• Ben uzun uzadıya ilerisini düşünen aklı denedim. Bundan böyle divaneliğe vuracağım!
  • Yeni şehirler, yeni şiirler yazdırabilir mi yorgun yüreklere,
    ezilmiş ruhları bir nefeste diriltebilir mi yeniden,
    uzun uzadıya geçtiği yollar, nerelerden geldiğini unutturabilir mi insana,
    herkesin sevdiği şehirlerden nefret edenlere, can olur mu terk edilmiş kıyılar?

    Epeydir hiç nefes almıyormuşum. "Boşversene, sevildiği yere gidecek işte!" demiş, beni sevmesini beklediğim biri. Çıkıp bir avazda gelmişim, bilmediğim bir şehre. Bir cesaret. Benden hiç beklenmeyecek şekilde. Önümde bütün ihtişamıyla duran bir dağa bakıp, küçücük hissediyorum kendimi. Böyle küçücük hissetmeyeli o kadar uzun zaman olmuş ki. Sonunu göremediğimden nefesimi kesen Karadeniz'e bakıp, iç çekiyorum. O hummalı kalabalıklardan yorulmuş yüreğimi dinlendiriyorum sessizlikte. Unutuyorum. Hatırladıklarımı da, hatırlamadıklarımı da. Suretler siliniyor. Tekdüze sesler kesiliyor kulağımdaki, aklımı kaybetmekten uzaklaşıyorum.

    Yaşam yeniden fısıldıyor uzun zamandır ilk defa kulağıma, derin bir nefes al. Mecburiyetten değil, isteyerek.


    210219/T
  • "Çizimlerin her bir ayrıntısını uzun uzadıya inceledi, birkaç kez koklayıp yokladı, bir süre öyle durup göz ucuyla gözledi, sonra birden bacağını kaldırıp çizimlerin üstüne işedi ve tek bir söz söylemeden çıktı gitti."
    George Orwell
    Sayfa 64 - Napoléon
  • Ivan ilyiçin ölümü isimli eseri yazan bir adam, ölüm olgusunu uzun uzadıya düşünmeden böyle bir eseri ortaya koyamazdı... yazarın son sözleri de ilginçtir
    " peki ya köylüler...köylüler nasıl ölür?"
  • .


    Merhabalar yeniden...

    Nihayet Antep olarak bir türlü gerçekleşmeyen 3. Buluşmamızı bu hafta sonu gerçekleştirmeyi ümit ediyoruz. Uzun süredir 3. Buluşma için karar alınmıştı ama değerli okurların yoğunluğundan dolayı bir türlü bir araya gelmek nasip olmadı. Bu hafta sonu bir aksilik çıkmazsa eğer, iletişim halinde olduğumuz okurlarla bir arada olup kitaplar, karakterleri ve okurların etkilenmiş olduğu kitaplar üstüne uzun uzadıya muhabbet etmeyi can-ı gönülden isteriz.

    Buluşma yerimiz: Kahve Tiryakisi

    Buluşma tarihmiz: 24.02.2019 (Pazar)

    Buluşma saatimiz: Öğleden sonra 14:00

    Bir aksilik olmazsa katılacak olanlar:

    1) Sunflower
    2) mündemiç
    3) Esngl
    4) Zeynep Yıldız
    5) Zamanın Zeynebi
    6) MAHMUT AKINCI
    7) İSA TOPTAŞ
    8) Okuma Delisi / Emir
    9) Mehmet Kervancı
    10) İsmet demirel
    11) Rigor Mortis (Yusuf Kiraz)
    12) ?

    Not: Bu buluşma için bir kitap belirlenmedi. Herkes okuduğu son kitabı beraberinde getirip, kitap üzerine yorum getirebilir. Bir sonraki buluşma için bir kitap, buluşma günü herkesin katılımı sonrası belirlenecektir.
  • 168 syf.
    ·9/10
    Her ne kadar otomatik portakal üzerine sayfalarca yazılabilecek bir eser olsa da; huyum itibarı ile uzun uzadıya yazamam pek. hayran olunası bir toplum eleştirisi, metaforlar üzerinden yapılan göndermeler ve zaman zaman durup aynaya bakma ihtiyacı hissettiren (mecaz değil gerçek ayna) başyapıtlardan biri bence.. Malcolm McDowell'ın muhteşem performansı ile de sinemalaştırılmış ölümsüz sanat eseri
  • 170 syf.
    ·3 günde·8/10
    Go nasıl bir oyundur derseniz, en güzel açıklama şu alıntıda yatıyor bence:

    "Bir go oyuncusu tahta üzerinde gerçek hayatı yaşar. Yapılmış hamleler anılar gibidir, hatalar değiştirilemez ve oyun boyunca ayağınıza bağ olur. Hamleler yaşanan andır; acı çekersiniz, mutlu olur ve hayatta kalabilmek ya da rakibi yok edebilmek için çalışırsınız. Gelecek ise düşündüğünüz hamlelerdir.”

    Bu alıntıya ek olarak go oyunun stratejik özelliğinin yanında sanatsal bir yanının olduğu da şu cümlelerle güzel özetlenmiş:

    "Bilgisayarlar iyi go oynayamazlar. Çünkü, bilgisayar tasarlanmış olarak, bilgiyi çok hızlı işlerler ama hissetmezler. Go oyununun sanatsal yanı olduğunu düşününce, sanatın programı yapılamayacağından bir gün bilgisayar go oynayabilse de güzel bir oyun çıkartamayacaktır."

    Kawabata gibi minimalist yazarları okumak bana her zaman çok zor gelmiştir. Özellikle Kawabata okurken bir yandan sürekli eksik bir şeylerin kaldığını, bir şeyi kaçırdığımı sezerim. Bu yüzden bu yazarı çok iyi anladığımı ve kitaplarından keyif aldığımı söyleyemem. Tüm kitapları içinde tek istisna kitabı “Go Ustası”. Siz de benim gibi düşünüyorsanız bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Yazar bu kitabı için roman kelimesini kullanmıyor. Romanına şosetsu diyor. Bu kelime Japoncada romandan biraz daha esnek, cömert ve özgür bir anlatımı ifade eden roman türünü ifade eder. Bizdeki karşılığı belki otobiyografi olabilir ama bu kitap otobiyografik özelliğini sonuna kadar taşımıyor. Burada olaylar biraz daha süslenmiş, biraz daha renklendirilmiş ama gerçeklik ilkesi göz ardı edilmeden daha çok birinin kendi için tuttuğu bir çeşit anı kitabına benzemektedir. Kısacası biz buna anı-roman diyelim gitsin.

    Roman, kendi içinde her ne kadar kurgusal öğeler barındırsa da tarihi bir olaya dayanmaktadır. Bu tarihi olay Japonların en büyük go ustası 8. Kuşaktan Honnimbo Shusai ile ona meydan okuyan 7.kuşaktan genç Otake arasında oynanan bir oyundur. İkili arasında 1938’de başlayan oyun farklı yerlerde oynanarak yaklaşık bir yıl kadar sürer ve oyun bittikten kısa bir süre sonra ustanın ölmesi hem go geleneğinde hem Japon kültüründe artık bir dönemin bittiğini, yeni bir dönemin başladığının sinyallerini verir.

    Peki kitabı okumak için go bilmek gerekli mi? Gerekli değil, ama bilirseniz yazarın müsabakadan seçtiği ve kitabına dahil ettiği kareler sayesinde belki oyunun ruhunu ya da tarafların yaptığı hamlelerden onların içinde bulundukları ruh halini daha iyi anlayabilir, analiz edebilirsiniz.

    Oyun ustanın son maçı olarak düşünülür ve bir Japon gazetesi sponsorluğu üstlenir ve Kawabata’yı bir muhabir olarak oyunu izlemeye gönderir. Yazarın görevi bu müsabakayı yakından izlemek ve gazeteye oyunla ilgili makaleler yazmaktır. Hikâye zaten gazeteci Uragami’nin bakış açısıyla okuyucuya aktarılıyor. Aslında muhabirimiz sadece gözlemci rolüyle yetinmiyor olayların gidişatına da dolaylı olarak müdahalelerde bulunuyor. Kendisi de ayrıca amatör bir Go oyuncusudur ve müsabakanın ara verildiği günlerde vaktini ustayla go oynayarak geçirir.

    Ustanın sağlık durumu hiç iyi değildir, kalp sorunlarından ciddi şikâyetleri vardır. Zaten oyuna pek çok kez ustanın sağlık sebeplerinden dolayı ara verilir, hatta uzun süre bir hastanede kalmak zorunda kalır. Ustanın ileri yaşını getirdiği bu sorunlar belki Japon kültüründe bir geçişi simgelemektedir; eski göreneklerin, alışkanlıkların bittiğini bir habercisi olabilir.

    Usta’nın rakibi ise sabırsız bir oyuncu olmakla kalmaz, davranışları çoğunlukla çocukçadır. Ustanın sağlık sorunlarından dolayı oyunu defalarca bırakmak ister, kendisiyle sürekli bir çatışma halinde oyunu sürdürmeye çalışır. Oyunun vermiş olduğu fiziksel ve zihinsel gerginlik iki rakibe de farklı şekilde yansır. Usta sağlığını kaybederken, genç oyuncumuz tarifi zor bir acının içindedir. Oyunun son hamlesine kadar iki oyuncu da yenişemez.

    Uragami bize oyunu her ince ayrıntısına kadar uzun uzadıya anlatıyor: her oyuncu kaç dakika düşündü, neyi nereye oynadı, oyun hangi mekânlarda oynandı, oyuncuların beden dili bize neyi gösterdi… Bunları da öyle güzel anlatıyor ki sanki okur da oyunu izlemiş kadar oluyor. Uragami tüm bu işi arasında usta ile rakibi arasında bir köprü görevi üstlenir. Oyunun bitirilmesinde belki en büyük pay sahibi odur, iki tarafı da bir şekilde idare ederek oyunun devam etmesini sağlar. Bunlar dışında rakiplerin aile hayatına kadar pek çok şeyi de araştırarak ve okuyucuya ekstra bilgiler sunarak belki onlarla empati yapmamızı bizden istemektedir. Kim bilir?

    Netice itibarıyla yazarı Nobel’e götüren en önemli yapıtların başında bu kitap geliyor, benim de okuduğum kitapları arasında en beğendiği bu oldu ve eminim ki pek çok okurun da hoşuna gidecektir. Oyunu kimin kazandığını merak ediyorsanız bunu söylememeyi tercih ediyorum.


    Usta ve rakibini şu karede görebilirsiniz: https://senseis.xmp.net/?KawabatasMasterOfGo