Adı:
Şato
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
384
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057948168
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Mahzen Yayıncılık
Genç bir kadastro memuru olan Bay K. Tepedeki Şato’nun Kontu tarafından çağrılır, karanlık gecede karlı kaplı köy yoluna ulaşır. Şato içerisinde diktatörce eğilimler gösteren, hiyerarşiye çok dikkat eden bürokrasi ona engeldir. Bay K. sürekli Şato’ya gitmeye çalışır ve her defasında, ya köylülerle ya da memurlarla karşı karşıya gelir. Bay K’nın amacı düzenin başında ki varlığa ulaşmaktır ama bu zor olacaktır. Çünkü çabanın kendisi bir engeldir.
360 syf.
·5 günde·8/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye edeceğim YouTube kanalımda Şato kitabını yorumladım: https://youtu.be/ClrNEe_Sswo

"Hiç durmadan sorunu hayırlı bir sonuca ulaştırmak için çabalıyorduk, ama sürekli olarak kaçıp kurtulmak istediğimiz meselenin içine daha fazla gömülüyorduk." Franz Kafka

Kaç haftadır bu kitaba inceleme yazabilmek için Kafkaesk bir hava renginin olmasını bekledim. Ulaşmak istediğim mekanla arama havanın rengini koydum, ne kadar koyuysa o kadar iyiydi.

Şato, yarım kalmış bir kitaptır. Dava kitabındaki olumsuz ve distopik hava yerine Şato nedense kitap boyunca sizi umut verici şekilde bir mekana ulaştırma güdüsü içerir. Düşünceler, insan ile bir mekana ulaşma amacı içerisinde ortada bu denklemin eşitliğe ulaşmasını sağlayan havanın rengini belirler. Ne kadar yakınlaşırsan o kadar uzaklaşırsın Şato'da, çünkü Kafka'nın mekanları insanlarla mekanlaşır ve Kafka'nın insanları ise mekanlarla insansılaşır. Böylece bulanık ve muğlak da olsa bir Kafka silüeti edinmiş oluruz. Yetmedi mi? Peki.

Dönüşüm kitabındaki id basamağını geçmiş, egosuyla sorgulamış fakat süperegosunda kısılı kalmış Gregor Samsa'nın, Dava kitabındaki id basamağını çok çetin yaşayan, ego basamağındaki sorgulamalarından sonra süperegoya geçmeye fırsatı kalmamış K.'nın aksine Şato kitabındaki K. id döngüsünden çıkamaz. Her zaman tutkuyla, azimle, şevkle otoriteye, şatonun heybetli mimarisine, kişi odaklı bir iktidara ulaşmayı çabalar. Fakat sanırım bu noktada Gotik mimariden bahsetmek gerekecek biraz.

Şato mimarisi denince Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Masal Şatosu yerine bu romanda akla sivri uçlu kuleleri, dominant renkler olan siyah, beyaz ve gri renkte tonları, göğe doğru yükselme hevesi gösteren bölümleri içeren bir Gotik mimari gelir. Bu sivri uçlar ve göğe doğru yükselme hevesi otoritenin heybetini, ihtişamını göstermek amacı içerisinde gelişir. Gotik mimaride binalar yatay yerine dikey yönde uzamak isterler. Aynı insanın karşısına dikilen otoritenin alt kesimden olan farkını ortaya koymak için onun üzerindeki ezici üstünlüğünü, görkemini ve ulaşılamazlığını göstermek isteyen bir yansıtış gibi değil mi? İnsanların ihtiyaçlarına ve sorunlarına, insan ölçülerinin proporsiyonlarına eğilen mimari Rönesans ve Barok zamanlarındadır, kanaatimce eserde insan sorunları üzerine düşünülen bir mimari ve roman yapısı olsaydı K. da bu "id" aşamasında sıkışmış kalmazdı diye düşünüyorum.

Bu roman 1926 yılında yazılmıştır, yani Gotik mimari dönemi asırlar öncesinde kalmıştır diyebiliriz. Yani roman ve içinde barındırdığı dönem itibariyle roman insanlarını anakronik diye tanımlarsak yanlış olmaz kanaatindeyim. Kafka, Şato'da bürokrasiler ve otoriteye ulaşma çıkmazları arasında aynı zamanda kimsenin de bu ulaşma yolu içerisinde yardımını alamadan kalmış insanın ne kadar çağa uymaz ve eskimiş olduğunu da göstermeye çalışmış olabilir.

Olabilir, düşünüyorum, yapabilir, edebilir, şöyle olabilir, böyle düşünülebilir. Bir ortamda Kafka konuşuluyorsa orada kesinlik belirten yargılar kullanmak tehlikelidir, bunun yerine sürekli olarak kaçıp kurtulmak istediğimiz meselenin içine daha fazla gömülmeyi tercih ediyorum.

*Ekstra ve kendi yaptığım bir tespit olarak şu an faşizm üzerine okumalar yaptığım kitapta faşizm hakkında "Liberalizm, muhafazakarlık ve sosyalizm 19. Yüzyıl'ın ideolojileriyken, faşizm 20. Yüzyıl'ın, bazılarının dediği üzere özel olarak da iki dünya savaşı arasının çocuğudur." diye bir kısım geçiyor. Ve bu kitap 1926 yılında yazılmış, ve bu tam olarak iki savaşın arasında yayınlanmış olduğunu gösterir! Durun birkaç şey daha söylemem gerek.

"Modern medeniyet insana daha çok özgürlük sağladı ama beraberinde de yalıtılmışlık ve güvensizlik tehlikesini de getirdi. Dolayısıyla, kriz dönemlerinde bireyler özgürlükten kaçıp, güvenliği tüm erki elinde bulunduran bir LİDERE veya bir TOTALİTER DEVLETe boyun eğmekte arayabilmektedirler."

Bu romandaki K, faşizmin yaşandığı dönemler arasında bir kolunun 1. Dünya Savaşı tarafından, diğer kolunun ise 2. Dünya Savaşı tarafından çekildiği bir eski-yeni çıkmazlığına bürünür. Bunu çizimini yapmaktan başka bir şekilde doğru dürüst açıklayamıyorum :
https://i.ibb.co/0GnxF3M/IMG-1518.jpg
360 syf.
·46 günde·8/10
Kitabı kahramanı K.'nın kafa karışıklığını çok güzel cümlelerle anlatıyor Kafka.
Kafka'nın kitaplarından farklı bir tat alırım her daim. Düzene ve işleyişe haykırışları satırlar arasında gizlidir çoğu zaman. Babaya mektup, Milena'ya mektuplar, Dönüşüm, Dava, Ceza sömürgesi, Açlık Sanatçısı, Akbaba kitaplarında isyanının sesini duyarsınız.
Kafka'yı ya çok seversiniz ya da bir daha okumamak üzere nefret edersiniz. Ortası yoktur.
360 syf.
·4 günde·9/10
Merhaba 1K Ailesi.
Öncelikle; kitabın yorumunu yaparken bir kez daha okumuş kadar yoruldum. Emin olun arkadaşlar. Çok zekice kurgu, saatlerce düşünülen cümleler, metaforlar, felsefi düşünceler, vb.. Sizde okurken yorulacaksınız. :-) Hem yorumda, hem kitapta :-)
İliğinize kadar bürokrasiye gömüleceksiniz. En ufak devlet memurundan, en yüksek rütbeye kadar muhteşem ötesi bir betimleme. Üslupla ilgili bir şey yazmayı asla düşünmüyorum. Kafka’yı eleştirmek benim haddime düşmez sanırım. :-)
Yazarın Aforizmalar ve Dönüşüm kitaplarından sonra bu eserini okumak beni Kafka’ya daha fazla yönlendirdi ve sevdirdi. Çok anlamlı ve derin bu kitap okuduğum diğer eserlerine göre daha güzeldi.
Geçelim kitabın içeriğine; Kitapta devletin, bürokrasinin karmaşıklığını, statü sahibi insanın ulaşılmazlığı eleştirmiş yazar. İnsanların bu otoriteye karşı çok derin bir saygı beslediğini, ayrıca hiyerarşik sistemi oluşturan tabakaların birbirlerinden ne derece kopuk olduğunu da anlatmış. Bürokratik çürümüşlüğü, kendine has üslubuyla, daha hikayenin girişinde okuyucunun ruhunu karartarak hop içine alıyor.
Şato metaforu ile ( ulaşılamaz konum ) kendini üst devlet kademesine yükseltmeye çalışıp o uğraşının sonu gelmez imkansızlıklarla geri çevrildiğini konu etmiş yazar.
İnsanın yabancı bir diyarda, çevresine ve kendisine yabancılaşmasını, otorite karşısındaki ezikliğini ve yok oluşunu sembollerle anlatmış.
İnsan ilişkileri ve bürokrasinin insan yaşamını nasıl etkilediğini çok iyi anlaşılacağı bir roman. Toplum yapısının bireyler üzerindeki etkisini gösterdiği , toplumun dışladığı insanlarla yakın ilişkiler kuran ya da toplumun hoş görmediği eylemler içinde bulunan insanların ötekileştirilmesi bir aşk hikayesi ile de anlatılıyor.
Büyük bir eleştiri kitabı. Farkında bile olmadan boyun eğdiğimiz şeyleri bize göstererek bir bakıma da utandırmıyor değil. ( Hele devlet memuru olup da, idarecilerin baskısı karşısında çaresizce bazı şeylere evet dediğimizi )
Bize verdiği en büyük anlam ise Şato’ya giden yolu aramaktan vazgeçmemek, bu yoldaki çabada kişiliğimizden ödün vermemek.
Dil ve anlatım olarak sakin bir zihinle okunmasını tavsiye ederim. Başta dediğim gibi çok ağır bir kitap bence.
Sürpriz :-)) Kitabın sonu yok ! ( Bu yüzden az kızmadım değil )
Güzel bir yayın evinden keyifle okumanızı tavsiye ederim.
İyi Okumalar 1K Ailesi…
351 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Aylar sonra tekrar Franz Kafka'ya geri dönüş yaptım. İyi ki de yapmışım...
Kitap çok ama çok güzeldi. Konusu ise aşırı ilginçti. Her zamanki gibi bildiğimiz Kafka yine tuhaf tuhaf durumlar karşısında şaşırtıyor beni.
Kitabimizin ana karakteri Kadastrocu. Bay K diye geçiyor. Kadastro görevi için bi köye geliyor. Ama bu köy öyle.bi köy ki görmeniz lazım :D
Şato; yani kitabın ismi ve tüm olayların döndüğü yer, kadastrocunun bağlı olduğu birim. Ama burada işler o kadar tuhaf işliyor ki...
Bay K daha ilk günden gece yarısı uykusundan uyandirilip burada yatma izniniz yok deniliyor. Şato 'dan izin almak gerekirmiş...
Günler sonra da anlaşılıyor ki Şato ve köy için kadastrocuya ihtiyaç yokmuş...
Nasıl ya?
Ama gelin görün ki bizim K'miz ne yaparsa yapsın Satoya ulaşamıyor.
Önünde çok saçma bir hiyerarşi sistemi var. Ve bürokrasi hiç düzgün işlemiyor.
Demem o ki Kafka bu kitabında otorite ve bürokrasiyi distopik bir biçimde hicvederken okurları da eglendirmeyi unutmamış.
Benim için çok güzel bir kitapti herkese de tavsiye ederim.
Herkese iyi okumalar dilerim :)
360 syf.
·Puan vermedi
-Spoiler-
K. bir köye kadastrocu(yer yazımcı) olarak göreve gelir. Ama uzun bir süre yeni görevli olduğuna kimseyi inandıramaz. K.'nın amacı şatoya çıkıp oradaki görevli memurlardan kendi mesleği ve ne yapacağı konusunda bilgi almaktır fakat bir türlü şatoya ulaşamaz. Hep kurumların ve görevlilerin temsilcileriyle yüz yüze gelir. K.'nın şatoya ulaşmaya çalışmasıyla başlayan kitap, ulaşamamasıyla sona eriyor.
-Spoiler sonu-

Kitap metaforlarla doluydu. Eğer kitabı doğru anladıysam Şato devlet otoritesini, K. da otoriteye karşı çıkan ama başarısız olan bireyleri temsil etmekte. K.'nın şatoya ulaşmasını engellemeye çalışan köylüler ise otorite karşısında sinmiş bireyleri temsil ediyor. İnsanların kendilerini, yaşam ve hayallerini, yaşadıkları toplumun katı kuralları ve düzeni yüzünden gözden çıkarmalarını kitapta çok güzel anlatmış.

Kitaptaki cümleler çok uzundu bu yüzden zor anlaşılıyordu. Anlayamamamın sebeplerinden biride benim okuduğum yayının (nilüfer yayınları) çevirisinin kötü olması ve yazım hatalarının fazla olmasıydı. Edebi değeri ne kadar yüksek olsa da kitabı yarım bırakmamak için çok çabaladım, okurken sıkıldım.

Keyifli okumalar.
360 syf.
·4 günde·8/10
‘’ Adaletin yok. Benimse dünya kadar sorum var‘’

Elimde tuttuğum rengini çokta sevmediğim bu sarı kalem ile bir nöbet gecesinde inceleme yazmaya niyet ettim. Fakat sanırım bir kaç satır bu amaca pek hizmet edemeyecek. Hayatımın yine kırılma noktalarından birinin içerisindeyim. Sektör değişikliği, iş değişikliği, eğitim sektöründen sağlık sektörüne geçiş hem ruhen hem bedenen biraz bocalamama neden oldu. Üç gün iyiysem iki gün hasta dolaşıyorum. İşe sağlam gidip grip olmuş gibi kemik ağrısı ile eve dönüş yapıyorum öyle düşünün. Koridorda ayaküstü sohbet ettiğim Üroloji doktorumuz Haluk Bey ‘’Henüz hastanedeki mikroplara ve ortama vücudun alışmadı, bize bakma bizim vücudumuz kaşarlaşmış’’ demişti. Adam ne de haklıymış. (Bu tarz amiyane bi tabiri de duruşu, karakteriyle paçalarından adeta asalet akan bu adam nasıl telaffuz etti hayret. Günün çıkmazıydı:) Yani kısacası bu ruh ve beden halinde pek kitap okuyasım gelmediği gibi, doğal olarak inceleme yazmaya da bi isteğim olmadı.

Neyse bu gecelik zinciri kırıyorum. Ve incelememe başlıyorum. Kafka ‘nın Şato adlı kitabını bitirdiğimde sanırım Modern Klasikler Dizisinden 18. Kitabımı da geride bırakmış oldum. Takıntılı bir karakter olduğum için iki üç seferdir pek sevemediğim ya da arada kaldığım eserler çıksa da hepsini okumaktan vazgeçeceğimi sanmıyorum. Mozart ve Deyyuslar ‘ı okuduğumda resmen eziyet çektim desem abartmış olmam. Bitsin diye kitabın sayfalarının içine bakıyorum; arada başka şeylerle ilgilenip dönüyorum belki algım değişir yok ki ne yok, birkaç bölümünü neyse ki anladım biraz güldüm de fenalık geçirmedim. İyi bir müzik bilginiz yoksa benim gibi sadece bitirmek için okursunuz diyorum ve konuyu esas kitaba çeviriyorum.

Aslında Kafka ‘ya hayranlık derecesinde bir ilgim, alakam yok ama beni cezbeden karamsarlığı ona kayıtsız kalmamamı sağlıyor. Hani derler ya mesafeli olsa da bir ilişkimiz var. Ama tam olarak nedendir bilmem okuduğumda beklentimi pek karşılayamıyorum. Belki popüler kültür dayatmalarına kurban giden yazarlardan olduğu için çıtayı tepelere çıkarmışımdır bilemiyorum. Ama Dava kitabında kitabın içine düştüğümü sarsıldığımı ve çok etkilendiğimi es geçemem. Çok katmanlı ve filmini izledikten sonra korkutucu bir eserdi bana göre. Konu Dava kitabına gelmişken Şato kitabının konusuyla başlayalım. (Hala incelemeye başlayamamam:) Şato, Dava kitabının ana konusunun ya da temasının üzerine yazılmış bir eskiz çalışması gibiydi. Asla aynı şeyleri farklı karakterlerle anlatmış gibi bir şey zırvalamıyorum. Lütfen sadece cümleye odaklanın. Çıplak anlamda söylüyorum, altında açabileceğim geniş bir ortak yön yok. Dava ‘da isimsiz sadece bir harfle ifade edilen hepimizin o kişiyi yazarın kendisini temsil ettiğini bildiğimiz karakter ve ulaşamadığı bir adalet sistemi vardı, işte Şato ‘da da K. diye ifade edilen şahsın, içindeki dünyanın gizemlerle dolu olduğu bir şatoya atanması ve Kadastrocu olarak ne yapması gerektiğini görevinin detaylarını kitap boyunca asla anlayamadığı bir anlatı, bir çıkmaz var. Görevi hakkında bilgi almak için bir muhatap aradığında olanları ifade ettiği bir alıntıda;

‘’ Buraya kadastrocu olarak atandım, ama bu göstermelikti yalnızca, benimle oynadılar girdiğim her evden kovdular, bugün bile hala oynuyorlar benimle…’’

İçinde bulunduğu çıkmazı böyle ifade eden K; paragrafın devamında ona açtıkları özel meselelerden ondan yardım ister gibi dert yanmalarından önemli biri olduğunu hissettiğini söylüyor. (Uzun olduğu için üşendim yazmaya kendim anlattım :)

Tabi kitabın başlarında bir ulak K. ya Klamm adında Şato ‘da görevli bir adamdan görevine dair bilgiler içeren bir mektup getiriyor. Bunun üzerine Şato ‘ya gitmek isteyen K yine Şato ‘ya götürülmeyip ulağın evine sonra da köydeki bir hana götürülüyor. Burada Klamm ‘ın sözde metresi olan Frieda ile tanışıp kız tarafından baştan çıkarılıyor. Tam bir TÜRK KIZI MODUNA giren K. (büyük harfle yazdım sebebi yok. Tuco ‘ya özendim sanırım :) Frieda ‘nın handaki konumunu korumak için çevirdiği dolaplardan habersizce evlilik hayalleri kurmaya başlıyor. Olaylar bundan sonra K. ‘nın Klamm ‘a ulaşma çabası (boyunları devrilsin ne çok Klamm ‘lar var… Hey gidi! ) ve Frieda ile kurduğu hayaller üzerine ilerliyor. (Kitabı özetlemeyi hiç sevmiyorum tabii ki kısa kestim )

Kitabın genel hatlarıyla bir okuyucuda neler düşündürebileceğine ya da daha doğrusu bende neler düşündürdüğüne gelirsem; bir insanın devlet dairelerinde maruz kaldığı ve asla anlam veremediği muamelelerin; evet burayı istediğiniz kadar afilli cümlelerle doldurun, ne biliyim bürokrasi deyin, sistem deyin, hiyerarşik düzenin çarkları deyin; ne derseniz deyin bunların altında ezilen bir insanın yaşadıkları, Şato olarak gösterilen muhtemel devleti temsil eden otoriteye karşı çaresizliğini bir kez daha okumuş oldum.
Kitapta tahmin edersiniz ki çok iş yaptığını zanneden ama asla hiçbir iş yapmayan memurların dünyasına da yer verilmiş.(işini doğru yapan memurlar tabii ki var şimdi linç girişiminde bulunmayın. Onlar üzerine alınmasın)

Bu virütiklere dair;

‘’ Ah, gerinerek iyi bir uyku çekebilen uykucular için bu yatak şahane olmalı sürekli yorgun olup uyuyamayan benim gibilerine de iyi geliyor, günün büyük bir bölümünü bu yatakta geçiriyorum, bütün yazışmaları buradan yapıp, dilekçe sahiplerini sorguluyorum. Pek de güzel gidiyor. Gelgelelim tarafları oturtacak yer olmuyor, ama onlar bunun üzerinde durmuyorlar. Çünkü oturup da tutanağı tutan memur tarafından azarlanmaktansa, ayakta durmaları ve memurun kendini iyi hissetmesi onlar açısından daha rahat oluyor. ‘’


Bu kitabı okumasanız da her zaman bir yerlerde asla ulaşılamayan Klamm ‘ların, aldıkları görevi sadece egosu için kullanan ve sistemin ağzı olan bir çok memurun olduğunu, toplumda bir değil bir çok adım geride kalmış adamların, kadınların topluma yabancılaşmalarının; isimleri bile olmayışının, mevcut düzene aykırı davranışlarının bedelini ayrık otu olarak yaşamaya mahkum edilişlerini zaten biliyorsunuz.
‘’Ne tuhaf şey? İnsan anlamakta zorlanıyor. ‘’ (syf203)


NOT: Sevgili 1k sakinleri bu incelemeyi Aslı İnandık ‘ın da dediği gibi sekizlerce kez görürseniz o güzel suratınızı ekşitmeyin. Gece gece bu incelemeyi yazmam siteye yüklemem benim için büyük, insanlık için küçük bir adım olmuş olabilir :) Esen kalın, uykusuz kalmayın…
352 syf.
·11 günde·8/10
"Resmi makamlarla aramdaki işleri bir düzene sokmak en yüce, aslında tek ve biricik dileğimdir."


Bu defa, eser hakkındaki düşüncelerimi belirtmeden önce kitaptan güzel bir alıntıyla başlamak istedim. Öyle bir alıntı ki, kitabın içeriğini alenen ortaya koyuyor.

Kafka, hayatta olduğu süre içinde 7 kitap yazmıştır ve yakın arkadaşı Max Brod'dan kendisinin ölümü sonrasında bu eserleri yakmasını istemiştir. Tabii Max Brod, Kafka'nın isteğini yerine getirmemiştir. İyi ki yerine getirmemiş ve Franz Kafka severleri mahrum etmemiş bu eserlerden.


Kitabın konusuna gelirsek;
Kahramanımız K., kadastrocu olarak bir köye gelir, zar zor kalacak bir yer bulur. Gecenin bir yarısı, köylüler tarafından uyandırılır ve Şato'nun izni olmadan köyde kalamayacağını öğrenir. K, kendisine gelen bir mektup sonucunda kadastrocu olarak geldiğini ve Şato'ya ulaşması gerektiğini köylülere açıklamaya çalışır. Fakat ne köylülerin bunu anlaması kolay olacaktır, ne de şatoya ulaşmak...

Bu zorlu yolda K., birçok köylü ile bağlantılar kurar. Benim en çok dikkatimi çeken bölüm, Şato habercisi Barnabas ve ailesinin başından geçenlerdi. Barnabas'ın kız kardeşi Olga ile K arasında geçen bu konuşmada "Şato'nun Etkisi" göz önüne seriliyor.

Hiç şüphesiz, Kafka bu eserinde resmi makamları, bürokrasiyi, resmi makamlarda yaşanan aksaklıkları, görünmeyen üst düzey yöneticileri açık bir şekilde eleştirmiştir.

Bu serüvende bir de Frieda çıkar karşısına K'nın. Burada Kafka'nın kadın-erkek ilişkilerindeki psikolojik tahlilleri gayet başarılıydı.

Yer yer uzun cümlelerden sıkıldığım olsa da çok severek okuduğumu itiraf etmeliyim.
Bir de eserin yarım kalmış olduğunu belirtmek isterim. Bunu kitap bitene kadar bilmiyordum tabii. Sonunda biraz şaşırmadım değil. Yine de okunmaya kesinlikle değer...

Ve son olarak, kitabı okumama vesile olana bin teşekkür... Severek okudum, Kafka severlere tavsiye ederim. Keyifli Okumalar...
416 syf.
·18 günde·Puan vermedi
Kafka’nın ölümünden sonra 1926 yılında basılan, yarım kalmış bu romanı ben Cem Yayınevi’nin yayınladığı, Kamural Şipal çevirisinden okudum. Dikkatimi çeken Şato’nun bu çevirisinde 368 sayfalık roman metnine “Başlangıç Bölüm Varyantı”, “Fragmanlar” ve “Yazar Tarafından Çizilip Çıkartılmış Yerler” başlıklarından oluşan ek bir bölüm ilave edilmiş ve bu ek ile birlikte kitap 413 sayfaya çıkartılmıştır.

Kafka’nın tüm romanlarında olduğu gibi sakin kafayla, özümsenerek okunması gereken bir hikaye olup kafalarda bir dolu soru işareti bırakmaktadır.

Şato romanının konusu; adından da anlaşıldığı gibi bir Şato'dur, fakat bu sözü çok edilen yapının betimlenmesi noktasında pek çok belirsizlikler vardır. Kafaları karıştırmaya daha ilk temel veriden başlayan Kafka “Şato” adı altında: kale, köyler, yönetim binalarını da içeren kent merkezi, çevre kırsalını kapsayan bir şehir tanıtmaktadır aslında. Bu Şato'nun sınırları belirsizdir, iç mimarisi belirsizdir, işleyişi net değildir, sürekli git geller vardır.

Kafka, Dönüşüm ve Dava ‘da olduğu gibi bu romanında da daha ilk birkaç sayfada okuru başka bir yaşam mantığının hakim olduğu bir evrenin içine sürükler. Anlamda, mekanda, ve anlatıda esnekliği ve belirsizliği kaldırabilecek bir okuyucu kitlesi bekler.

K. adlı kahramanımızın kimdi?

Nereden geldiğini ve neden geldiğini asla öğrenemediğimiz, Şato'ya doğru yolculuk eden, belki de bizim adımıza Şato'yu keşfetmek ve fethetmek için gönderilen biri dir. Ama zamanla Şato'nun gazabına uğramış motivasyonları da, arzuları da, konuşmaları da, eylemleri de manasız, çaresiz, ne idüğü belirsiz ve sonuçsuz bir rota haline gelmiş bir kadastrocudur.
Olayların akışı, K.nın Şato civarındaki köylerden birine bir gece varıp konaklamaya kalkmasıyla başlar ve daha köye adımını atar atmaz kahramanımız muhbirlerin ve meraklı bakışların kurbanı, hikayenin kurgusu içinde ilerledikçe, sırası geldikçe tanıştığımız ufak tefek memurların, dedikoducuların, entrikalacıların oyuncağı haline gelir.

Romanın olay mekanı hakkında ise; K.nın genel izlenimler dışında çok az bilgi vardır. İlk olarak K. Şato’yu "tepede açık seçik kenar çizgileriyle", “ne eski bir derebeyi kalesi, ne de bir saraydı”; az sayıda iki katlı, buna karşılık çok sayıda alçacık binadan oluşup geniş bir alana yayılmış, birbirine pek yakın bir yapılar topluluğuydu olarak görürse de kurgu içinde konturlar silikleşir, bir avludan haberimiz olur, bir de evrak işlerinin görüldüğü bölmelerden, ve bir iki ufak tefek yapı parçasından.. Hepsi bu...

Kimbilir belki de Şato son derece başı sonu belli, dış dünyayla bağları güçlü, iç işleyişi tıkır tıkır bir yerdir. Belki de belirli odaları, belirli düzenleri, habercileri, memurları, temizlikçileri vardır… Belki bizim K., yolunu şaşırmış, çaresiz, çevreye rahatsızlık veren tehditkar ve manasız hareketler içerisinde olduğundan, çevresini de kendine benzer görmekte ve Şato'yu arapsaçına dönmüş bir belirsizlikler yeri olarak anlatmaktadır! Kim bilir?...

Şato romanı, uzun diyaloglar ve monologlarla dolu, okunması, okutulması gerektiğini düşündüğüm bir kitap. Keyifli okumalarınız olsun.

http://blog.milliyet.com.tr/.../Blog/?BlogNo=424221
http://www.kitapdusleri.com/...kafka-nin-satosu/398
360 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Kafka'nin o kendine has yorumuyla devlet duzenine bakis acisini yansitmasi bakimindan dava ile benzer yönleri olan bir eseri. Kamu kurumlarindaki eksiklikler aksaklıklar sorunlar gündeme getiriliyor . güzeldi değişikti
386 syf.
·Beğendi·10/10
Ah Kafka Ah! Şato hologramlı bir kitap ne anlayacağın nerden baktığınla ilgili. Dış kabuk hikayede bir köye atanan kadastrocunun , Şato denilen otoriter figür ve köylüye kendini kendi istediği gibi kabul ettirme hikayesi ama tabii Kafka2yı iki cümleyle özetlersen taş olabilirsin. Hatta iki yakan falan biraraya bile gelmeyebilir :) Sonuçta Kafka okuyorsun ve kendi içinde dediği gibi 'ben edebiyattan ibaretim' Yarım bırakılmış bir hikaye, bilerek yarım bıraktığı ihtimal dahilinde . Yaşamı boyunca eserlerini yayınlamıyor. En yakın arkadaşına da yakılması vasiyeti var. ( Tabii ölümden sonra yayınlatıyor arkadaşı ne kadar hain domdom gibi görünse de elleri öpülesidir.) Karakter işiyle ilgili bir türlü bir yöneticiyle görüşemiyor ama mesela 'Dönüşüm'ün aksine burda hep bir umut içinde. Umut dediysem Kafkaesk bir umut bu; karamsar belirsiz ve muğlak. Hikayenin hem hologramik yapısı hemd e metefor açısından zengin olması net bir görüş sağlanmasına olanak tanımıyor.Zaten kitap çok derin karakterlerde öyle her bir cümle derin analiz gerektiriyor. Tam bir edebi ziyafet. bu kitabın Heneke tarafından çekilen bir filmi var. Kitaplar filme dönüştürülürken genellikle çok değişime uğrar. Film görsle okuma şeklinde yapılmış. Film izleyicisini ne kadar memnun etmiş tartışılır ama ben çok beğendim.
360 syf.
Şato, umutla varılmak istenen bir yerin yarım kalmış hikayesiydi bana göre.
Zira, Kafka'nın okunması çok da kolay olmayan bu ilginç romanını bitirmeye ömrü yetmemiş.
Kahramanımız K., atandığı köyde görevinin tam olarak ne olduğunu ve bu görevi ona kimin verdiğini öğrenmek için Şato'ya, yönetime, ulaşmak istiyor kitap boyunca. Sanki her sayfa, Şato 'ya ulaşacak bir merdiven basamağı. O basamakları tırmandıkça Şato uzaklaşıyor, tıpkı biz safaları çevirdikçe kitaptaki hikayeden uzaklaştığımız , başka hikayelere daldığımız gibi...
Ulaşılamayan bir otorite var kitapta tıpkı "Dava" kitabında olduğu gibi.

Bu Şato'nun bulunduğu köyde ise , otorite ile bire bir görüşme fırsatı bulamayan köylüler , yukarıdakilere karşı çıkmanın bedelinin dışlanmak olduğunu bildiği için ,köyün yönetimindeki olumsuzlukları düşünmek, sorgulamak istemiyorlar ve K.ya engel olmaya çalışıyorlar. Bürokrasiden kaynaklanan iletişimsizlik, her kafadan çıkan sesler...
Kitabın kurgusu ise bence takip edilmesi kolay olmayan bir kurguydu. Bol karakterli, davranış sebeplerinin bir yalan bir doğru verildiği bir hikaye... 'Hımm anladım bu karakterin davranış sebebi buymuş aslında ' diyemediğim türden..
360 syf.
·Beğendi·7/10
Ahh bu kitabı okurken nasıl yoruldum hem de nasıl anlatamam. Dava beni bu kadar yormamıştı. Biilmediğiniz bir ortamda aslında da uzak kalmadığınız, girmeye çalıştığınız aslında içinde bulunduğunuz, sizi ilgilendirmeyen aslında ana konusu siz olan, sonunu bekleyip yazarın herhangi bir sona bağlamadığı ... bir kitap. Elimden düşüremedim fakat bitmedi de. Elime alırken 5 kere tekrardan düşüneceğim fakat bir zaman elimden hiç düşürmediğim bir kitap. Aslında okursanız olabilir okumasanız da okusam mı diye düşündürecek bir kitap. Dava ekürisi bir kitap olduğunu bazı yorumlardan birkaç arkadaştan işittim ama gözünü sevdiğim dava. Yorumumu okuyanlar hiç mi kesin bir bilgi vermeyeceksin diyecekler. Olay örgüsü memurlar içerisinde memursuz, amirsiz geçiyor o zamanın yüksek memurlarını eleştiren bir kitap. Bu yönüyle beğendim. Ama dava diyorum gözünü seveyim :))
Konu yalnızca unutmak değil, çok daha ötesi.
Çünkü insan unuttuğuyla yeniden tanışabilir.
Franz Kafka
Sayfa 93 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 7.Basım
İnsanın umudunu kıran:
Çevrenin zorlayıcı gücü ve düş kırıklıklarına alışma..
Franz Kafka
Sayfa 27 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 7.Basım
Hareketleri biraz ağırlaşmıştı, bunun nedeni yorgunluk değil, anıların yarattığı yüktü.
Franz Kafka
Sayfa 88 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 7.Basım
"Ama çok değişmişsin."

— "Yalnızım ondan," dedi.

"Yalnız kaldın mı, neşeli gençlik uçup gidiyor."
Franz Kafka
Sayfa 261 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 7.Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Şato
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
384
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786057948168
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Mahzen Yayıncılık
Genç bir kadastro memuru olan Bay K. Tepedeki Şato’nun Kontu tarafından çağrılır, karanlık gecede karlı kaplı köy yoluna ulaşır. Şato içerisinde diktatörce eğilimler gösteren, hiyerarşiye çok dikkat eden bürokrasi ona engeldir. Bay K. sürekli Şato’ya gitmeye çalışır ve her defasında, ya köylülerle ya da memurlarla karşı karşıya gelir. Bay K’nın amacı düzenin başında ki varlığa ulaşmaktır ama bu zor olacaktır. Çünkü çabanın kendisi bir engeldir.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

  • 7 defa gösterildi.

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları