·
Okunma
·
Beğeni
·
117,3bin
Gösterim
Adı:
Savaş ve Barış
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
591
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054550265
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ihlamur Basın Yayın Dağıtım
1750 syf.
·25 günde·5/10 puan
“Savaş ve Barış” klasik kitaplar denilince akla gelen ilk kitaplardan biri… Yıllar geçse bile listelerin en üstünde kendine yer bulabilen bir eser… Kitabı tatil günlerimde okumak için almıştım. Çünkü kitabı aldığınız gibi kolay okunmayacak bir eser olduğunu anlıyorsunuz. 900’er sayfadan iki cilt halinde toplam 1800 sayfalık bir kitap. 15 tatilin sonlarına doğru kitabı elime alabildim. Okumaya başladım. Okur okumaz kendimi kitaptaki karakterlerin içinde kaybolmuş halde buldum. Karakterler benim dünyama girmeye başlayınca, ben onların dünyasında kayboldum. Hemen kitaba ara verdim. Bu kitap kesinlikle azar azar okunmalıydı. Öyle de yaptım, hızımı düşürdüm. Bu şekilde 10 günde bitireceğim dediğim kitabı, 25 günlük bir sürede bitirdim.

Okuma yavaş devam edecektim fakat karakter sorununa bir çözüm bulmam gerekiyordu. Hemen interneti açıp araştırmaya yapmaya başladım. Bende oluşan kafa karışıklığının normal olduğunu gördüm. Çünkü 10-15 ana karakter etrafında şekillenen kitap yaklaşık 600 karakter barındırıyordu. Araştırmama devam ederken beni rahatlatan bir uygulama gördüm. Kitaptaki karakterlerin tanıtılmasında filminde oynayan kişilerin fotoğraflarına yer verilmişti bir sitede. Bende teker teker fotoğrafları kaydedip, yazıcıdan çıkardım. Daha sonra bunların altlarına isimlerini yazıp duvara yapıştırdım. Kitabı okudukça şemayı çıkarmaya başladım. Artık karakterleri tanımış ve aralarındaki bağlantıyı çözmüştüm. Fakat kitaptaki karakterlerin bu kadar fazla olması ve her karakter için iki–üç isim kullanılması okurken baya yorucu oluyordu. Kitabı okurken sadece beni yoran karakter çokluğu değil. Aynı zamanda yazı puntolarının küçük ve kitabın çok ağır olmasıydı. Belli bir süreden sonra elim ağrımaya başlıyordu. Bunlarla beraber kitabı okumaya başladım.

Kitap maalesef hem beni yordu hem de beklentilerimin altında kaldı. İlk olarak çevirisi çok kötü bir şekilde yapılmıştı. Kitabı Can Yayınlarından almıştım. Fakat kitap hem Fransızca hem de Rusça konuşmalar içeriyordu. Çevirmen nedense kitapta geçen Fransızca konuşmaları orijinal diliyle yani Fransızca yazmış. Türkçe karşılıklarını ise dipnot olarak vermişti. Kitabın nerdeyse çeyreği Fransızca konuşmalar içeriyordu. Haliyle bazı sayfalarda neredeyse sayfanın tamamı dipnottu. Bu şekilde, zaten zor okunan kitabın okuması daha da zorlaşıyordu. Bir düşünün bir sayfayı okurken 8 tane cümle için dipnota bakmanız gerekiyor. Sadece bir sayfayı okurken bile 8-10 kere dipnota bakmanız haliyle sizi epey yavaşlatıyor ve konudan uzaklaştırıyordu. Çevirmenin neden böyle yaptığını bir türlü anlayamadım. Kitabın çevirmeni de az buz biri değil ki: Nazım Hikmet… Hemen tekrar kitaba ara verip Nazım Hikmet’in neden kitabı böyle çevirdiğini araştırmaya başladım fakat bir türlü bunun nedenini bulamadım. Araştırma devam ederken Tolstoy’un bir gazete de yazdığı yazıyı gördüm. İşin gerçeği Tolstoy kitabı bu şekilde yazmış. Fransızca geçen konuşmaları aynen orijinal haliyle verip dipnot olarak Rusça açıklama vermiş. Nazım Hikmet’te kitabı çevirirken orijinaline sadık kalmaya çalışmış. Okumak isteyenler için tavsiyem kitabı almadan önce bu konuya dikkat etmeleridir. En azından can yayınlarından almanızı tavsiye etmiyorum. Çünkü bu şekilde kitabı okurken çoğu yeri anlamanız olanaksızlaşıyor.

Klasik eserlerin en büyük özelliği sadece o dönemle ve mekânla sınırlı kalmayıp hem dünyaya hem de çağlar ötesine sesleniyor olmasından kaynaklanır. İçerdiği muhteva açısından evrensel olmalıdır. “Savaş ve Barış”ı okudum, bitirdim. Kitabı evrensel olma konusunda sıkıntılı buldum. Kitap tamamen Napolyon’un Rusya seferini ve Rusların zaferini anlatıyor. Tamamen Rusya tarihini anlatan tarihi roman diyebiliriz. Tarihi anlatırken yazar kendine üç aile seçiyor ve bunlar üzerinden 20 yıllık bir süreci, savaşı merkeze koyarak anlatıyor. Bu aileler ve kişileri seçerken de elit tabakadan insanları seçiyor. Neredeyse halktan kimseye yer vermiyor. Tolstoy bunun sebebi açıklarken de halktan kişililerin dikkat çekmeyeceğini ve onları yazmayı sevmediğini söylüyor. Peki, halkı anlatmayı sevmeyen bir yazar, nasıl başarılı bir yazar sayılabilir?

Bir savaş kitabı evrensel olmaktan uzaksa siz ondan ne beklersiniz? Size o savaşı okurken yaşatmasını, sizi savaşın içine sokmasını, savaşı bizzat hissetmenizi… Peki, “Savaş ve Barış” savaş hissini size tam olarak yaşatıyor mu? Aklım bir savaş hissini bile size yaşatamayan bir savaş kitabının bu kadar değerli olmasını kabullenemiyor.

Bir yazar bu kadar kalın bir kitapta savaş hissini size veremiyorsa kitaptan ne beklersiniz? Akıcı olmasını… Daha doğrusu tüm romanların zaten akıcı olması gerekir. Akıcı bir roman her zaman başarılı bir roman da olmuştur. “Savaş ve Barış” ise akıcılıktan çok uzak. Kitap boyunca merak duygusu nerdeyse yok diyecek kadar az. Daha siz kitaba başlar başlamaz yazarın romanı kesip araya girmesiyle savaşı Fransa’nın kaybedeceğini anlıyorsunuz. Bu yenilginin, Napolyon’un Moskova’yı almasından sonra olacağını da öğreniyorsunuz. Onun dışında kitabın başkarakterlerinden biri olan Andrey’in savaşta öleceğini, Piyer’in Nataşa ile evleneceğini hemen anlıyorsunuz. Yazar da bu konuyu ( Olayları okuyucuya önceden romanı kesip arada vermeyi) yazısında belirtmiş ve bunun Rus edebiyatının diğer edebiyatlardan olumlu bir farkı olduğunu anlatmış. Ama ben pek olumlu bir fark olarak göremedim.
Peki, kitapta hiç mi güzel taraf yok? Tabi ki var. Fakat biz kitabı incelerken dünyanın en iyi romanı diye inceliyoruz. Bu gözle baktığımız da bu yönleri görüyoruz. Yoksa evet 3. Sınıf bir yazar tarafından yazılmış bir roman olsa, şimdi bu kadar eleştirmez. Kitabın iyi yönlerini açıklardım.

Sonuç olarak kitabın saydığım bu olumsuz yönleri ile beraber baya bir zamanınızın bu kitaba harcanacak olması, fiyat maliyetinin yüksek olması ve bu zaman zarfında çok daha iyi kitaplar okuyabileceğimizi düşünürsek kitabı okumayabiliriz.

Vesselam…
1808 syf.
·24 günde·Beğendi·9/10 puan
spoiler

Şimdi size bir masal anlatacağım..lütfen ..gözlerinizi kapatın ..

ÇÜNKÜ AŞIĞIM

once upon a time ...1812 RUSYA ..
kitap raflarında onu ilk gördüğümde ...derin bir nefes alıp ..sen benimsin..demiştim
muhteşem kapağında... ardından ay doğan ..sadece gizemli gözlerini gözlerime dikmiş bir adam vardı...kan kırmızı adının altında ..topların önünde yatan ölüler ve on iki gölge ....OPRİÇNİKLER

Fransız yazar Jasper Kent in Danilov Beşlemesi ile başladığım Rus toprakları serüvenim ...great TOLSTOY a kadar ilerledi ..bu büyük çoğrafyanın muhteşem yazarlarına aşığım..olaylarına ..devrimlerine..savaşlarına..
katliamlarına....sürgünlerine...trenlerine
..istasyonlarına..insan öldüren soguğuna ..nehirlerindeki buzun genleştikçe çıkarttığı korkunç seslerine ....aşığım...

danilov ile dolohov arasındaki görüp geçirdiğim ..jivagosuna ..rasputinine ..korkunç ivanına aşığım..

Tolstoy ise başka bir his kalbimde.. çok büyük...
savaş ve barış için dünya üzerinde ismini imza olarak bırakan bir çok insan ..o kadar büyük kelimeler yazmış ki benim burada ilkokul çocuğu gibi ..orda o oldu burda şu vardı demem abesle iştigal eder... utanırım..
.sadece şunları söyleyebilirim ki ...

savaş ve barış...bir panaromadır...baktıkça detaylararında kaybolduğun bir tablodur..1800 cıvarı sayfa boyunca takriben 10 ana karakter ve yuzlerce yan karakter üzerinden hiç fire vermeden ..teklemeden ilerleyen bir roman...
tolstoyun kendisini de kitabın içinde yerleşmiş olarak bulabilirsiniz ..ki sonlara dogru bu iyice aşıkardır...

YIRMI YILLIK BİR YAŞAM VE DEĞİŞİM rüzgarıdır...

23 gün boyunca normal dünya yüzeyinden beni alıp ...bambaşka topraklarda gezdirebilmeyi başarmış çok ender bir anlatımdır...bazen kendimi sorguladığım
karakterlerin şaşağa ve şımarıklığına sinirlendiğim..kaderle mühürlenmiş eller birbirini geç te olsa bulduğun da gülümsediğim ..ölümlerde ağladığım sayfalardır ..savaş ve barış...

"mürekkep hokkasının içine vucudundan etler bırakarak" ...yazdığı söylenen Lev Nikolayeviç Tolstoy için..

"sayfalarına ruhumdan kabuklar bıraktım" ...dıyen okurları için...

saygıyla bu büyük romanın önunde eğiliyorum.....

YA blagodaren ...tüm dünya okuyucuları adına...........
  • Karamazov Kardeşler
    9.2/10 (5bin Oy)5,8bin beğeni15,7bin okunma68,1bin alıntı245,1bin gösterim
  • Budala
    8.6/10 (2.944 Oy)3.438 beğeni11,4bin okunma33,2bin alıntı121,5bin gösterim
  • Ölü Canlar
    7.9/10 (2.747 Oy)2.609 beğeni11,7bin okunma12,8bin alıntı66,1bin gösterim
  • Ana
    8.6/10 (3.995 Oy)4.232 beğeni16,1bin okunma24,8bin alıntı86,1bin gösterim
  • Babalar ve Oğullar
    8.1/10 (5,5bin Oy)5,1bin beğeni21,4bin okunma20,9bin alıntı205,8bin gösterim
  • Madame Bovary
    7.6/10 (3.703 Oy)3.242 beğeni16,7bin okunma12,8bin alıntı103,8bin gösterim
  • Anna Karenina
    8.8/10 (4.502 Oy)5,2bin beğeni16,6bin okunma31,9bin alıntı132bin gösterim
  • Monte Cristo Kontu
    9.2/10 (3.585 Oy)3.577 beğeni11bin okunma18,2bin alıntı96,2bin gösterim
  • Gazap Üzümleri
    9.1/10 (5,1bin Oy)5,5bin beğeni15,9bin okunma28,4bin alıntı151,4bin gösterim
  • Yüzbaşının Kızı
    8.0/10 (3.179 Oy)2.879 beğeni12,9bin okunma5,6bin alıntı67,4bin gösterim
1712 syf.
·55 günde·Beğendi·10/10 puan
Size yazarı anlatmalı mıyım? Haddim değil deyip susmalı mıyım? Elbette pek çoğunuz benden çok daha iyi biliyorsunuzdur. Hele ki bu eseri okumaya kalkışmış yahut okumuş biriyseniz zaten oldukça aşina olmanız muhtemeldir. O nedenle bu çipil gözlü, ( bizim oraların deyimiyle) bi kucak sakallı adamı anlatmak işlemini pas geçiyorum.

Tolstoy bu eseri 1864 ile 1869 yılları arasında yazmış. Ünal Beyin paylaşımıyla Ahmet Ümit'ten öğrendiğimiz yazarın beş yılda kitabı 25 bin sayfa yazıp onu 5 bin sayfaya sadeleştirdiği bilgisi ise etkinlik sürecinin bize kattığı güzel bilgilerdendi.

Tolstoy Savaş ve Barış'ta Napolyon'un Rusya'ya düzenlediği seferi, 1812 savaşını konu almış bu savaş esnasında, savaşın diplomatik ve siyasi etkilerini, yine savaşın gerek aristokrat kesimde gerekse savaş meydanlarında yarattığı duygu durumunu ve bu iki kesim arasındaki uçurumu psikolojik analizleriyle bizlere anlatmış. Yaptığı kapsamlı tarih araştırmaları sayesinde kurgu dışında anlatıcının araya girerek verdiği muhteşem değerlendirmeler tadına doyulacak türden değildir...

Şayet Fransa ve Rus tarihi bilginiz varsa en azından çok sevgili Napolyon amcamızın hayatı ve icratları hakkında biraz araştırma yapmışsanız kitaptan alacağınız zevk ayyuka çıkacaktır. Napolyon bir dahi midir yoksa yalnızca kitlelerin seçtiği bir kukla mıdır, liderler kitleleri mi yönetir yoksa kitleler lideri mi, savaşların sorumlusu kimdir savaşa karar verenler mi yoksa savaşı fiilen yapanlar mı kitap boyunca bu soruların cevabını arayıp bulmaya çalışıyorsunuz. Bulmaya çalışıyorsunuz diyorum çünkü yazar pek çok mantıklı cevabı sunuyor size çözümlemeler yapıyor herkesin gözüyle olayları görmenizi sağlıyor. Sonuç!!! Bende sonuç şu ki Nasrettin Hoca gibi "sen de haklısın, sen de haklısın, eee ben de haklıyım" modunda kapattım kitabın kapağını.

Tolstoy diyor ki ( yani en azından bana öyle diyor) siz ne yaparsanız yapın her şey olacağına varır. Her şey tam da olması gerektiği gibi olur yani " olacak olan olur" diyor...Okurken hep aklımda şu mısralar dönüp durdu ne alaka demeyin ben de bilmiyorum...
"Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır."


Pek çokları karakter kalabalığından söz etmiş olabilirler lakin insanı kesinlikle yormadığını zaten temelde beş aile olduğunu diğerlerinin yan karakterler olduğunu ve rahatlıkla konuya adabte olacağınızı belirtmek isterim. Bu beş aile şu şekilde;
-Bolkonskiler
-Rostovlar
-Bezuhovlar
-Kuraginler
-Durubetskoylar

Bunların dışında Denisov, Dolohov, Anna Pavlovna, Bilibin, Rastopçin ve Platon Karateyev var ki Karateyev'in kurgu içerisinde bir bilge gibi Piyere ve dolasıyle de bize yol göstermesi hatırlanmaya değerdir. Karateyev'in anlattığı öyküyü Tolstoy başka bir yerde
" Tanrı Gerçeği Bilir Ama Geç Söyler" adıyla kaleme almıştır ve beni en çok etkileyen öykülerinden biridir.

Yazar kitabına Savaş ve Barış ismini vermişken konu olarak Rusya'nın en önemli savaşlarından birini de seçmişken kitabı okurken yalnızca bu fiili savaşa tanık olmayacağınızdan emin olun. Karakterlerin kendi içlerinde giriştikleri gerek inanç, gerek kibir, gerekse kıskançlık ve gurur savaşımlarına da tanıklık edeceksiniz.

İnsan hep bir mücadele içinde değil midir? Yürüdüğü yol kaç yıllık olursa olsun insan durup arkasına baktığında kendisiyle giriştiği savaşları, imzaladığı barışları, savaş sonrası elindeki yıkımları belki barışın getirdiği sükuneti kâh esefle kâh huşu ve huzurla seyre dalacaktır.

Peki savaş yalnızca düşmanla ya da kendimizle midir? Sevdiklerimizle, hayatımızdaki insanlarla da hep bir mücadele içinde değil miyiz? Hayat, yani yaşam savaşın ta kendisi değil mi? Barış savaşın tam göbeğinde yuva yapmışken ona ulaşmak için yaralanmak kılıç kuşanmak zorunda kalmak ne kadar adaletlidir? Aman kimseye dokunmayayım kimse de bana dokunmasın deyip geçip gitmek ne kadar mümkündür? Tıpkı Piyer gibi savaşmakla zerre alakanız yokken toplumun sizin önünüze birini düşman diye çıkarması, siz ne kadar uzak kalmaya çallışırsanız çalışın çirkefe bulaşmış insan ilişkilerinin göbeğine düşmeniz elbette olasıdır...

Tolstoy'un babasının da bir yarbay olması 1812 savaşlarında bizzat görev alması keza Tolstoy'un kendisinin de Kırım harbinde subay olarak görev yapmış olması insanda biraz Prens Andrey'de kendini resmettiği izlenimi uyandırsa da Piyerin o güzel kalbi ve inanç arayışların da sevgili Tolstoy'un bir başka yönünü bize aktardığı kanatindeyim. Bir yerlerde Andrey ile Piyer karışımı bir adam ne hoş olurdu dediğimi hatırlıyorum...

Bu arada yazar kitaptaki karakterleri oluştururken hayatındaki insanlardan esinlendiğini söylüyor. İlya Rostov'da dedesini, Nikolay Rostov'da babasını ki babasının adıda Nikolay'dır. Prenses Maria'da annesini resmetmiştir. Vera'da(sinsi şeytan) büyük baldızını, Nataşa'da küçük baldızı ve eşinin karışımını bize sunar.

Nataşa, o cıvıl cıvıl hayat kaynağı, hemencecik kendini aşkın kollarına bırakan, şıpsevdi gibi görünse de benim itiraz edip çok sevdiğim, bir erkekten yalnızca çok sevilmeyi bekleyen, kendini hakkıyla seven adama adayabilen, su gibi bulunduğu kabın şeklini alan güzel kadın.

Güzelliğin ve dişiliğin timsali Helen'den söz etmeden olmaz. Bakanı kendine hayran bırakan güzelliğinin farkında bir dilber. Güzel olan ve güzelliğin en keskin bir silah olduğunun bilincinde olan bir kadından daha tehlikeli ne olabilir. Öyle bir silah ki bu kullananı da karşılaşan kadar ağır darbelere maruz bırakan ve hatta en çok sahibini yaralayan bir silah...


Kitap içerisinde tarih felsefesi, hukuk felsefesi, psikolojik analizler, tarihi değerlendirmeler, müzik, dans ve hatta arı kovanları...aklınıza gelebilecek pek çok konuda bilgiye gark olacağınızı belirtmeliyim.

Kitapla birlikte Ayhan Bey'in önerisiyle izlediğimiz dizinin de karakterlerin kafamda tam yerli yerine oturması bakımından büyük önem taşıdığını ve dizinin şiddetle tavsiye edilebilecek düzeyde olduğunu da sırası gelmişken söylemeliyim.

Herkesin kitap hakkında edindiği bilgi içerik vb. şeylerle katılımda bulunduğu ve haftalık değerlendirmeyle yaklaşık iki ay gibi bir süreye yayarak okuduğumuz bu eserden maksimum fayda sağladık, katkısı bulunan tüm arkadaşlarıma içtenlikle teşekkür ederim...

Kitabımı basılı olarak Yordam Yayıncılıktan epub olarak da Sis Yayıncılıktan okudum. Her ikisini de tavsiye edebilirim yalnız her ikisinin de çevirinin çevirisi yani aslından değil İngilizce çevirisinden çevrildiğini belirtmeliyim ki bu konuda hassasiyeti olan arkadaşlar buna dikkat edebilirler. İş Bankası ve Can Yayınları Rusça aslından çevrilmiş olup Tolstoy'un orijinalinde Fransızca diyalogları kendi diline çevirmeden kullanmış olmasına binaen çevirmen buna saygı duyarak aynı şekilde davranmış. Çevirileri sayfa altında mevcut. Tolstoy böyle yapmasından dolayı ciddi eleştiri almış bu konuda ama bu bir tavır bu bir başkaldırı aslında. Dönemin Rusya'sında aristokrat kesimin iki lafından biri Fransızca ve bu davranış bir övünç kaynağı durumunda. Çarın da Fransa ve Fransızca hayranlığını bilmeyen yok. Sonunda en sevdikleri kültürün sahipleri tarafından ciddi bir kıyıma maruz kalmaları Tanrı'nın bizi her zaman en sevdiklerimizle imtihan ettiğinin apaçık bir göstergesi.


"Bu bir roman değildir, şiir de sayılamaz, hele bir vakayıname hiç değildir. Savaş ve Barış, yazarının bu yazı biçimi içinde anlatmak istediği ve bu yazı biçimi içinde anlatabildiği şeylerdir." diyor Tolstoy kitabı için. Daha çok roman türünde diyebiliriz ama anlatıcının özellikle Tarihçilere yaptığı ciddi eleştirilerin olduğu kısımlar başlı başına bir eleştiri yazısı olarak değerlendirilebilir. Kitabın türüne takılmaksızın, içindeki karakterlerle özdeşleşmeden ama her birinin haletiruhiyesini tam olarak hissederek başından sonuna insanı ama tam manasıyla insanı ve devinimlerini okuyabileceğiniz muhteşem bir eser.

Kitapla ve sevgiyle kalın...
1808 syf.
·34 günde
" Mutlu olmak için, mutlu olabilme ihtiyacına inanmak gerek! " der, Tolstoy.
Peki! O zaman hiç sordunuz mu, koşulları insanoğlunun tekelinde olmadığı halde, neden yaşanır savaşlar? Dökülen onlarca kan ve gözyaşına rağmen...

Şan mı yada şöhret elde etme payesi mi? Yoksa geçici bir heves uğruna mı, yaşanır bütün bu acılar! Yoksa devletin başında bulunan bireylerin, halkın iyiliği adı altında maskeleyerek, halka sundukları zorunlu bir yaptırım mı?

Savaş insanoğlunun kendi elleriyle yarattığı en büyük yıkımdır. Kaybedilecek onlarca can ve mal kaybına rağmen...

Tolstoy eserin de tarihi verilere göre, yedi yıl arayla gerçekleşmiş olan, Austerlitz ve Boradino savaşlarına bir yazar olarak tepkisini dile getirmiş. Savaş betimlerinden ziyade göze çarpan, zengin karakter tahlilleri. Eser de mujik diye adlandırılan sıradan halkın içinden çıkan karakterlere yer verilse de, yoğunluklu olarak işlenen karakterler prens ve prensesler.

Tarihi verilerin her zaman doğruyu olduğu gibi yansıtmadığını, aksine olması istenildiği gibi aktarıldığını Harbiyeli Rostov adlı karakterin diliyle aktarmış okura. Gerçekleşen savaşların müsebbibi olan, Napolyon'un bazı tarihçilere göre kahraman, bazılarına göre de sonradan görme olduğuna dem vurmuş.

Piyer adlı karakterle tanrısal inancı sorgulamış ve biz okurların da sorgulamasına vesile olmuş. İnsanoğlunun bazı anlarda çatırdayıp, çöktüğü ruhi bunalım sürecini Tanrı'ya olan inancıyla üstesinden gelebileceğine değinmiş. Burada ki betimlemeler bana, tıpkı Karamazov Kardeşler'deki Staretz ve Alyoşa arasında geçen diyalogları anımsattı.

Tolstoy Prens Andrey adlı karakterin dilinden de, yaşamın ve varlığının anlamını, aşkın var olduğunu hissettiğini ama yaşamadığı için anlayamadığına atıfta bulunmuş. Aslında kurguladığı her karakter üzerinden hakikate değinmiş.

Hayatta her zaman bazı aksiliklerle karşılaşılabilir. Önemli olan sağlam bir irade ile bu aksiliklerin üzerinden, yara almadan gelebilmektir. Hayatın ve sevdiklerimizin değerlerini anlamak ve kıymetlerini bilmek adına...
Değerli okur arkadaşlarım, Tolstoy'un akıcı bir kalem ile yazmış olduğu, yaşama dair bir çok soru işaretlerine cevap bulacağınız eseri mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
1808 syf.
Sevgi, mutluluk, dostluk, acı,ölüm, korku vatanseverlik duyguları; tarih, politika, felsefe, savaş stratejisi kahramanlık ve tarihsel kişilikler...

Savaş ve Barış 1865 ile 1869 yılları arasında Tolstoy'un Napolyon savaşları esnasındaki Rusya'yı ve bir çok kişiyi arka plan seçerek anlattığı bir hikayedir. 

Tolstoy yer yer savaşın neden çıktığı olgusuna yönelerek savaşın tek bir kişinin iradesina bağlı olarak çıkmadığını birden fazla nedenin bir araya gelerek ortaya çıkardığını anlatmış ve " Olay, yalnız ve yalnız, olması gerektiği için meydana gelmiştir.” sözünü de özellikle vurgulamıştır.

*Bu insanları ev yakmaya, kendisi gibi olanı öldürmeye ne zorladı?
*Bu olayların nedeni neydi?
*Hangi kuvvet insanları bu şekilde davranmaya zorladı?
(Sahi neydi bizi bunlara zorlayan ?)



Tolstoy bir yandan Napolyon ile olan savaşı anlatırken bir yandan da karakterlerin kendi aralarındaki savaşı anlatmaktadır. 600 civarında yan karakter, 10 kadar da ana karakter içermektedir. Karakter çoğunluğundan dolayı başta zorlasa da yavaş yavaş karakter analizleriyle okuru kendine çeker. Karakterler Fransız kültürüyle yetişmiş soylulardır. Kuşkusuz beni en çok etkileyen General Kutuzov ve Piyer oldu, kitabın önde gelen bu iki kahramanı tamamen gerçek bir kişiliktir. Aynı zamanda bazı eleştirmenlere göre piyer Tolstoy'u yansitmaktadir.



“Okurken -hiç abartmıyorum-kahramanlarının etleriyle, kemikleriyle yanınızda hissedersiniz… Sahte bir alçakgönüllülük göstermek istemiyorum. Bu eser, İlyada gibi bir şeydir.”
Maksim Gorki


Keyifli okumalar...
1808 syf.
·36 günde
1869 yılında yayınlanan, edebiyatçılar tarafından oluşturulan çoğu listede gelmiş geçmiş en iyi romanlarda zirvede olan bir baş yapıt. Война и мир

Duymayanınız, bilmeyeneniz yoktur ama okumayananız çoktur. Neden? Çünkü 1800 sayfa. O sebeple çoğu kişi içeriğini tam bilmez. İşte savaşı falan anlatıyor denir. Ben dilim döndüğünce, klavyem yazdığınca anlatayım bari birazcık malumatınız olsun.
Kitap genel olarak tarihi kurgu roman olarak adlandırılabilir. Ama bu sınıflandırma eksik olacaktır. Evet tarih var "Para,para,para" sözüyle bildiğimiz imparator Napolyon'un Fransa'sı ile Rusya arasında 1800'lü yılların başındaki savaşı anlatır. Ana konusu tarihi bir gerçek olmakla beraber karakterler ve yazarın kattığı olaylar nedeniyle kurgu diyoruz. Ama aynı zamanda toplum psikolojisini, toplumsal olayları anlatan bir kitap olduğundan bence bir sosyoloji kitabı olarakta görülebilir. Zira Tolstoy ile Dostoyevski bu noktada ayrılıyor. Tolstoy, Dostoyevski'ye göre daha bir sosyolojinin önde olduğu eserler veriyor, Dostoyevski ise daha psikolojik derinlemesine karakter analizi olan eserler vermiştir. Kitabı oluşturan konu ışığında yazar, çok fazla da tarihin nasıl oluştuğu, liderlerin tarihe yön verip vermedikleri vs. gibi tarih üzerine konuşmalar ve aforizmalarda içeriyor. Sadece bu kitap içerisindeki tarih üzerine fikirlerinden ayrı bir tarih yorumu olan kitap çıkabilir o kadar yani. Yalnızca bu konuda değil, kitapta o kadar fazla ayrı olay, karakter var ki yalnız bir karakterin kısmını alıp ayrı bir roman da oluşturulabilir. Bunları kitabın ne kadar yoğun olduğunu anlatmak için söylüyorum.

Romanın içeriğine geçecek olursak, kitap kraliçe onuruna verilen bir davetle başlıyor, burası önemli çünkü bu bölümde yazar bize karakterleri tanıtmak istiyor. Zira bu davete romandaki başkarakterlerin hemen hemen çoğu katılıyor ki daha sonra hepsini bir arada neredeyse hiç görmüyoruz. Peki kim bu Tolstoy'un baş yapıta girme sansını verdiği karakterler. Esas oğlanımız Piyer, Prens Bezukof’un nikahsız bir kadından olma çocuğudur. Romanda en fazla git gellerini gördüğümüz karakter öncelikle, hem iç dünyasında hem düşünce ve kişilik yapısında hem de özel hayatında bir çok yol ayrımı ve değişiklik yaşadığını görüyoruz roman boyunca. Ve Bolkonsky ailesi; Prens Bolkonsky, oğlu Andrey (ki kendisi yardımcı erkek oyuncu olup beni en fazla etkileyen karakterlerden biri) ve kızı talihsiz Marya. Ve de romanın olmazsa olmazı Rostov ailesi; anne, baba Rostov, oğulları Nikolas (diğer yardımcı erkek karakter), ufak oğlan Peyta, kızları Vera, ve diğer kızları esas kızımız, ayran gönüllü Nataşa. Elen, Denisov, Doholov va falan filan bir sürü kişi. Roman Bolkonsky ve Rostov ailelerine üye olanların kişisel ilişkileri üzerine kurulu. Okuduğum kitap İş Bankası Kültür Yayınlarından Tansu Akgün tarafından Rusça aslından çevrilen 2 ciltlik bir kitap. Birinci ciltte Savaş kısmına pek girilemedi, daha çok bir aşk romanı gibiydi. Çok fazla sosyete hayatına girilmiş, karakterlerden ötürü ortam hep böyle. Fakat 2. Ciltte savaşı iliklerimize kadar hissediyoruz. Kahramanlarımızdan tabiki erkekler, peyderpey bazısı devamlı bu savaşa iştirak ettiler. Karakterler arasındaki değişen ilişkiler bu savaş ortamında şekilleniyor. Yani tamamen cephede geçen bir kitap olarak düşünmeyin. Mekan ve zaman olarakta çok geniş ve yoğun bir kitap. Moskova ve Petersburg başta olmak üzere çok fazla yer, şehir, konak vs. yerde geçiyor.

Peki ben 36 gün gibi uzun bir macera olan bu kitap okumasından ne anladım? Öncelikle çok uzun zamandan beridir okumayı isteyip bir türlü fırsat bulmadığım bir kitabı Tolstoy okuma etkinliği vesilesiyle okumuş olmanın verdiği rahatlık ve mutluluk. Konu olarak ise savaştan ziyade insanları, ilşkilerini ve toplumu anlattığını düşünüyorum. O yüzden farklı bir millet farklı bir çağda olsa savaş insanlarını, ilişkilerini, duygu ve düşüncelerini Tolstoy gibi usta bir yazardan öğrenip anlamanın kattığı bir şeyler var illaki. Velhasılı çok zor ama güzel bir okuma oldu. Ben her ne kadar zor ve kalın bir kitapta olsa özellikle çok kitap okuyan kendini kitapkurdu olarak tanımlayan 1000k sakinlerinin gelmiş geçmiş en iyi romanlardan gösterilen bu kitabı okumaları gerektiğini düşünüyorum.
1712 syf.
·53 günde·Beğendi·Puan vermedi
1800 sayfa. Yüzlerce karakter. Savaşlar, kavgalar, barışlar. Ve bittiğinde aklımda dönüp dolaşan sorular...

Ne kadarı ‘savaş’ ? Ne kadarı ‘barış’?

Kendi irademizi dayatmak adına giriştiğimiz güç eylemleri siyah ve beyaz bir çizgide mi gerçekleşir?
Savaş, içinde belirsizlik ve tesadüfler barındıran sisli bir hava mıdır? İçinde pek çok şeyin bedeli olan, kan ve acının bittiği noktada gelen barış da biraz gri değil midir? Gerçekte barış nedir?

Bir kişiyi öldürünce cinayet oluyor da, bin kişiyi öldürünce niye savaş diyoruz adına? Her savaş cinayet değil midir?
Peki, yurt savunması ne olacak? Yaşadığım toprağı, evimi, sevdiklerimi elimden almaya geleni buyur mu edeceğim? Ama ben hiç savaş olmasın istiyorum. Milyonlarca insan toplu olarak cinayet işleyince neden öldüren katil değildir?

Bu sorulara net bir cevap bulamayan ben, galiba gözünü kırpmadan birbirini öldürenlerin yaşadığı bu gezegene ait değilim.

Uzun bir okumaydı. İşin içinde tarih olunca okumanın seyri de değişti. Kendimi tarihî bir konuda bilgi ararken buldum sık sık. Tolstoy yeterince aydınlatmamış mı? Elbette aydınlatmış. Tarihin en tantanalı savaşlarından birini, pek çok tarihî kişiliği arka plana alıp, mükemmel bir şekilde aktarmış. Eserde yalnızca bir savaş ve barış sürecine tanıklık etmedim. Tarihî karakterler ve diğerleri aracılığıyla, insanın kendi içinde verdiği savaşı Tolstoy’un gözünden gördüm. Rus Edebiyatı okumalarını ne kadar geri plana atsam da, bu eseri okumamak eksiklik olurdu.

Savaş, bitmeyen mücadele...

Aleksandr ile Napolyon arasında, Rusya ile Fransa arasında, güçlü ile güçsüz arasında, kadın ile erkek arasında, insan ve kendi benliği arasında...

İnsanlık tarihinde savaşsız geçen zamanlar yok denecek kadar az. Topla, tüfekle, kılıçla, biyolojik silahla; çağına göre en yıkıcı olan neyse onunla saldırmışız birbirimize.

Niye?

Tolstoy, insanların savaşa girmesi için yalnızca yönetenlerin iradesinin yetmeyeceğini, savaşların başlamasında pek çok etmenin bir araya gelip süreci yönlendirdiğini çok güzel bir anlatımla ifade etmiş. Kitapta önümüze serilen birçok tezatlık içinde, bunu da eksik bırakmamış. “Çar, tarihin kölesidir.” derken, en üst makamlarda oturanların en zayıf iradeye sahip olabileceklerine dikkat çekmiş. Zaten o “Grand” Napolyon bile, zaferin tam ortasında kendini efendi değil de bir köle gibi hissederek ümitsizliğe kapılmıştır.

Eserin diğer penceresinden, Tolstoy çağının sosyal gerçekliğini ve bozuk yönlerini bir sosyolog bakışıyla göstermiştir bize. Olay örgüsüne dahil ettiği kahramanlara bu anlamda önemli görevler yüklemiş. Rus aristokratlarının savaş sırasında bile değişmeyen çıkar ilişkilerini, elde ettikleri konuma göre değişen ahlak yapılarını sorgularken, okuyucuya da bu tip insanı sorgulatmıştır. Rus insanının güvenilir, sade ve güçlü tarafını gerçek bir kişi olan Kutuzov karakterinde karşımıza çıkarmış, kişisel hedeflerine ulaşmak uğruna neredeyse tüm değerleri hiçe sayan Napolyon karşısında yine bir tezatlık örneği vermiştir. Eser boyunca birçok karakter üzerinden hayatın anlamını sorgulamış, insanın geçtiği süreçlerden sonra ne kadar değişebileceğini göstermiştir.

Böyle bir eser üzerine yazacak daha çok şey var ancak, son olarak şunu ekleyip yazımı bitirmek istiyorum:

Kendi askerleri Fransız ordusuyla savaşırken, Rus aristokratlarının hâlâ Fransızca konuşmaya devam etmeleri, belki de savaşın görünmeyen en gerçek nedeniydi.
1808 syf.
·79 günde·5/10 puan
.

Yalın tarih kitaplarını pek sevmemekle beraber, tarihi yalnızca okuyarak değil dinleyerek de anlamayı seviyorum. Bazı noktaları tek seferde okuyup anlayabileceğiniz şeyler değildir. Onun için tekrar etmezseniz ya bir kısmını ya da tamamını unutur gidersiniz. Savaş ve Barış da bir tarih romanıdır fakat yalnızca "tarih" kavramına indirgeyemezsiniz. Dönemin tarih bilgilerini tarih kitaplarından ya da en basiti internetten de öğrenebilirdim. O halde neden bin küsür sayfayı okumak için aylarca uğraştım?

Yalın tarih kitapları ( Kurgu içermeyen) size yalnızca tarihi anlatır fakat atladığı bir şeyler vardır. Bunlar da insanlar... İşte Savaş ve Barış bu noktada diğer tarih temalı kitaplardan ayrılıyor. Dönemin şartlarının «insan» üzerindeki etkileri, ayreten savaşın ve beraberinde getirdiği zorlukların insanlar üzerindeki etkileri, insanların anlam arayışları, bazılarının boşlukta kayboluşları ( boş yaşayışları) , dönemin ailevi, kültürel, sosyal ve siyasi yapısı... Ve bunun gibi aklınıza gelebilecek bir çok şeyi Savaş ve Barış'ta bulacaksınız. Onun haricinde büyük bir dünya turuna çıkmışsınız gibi hissedecek ve Rus kültürüne dair birçok bilgi elde edeceksiniz.

Ama, ama, ama... Ne umdu, ne buldu gözlerim?

Savaş ve Barış'ın iki cildine ulaşabilmem ancak altı ayı buldu. Okumaya cesaret etmem ise en az dört ay... Okuma süreci ise en az iki buçuk ay... İlk dikkatimi çeken kitabın kalınlığı olmuştu. Sırf bu yüzden okumak istedim ama yanılmışım.
Az önce anlattıklarıma göre, kitabı çok övüp, herkese tavsiye etmem gerekirdi. Fakat şimdi herkese değil, istikrarı ve ciddi anlamda sabrı olan insanlara öneriyorum. Halbuki Tolstoy'un dili biraz daha yalın ve anlaşılırdır. Ne yazık ki Savaş ve Barış'ta, Tolstoy'un bu özelliği pek de işe yaramadı. Kitabın teması, içeriği, anlatılan her şey a'dan z'ye insan üzerine kurulu ve bu yüzden bireye fazlaca şeyler katacak fakat 1800 sayfada kaybolup gidiyorsunuz. Labirentin içinden bir türlü çıkamıyorsunuz. Her 50 sayfada bir konu bütünlüğü dağılıyor hissine kapılıp okumak istemiyorsunuz. Size kitabı okutturan tek şey, kitaptaki karakterlerin sonunu merak etmek oluyor. Fakat Savaş ve Barış, karakterlerin sonunu görmek için okunacak bir kitap değil. Bunu sayfa sayısından anlıyoruz. Konu bütünlüğünü sağlamak için, daha sonra tek ciltlik özetlerden okumayı düşünüyorum Savaş ve Barış'ı. Sonuçta bir dünya klasiği ve gerçekten önemli bir yapıt olarak görüyorum, her ne kadar zor bir kitap olsa da...

Onun haricinde kitapta en çok hoşuma giden kısım, insanların anlam arayışları oldu. Sanki hepsi boşlukta savruluyorlar ve tutunacak bir dal arıyorlar gibiydi. Kimisi çareyi dinde, kimisi içkide, kimisi kumarda, kimisi kadınlarda, kimisi de "Savaşta ve Barışta" aradı çareyi. Halbuki çare kalplerindeki merhamette gizliydi...

Velhasıl kelam, Savaş ve Barış okunmalı fakat herkese iki cildi öneremem. Çok zorlu bir süreçti ve biraz pişman oldum diyebilirim. Tek ciltlik özetleri tercih edebilir, ya da önce özet okuyup daha sonra iki cilt okuyabilirsiniz.

Son olarak, puan vermekte bir hayli zorlandım. Şimdilik iki cilt için beş yıldızlı kâfi görüyorum. Özet halinde okuduğumda belki yeni bir inceleme ve yeni bir puanlama ile karşınızda olurum. Şimdiden kolay gelsin diyorum ve keyifli okumalar...
1823 syf.
·Beğendi
-Salut les amis-

Şaşırdınız mı?
Savaş ve Barış'ın büyük bir bölümünün Fransızca yazıldığını duyunca belki de o kadar şaşırmayacaksınız.

Eseri epub olarak okuduğumu öncelikle belirtmek istiyorum. Kitabın birinci bölümünü İletişim yayınlarından, ikinci bölümünü de Can yayınlarından okudum. Aradaki fark; yazım stiline, okuma rahatlığına, hatta en çok sevdiğim karakterlerden biri olan r katili Denisov'un (Can yayınlarında sizden benden düzgün konuşabiliyordu) konuşma şekline kadar farklılıklar gösteriyordu. Bu sebeplerden ötürü ben iletişim yayınlarından okuduğum kısmı daha çok sevdim diyebilirim.

Kitabın ilk paragrafı Fransızca bir yazıyla başlıyor. Kendimizi Rus asillerinin bulunduğu bir davette buluyoruz. Zamanın soyluları arasında Fransızca'nın bir asalet göstergesi olduğunu daha ilk satırlardan Tolstoy bize aktarıyor. Kısa bir süre sonra Napoléon ile girişilen savaş sonrasında balolarda Fransızca konuşmak para cezasına çarptırılmanıza sebep olacak duruma kadar geliyor. Ama alışmış kudurmuştan beterdir misali kitap boyunca konuşulmaya da devam ediliyor.

Tolstoy, Napoléon'u ve Fransızlarla yapılan savaşı sanki oradaymışsınız gibi bazen bir subayın bazen de bir generalin konuşmalarından sadece okutturmuyor, adeta yaşatıyor.

Kitap da Rostov'lar, Behuzov ve Bolonski'ler olmak üzere üç aile yaşantısı üzerinden savaşı, aşkı, dostluğu, nefreti, dinsel ve ruhsal arayışları yani kısacası dönemin insanlarını, kültürlerini analiz edebiliyorsunuz.

Yazar bana göre; Rus-Fransız savaşına neden olan sebepleri, savaş sırasında yapılan hataları, kendi meslekdaşları ve Çar tarafından günah keçisi ilân edilen general Kutuzov'u bile bambaşka bir perspektifle bize anlatabilmiş. Tarihçileri sınıflandırdığı, kimin doğru kimin yanlı bir yol izlediğini belirttiği kısımlar gerçekten yaptığı tespitlerle göz dolduracak cinstendi. Söylenecek çok şey var ama daha fazla uzatmak istemiyorum. Tek söyleyebileceğim bu kitabın dünya klasiklerine girmeyi sonuna kadar hak ettiğidir.

Keyifli okumalar.
1808 syf.
·37 günde·Beğendi·10/10 puan
Koskoca TOLSTOY ve mükemmel kitabını yorumlamak.....Bu roman sizi çok insani bir duyguyla sınıyor, hayatta kalma güdüsüyle. Dünyevi dertleri bir kenara bıraktıran ölüm hissiyle, elindeki ve etrafındaki her şeyi kaybetme korkusuyla. Ve bu korkuyla yüzleştiğinde, insanın içinden çıkan insanlıkla. Bu kitap vahşet ve kana bulanmış savaş alanlarıyla dolu. Ama aynı zamanda belki de edebiyat dünyasında karşılaşabileceğiniz en üstün mutluluk anlarıyla da: Prens Andrei’nin çatışma alanında yere yığılmış halde yatarken gökyüzüne bakıp evrenin muazzam enginliğine ilk kez tanıklık edişi. Ya da Natasha’nın etrafta kimse yokmuşçasına dans edip şarkı söylemesi. Tolstoy’un bu muazzam romanda bize gösterdiği dünya, hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı gizemli bir yer. “Bugünün trajedisi, yarının zaferini hazırlar”: En sevdiği kitabın Savaş ve Barış olduğunu söyleyen Nelson Mendela’nın da kitaptan aldığı ilham bu, kendi sıkıntılı zamanlarımızda bile ilhamla dolmak ve huzurlu hissetmek.  Çünkü bu romandaki karakterlerin yaşantıları ve başlarından geçenlere, değişimlerine, sınandıkları duygulara bir bir şahit olmak, size hayatın yaşadığınız yerden ve hissettiklerinizden ibaret olmadığını hatırlatacak.
2131 syf.
·32 günde·Puan vermedi
Yaklaşık bir ay süren savaş ve barış mecaramın az önce sonuna geldim. Burada sizlere bu dev eseri incelemenin, efendim şurası şöyleydi burası böyleydi demenin haddim olmadığını düşünerek kısaca sadece bana hissettirdiklerini paylaşmak istedim.

Kitaba başlamadan önce ufak bir araştırma yapıp, okuyanların yorumlarından dolayı biraz korkarak başladım kitaba. O yüzden okumayanlarınız için biraz yüreklendirici olacağını düşünüyorum yazacaklarımın.

Kitapta çok fazla karakter olduğu en çok dert yanılan konulardan biriydi. Evet çok fazla karakter var ama zaten önemli olan karakterler ilerledikçe kendini belli ediyor ve kitap zaten onların etrafında dönüyor, bu konuda rahat olun.

İkincisi, Rusya ve Fransa arasındaki savaşı anlatması ve Rusların günlük hayatlarında sürekli Fransızca konuşması dipnotlarda sürekli Fransızca dan çevirileri karşımıza çıkarıyor ama bu da gözünüzü korkutmasın bir süre sonra alışıyorsunuz.

Ben Dostoyevski hayranı olarak Tolstoy a biraz mesafeliydim ama gerçekten zevkle okuduğum klasikler arasında baş köşeye oturdu Savaş ve Barış.

Prensler, prensesler, soylular, mujikler, aralarındaki ilişkiler, olay örgüsü harika ilerliyor. Hele savaş bölümleri gerçekten içinde hissettirdi. Okurken sanki o savaş meydanındaydım, sağıma soluma bakarak olayları izliyordum ve böyle bir anlatım karşısında saygıyla eğiliyorum.

Kısaca, okumayanlara benim gibi okumaktan çekinenlere şiddetle tavsiyemdir.
"Niçin mi gidiyorum? Bilmem. Öyle gerekiyor, gidiyorum..."
Durdu...
"Gidiyorum, çünkü buradaki hayat bana göre bir hayat değil!"
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 109 - Can Yayınları V. Bölümün Sonu
"Sana da oluyor mu?" dedi.

"Artık hiçbir şey olmayacakmış, iyi olan her şey geçmişte kalmış gibi geliyor mu?"

"Sıkıldığın değil ama üzüldüğün oluyor mu?"
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 769 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 3.Basım (I.Cilt)
Sağlığım nasıl olabilir... duygusal olarak bu kadar acı çekerken? Bu devirde duyguları olan birinin iyi olabilmesi mümkün mü?
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 16 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, I. Cilt
"Sağlığım nasıl olabilir... duygusal olarak bu kadar acı çekerken? Bu devirde duyguları olan birinin iyi olabilmesi mümkün mü?"
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 16 - TÜRKİYE IŞ BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI,2010 HASAN ALI YÜCEL KLASIKLER DIZISI 7 BASIM, TEMUT 2019, ISTANBUL

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Savaş ve Barış
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
591
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054550265
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ihlamur Basın Yayın Dağıtım

Kitabı okuyanlar 10,9bin okur

  • Koray Çekik
  • özge
  • Gülşah Yavuz
  • Yağmur sözübek
  • Mahsun Caner
  • Kübra Damla
  • Savaş Kırbaş
  • Ömer Faruk Demez
  • Serkan Akçay
  • Ahmet ŞAHİN

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0 (1)
8
%0 (1)
7
%0.1 (3)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları