bu aşkın içine Quasimodo büyüten keşiş de dahil olunca ortaya garip çelişkiler çıkıyor. Aslında Esmiralda, başkasını seviyordur ya bi de o var :) Quasimodo,sevdiği Esmiralda ve minnet borcu duyduğu keşiş arasında kalacaktır.

Hugo, Quasimodo`nun aşkının akabinde, din adına insanların duygularının sömürülmesi, iktidar, para, güç sahiplerinin merhametsizliği, devlet adamlarının kendi zamanları harcanmasın diye yaptıkları haksızlıkları bildiğiniz/ söze gerek kalmayan kalemiyle iğneliyor bir nevi.

Sonu adeta beni benden aldı. Böyle bir son olur mu ki? Kaç gün düşündüm acaba gerçek olay mı diye. O kadar sahici gelmişti bana.

Okuyun, okutun diyeceğim kitapların başında geleceğinden kuşkum yok.

Keyifli okumalar, sevgili 1000 kitap ailesi :)
Kitap çok çirkin, engelli ve kambur olan kilisenin zangocu ile Fransa' nın dini lideri Claude' nin çingene kızı Esmeralda' ya olan aşkını anlatıyor. Ama Esmeralda yüzbaşını seviyordur. Bu üç aşk etrafında dönen ve hayatı altüst olan saf bir kızla fedakar, sadık, kambur bir zangocun ağlatan, etkileyici hikayesi. Çokta yoruma gerek yok aslında yine muhteşem bir dünya klasiği ve her yazdığı efsane olan Victor Hugo...

Şuraya da bıkmadan, keyifle izlediğim müzikalini bırakayım: https://youtu.be/wBqVnINivGI
Notre Dame’ın Kamburu’yla yıllar önce 1997 yapımı filminde tanıştım. Kilise çanlarının üzerinde sallanan bu adamın çirkin, kambur ve ürkütücü olması yaşımın küçüklüğünü de hesaba katınca filmin devamını keyifle seyretmeme ve kitabına merak duymama engel olmuştu.

Normal koşullarda herhangi bir gösterimi izlemeden önce kitabının olup olmadığına bakan ve eğer kitabı varsa önceliği ona veren biri olarak ben, Notre Dame’ın Kamburu’na -filmin üzerimdeki olumsuz etkisinden yıllar sonra- 1998 müzikalinde yeniden rastladım. İlk önce “Belle” bölümüne vurulduktan sonra oturup müzikalin tamamını izledim. Abartmadan söylüyorum ki boş kaldığım zamanlarda bazen kısım kısım bazen de tamamını yeni baştan izlerken buldum kendimi ve bu müzikal beni tamamen kitabın kendisine çekti. Sonunu bilmeme rağmen merakla kitabına sarıldığım için bana bir ilk yaşatmış oldu. Bu yüzden incelememi iki kısım halinde yapmaya karar verdim. Kitabın kendisi ve onu en etkili şekilde izleyiciye yansıtmayı başaran Notre Dame de Paris 1998 Müzikali.

Romanın anlatım zamanı 1831 yılı fakat hikayenin başlama tarihi 6 Ocak 1482. Kilise zangocu Qasimodo’nun papalar kralı seçileceği “Büyük Salon” adlı bölüm birinci olmak üzere kitap toplam 11 bölümden oluşuyor. İlk bölümler, 11.yüzyıl da dahil olmak üzere anlatım yılına kadar geçen süre içinde Paris’in gelişimini, şehri oluşturan yapıların tarihi değişimlerini zihinde canlandırmaya yardımcı olmak amacıyla uzun ve detaylı betimlemeler şeklinde anlatılmış. Ve tabi ki hikayenin asıl kahramanı olan Notre Dame’ın geçmiş dönemlerinden kalan izlerine de dokunarak detaylı tasvirlerde bulunmuş yazar. Bir klasik eserin ağırlığını bu sayfalarda hissetmiş ve onlarca yapı ismi arasında kaybolmuş olsam da, tasvirleri gözümde canlandırmaya özen göstererek ilerlemeye çalıştım. Ortaçağ’dan Rönesans’a geçişte değişim gösteren mimarinin, onun yerine geçen matbaanın ve diğer sanatların aydınlatıcı bilgileri eşliğinde devam ediyor hikaye. Çoğu insan için –arkeoloji okumuş biri olarak tasvirlere çok alışkın olsam bile benim için de- sıkıcı olabilecek bu bölümlerin aslında bilgi deposu olduğunu söylememde yarar var.

Roman herkesin az çok bildiği gibi, kambur, çirkin, bir gözü görmeyen ve kulakları çaldığı çanlardan dolayı uzun zamandır duymayan Quasimodo ile onun manevi babalığını üstlenmiş, Quasimodo’nun kendisini sahibi olarak gördüğü başdiyakoz Claude Frollo’nun Çingene kızı Esmeralda’ya olan aşkları üzerinde yoğunlaşmış bir şekilde işliyor.

İki zıt rengi ifade edecek kadar farklı ve sevilmekten yoksun olan bu karakterlerin aşklarını yansıtma biçimi de bir o kadar ayrı. Dinle olduğu kadar edebiyatla, bilimle iç içe yaşayan, erdem ve ahlakı hayatının merkezine koymuş olan Frollo’nun Esmeralda’ya duyduğu aşk, bildiği tüm gerçekleri yerle bir eden, yıllarca bağlı olduğu inançlarını tuzla buz eden kocaman bir balyoz gibi. Küçüklüğünden bu yana hüzünlü, ağırbaşlı ve ciddi bu adam merhamet duygusuna sahip olduğu söylense de bir kadına duyabilecek aşktan ve sevgiden yoksun. Bu yüzden böyle bir kadına aşık olmak onun için yıllarca ördüğü duvarları kendi elleriyle yıkmak demek. İçinde duyduğu ateşle benliğini ve yetilerini yavaş yavaş kaybeden ama yine de bunun için direnen Frollo’nun Esmeralda’ya olan sevgisi kendine karşı verdiği bir savaşa döndüğü için nefretle iç içe geçmiş durumda olsa bile Esmeralda’ya bir din adamı olarak söylediği şu söz beni çok etkiledi: “Cehennemden geliyorsan, seninle oraya gelirim. Senin olduğun cehennem benim cennetimdir.”

-Frollo’nun yüreğinin çaresiz çırpınışları zehre dönüşmüş olsa bile kendisine, Esmeralda'nın kayıtsızca aşık olduğu yüzbaşı Phoebus karakterine, onun sevgisizliğine ve duyarsızlığına olduğu kadar nefret duyamadığımı da ekleyerek devam ediyorum.-

Quasimodo’nun Esmeralda’ya olan aşkı ise, çirkinliğinden dolayı yıllarca halk tarafından aşağılanmış, hor görülmüş, mutsuzluğun habercisi olarak bilinen bu adam için Esmeralda’nın hayran olduğu güzelliğine ve onun tek bir merhametine karşılık neler yapabileceğini gösteren ilahi bir sevgi. İçindeki şefkat, o yoğun sevgi bir annenin yavrusunu korumasındaki kadar içgüdüsel, buz gibi bir kalbi eritip sızlatacak kadar da masum. Olay örgüsü Frollo’nun üzerinde daha çok durmuş olsa da Esmeralda’nın kendisinden ürkmesinden dolayı onu sessiz bir nefes gibi koruyan Quasimodo’nun Esmeralda’yla olan diyaloglarını ve onun için yaptıklarını kitabın kalbinin attığı yerler olarak nitelemem mümkün. (Spoiler vermemek için Quasimodo'nun yüreğimi sızlattığı kısımlara değinmeden geçmek istiyorum.)

Esmeralda'nın Phoebus'e duyduğu aşk ise bir o kadar parçalıyor insanın içini. Hayatı boyunca bir insanın tek amaç için yaşadığını ve tek bir zevki olduğunu, onları da bir kişi için elleriyle parçalayacak duruma geldiğini düşünün. Ölümün karşısında dimdik durduğunu, ölüm kapısını çaldığında bile sevdiği insanın isminden başka bir şey düşünmeyen birini. Belki aşırıya kaçan ama bir o kadar saf, duru bir sevgi...

Ve geliyorum bana kitabı deli gibi arattıran, sıraya koyduğum tüm kitaplara siz biraz bekleyedurun dedirten o muhteşem müzikale. Müzikal, kitabın başlıklarının biraz harmanlanmış haliyle öz içeriğini oluşturan bir taslak. Kitabı okurken ve bitirdikten sonra olay kurgusunun altındaki paragraflar yerini buldu ve ortaya iki şaheser çıktı. Kitabı okurken betimlemelerin ağır geldiği noktalarda kitaptan önce müzikali izlemiş olmak yardımcı bir unsur oluyor bu durumda. O açıdan önce müzikali izlemenizi tavsiye edebilirim. Karakterler kitabı okumadan önce defalarca izlediğim için mi yoksa yerlerine çok yakıştıkları için midir bilmiyorum, ne Quasimodo’yu onu canlandıran Garou’dan daha çirkin, Frollo’yu da Daniel Lavoie’den daha kötü hayal edebildim. (Frollo’ya aşırı nefret duyamayışımın sebebi de bu olabilir:) ) Müzikalde bulunan her insanı kıskanmıştım ilk izlediğimde, o sahneyi kıyısından köşesinden izleyebilmek için neler vermezdim diye düşünmüştüm. Şimdi kitap bitti ve aynı duygunun iki katını hissediyorum. Hem kitabı okuyup hem de o atmosferi yaşayabilmiş olduğumu hayal etmek bile tüylerimi diken diken ediyor.

Kitabın ve müzikalin sonunda da gözyaşlarına boğulduğumu söylemeden geçemeyeceğim. Okumakta geç kaldığım için üzüldüğüm bu kitabı rafıma kaldırırken daha önce de vermiş olduğum müzikalin linkini buraya bırakıyorum.

*https://youtu.be/6ZDKSwfyGwM

Not: Videonun türkçe altyazılı hali telif hakkı nedeniyle kaldırıldığı için en sevdiğim kısımları parçalar halinde paylaşacağım.
*https://youtu.be/ef7JHsEtu44
*https://youtu.be/UjMybfa8NII
*https://youtu.be/Dcwfn1A1ixk
*https://youtu.be/mKr5QW7GDIg

Yaşadığım güzel duyguları gerçek yoğunluğunda yansıtmaya çalışırken umarım aynı duyguları yaşamanıza vesile olurum. Şimdiden keyifli okumalar ve izlemek isteyenlere iyi seyirler.
35 yıl sonra tekrar okumak bana çok iyi geldi.Tavsiyemdir, çok eskiden okumuş olduğunuz kitapları tekrar okuyunuz.Bunu yaptığınızda yepyeni bir kitap okumuş olacaksınız. Viktor Hugo'nun harika bir filnalle sonlandırdığı bu kitabı okuduğunuzda,son sayfayı bir türlü kapatıp kitabı kütüphanenize koyamıyorsunuz.Son cümlenin noktasına bakıp, dalıp gidiyorsunuz.
Bu kitap da aslinda kitaplığımdaki pek çok kitap gibi çok uzun süre sıranın kendisine gelmesini bekledi.
Hikayeyi aslında bilmeyenimiz yoktur. Uzun yıllardır pek çok çizgi film ve filme ilham olmuş hikayesi uzun zamandır müzikal olarak da izleyicileri ile karşı karşıya. Hele Son 10 yılımda yüzden fazla defa müzikali baştan sona dinlediğim ve her seferinde mest olduğumu düşünürsek... Sonuçta hikayeye fazlaca hakimdim ve dolayısıyla kitabı önceliklendirememiştim. Öte yandan da bu denli çok sevdiğim bir eseri orjinal halinde (Victor Hugo romanı) okumamış olmak da vicdanımı içten içe sızlatıyordu.
Velhasıl kelam, okudum.
(Sonrasında içerik hakkında detay bilgi bulunur)
Bu kitapla bir eserin nasıl klasik sayılabileceğini çok iyi anladım. Kitap aslında Fransa'daki güzeller güzeli çingene kızın etrafında geçmektedir. Ona aşık bir peder vardır, ancak bir din adamı olarak bir kadına yaklaşmaması gerkmektedir. Dolayısıyla aşık olduğu kadının kendisini dinden uzaklaştırdığını düşünerek ondan nefret eder. İlahi ve bedeni aşk arasında parçalanmış, kendini kaybetmiş bir adamdır. Bir diğer karakterimiz kilisenin zangocu çirkin Quasimodo'dur. Quasimodo'yu peder evlat edinmiş bakmış büyütmüştür ve Quasimodo ona adeta bir köpeğin sahibine sadık olduğu kadar sadıktır. Ve peder dışında ona merhamet göstermiş tek kişiye, Esmeralda'yı sever. Delice bir aşk değildir onunkisi, masum bir sevgi, en çirkinin en güzeli sevme hakkını sorgulatan acılıve lanetli bir sevgi... Bir de yakışıklı delikanlımız vardır, asker Phebus... Esmeralda'nın kalbini çalmak için yakışıklılığı dışında hiç bir meziyeti olmayan, hayatını soylu bir eşle birleştirmeden evvel Esmeralda'yla güzel bir gece geçirmek dışında hiç bir amacı olmayan biri...
Ancak bu aşk dörtgeni arasında verilmiş olan toplumsal eleştiriler, sanat ve dinin eleştirileri, genel algı çözümlemeleri... İşte bana en çok zevk veren de, bundan evvel izlediğim hiç bir görsel medyada olmayan bu kısımlar oldu.
Tek kelimeyle özletlemem gerekirse, mükemmeldi!
Yine Victor Hugo yine klasik farkı. Trajik bir aşk hikayesi aşkı anlatmak için süslü püslü cümlelere güzel narin bedenlere ihtiyaç olmadıgının en büyük kanıtı. Quasimodo ve onun acıyla dolu yaşamının getirisi acı hüzün dolu bir aşk. Tabiki o dönemin var ettiği toplumsal eşitsizliklere Victor Hugonun kaleminden eleştirileride görmek mümkün. Elbette tavsiye ediyorum okunmalı diye düşünüyorum...
Uzun zamandır okumayı düşündüğüm ancak hep ertelediğim bir kitaptı. Bin pişman oldum ertelediğime.
Kitabın beğenmediğim tek şeyi tarihi mekanları fazla uzun anlatması . Ancak öyle olmasının sebebi Victor Hugo’nun tarihi mekanlara zarar veren insanları eleştirmek istemesi.

Konusu şöyle : Frollo kilisenin papazıdır. Bir bebeği evlat edinir ama bebek çok çirkindir. Kambur ve kördür . Adına Quasimodo gününde doğduğu için Quasimodo adını verir. Quasimodo büyüdüğünde kilisenin ayak işleriyle birlikte zangoçluğunu da yapar. Ne yazık ki zangoçluk yaparken bir de sağır olur . Kusurları artar . İnsanlar da daha çok dalga geçer alay eder onunla. Yüzünü gördüklerinde iğrenirler. Birde Esmeralda’mız var . Dünyalar güzeli Esmeralda. Okurken yahu herkes de bu kıza mı aşık dedim Esmeralda bahtsız. Annesi yok. Boynunda ki muskayla annesine arıyor. Keçisi Djali ile dans eden bir çinge kızı. Ona aşık olan çok olsa da onun kalbinde sadece Phoebus vardır. Üç erkek arasında kalıyor biraz Esmeralda. Konumuzda kısaca üç erkek arasında kalan Esmeralda ve çevresinde gelişen olaylar . Trajik bir aşk öyküsü.
Canım Quasimodo. En çok onu sevdim . En sevdiğim bölüm Quasimodo ‘ nun ilk göz yaşının düştüğü bölümdü. Bu kadar saf bir sevgi... Çirkin görüntüsünün altında kalan o güzel kalbi...

Trajik bir hikaye . Bir çok müzikale tiyatro ve sinemaya uyarlanmış. Çizgifilmleri bile yapılmış. Spoiler verme korkusuna fazla uzatamadım okuyunuz.
Bu kadar saf bu temiz bir aşk görülmemiştir. Quasimodo Ah Quasimodo sen ne kadar temiz yüreklisin bir insan kimseyi böyle sevmemistir. Neden insan hep onu sevmeyene gider. Üzen herzaman neden değerlidir. Bir insan elde edemediği sevgi icin ne kadar acımasız olabilir? Gercekten beni derinden etkileyen bir hikayesi vardı. Notre Dame'nın Kamburu hep benim kahramanım olarak kalacak. Yarim insan olsada yüreği kocaman onun. Ben Esmeralda karakterini hiç sevmedim. Favorim Quasimodo'ydu. Belki gercek aşk orta çağda kaldı. Aşk temiz ve saf değil artık ama ben. Çancı başının aşkını hep temiz ve saf olarak hatırlayacağım.
insanların sınıflandırılmasının gereksizliğine ve yanlışlığına parmak basan, victor hugo' nun ünlü romanı, özründen dolayı kimsenin önüne engel konamayacağını ve bütün insanların dış görünüşü ne olursa olsun hayallerine korkmadan yürümesinin gerekliliğini anlatır.
Kitabı okumaya nasıl karar verdiğimi anlatmakla başlayayım. Aslında hikayeye yabancı değildim. Küçükken kitaptan uyarlama çizgi filmini izlemiştim. Sonra, geçenlerde YouTube’da şu videoya rastladım ve izlediğimi hatırlamış oldum:

https://youtu.be/-XB7aftz6zY

Müzikalin henüz parça parça izlemiş olsam da bu parçası,kesinlikle dinlediğim en iyi şeylerden biriydi. Ardından kitabı sipariş ettim ve okumaya başladım.

Nasıl bir okumaydı bu? Başlarda yorucu (öyle ki Paris’e gitmiş kadar oluyordunuz), zamanla açılan, kitaba karakterler girmeye başladıkça heyecanlanan, kimi zaman şaşkın, çoğu zaman aşk dolu, sayfaları hızla çevirme isteği uyandıran, buna rağmen sona gelmek istemediğim, şairane bir yolculuktu.

Ortada büyük bir aşk hikayesi vardı. Arka kapakta yazdığı gibi, ince ince örülmüş, özenle işlenmiş bir hikayeydi bu. Öyle ki hiçbir yerde durup bu olay da nereden çıktı gibi yorumlar yapamıyordunuz. Her şey tesadüfe yer bırakmayacak kadar sıkça, ilmek ilmek örülmüştü ki. Aynı zamanda hüzünlü de bir hikayeydi bu. Bir garip istisnayı saymazsak kavuşulmayan, karşılıksız sevgilerden kuruluydu. Birbirine kader denen ağla bağlanmış insanların duyduğu sevgiler.

Bir insanın başka bir insanın kaderi üzerine etkisi... Burada aklıma hep Dostoyevski’nin Budalası’ndan İppolit’in mektubu gelir. Hekime yardım etmesi, sonra mahkumlara ilgilenen adamın hikayesi ve en son bahsettiği kader meselesi... Beni kitapta en etkileyen bölümdü galiba. Victor Hugo da bu hikayesinde çok güzel işlemiş bu konuyu.

Bu kısım içerik bilgisi içerir, dikkat.
--
Birbirine ters kaderle doğmuş iki insan. Güzel Esmeralda’nın kaybolduğu gün, çirkin Quasimodo bulunuyor. Güzel çirkine içecek bir tas su veriyor. Bu belki de ona hayatı olarak geri dönüyor. Ne garip. Dıştan öylesine farklı olmalarına rağmen, pek benzeyen yüreklere ve kaderlere sahipler.

Ya Frollo? Onun da kaderini bu kadın değiştiyor. Kendi kendini yetiştirmiş, bir tuhaf rahip. Kendi karanlık dünyasında yaşayan bu rahibe, hayatını harap edecek tutkulu bir aşkın pençesine düşeceğini söyleseler, inanır mıydı acaba? Bir kadına tutsaklık derecesinde bağlanır, çaresizce onun sevgisini bekler miydi,önceden?

Peki Phobeus? Güneş. Quasimodo’nun kurtardığı hayatın sevgilisi ve belki de yok oluş sebebi. Esmeralda’nın onu sevdiği gibi sevebilseydi onu, belki güzel için mutlu biterdi hikaye, çirkin için tam tersi. Öyle de olur muydu ki?

İşte, olasılıklar olasılıklar. Her şey olabilir ve hiçbir şey olmayabilir. Hayatın ve tabii edebiyatın büyüsü burada sanırım.
---

Bu okuduğum hikaye tutkulu bir aşk hikayesini işlese de öncesinde deriin bir Paris anlatımı vardı. Paris’in sokakları, kiliseleri, Cite’si Üniversite’si, efendim kralları, 11. 14. Louis’leri, Charles’ları vs vs.. Dikkatli ve sabırlı bir okuyucu, ki maalesef o grupta olabildiğimi sanmıyorum, zamanın Paris’inde kaybolmadan yolculuk edebilecek kadar bilgi sahibi olurdu sanırım.

Zaman demişken, Victor Hugo’nun 15. yüzyılda geçen olayları böylesine güzel, görmüşçesine detaylı, kendinden emin tasavvur edebilmesi, yarım sayfa kaplayacak cümlelerle betimleyebilmesi, harika bir şey değil mi! Kitabı bitirdikten sonra, klasiklere başlama kitabım olduğu için bende özel bir yeri olan kısa versiyon Sefiller’in tam metnini yakın zamanda edinmem gerektiğini hissettim.

Söylemeden geçemeyeceğim son kısım ise Paris’i anlatırken bahsettiği mimari hakkında fikirlerdi. Matbaadan önce fikirlerin temel yayılma aracının mimari olduğundan, mimarinin çöküşünün matbaa ile başladığından bahsediyordu. İlgiyle okudum bu kısımları.

Ben bu kitabı çok beğendim ve okunmasını çokça tavsiye ediyor, iyi okumalar diliyorum : )
3 kişi ve belki de 3 kurum. başdiyakoz oldukça kibirli, dinine bağlı! bir asker pheobus yakışıklı, çapkın, vurdumduymaz ve sin olarak da quasimodo belki de bu üçlüden en günahsızı. bu üç kişi sadece 3 kişi degil aslında tam bir ortaçağ romanı olan esere yedirilmiş üç fikir üç kurum. kilise asker ve edilgenler.kahramanlarımızın üçünün hayatta
bulusabilecekleri tek ortak nokta esmeralda
bu ele avuca sığmayan tüm münzevi hisleri yeniden hayata döndürecek kadar canli esmeralda. henüz 16 yaşındaki çingene kızı nitre dame'ın avlusunda dans ettikçe bu üç adamın hayatında onulmaz yaralar açılacak... din adamları içlerinde saklı tuttukları tutkuların hücrelerinin kapılarını aralayacak, standart bir yaşam, ün,para, şöhret ve yüklü miktarda drahoma hayalindeki askerler hayatlarının direksiyonunu tutan ellerini gevsetecek ve edilgen halk ilk defa başkaldıracak kendisini var eden değerlere. ve her daim olduğu gibi kazanan yine güç yine vurdumduymazlık ve korkaklık olacaktır. bu üç adamın ilki ve üçüncüsü yolları farklı olsa da bazen zalimlikle sinanan aşkları için mucadele edecekler. yikilmayı harap olmayı tüm unvanlarından unvanları yoksa hayatlarından vazgecmeyi göze alacaklar. kazanan kim mi olacak aşkı bulduğu anda ellerinin arasından kaçıran ancak tekrar elde etme konusunda hiçbir eylemde bulunmayan ve hayatın onun onune serdiği ihtişamlı yaşam uğruna bir insanı hem de hiç suçu yokken kayitsizligi ile ölüme gonderen asker....
Çünkü çocuğunu kaybeden bir anne için yaşanan her yeni gün ilk gün gibidir. Bu acı hiç yaşlanmaz. Yas giysileri yıpranıp ağarsa da, yürek hep karanlıkta kalır.
İnsanın aç karnına yatması başlı başına bir dertti. Fakat bir insanın hem aç, hem geceyi nerede geçireceğini bilmemesi daha büyük bir dertti.
Victor Hugo
Sayfa 51 - kum saati yayınevi

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Notre Dame'ın Kamburu
Baskı tarihi:
Ocak 2016
Sayfa sayısı:
572
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053320104
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Notre-Dame de Paris
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
"Quasimodo", Paskalya'dan sonraki ilk pazara verilen addır aslında. XX. yüzyıl Parisi'nde Notre-Dame Kilisesi'nin ön avlusundaki kerevete, kimsesiz bebekler bırakılırdı. Başrahip Frollo, böyle bir günde bulduğu sakat bebeği himayesine aldı ve ona Quasimodo adını verdi. Onu büyüttü ve zangoçluk işini verdi; ancak çanın sesi altın kalpli Quasimodo'nun giderek sağır olmasına yol açacaktı. Quasimodo, koruyucusu kabul ettiği Frollo'ya büyük bir sevgi ve bağlılık duyarak büyür. Oysa başrahip karanlık içdünyasına hapsolmuş, dizginleyemediği nefretinin pençesinde kıvranan biridir.

Hayatı, çanlar ve Notre-Dame Kilisesi'nden ibaret olan Quasimodo, güzeller güzeli çingene kızı Esmeralda'ya, ilk görüşte büyük bir aşkla vurulur. Ne var ki başrahibin gözü de Esmeralda'dadır. Esmeralda'nın dünyasındaysa Yüzbaşı Phoebus'ten başka hiç kimseye yer yoktur. Artık sevgi ile nefretin, iyilik ile kötülüğün kıyasıya mücadelesidir yaşanan.
Victor Hugo, olayları ince ince ördüğü Notre-Dame'ın Kamburu adlı ünlü eserinde, insan hayatında kaderin yerini de sorgulamış, kaleme alındığından bu yana birçok sanat eserine, özellikle de filmlere esin kaynağı olan muhteşem bir roman çıkarmıştır ortaya. 

Notre-Dame'ın Kamburu aynı zamanda Paris kentinin romanıdır. Hugo, şehrin o dönemini adım adım, duvar duvar, tarih tarih, o olağanüstü zengin diliyle anlatmış, Paris'in, diğer karakterlerden rol çalmasına yol açmıştır.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 3.285 okur

  • Gamze Özdemir
  • qh_15
  • Yunus Emre Akbaba
  • hüsnü
  • Gürcan Soysal
  • Serdal ÇAĞLAK
  • Didem Çelik
  • Gizem Gülcan
  • özge m
  • Ezgi inci

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5
14-17 Yaş
%6.3
18-24 Yaş
%22.7
25-34 Yaş
%31.2
35-44 Yaş
%21.3
45-54 Yaş
%9.8
55-64 Yaş
%1.5
65+ Yaş
%2.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%69.5
Erkek
%30.5

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%35.3 (307)
9
%21.1 (184)
8
%22.5 (196)
7
%9.2 (80)
6
%2.6 (23)
5
%1.4 (12)
4
%0.2 (2)
3
%0.3 (3)
2
%0.1 (1)
1
%0.7 (6)

Kitabın sıralamaları