• ''Sanki sınav, bilgiyi ölçmek için değil zamanla yarışmak içindir. Sanki bildiğinizi kanıtlamanın yolu hızınızı göstermektir. Sanki öğrenmenin yolu stres yaşamaktır.''
    Abdullah Reha Nazlı
    Sayfa 242 - Kamer Yayınları
  • - Yalan olmayanları ölçmek istiyorum. Ne ile ölçeyim?
    - Yalan olanlarla.
    - Yalan nedir?
    - Doğru olmayan.
    - Doğru nedir?
    - Yalan olmayan.
  • Ama heyhat! Yerinden oynattığın toprak geri geliyor, kendi kendinden yeniden doğuyor, kanalların yıkılıyor, nehirler tarlalarını ve şehirlerini işgal ediyor, saraylarının taşları yerlerinden çıkıyor ve kendiliğinden düşüyor, taçlarının ve tahtlarının üstünde karıncalar koşturuyor, bütün filoların gelse, Okyanus'un sathında bir yağmur damlasından veya bir kuşun kanat çırpışından daha fazla iz bırakmayı başaramaz. Ve sen de çağların okyanusunun üstünde, geminin dalgaların üstünde bıraktığından daha fazla iz bırakmadan geçip gidiyorsun. Kendini büyük sanıyorsun çünkü dur durak bilmeden çalışıyorsun ama bu çalışma, zayıflığının bir göstergesi. Demek ki bütün bu gereksiz şeyleri alınterin pahasına öğrenmeye mahkumdun; doğmadan önce köleydin, ve yaşamadan önce bedbaht. Yıldızlara bakarken gururla gülümsüyorsun çünkü onlara isim verdin, mesafelerini ölçtün, sonsuzu ölçmek ve uzayı zihninin sınırları içine hapsetmek istermişsin gibi. Yanılıyorsun!
  • “Günlük yaşam içinde çok büyük bir sır vardır. Herkesin bunda bir payı bulunur ve herkes onu bilir , ama pek az kimse bu konuya kafa yorar. Çoğu kimse onu olduğu gibi benimser ve ona asla şaşırmaz. Bu büyük sır, zamandır. Onu ölçmek için saatler ve takvimler yapılmıştır ama bunlar hiçbir şey ifade etmez. Herkes çok iyi bilir ki bazen bir saatlik süre insana ömür kadar uzun gelirken, bazen de göz açıp kapayıncaya kadar geçip gider. Zamanın bu garip kısalığı ve uzunluğu, o saat içinde yaşanan olaylara bağlıdır. Çünkü zaman, yaşamın kendisidir. Ve yaşamın yeri yürektir.”

    Kitap çok şey anlatan dolu dolu bir kitap bence . Her şeye zamanımız yok diyoruz sanki zaman sevdiklerimizden kıymetliymiş gibi birer makineye dönüşüyoruz.
    Zamanla beslenen duman adamlar var ve bunlar insanları kandırıyor kitapta. Sevdikleri insanların gereksiz olduğunu zamanın değerli olduğunu söylüyorlar. İnsanlar çocuklarına bile zaman ayırmaz oluyor. Hepsi para kazanmaktan başka derdi olmayan ve bir saniye bile kaybetmemek için asla durmayan makinelere dönüşüyorlar. Momo hariç . Momo evsiz bir kız çocuğu. Momonun en önemli özelliği dinlemeyi bilmesi. Ama dinlemeyi bilen sıradan bir insan gibi değil. Hiç ağzını açmıyor dinlerken ama insanlar onun bakışlarından aradıkları çözümü , cevabı bulup mutlu ayrılıyor yanından. Keşke herkesin Momo su olsa . Eski bir tiyatro alanında yaşıyor. Kitap Momo’nun oraya yerleşmesi ve arkadaş edinmesi ile başlıyor. Daha sonra duman adamlar geliyor. Momo duman adamlarla tek başına savaşmak zorunda çünkü bir tek o kanmıyor onların boş vaatlerine. Kitapta ilginç bir karakter daha var. Sırtında yazı beliren bir kaplumbağa. Kaplumbağanın özelliği geleceği bilmesi . Konuşamıyor ama söylemek istedikleri sırtında yazı olarak beliriyor.
    Çok şey anlatıyor bu kitap. Günümüzde çoğu insan da böyle oluyor aslında . Herkes evden işe işten okula. Çoğu insan misafir çekemez oldu çocuklarına bile zaman ayırmayan insanlar var. Kitapta aileler çocuklarına daha fazla harçlık verip daha fazla oyuncak alıyordu. Yeterki benim zamanımı yemesin kendi halinde takılsın diyorlardı. Maalesef öyle. Bazı insanların işine geliyor oyuncağı eline verip odasına yollamak. Kitabın biryerinde şöyle diyordu “İnsanlar zamandan tasarruf ettikçe ,zaman azalıyor” aynen böyle . Zamandan tasarruf ettiğimizi sanarken ömrümüzü hızla tüketiyoruz. Oysa dolu dolu yaşasak hayatı sevdiklerimize zaman ayırarak. Daha çekilir bir şey olurdu bence hayat.
    Ayrıca kitapta bir bilmece vardı . Gelecek geçmiş ve şimdi . O bölümü çok sevdim .
    Doğru anladıysam kitaptaki bu hikayeler Michael Ende ye bir tren yolculuğu sırada enteresan bir insan tarafından anlatılmış. Kitabın son sözünde yazıyordu. Çok ilgimi çekti.
    Okumanızı tavsiye ederim çok şey katacak bir kitap.
  • Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği...

    Yaşamlarımızın her saniyesi sonsuz kere yineleniyorsa, İsa'nın çarmıha çivili olduğu gibi biz de sonsuzluğa çivilenmişiz demektir. Bu, insanı dehşete düşürecek bir olasılık. Sonsuza
    kadar yinelenme dünyasında her attığımız adıma dayanılmaz bir sorumluluğun ağırlığı gelir çöker. İşte Nietzsche,
    Sonsuza Kadar Yinelenme düşüncesine bunun için yüklerin en ağırı demiştir (das schwerste Gewicht).
    Sonsuza Kadar Yinelenme yüklerin en ağırıysa, bizim yaşamlarımız
    bu ağırlığın karşısında göz kamaştırıcı bir hafiflik
    içinde belirmektedir.

    Ebru Ince sayesinde okumuş oldum teşekkürler ablacığım :)

    Tomas ve Tereza'nın hayatlarının akışını değiştiren 6 rastlantı. Hiç birimiz belki farkında değiliz hayatın bizler için neler hazırladığının...

    Tomas hep bir merhamet duygusu için de baktı Tereza ya farklı bedenler farklı işler ne aradığını bilmeyen bir ruh halinde..(Tomas seni hiç sevmediğimi bil )

    Tereza annesine benzemekten korkan bir kadın ...
    Sevdiği erkeğin aldatmalarına sadece kaybetme korkusu yüzden katlanması, peki sevgi yada aşk fedakarlık mıdır? Benim kafamı çok kurcaladı...

    Kitap da en çok beğendiğim bölüm; KARENİN'Nİ GÜLÜMSEYiŞİ kısmı... Hayvan sevgisini o kadar güzel anlatmış ki yazar bende hissederek okudum ve iyiki kitabı yarım bırakmamışım yoksa çok üzülürdüm...


    Tümüyle benliksiz bir aşktı bu; Tereza, Karenin'den bir şey istemiyordu; onu sevdi diye karşılığında, kendisini sevmesini bile beklemiyordu. Üstelik hiçbir zaman kendi kendine; insan çiftlerine yaşamı zehir eden soruları da sormamıştı:
    Beni seviyor mu? Benden daha çok sevdiği bir başkası var mı? Benim sevdiğimden daha çok seviyor mu beni? aşkı ölçmek,sınamak, denemek ve kurtarmak için aşka yönelttiğimiz
    bütün bu sorular belki de her şeyin yanısıra aşkı kısaltmaya da yarıyor. Belki de sevemememizin nedeni çok sevmek istememiz, yani karşımızdaki kişiden hiçbir istekte bulunmaksızın, ondan onunla birlikte olmaktan başka bir şey istemeksizin kendimizi ona verecek yerde ondan bir şey (aşk)
    talep etmemizdir.

    Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
  • Tıpkı bir zincir gibi en zayıf halkanız kadar zayıf olduğunuz söylendi sizlere. Bu sadece yarı hakikattir.

    Sizler aynı zamanda en güçlü halkanız kadar güçlüsünüz. Ölçmek sizi en küçük ediminizle, okyanusun gücünü köpüklerinin zayıflığıyla değerlendirmek demektir.
  • Beni seviyor mu? Benden daha çok sevdiği bir başkası var mı? Benim sevdiğimden daha çok seviyor mu beni? aşkı ölçmek, sınamak, denemek ve kurtarmak için aşka yönelttiğimiz bütün bu sorular belki de her şeyin yanısıra aşkı kısaltmaya da yarıyor. Belki de sevemememizin nedeni çok sevmek istememiz, yani karşımızdaki kişiden hiçbir istekte bulunmaksızın, ondan onunla birlikte olmaktan başka bir şey istemeksizin kendimizi ona verecek yerde ondan bir şey (aşk) talep etmemizdir.